GİLABURU - İÇECEKLER 22

25/9/2008
GİLABURU
gilaburu.JPG

Gilaburu endemik bir bitki her yerde yetişmiyor
doğal olarak türkiyede sadece Kayseride yetişiyormuş
Nette Kayserililerin gilaburuyu içecek olarak tükettiklerini okuyunca aktardan sordum bursada bulamazsın ancak şişede var dedi istanbulda bile zor bulunacağını söyledi, bir kaç aktar daha gezdikten sonra haklıymış dedim

Neyse bir şişe alıp eve getirdik ama gilaburuyu içmek için ya kayserili olmak gerekiyor yada hasta olmak gerekiyor, zira şifalı bir bitki

Tadı damağımıza pek hitap etmedi, 

Ancak nette yaptığım araştırmada hayli ilgi çekici bilgiler var, birazda gilaburu almaya bu bilgiler yöneltti, fiyatı da göreceli pahalı
Tabi bu dediklerim içecek olarak geçerli ancak ilaç olarak neyse aşağıdaki bilgileri okuyun derim


GİLABURU MUCİZESİ


Gilaburu (Viburnum opulus), Adoxacea familyasından kırmızı renkli, nohut büyüklüğünde bir meyve veren ağaç türü. Daha ziyade Kayseri ve civarında yetişir. Bol miktarda su ile yetiştirilir. Acımsı bir tadı vardır. Gilaburu, suyu sıkılarak tüketilir. Bol miktarda şeker karıştırılarak içilen gilaburu suyunun böbrek taşı rahatsızlığına iyi geldiği söylenir.

Dİspacales (Rubiales) takımının Caprifoliaceae (Hanımeli) familyasından olan Gilaburu bitkisinin gövde,kabuk ve meyveleri farmakolojide geniş bir kullanım alanı bulmaktadır.Gilaburu üzerinde yapılan bir çalışmada bitkinin gövdesinde,kabuğunda ve neyvelerinde saptanan bazı bileşikler aşağıdaki tabloda verilmiştir.(Anon.,2003b;Bolat ve Özcan,1995).Tabloda belirtilen bileşiklerin yanı sıra,gilaburu ayrıca vitamin K,viburnin,isovalerianik asit,salisin,salik asit ve reçine de içermektedir.

Gilaburu Bitkisinde Bulunan Bazı Bileşikler (mg/kg)

BİLEŞEN KABUK GÖVDE MEYVE
Ursolik asit - - +
Valerianik asit - + -
Klorojenik asit - - +
Sinamik asit - - +
B-Sitosterol - - +
Tanen - - 30.000
Pektin + - 50.000
Protein 86.000 - -
Arbutin - + -
Viopudial + - -
Demir 880 - 3.42
Magnezyum 3.110 - 60.78
Silikon 99 - -
Fosfor 650 - -
Potasyum 7.360 - 2473.8
Kalsiyum 23.540 - 60.35
Sodyum 184 - 402.62
Bakır - - 0.86
Çinko 17 - 5.0

Not : Kırmızı ile yazılan öğeler Bolat ve Özcan (1995)'dan alınmıştır.

