ZİYARETÇİ DEFTERİ

ANASAYFA
NAMAZ VAKİTLERİ
TV'de Bugün
Yararlı Linkler
  • KURAN MEALLERİ
  • fatiha ümmet/cemaat şuurunu verir - fatihanın sırları 25

    25/9/2008 · Kategori: FATIHANIN SIRLARI

    Fatiha ümmet cemaat şuuru verir


    fatiha bize ümmet/biz/cemaat şuurunu verir
    Zira fatihayı okurken/okuturken BEN değil BİZ dedirtiliyor BİZE
    namazı yalnız da kılsak BİZ diyoruz
    BİZ yalnız sana kulluk eder
    BİZ yalnız senden yardım dileriz
    BİZİ doğru yola ilet

    Besairul Kuran tefsirinde Ali KÜÇÜK diyorki;

    5: “Ancak sana kulluk eder ve ancak yardımı sen­den dileriz.”

    Fâtiha’nın bu bölümünde Rabbimiz bizim yalnız olmadığımızı, bizim gibi inanan, bizim gibi düşünen bir İslâm ümmetinin üyesi oldu­ğumuz şuurunu veriyor bize. “Ancak sana ibâdet eder ve ancak sen­den yardım dileriz.” Dikkat ederseniz fiiller tekil değil, çoğuldur. Yâni “yalnız sana ibâdet ederim ve yalnız senden yardım beklerim” şek­linde tekil değil, “(BİZ) yalnız sana kulluk yaparız ve (BİZ) yalnız senden yardım bekleriz.” Biz tek başına namaz kılarken de böyle demek zorundayız. Ben yok, biz var. Bunun mânâsı şudur:

    “Ya Rabbi, tüm varlıklar, göklerde ve yerde ne varsa hepsi sana kulluk yapmaktadır. O varlıklardan birisi olarak ben de onla­rın arasına katılıp sana kulluk yapıyorum. Ama sadece ben değil, biz sana kulluk yapıyoruz” demektir bunun mânâsı. Yâni ben yalnız ken­dim O’na, O’nun istediği kulluğu, O’na lâyık kulluğu yapamaya­cağım için kendimi diğer mü’min kardeşlerimin ve tüm varlıkların içine kata­rak ancak sana kulluk yaparız diyorum. Duanın kabulü, ibâdetin ka­bulü için böyle demek daha güzeldir. “Ya Rabbi! Biliyo­rum ki şu benim ibâdetlerim sana lâyık değildir. Sana lâyık olarak yapılan ibâdetler ve dualar arasında benimkini de kabul buyur Al­lah’ım” demek daha uy­gundur. Bunu bize tarif buyuran Rabbimizdir. Eğer O böyle bir sûre indirerek bizi bilgilendirmemiş olsaydı bizim bunu kendi kendimize bilmemiz mümkün olmayacaktı.

    Bir de yine buradan anlıyoruz ki Rabbimiz; bizim cemaat olma­mızı iste­mektedir. “Ben” değil “biz” olmamızı istiyor.
    Fâtiha’da biz­den bu ko­nuda ahit alıyor
    ve
    bu ahitlerimize sâdık kalmamızı, bu ahitlerimizi sosyal hayatımızda gerçekleştirmemizi istiyor.
    Sûrenin bu bölü­münde bir taraftan bize bu konuda yol gösterirken, diğer taraftan da kendisine kendisinin istediği gibi kul olamayanları, Rablerini tanı­mayanları, Rablerini Rab kabul etmeyenleri uyarırken, bir diğer taraf­tan da onların da Rablerini Rab bilecekleri ve sadece O’na kulluk edecekleri âna kadar bizim tebliğ için onlara gitmemiz gerektiğini, bu uğurda her şeyimizi feda edecek biçimde çırpınmamız gerektiğini an­latmaktadır.

    - fatihanın sırları 24

    24/9/2008 · Kategori: FATIHANIN SIRLARI

    tek övülecek olanın (Allahın) övdüklerinin şuurunda olmak


    Besairul Kuran isimli tefsirinde müfessir Ali KÜÇÜK güzel bir yorum, güzel bir bakış açısı getiriyor HAMD kavramına

    Hamd kelimesinin bir anlamıda övmektir
    diyor ve buradan
    gerçekten övülmeye tek layık olanın övdüklerine
    geçiyor;

    çünkü ;
    biz bazen övülmeye layık olmayanlarıda övüyoruz,yanılarak,şaşarak
    fakat ;
    Allah sadece övülmesi gerekenleri övdüğü içinde övgüye layıktır


    ve müfessir diyorki;

    2- Hamd övmek, methetmek, senâ etmek demektir.
    Bu mânâda da övgü sadece Allah’a aittir.
    Bizler günde en az kırk defa namazlarımızda Rabbimize bu ahitte bulunuyoruz. Diyoruz ki;
    “Ya Rabbi! Hamdimiz, övgümüz, senâmız sadece sanadır.
    Sadece sana hamd eder, sadece seni överiz.”
    Tabi Allah’ı övmek demek O’nun za­tını övmekle beraber, aynı zaman O’nun övdüklerini de övmek de­mektir.
    Öyleyse biz namazlarımızda okuduğumuz bu âyetle günde en az kırk defa
    “Ya Rabbi, biz sadece seni överiz, sadece senin övdükle­rini överiz.
    Senin övüp beğenmediklerini asla övüp beğenmeyiz.
    Se­nin övüp beğenmediklerini asla sahiplenmeyiz” diyoruz.