Gilaburunun diğer aktif bileşenleri ise hidrokinonlar,arbutin,metilarbutin,skopoletin ve skopolin gibi kumarinler ile tanenlerdir.(Anon.2002b;Anon.2002c;baytop 1963,1984;Demircan 1998).
GİLABURU suyunun böbrekte oluşan kum ve taşları eritici özelliğinin de olduğu bildirilmektedir.Anadolu'da safra ve karaciğer hastalıklarının tedavisinde de bu bitkiden yararlanılmaktadır.
Gilaburuda bulunan galaktoz,arabi-noz ve ramnoz gibi bazı şekerlerin bağışıklık sistemini uyaran bir etkiye sahip oldukları tespit edilmiştir.Bunlar,fagozitik indeks ve peritonal makrofajlarla lizozomal enzimlerin salgılanmasında etkilidirler.Gilaburudaki asidik polisakkaritlerin uyarıcı etkilerinin olması için kalsiyum iyonlarına ihtiyaç duyulmaktadır.(Ovodova et.al,2000)
Gilaburu meyvesinin bileşimindeki bazı unsurlar kuşburnu ve alıç gibi bazı yabani meyvelerle karşılaştırılmıştır.
Buna göre gilaburu,kuşburnu ve alıçta potasyum sırasıyla 2473.80 mg/kg,4203 mg/kg;sodyum ise 402.62 mg(kg,18 mg/kg ve 23 mg/kg kadardır (Bolat ve Özcan,1995).
Gilaburu,kuşburnu ve alıçta sırasıyla indirgen şeker %5.83,%15 ve %4.9;Ham selüloz ise %19.86,%2.80 kadardır (Bolat ve Özcan,1995).Meyve sularında portakaldan 5-10 kat fazla oranda askorbikasit (C vitamini) bulunması dikkat çekicidir.
Harward Medicine School'da yapılan ve The New England Journal of Medicine'de yayınlanan çalışmada günde 250 gram gilaburu suyu tüketiminin sağlık üzerinde olumlu etkilerinin olduğu belirtilmektedir.Üriner enfeksiyonlar ile kanser tümörlerindeki azalmaların gilaburuda bulunan antioksidan maddelerle olan ilgisi üzerindeki çalışmalar ise halen devam etmektedir.
Gilaburunun gövde ve kabuklarından elde edilen sıvının dahili ve harici kullanım alanları vardır.Hafif astım,epilepsi nöbetleri,yüksek tansiyon,bazı kalp rahatsızlıkları,kramplar,mentrüel sancılar,kabakulak,doğum sonrası sancıları,uyku bozuklukları,romatizma ve bazı sinir rahatsızlıklarında dahili olarak,egzama gibi bazı cilt problemlerinde ise harici olarak kullanılmaktadır.Diğer bir kullanım alanı da kramplar ve mentrüel sancılardır.Kasın gevşemesini sağlayan bileşenin "viopu-dial" olduğu düşünülmektedir.Gilaburuda bulunan valerik asit bitkiye valerian (teskin edici) bir koku vermektedir.
Gilaburu meyvesinin çekirdek ve pulplarında önemli oranda sterol bulunmaktadır.Gilaburu çekirdeklerinin espartik asit,treonin,serin,glutamik asit,prolin,glisin,alanin,valin,lösin,izolösin,trozin,fenialanin,histidin,lisin ve arjinin olmak üzere toplam 15 farklı aminoasit içerdiği belirlenmiştir (Karimova et.al 2000).

İSİMLERİ
Türkçe İsmi: Gilaburu
Yöresel İsimleri: Girabolu, girebolu, kirebolu, gileburu,
Latince İsmi: Viburnum Opulus
İngilizce İsimleri: Cramp Bark, High Bush Cranberry, Snowball Bush, Guelder Rose, Stagbush


BİLEŞİMİ
alpha-Amyrin:
Summenformel: C30H50O
Molmasse: 426,7 g/mol
beta-Amyrin:
Summenformel: C30H50O
Molmasse: 426,7 g/mol


Yararlanılan Kaynaklar
* Araş.Gör.Lütfiye EKİCİ - Ank.Üniv.Ziraat Fakultesi Gıda Bölümü & * Prof.Dr.Sedat VELİOĞLU - Ank.Üniv.Ziraat Fakültesi Gıda Bölümü
"Phenolic composition and astringency removal of European cranberrybush (Viburnum opulus L.) juice. International Journal of Food Science and Technology, 41, 1011-1015."
* Cine Tarım Dergisi,Sayı:46,Nisan,2003
"Gilaburu ve Sağlık"

www.gilaburu.com adresinden alıntılanmıştır

GİLABURUYU TANIYALIM
Gilaburu (glaburu, giraburu, girabolu)
Gilaburu, hızla büyüyen çok yıllık bir bitkidir ve yüksekliği 1.3 metreden 3.5 metreye kadar çıkabilir. Bitki dikimden 3 yıl sonra ürün vermeye başlamakta ve dip sürgünleri sayesinde 300 yıl kadar yaşayabilmektedir. Gilaburu hem meyve olarak tüketilebilir hem de suyu çıkarılarak tüketilebilir. Gilaburu suyunun böbrekte oluşan kum ve taşları eritici özelliği bulunmaktadır.
(Viburnum opulus)