    O halde, Rabbimize böyle bir ahitte bulunduğumuz namaz son­rası hayatımıza bir bakalım.
    Eğer günde kırk defa namazları­mız­da; “Ya Rabbi, biz sadece seni ve senin övdüklerini överiz” dediğimiz halde,
    namaz sonrası hayatımızda Allah’ın övmediklerini övmeye,
    Al­lah’ın övdüklerini de övmemeye kalkışırsak,
    bilelim ki bu halimizle Al­lah’a verdiğimiz bu sözü nakzederek
    O’nunla dalga geçmiş, O’na iftira etmiş oluruz
    Allah korusun.
    Meselâ Allah’ın övmediği bir evi, ev tefri­şini, Al­lah’ın övmediği bir sofrayı, Allah’ın övmediği bir kazanma har­cama düzenini, Allah’ın övmediği bir meslek seçimini, Allah’ın övme­diği bir alfabeyi, Allah’ın övmediği bir hukuk sistemini, Allah’ın övme­diği bir ekonomik anlayışı, Allah’ın övmediği bir eğitim sistemini, Al­lah’ın övmediği bir kılık kıyafet modelini, Allah’ın övmediği bir düğün modelini, hâsılı Allah’ın övmediği bir yaşam biçimini, bir ha­yat tarzını hamd etmeye, övmeye ve sahiplenmeye kalkışırsak Allah korusun günde kırk defa Rabbimize verdiğimiz sözümüzü bozuyor ve başkala­rını hamd ederek, başkalarının yasalarını, başkalarının ürünlerini öve­rek, kabullenerek şirk içine düşmüş oluyo­ruz.


    Demek ki bir şey övülecek, bir şey methedilecek, kabullenile­cek, sa­hiplenilecek ve hamd edilecekse unutmamalıyız ki o şey ancak Allah’la ilgisi kadarıyla övülecek ve hamd edilecektir.
    Yâni Allah’ın öv­düğü övülecek, övmediği de asla övülmeyecektir. Namazlarımızda bu sözü veriyoruz Rabbimize.
    Öyleyse şimdi bir bakın ha­yatınıza. Bir ba­kalım hayatımıza.
    Acaba namazlarımızda söz ver­diğimiz gibi sadece Allah’ı ve O’nun övdüklerini mi övüyoruz?
    Yoksa Allah’ın övmedikle­rini övmeye, hamd etmeye, sahiplen­meye mi çalışıyoruz?
    Yâni ya bi­zim namazlarımızda dediğimiz doğrudur, ya da namaz dışı hayatı­mızda yaptığımız doğrudur.
    Namazdaki söylediğimiz Rabbimizden ol­duğuna göre kesinlikle doğru olan o dur.
    Çünkü Rabbimizin bizden istediği o dur.


    Şimdi Allah için bir düşünelim.
    Namazlarımızda Allah’a ne söz veriyoruz ve kimleri ve neleri övüyoruz namaz sonrası hayatımızda?
    Meselâ bir adam ki, namaz kılmıyorsa, müslümanca bir hayat ya­şa­mıyorsa bu adamın durumu, konumu, makamı ne olursa olsun asla övülmesi mümkün değildir.
    Çünkü Allah’ın övmediğini bir mü’minin öv­mesi düşünülemez.
    Namazsız bir adam Allah’ın övmediği bir adamdır.
    Bir eğitim sistemi ki, temeli materya­lizme dayanıyor, Allah âyetlerinin kokusuna bile müsaade etmi­yorsa, Allah’ın övmediği böyle bir eğitim sistemini bir Müslümanın övmesi, hamd etmesi, yâni ona sahip çıkması, gerek kendisini, gerek ço­cuklarını böyle bir eğitimin kucağına teslim etmesi mümkün değildir. Bir kılık-kıyafet anlayışı ki, Allah onu övmüyor, bir Müslümanın bunu sahiplenmesi, bunu hamd etmesi kesinlikle mümkün değildir.
    Al­lah’ın övmediği bir gelinlik ki Sirilanka’dan getirtilmiş, dünyada eşi ve benzeri yok. Bir Müslümanın böyle bir gelinliği övmesi, sahip­lenmesi, giymesi mümkün değildir.
    Bir düğün ki onda din adına sadece mevlit okunmuş, bir Müslümanın bunu hamd etmesi, öv­mesi mümkün değildir.
    Bir sofra ki israflı, ya da haramlarla hazırlanmış ve onu Allah ve Resûlü övmemiş. Böyle bir sofrayı bir Müslümanın övmesi asla mümkün değildir.