İngl. Cramp Bark, Alm. Gemeiner Schneeball

  • Yöresel adları: Dağdığan ağ, geleboru, gilabada, gildar, giligili,girabolu, girebolu, gilaboru, gilaburu
  • Drog adı: Cortex viburni opuli / ağaç kabuğu
  • Tentür: Viburnum olpulus D1-D3
  • Bitki Adı : GİRABOLU AĞACI (Viburnum opulus)
  • Toplama/kurutma: Genç dalların kabukları nisan-mayıs döneminde soyulur, ince kıyılır ve gölgede kurutulur. 2-4 m yükseklikteki bu ağaç, ülkemizde Orta Anadolu bölgesinde yetişir. Ağacın meyvesinin turşusu da yapılır(Kayseri).
  • Bileşim: Viburnin, Valerian asitleri, Salikoside, Arbutin, reçine, tanen
  • Etkileri: Kramp çözücü, yatıştırıcı, adstingent(dokuları sıkıştırıcı-sağlamlaştırıcı), sinir sistemini güçlendirici

Kullanım alanları: Gilaburu ağaç kabuğu, kramplara ve kas gerginliklerine karşı oluşturduğu olumlu etki nedeniyle, saygıyla anılmaya hak kazanmıştır. Genellikle iki alanda kullanılır: Biri, yumurtalık ve dölyatağı kasları ile ilgili problemlerdir. Bitki dölyatağını yatıştırır ve böylece adet görme sürecindeki ağrılı kramplar sona erer. Aynı biçimde etki yaparak, olası düşükleri de önleyebilir. İkinci kullanım alanı ise, aşırı adet kanamalarının ve menopozla ilgili aşırı kanamaların kontrol altına alınmasıdır.

Kullanım biçimleri: Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış dal kabuğu, orta boy bir su bardağı dolusu soğuk suya eklenir, hafif ısıda kaynama derecesine kadar ısıtılır ve 10-15 dakika kaynadıktan sonra süzülür. Günde 3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan içilir.

Karışım: Dölyatağı ve yumurtalık ağrılarına karşı ve olası düşük tehlikesine karşı, kediotu kökü çayı ile eşit oranda karıştırılarak kullanılır. Yarım tatlı kaşığı gilaburu kabuğu ile yarım bardak suda hazırlanan gilaburu çayı, yarım tatlı kaşığı kediotu kökünün yarım bardak kaynar suyla haşlanıp, 10 dakika demlendirilen kediotu kökü çayı ile eşit oranda karıştırılarak içilir.

Tentür: Viburnum opulus D1, D2 veya D3 inceltisi, günde 3 kere 25-30 damla, yarım kahve fincanı ılık suya eklenerek alınır. Yukarıda anılan tüm rahatsızlıklara karşı etkilidir.

Uyarı: Aspirine alerjisi olanlarda alerjik tepkilere yol açabilir. Önerilen dozajlara uyulduğunda, bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.

HER DERDE DEVA

Gilaboru meyvesinin halk arasında böbrek hastalıklarının tedavisinde ve böbrek taşının düşürülmesinde yaygın olarak kullanıldığını belirten Doç. Dr. Aksoy, şöyle dedi:

�Sonbaharda toplanıp salamura yapıldıktan sonra tüketilen gilaboru, sadece böbrek hastalıklarına değil, birçok hastalığın tedavisinde de yararlı olmaktadır. Kabukları kaynatılan gilaboru, astım, romatizma, yüksek tansiyon, sara nöbetleri (epilepsi), kabakulak, doğum sonrası spazmlar, uyku bozukluğu gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılabilmektedir. Gilaburu suyu, ayrıca safra kesesi hastalıkları ile bazı karaciğer hastalıklarına da iyi gelmektedir. Gilaburunun bazı kanser tümörlerini azaltmadaki olumlu etkileriyle ilgili olarak halen Amerika�da, Harward Medicine School�un araştırması devam etmektedir.�Büyütmek İçin Tıklayınız

  • alpha-Amyrin:
    Summenformel: C30H50O
    Molmasse: 426,7 g/mol
  • beta-Amyrin:
    Summenformel: C30H50O
    Molmasse: 426,7 g/mol

Toplama/Kurutma : Genç dalların kabukları nisan-mayıs döneminde soyulur, ince kıyılır ve gölgede kurutulur. 2-4 m yükseklikteki bu ağaç, Ülkemizde Orta Anadolu bölgesinde yetişir. Ağacın meyvesinin turşusu da yapılır (Kayseri).