    Tamam, sadece Allah’ın övdüklerini övecek, Allah’ın beğen­diklerini sahipleneceğiz, bunu anladık da acaba Allah’ın neleri ve kimleri övdüğünü nereden bileceğiz?
    Bizler Allah’ın övdüklerini Allah’ın kita­bından ve Rasulullah Efendimizin hayatından öğreniyoruz.
    Çünkü ke­sinlikle biliyo­ruz ki Allah’ın Resûlü Allah’ın övdüklerini övmüş ve mahza Allah’ın övdüğü bir hayatı yaşamıştır.
    Rabbimizin kitabı bunu tescil etmektedir.
    Öyleyse bir sofra ki Al­lah’ın Resûlü hayatı boyunca onun başına oturmamış, benimsememiş, hamd etmemiş. Şimdi böyle bir sofrayı mü’minin övmesi mümkün değildir.
    Me­selâ karşınızda iki sofra var. Birisinde etlisinden, sütlüsünden, tatlısından, Panama mu­zundan, anzer balına, geyik sütünden ceylan pastırmasına kadar ak­lınıza ne geliyorsa her şey var.
    İkinci bir sofra daha var ki sadece çorba, yahut tuz biber var. Hangisini översiniz bunların? Eğer birinci sofrayı över, ikincisini reddederse­niz Fâtiha’da Allah’a verdiğiniz sözü bozuyorsunuz demektir. Hamdi Allah’a mahsus kılmıyorsunuz, Allah’ı ve O’nun övdükle­rini övmüyorsunuz demektir.


    Allah korusun da bugün insanlar, namazlarında Allah’a ver­dikleri ahitlerini bozuyorlar.
    Allah ve Resûlünün övmediklerini övmeye, hamd etmeye çalışıyorlar.
    Allah’ın övmediği bir hukuku, Allah’ın öv­mediği bir siyasal yapıyı, Allah’ın övmediği bir yaşam biçimini, Allah’ın övmediği bir eğitim yapılanmasını, Allah’ın övmediği bir kılık kıyafet anlayışını, Allah’ın övmediği bir kazanma harcama usulünü övmeye ve sahiplenmeye çalışıyorlar.
    İmanı olan değil pa­rası olan övülüyor.
    Namazı olan değil villası olan övülüyor.
    Takvası güzel olan değil sesi güzel olan övülüyor.
    Ahlâkı olan değil mesleği ve şöhreti olanlar övü­lüyor.
    İlmi yüce olan değil arabası pahalı olanlar övülü­yor.
    Halbuki ke­sinlikle bilelim ki Allah’ın övdüklerini övmedikçe, Allah’ın övdüklerini sahiplenmedikçe hamdi Allah’a ait kılmış ola­mayız.
    Allah’ın övdüğü bir yaşam biçimini, Allah’ın övdüğü bir ha­yat tarzını övmedikçe, bile­lim ki Fâtiha’da Allah’a verdiğimiz bu ahdi nakzediyoruz, yok sayıyo­ruz demektir.

    Unutmayalım ki; Allah’ın övdüğü hayat tümüyle, Allah’ın söz sahibi olduğu bir hayattır.
    Allah’ın övdüğü hayat, her saniyesinde Al­lah’ın egemen olduğu bir hayattır. Allah’ın övdüğü hayat, Allah için yaşanan bir hayattır.
    Allah’ın övdüğü hayat, yaptırıcısı, belirle­yicisi Allah olan bir hayattır.
    Allah’ın övdüğü hayatta, dünyanın âhirete ter­cih edilmesi yoktur.
    Allah’ın övdüğü hayatta, dünya adına âhiretin ikinci plana atılması yoktur. Allah’ın övdüğü hayatta, dünya zevklerine gömülüp kulluğu terk etmek yoktur. Allah’ın öv­düğü hayatta, Allah’ın kitabından, Allah’ın hayat programından ha­bersiz bir şekilde heva ve hevesler istikâmetinde yuvarlanıp git­mek yoktur. Allah’ın övdüğü ha­yatta, ilim öğrenmek vardır, Kur’an ve sünneti tanımak ve hayatı on­larla düzenlemek vardır.
    Allah’ın övdüğü hayatta, Allah’ın arzularını her şeye tercih etmek vardır. Allah’ın övdüğü hayatta, az yemek, az uyumak, çok yorulmak, vahyi tanımak, hakkı insanlara tebliğ etmek ve bu uğurda çile çekmek vardır.
    Allah’ın övdüğü hayatta sürgün var­dır, sorgulanma vardır, hapis vardır, işkence vardır, maldan ve can­dan, eşten dosttan geçme vardır, kan vardır, şahâdet vardır.

    İşte böyle bir hayatı be­nimseyen, kabullenen, hamd eden kişi “Elhamdülillah” demeye hak kazanmış, hamdi Allah’a ait kılmış de­mektir.
    Allah’ı övmüş, Allah’ın övdüklerini övmüş demektir.
    Değilse bir kişi namazla­rında dilini kaybedecek kadar “Elhamdülillah” dese de, onun bu ifadesi boştur, yalandır, Allah’la dalga geçmedir.

    - fatihanın sırları 23

    23/9/2008 · Kategori: FATIHANIN SIRLARI

    FATİHADA TEBLİĞ METODU VERİLİR


    fatiha bize tebliğde (insanlara islamı anlatmada) kullanacağımız yöntemi veriyor, önce Allahın nimetlerini anlatmak, islamın güzel yönlerini anlatmak gerekiyor sonra din gününü hatırlatıp korkutmak uyarmak gerekiyor

    bu konuyu şifa tefsirinde müfessir Mahmut TOPBAŞ şöyle açıklıyor;

    Rahman ve Rahim olan Rabbimiz Allah'a hamd ediniz dedikten son­ra ceza gününün sahibi olduğunu hatırlatıyor.

    Bu sûre bize ayrıca İslâmda tebliğ metodunun nasıl olacağını da öğ­retir.

    Biz tağuttan önce Allah'ı, küfürden Önce İslâm'ı tanımalı ve tanıtma­lıyız. Sonra da tağutun ve küfrün mantığını ve nasıl yıkılacağını yine Kurân'dan öğrenmeliyiz.

    önce inanan inanmayan her­kese sevindirici müjdeleyici olacağız.
    Sonra inananları ayırıcı, iman kar­deşliği, sebebiyle kayırıcı fakat hep açıklayıcı, anlatıcı kurtuluşa davet edip felaketi gösterip uyarıcı olacağız.

    Bunlardan anlamayanlar için kor­kutucu sakmdıncı ifadeler kullanacağız.

    Su bir çok maddeyi yumuşatır. Ağaçların tepesine yükselir çiçek olur. Çiçekde koku olur ama demiri yumuşatamaz.

    Demir yumuşatılmak için ateşte yakılır örs üstünde çekiçle döğülür. Su verilir ise yarar hale getirilir.

    Bazı insanlar da güzellikten iyilikten, yumuşaklıktan anlamazlarsa onların karakterine uygun davranılır.

    fatiha ve karadağdaki beyaz taş - fatihanın sırları 22

    22/9/2008 · Kategori: FATIHANIN SIRLARI

    fatiha ve karadağdaki beyaz taş




    fatiha bize abeslik/çelişki içinde yaşayamayacağımızı kendimizi düzeltmezsek nihayetinde aleyhimize olmak üzere bu abesliğin/çelişkinin giderileceğini söylüyor.

    Kurtubi tefsirinde dalal kelimesinin anlamlarını verirken şöyle diyor
    "Aynı şekilde dağda bulunup da rengi dağın renginden farklı kaya parça­sı hakkında da denilir" .
    Şair şöyle demektedir:"Yahut bir dağdaki farklı renkten bir kaya parçası, fakat her ikisi de himaye edemedi."

    Kurtubinin tefsirinde dalal için verdiği bu anlamından yola çıkarsak fatiha bize şunu söylüyor;

    Sıratı müstakimde olan birisi dalalda olanların yoluna çıktığında hemen başkaları tarafından fark edilir, yada kendisi hemen başka bir yerlerde olduğunu farkeder.
    Yada dalal da olan birisi sıratı müstakimde olanların yoluna çıktığında hemen farkedilir, yada kendisi hemen başka bir yerlerde olduğunu farkeder.

    her iki taraftada bir rahatsızlık/huzursuzluk oluşur, taki birileri birine uyana kadar!...
    "sen onların dinine uymadıkça ne yahudiler ne hristiyanlar asla senden hoşnut olmazlar."(bakara120)


    karadağdaki beyaz taş gibi hissettiğimiz, etrafımızın farklı renklerdeki taşlarla çevrili hissettiğimiz yerlerden hemen uzaklaşmalıyız,
    yada hissetmemiz gereken yerlerden uzaklaşmalıyız neden böyle hissetmediğimizide sorgulayarak.
    yanlış bir ortamda yanlış konumlanmalar, yanlış ilişki yumakları kuranlar, yada hayatlarında garip kelimelerin birlikteliğini yaşayanlar
    islami+flört, islami+chat, islami+terör, islami+...?
    sadece bu abes/çelişkili durumdan kendi kınansa iyide yaptığı hareket islama/müslümanlara maledilecektir, Buna kimsenin hakkı yok!...