Etkileri: Kramp çözücü, yatıştırıcı, adstingent (dokuları sıkıştırıcı sağlamlaştırıcı), sinir sistemini güçlendirici Kullanım Alanları : Gilaburu ağaç kabuğu, kramplara ve kas gerginliklerine karşı oluşturduğu olumlu etki nedeniyle, saygıyla anılmaya hak kazanmıştır. Genellikle iki alanda kullanılır. Biri,yumurtalık ve dölyatağı kasları ile ilgili problemlerdir. Bitki dölyatağını yatıştırır ve böylece adet görme sürecindeki ağrılı kramplar sona erer. Aynı biçimde etki yaparak, olası düşükleri de önleyebilir. İkinci kullanım alanı ise, aşırı adet kanamalarının ve menopozla ilgili aşırı kanamaların kontrol altına alınmasıdır.

Kullanım Biçimleri : yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış dal kabuğu, orta boy bir su bardağı dolusu soğuk suya eklenir, hafif ısıda kaynama derecesine kadar ısıtılır ve 10-15 dakika kaynadıktan sonra süzülür. Günde 3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan içilir.

Uyarı : Aspirine alerjisi olanlarda alerjik tepkilere yol açabilir. Önerilen dozajlara uyulduğunda, bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.

Gilaburu (Viburnum opulus) - Hanımlarda rahim spazmını giderir, hamileliği kolaylaştırır. Regllerin ağrısız olmasını sağlar .

  • Vakitsiz bebek düşüm ve doğumlarını önler.
  • İdrar söktürerek üreyi düşürür, sinirleri kuvvetlendirir

    KULLANIM ALANLARI

    Böbrek: Böbrek taşlarının bütün cinsleri asılları itibarıyla suda çözünmeyen kalsiyum tuzu olup bu tuz oluşumunu yerinde eritecek bir ilaç bulunmadığından dolayı lazer, ses dalgası vs. gibi yollarla böbrek taşı fiziksel olarak parçalanıp yerinden oynatılarak düşürülmeye çalışılmak- tadır (diğer bir yöntem açık operasyondur). Ve bu yöntemler hastaya aşırı ağrı- sancı vermenin yanında kalıcı yan tesirleri olan yöntemlerdir. Girebolu ise böbrek taşını, diğer usullerde ( lazer. vs. ) olduğu gibi; fiziksel parçalama yöntemi ile değil kimyasal çözünme ile yok ettiğinden dolayı ne taş çözünürken nede idrar ile birlikte atılırken hasta ağrı sancı hissetmez. Taşın oluşum süreci tersine işleyerek, taş tamamen erir ve idrar ile birlikte kimyasal madde olarak atılır. 1 kür (8 kg ) girebolu 1 hafta içerisinde 6 - 8 mm böbrek taşı eritebilmektedir. Taş 8 mm den büyük ise her 8 mm için bir kür düşünülmelidir. Girebolu ayrıca böbrek tembelliğine ve bazı cins böbrek kistlerine de iyi gelmektedir. Not:Sertliğinden dolayı lazerinde kıramadığı kristalize cins böbrek taşını Girebolu' da eritmeyebilir. Bu cins taş ile karşılaşma riskimiz %1-2 civarındadır.

    Prostat: Girebolu, idrar kanalını genişletme özelliği ile mesanenin bir seferde ve kolaylıkla boşalmasını sağlar. Gece ve gündüz sık tuvalete çıkmayı azaltır.