    Böylesi Allah ve resulünün kınadığı, hatta kendisinin de daha önceden gördüğünde, işittiğinde kınadığı sahnelerin içinde kendisini bulanlar, irkilmeli "gayril mağdubi aleyhim" deyip gazap olunanladan ve onların yolundan ayrılmalı, "sıratı müstakimdekilerin nimetlendirilenlerin ayette belirtildiği gibi bizimkilerin yoluna girmelidir.

    Onlarla bizimkiler ayrımını Fatihayı okurken yapamayanlar, Namazı ne dediğini bilmeden sarhoş sarhoş kıldığını sananlar, "bizi doğru yola ilet onların yoluna değil " lafzını düşünmeden/anlamadan/algılamadan ağızlarında yuvarlayıverenler, çok geçmeden hayatlarında da dualarında olduğu gibi bu ayrımı yitireceklerdir, biz ve onlar kavramını yitirdiklerinde ise onlara artık biz demeye başlayacaklar ve esfeli safiline yuvarlanacaklardır.



    bu kimseler karadağdaki beyaz taş olmaktan vazgeçmez iseler çok geçmeden gün vuracak, yağmur yağacak, yel esecek ve nihayet kendileride kırıntı/toz haline dönüşüp karadağa katılacak varlıkları yok olacaktır, yağmurla sürüklenecek, rüzgarla savrulup darmadağın olacaklardır, çünkü artık hadiselerin/dünyanın elinde oyuncak olacaktır, dahada fenası diğerlerine kötü örnek olarak düşmanlarının safına katılıp başkalarınıda kendi boğuldukları ve büyümesine katkıda bulundukları bataklığa çekeceklerdir.

    Kendilerini bir anlığına böyle bir halde hissedebilenler,
    henüz kulağı sağırlaşmamışsa ve aykırı sözleri/ni duyabiliyorsa ve henüz verilen öğütleri algılayabilir/alabilir durumda ise,
    gözleri kör edilenlerden olmamış ve geçmişten, gelecekten, bugünden kendine dışarıdan biri gibi bakabiliyorsa, (bu kim?, ben kimim?, ben neredeyim?, bu benmiyim? buna yada bana ne oluyor? diyebiliyorsa)
    kalbi mühürlenmemiş ve taşlaşmamış ve içinde bulunduğu halden rahatsız/huzursuz olabilir durumda ise, kalbi hala Allahı zikredebilir/hatırlayabilir durumda ise
    çok geç olmadan kendilerini fatihanın ışığında sorgulamalılar, durumlarından rahatsız olmalılar ve içinde bulundukları bu garip hali/ortamı/yaşamı terkedip sıratı müstakime geri dönmeliler, eğer rahatsız olması gerektiğini düşünüyorsa yada başkaları bunu söylüyorsa ve kendiside rahatsız olmuyorsa durumunu gözden geçirmeli içinde bulunduğu ortamı/hali Allah ve resulüne götürmeli, sıratı müstakimde olanların bu konumda neyapacaklarsa onu yapmalıdır.



    Kayıp beyaz taş aslında yalnız olduğunu/kaldığını anlayıp
    Bizsiz kaldığını görüp Bize dönmelidir, Bizden olmalıdır
    Biz yalnız sana kulluk eder
    Biz yalnız senden yardım dileriz
    Bizi sıratı müstakime hidayet eyle
    demeli; Hem Rabbini hem bizi bulmalıdır.

    Allahım bizi sıratı müstakime hidayet eyle, kendisine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğramış bulundukları ortamda sırıtanların/kötü örnek olanların yoluna değil AMİN!...

    fatiha bize çözelti/karışım olmayın diyor - fatihanın sırları 21

    22/9/2008 · Kategori: FATIHANIN SIRLARI

    fatiha bize çözelti/karışım olmayın diyor


    Kurtubi tefsirinde dalal kelimesinin anlamlarını verirken bir anlamınında kaybolmak olduğunu söylüyor ve anlamını şu cümleyle belirginleştiriyor "su süte karışıp kaybolduğunda denir" diyor.
    ve
    Yüce Allah'ın: Biz yer­de/arzda kaybolduğumuz vakit.." (es-Secde, 32-10) buyruğunda bu anlamı ifade et­mektedir.
    Yani biz ölüp de kaybolur ve toprak olsak da mı (diriltileceğiz)? demektir. yani ölüp toprak olup toprağa karışıp kaybolmaya da dalal deniyor



    Kurtubinin dalal kelimesine verdiği bu anlamdan yola çıkarsak fatiha bize şunu söylüyor;


    dalal kelimesi dönüşerek/benzeşerek kaybolmayı ifade ediyor, çünkü
    sütün içinde kaybolup süt haline geliyor.
    toprağın içinde kaybolup toprak haline geliyor.

    sadece dönüşerek kaybolma ile kalmıyor bir başka hadise vuku buluyor dalalda, sizi yok eden şeye katılıyorsunuz, düşmanınızın saflarına geçiyorsunuz ve sizde yok etmeye başlıyorsunuz (Allah korusun!...)



    Topluma dikkat edilmeli, arkadaş çevremizi edinirken dikkat edilmeli, işimizde- alışverişimizde içinde bulunduğumuz çoğunluğa dikkat edilmeli

    Zira çoğunluk azınlığı asimile ediyor, emiyor, içine çekiyor, karıştırıyor, kendi varlığında yok ediyor.
    Önce değerlerinizi yok ediyor, kimliğinizi, kişiliğinizi alıyor, su gibi şeffaflaştırıyor, öldürüyor, yok ediyor
    Şaşkınsınız!... bana ne oluyor diyorsunuz, kendinize bir kimlik arıyorsunuz.
    Çoğunluk/toplum sizi bırakmıyor, alışıyorsunuz, kanıksıyorsunuz.
    Ve nihayet çözülüyorsunuz çözelti haline geliyorsunuz.
    Sonra kendi değerlerini vererek, size yeni bir kimlik, kişilik verip kendi rengini,kokusunu,tadını veriyor,
    Var oldum sanıyorsunuz sadece, aslında yok oluyorsunuz!...
    Onlardan biri olup çıkıveriyorsunuz, dalalda olanlardan!...
    Yitiklerden oluyorsunuz, Kaybeden kaybolmuşlardan oluyorsunuz,
    Eskiden sizi tanıyanlar tanıyamıyorlar artık, Diyorlar ki bu o mu?
    Toplum sizi bir karışım haline getiriyor, kendiniz bile ne olduğunuzu anlayamıyorsunuz.

    Dalal kelimesi bu anlamıyla sapkın çoğunluğun içinde onlara benzeyerek onlardan ayrışamaz/ayrılamaz hale gelip kaybolmayı ifade ediyor.

    Üzüm üzüme baka baka kararır deyişinde olduğu gibi yavaş yavaş azar azar başlayan benzeşme nihayetinde zihin/gönül/fiil benzeşmesine kadar gidiyor ve kişi çoğunluğun içinde eriyor,çözülüyor,kayboluyor.

    Bu anlamı fatihadaki ayrım ile de uyuşuyor, bizi onların yoluna ilet derken bir topluluk seçiyoruz ve onların yoluna değil derken yine bir topluluğu reddediyoruz. ve fatiha burada bizi uyarıyor o halde diyor çevrene dikkat et arkadaşlarına dikkat et dostlarına dikkat et çünkü birbirinize benzeşirsiniz diyor ve doğru yolda olmayanlardan uzak durmamızı yoksa onlara benzeyerek onların arasında kaybolacağımız konusunda bizi uyarıyor.

    Allahım bizi sıratı müstakime hidayet eyle, gazaba uğramış çözülmüş-çözücülerin/ karışmış-karıştırıcıların/ ölmüş-öldürücülerin/ kaybolmuş-kaybedicilerin yoluna değil AMİN!...

    deredeki yassı silik kaydırak taşına benzersiniz diyor -fatihanı

    21/9/2008 · Kategori: FATIHANIN SIRLARI

    fatiha bize deredeki yassı silik kaydırak taşına benzersiniz diyor


    Kurtubi tefsirinde dalal kelimesinin anlamlarını açıklarken şöyle diyor
    " ve yine dalal kelimesi suyun vadide evirip çevirdiği dümdüz taş demek­tir."

    Kurtubinin tefsirinde dalal kelimesi için verdiği bu anlamdan yola çıkarsak fatiha bize şunları söylüyor;


    dünyaya dikkat edilmeli;
    dünya suyun yaptığı gibi kendisine dalanlara, kendisine uyanlara, kendisine kananlara kendi kanunlarını uyguluyor,
    deyim yerindeyse taş haline dönüştürüyor.
    İradesi elinden alınmış cansız varlıklara dönüştürüveriyor insanları,
    aynen birbirine benzeyen dümdüz taşlar haline getiriveriyor.
    gündemleri aynı, hırsları aynı, öfkeleri aynı, duruşları aynı, modası/modeli aynı, yedikleri içtikleri aynı, okudukları aynı,
    aynı şarkıları söyleyen aynı teraneleri mırıldayan insanlar oluşturuyor.
    sıradanlaşıveriyor insanlar,

    kaygısı dünya, umudu dünya, amacı dünya olan kişiler zaten sıradanlaşmak benzeşmek zorundalar çünkü tabiat kanunları sebep-sonuç ilişkileri bu insanların farklılıklarını yontarak dümdüz taş parçaları haline getiriyor,
    taş parçaları haline çünkü suyun akışına dünyanın kanunlarına uymaktan başka yapacak hiç bir şeyleri yok.

    Ancak dünyanın dışında ahiret gibi, maneviyat gibi, günah-sevap gibi, cennet-cehennem gibi, din günü gibi bir takım kaygıları umutları korkuları amaçları olanlar bu sıradanlaşmaktan kendilerini kurtarabilecek farklı girişimler eylemlerde bulunabileceklerdir.

    Hani o sahabeler hakkında söylenen söz gibi " siz onları görseydiniz deli sanırdınız"

    Ancak ve ancak;
    o kendilerine nimet verilenlerin yolunda olanlar, sıratı müstakimde olanlar dünyanın bu benzeştirerek/sıradanlaştırarak kişileri ve kişiliği yok etmesinden kaybolmaktan kurtulabilirler.

    Ve şimdi kendimizi sorgulama sırası
    Hangi konularda sıratı müstakimde gidenlere değilde dalalda olanlara benzeşiyoruz?
    Hangi konularda taşlaştık?
    Hangi konularda silinip düzleştirildik?
    Hangi konularda kalplerimiz taşlaştıda dalaldakilerle birbirimize benzeştik?
    Bu sorgulamalardan sonra farkımızı farkedip yada ne kadar farksızlaştığımızı farkedip düzleştiğimiz/silindiğimiz konularda kendimizi düzeltip kendimizi yeniden yazmak zorundayız,
    Yoksa!...
    Yoksa kaybolup gidenlerden olmamak işten bile değil!...

    Allahım bizi sıratı müstakime hidayet eyle , gazaba uğramış yassı-taşlaşmış/ silinmiş/ düzlenmiş/ kaybolmuşların yoluna değil. AMİN!...

    fatiha suresi bir ikazdır - fatihanın sırları 19

    18/9/2008 · Kategori: FATIHANIN SIRLARI

    FATİHA SURESİ BİR UYARIDIR
    fatiha suresi bize bir uyarıdır. Kendine gel!.. etrafına bir bak!... nerede yaşıyorsun? niçin yaşıyorsun? bu yaşadığın dünyayı kim yarattı? sen neden yaratıldın? nereye gideceksin? ne olacaksın? ne yapıyorsun? ne yapman lazım? sorularını sordurtan ve cevaplıyan bir ikazdır.

    bu konuyu Ömer Nasuhi BİLMEN tefsirinde şöyle açıklıyor;

    İşte Fatiha sûre-i celilesi, bizlere bu hususlardaki vazifelerimizi telkin ve ilham ediyor.
    Buyurulmuş oluyor ki: "Ey insanlar!, uyanınız, şu sonsuz kâinatın yaratıcısının büyüklüğünü düşününüz.
    O, ne büyük bir yaratıcıdır, ne muazzam bir besleyicidir.
    Bütün mahlukatı için ne kadar rahmet ve merhameti vardır.
    Bütün âlemlerin müstakil sahibi ve hâkimi yalnız odur.
    Artık -Yarabbi! yalnız sana ibâdet ederiz.
    Yalnız senden lütuf ve ihsan bekleriz diyerek kulluğumuzu arzederiz. Doğru yola gitmenizi muhterem kulların izlerini takibe muvaffakiyetinizi O Kerem sahibi Yaratıcıdan niyaz ediniz.
    Küfür ve isyan ile doğru yolu kaybetmiş, dalâlet içinde kalmış, insanlık için bir fitne, korkunç bir belâ mahiyetinde bulunmuş, dinsiz, ahlâksız, sapık kimselere uymaktan, onların iğfallerine kapılmaktan emin olmanızı da O rahmet ve ihsanı sonsuz olan kerem sahibi ve merhametli mabudunuzdan istemeye devam ediniz.
    Ey insan toplulukları! Sizin için bundan başka selâmet ve saadet yolu yoktur."
    Evet... Fatiha Sûre-i celilesi İşte bizleri böyle bir uyanışa, bir yalvarış ve yakarışa ve bir yükselişe davet edip durmaktadır.
    Ey âlemlerin Rabbi!.. Biz âciz kullarının bu husustaki niyaz ve istirhamımızı lütfen kabul buyur. Peygamberlerin efendisinin hürmetine duamızı kabul buyur.
    Âmin!

    - fatihanın sırları 18

    17/9/2008 · Kategori: FATIHANIN SIRLARI

    RUHİ BİR EĞİTİM ŞARTTIR

    fatiha suresindeki Allahın sıfat/isimlerinden Rab kelimesi bize ruhi bir eğitimin şart olduğunu anlatır, ve bunun bir günden bir güne hemencecik olamayacağını bu eğitimin bir süreç olduğunu anlatır.

    bu konuyu İlmin ışığında isimli tefsirinde müfessir Celal YILDIRIM şöyle dile getirir;


    FATİHA SURESİNDEKİ RAB KELİMESİ
    Varlık âleminin mükemmel bir terbiye sistemi içinde vücud bulduğunu, her şeyin ilâhî terbiyeyle kemâle eriştiğini;
    bu nedenle insanların da ancak mükemmel bir eğitim sistemiyle maddî ve manevî varlıklarını devam ettirebileceklerini,
    huzur ve mutluluğa ancak bu sistemi kusursuz uygulamakla ulaşabileceklerini beyân eder.

    fatiha mutlu olmayı öğretir -fatihanın sırları 17

    16/9/2008 · Kategori: FATIHANIN SIRLARI

    fatiha mutlu olmayı öğretir

    Mutluluk elindeki nimetleri fark edebilmektir, o an elindeki nimetleri hissetmenin verdiği hazdır,
    Mutsuzluk ise elinde nimetleri fark edememektir, mutsuz kimse elindeki nimetleri hissedememektedir,
    Mutsuz kimse elinde olmayan nimetlere kilitlenmiştir, ve bu nimetlere sahip olamamanın sıkıntısını yaşamaktadır.
    Gerçek zenginlik elinde bulunan nimetleri fark edebilmektir, kanaatkar olmaktır,
    Gerçek yoksulluk/yoksunluk elinde olan nimetleri fark edememek tam tersine elinde olmayan nimetleri hissetmektir, tamahkar olmaktır.

    Hamd zihnimizdeki kilitleri kırıp elimizde olan nimetleri görebilmektir.
    Hamd nimetlerin kaynağının Allah olduğunu bilerek nimetler için teşekkür etmektir.
    Hamd şükür ya Rabbim demektir.
    Hamd dünyadaki en büyük nimet olan sıratı müstakim yolunun yolcusuyum demektir.
    Hamd yeryüzünün halifesi olduğunu hissetmektir.
    Hamd yeryüzünün kendisine kolay kılındığını hissetmektir.
    Hamd elindeki nimetleri fark etmektir, hissetmektir.

    HAMD MUTLULUKTUR,
    ELHAMDULİLLAH; BEN MUTLUYUM DEMEKTİR

    Allahım bizi nimetlerini hisseden, hamdeden mutlulardan kıl AMİN!...

    fatiha dünya hayatının özetidir - fatihanın sırları 16

    15/9/2008 · Kategori: FATIHANIN SIRLARI

    fatiha dünya hayatının özetidir

    Fatiha dünya hayatının özetidir, bizi ve dünyayı Allah yarattı, ahiretde var ve biz bu dünyada yalnızca Allaha kulluk eder, yalnızca bizi sıratı müstakime iletmesi için Allahtan yardım dileriz, sıratı müstakimde ilerleyenlerden olmaya çalışır, yoldan çıkanlardan olmamaya çalışırız, dünya hayatını özeti budur.

    bu konuyu konulu tefsir isimli eserinde Muhammed GAZALİ şöyle açıklar;

    Bizler, kendi İçimizde devamlı dua ederiz.
    Tıpkı her abdest alışta uzuvlarımızı tekrar tekrar yıkadığımız gibi.
    Çünkü bu tekrarın sebepleri devamlı yürürlüktedir.
    Aynı şekilde insan vücudunun temizlenmesi ve temiz kalabilmesi için, bir veya iki defa yıkanması yeterli değildir.
    Yaşam boyu devamlı yıkanmak gerekir!
    Beşer tabiatım da bir veya İki dua temizleyip eğitemez, bu sebeple her insanın devamlı Allah(c.c)'ın huzurunda olduğunun bilincinde olması gerekir.
    Çünkü nefsin dürtüleri ve şeytanın vesveseleri, asla bitmez.
    Dolayısıyla duanın tekrarı ve yakarışın sürekli olması gereklidir; ''Şüphesiz ki, Namaz mü'minler üzerine vakitleri belli bir farzdır."Nisa, 4/103.
    İşte bu birkaç kısa satırda, insanlarla Rab'leri arasında mümkün olan yegâne ilişki anlatılmış oluyor.
    O (cc)'nun varlığını kabul etmek, O'nu övmek, O'nun huzuruna çıkmak için hazırlık yapmak ve O'na ibadet etmeye dair kesin söz vermek, sonra da, bizleri sevdiği şekilde kılması için O'ndan istekte bulunmak...
    İşte hayatın özeti bu!

    « Önceki ::


    outils webmaster
    Ногайская кухня Crimean cuisine , crimean tatar gastronomi , crimean tartar cooking KRIM kitchen , Крым Кухонный , Крым кухня , Крым камбуз Krim küche , tartar culinaire , krım cucina , Крымская кухня Кубэтэ/Кубете – блюдо крымчакской кухни Чебуреки - не такое уж экзотическое блюдо Каварма в Пироги чебурек Чебуреки "Крымские"