    Kadın hastalıkları: Adet zorluğu ve düzen- sizliğine karşı çok etkilidir. Spesifik olarak Kramp, yumurtalık ve rahim kası rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılır. Rahmi rahatlatır. Böylece adet görme krampları sona erer ayrıca Mensturasyondan kaynaklanan ağrıları azaltır. Düşük durumu/ tehlikesinde kullanılır. Damar genişliğini düzenlemesinden dolayı adet dönemlerinde aşırı kan kaybını ve menapozda ki kanamaları azaltır. Kaynak:www.purplesage.org.uk

    Kalp/ Tansiyon: Girebolu yatıştırıcı, damar genişliği düzenleyici, iskelet ve kas rahatlatıcı , kalp güçlendirici etkiye sahiptir. Gilaburu " Visceral" gerilim / Tansiyon için çok etkilidir. Kas gerilimini azaltır ve spazmları engeller. Hipertansiyonda Cardiovascular sistemini rahatlatır ve tansiyon rahatsızlığından kaynaklanan kabızlığı engeller. Harici kullanımda kramp ve kas gerilmesini rahatlatır. Bazı migren vakalarında da yardımcı olabilir. Kaynak:www.purplesage.org.uk

    İdrar Yolu Hastalıkları: İdrar kanalındaki iltihaplanmaları temizler. İdrar kanalındaki daralma ve boğumları açar, idrar zorluğu ve yanmalarına karşıda son derece etkili ve tedavi edicidir.

    HAZIRLANIŞI VE KULLANILIŞI

    su içerisinden alınan girebolu bir süzgeç yada kevgir üzerinde ezilir. Meyvenin çıkan suyuna kendisi kadar içme suyu ilave edilir ve bu karışım sıkıldığından itibaren 24 saat içerisinde hasta tarafından içilir.Tadı hafif ekşi olan girebolunun mümkün olduğu kadar bu haliyle içilmesi tavsiye edilmesine rağmen hasta içmekte güçlük çekiyor ise mümkün olduğu kadar az olmak kaydıyla karışım şeker ile tatlandırılabilir.

    Dikkat...!

  • Hastanın 24 saat içerisinde tüketebileceği sıvı bir seferde hazırlanmalıdır. Diğer bir deyişle hazırlanan sıvı mutlaka 24 saat içinde tüketilmelidir.
  • Gerek meyve gerekse sıkılarak hazırlanmış sıvı sıcaktan ve direkt gün ışığından korunmalı serin bir yerde saklanmalıdır.
  • Girebolu kullanımı zamana yayılmamalı olabildiğince yoğun kullanılmalıdır.(günde en az 1 kg Girebolu ezilerek suyu yukarıda anlatıldığı şekliyle hazırlanıp kullanılmalıdır.)
  • Bekleyen meyve mutlaka su içinde ve serin bir yerde muhafaza edilmelidir. Kevgirde ezilerek elde edilen Girebolu öz suyuna mutlaka birebir ölçüde su katılmalıdır.
  • Gileburu' nun bu güne kadar hiç bir yan tesiri tespit edilememiştir.

    Satın almak için http://www.kayseriliyim.com/gilaburusatis.htm  adresine tıklayınız.
Gilaburu suyu antioksidan deposu
http://www.sistum.com/yonetici/resimler/rgoster.php?rsahip=6584&pkod=144560&pw=2
ERCİYES Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Osman Sağdıç, Kayseri ve çevresinde yetiştirilen gilaburu meyvesinin sıkılarak elde edilen suyunda 21 yararlı bakteri saptadıklarını söyledi.

Laboratuvar ortamında yaklaşık bir yıldır geleneksel yöntemle hazırlanmış gilaburu suyunu incelediğini ifade eden Yrd.Doç.Dr. Sağdıç, gilaburu suyunda vücuttaki zararlı maddeleri atmaya yardımcı olan antioksidanların çokça bulunduğunu belirtti.

Yrd.Doç.Dr. Osman Sağdıç, toprak ya da plastik kaplarda 3 ay su içinde bekletildikten sonra, sıkılarak suyu çıkartılan gilaburunun vücuttaki zararlı maddeleri yok ettiğini söyledi. Gilaburu suyunun vücudun bağışıklık sistemini de güçlendirdiğini belirten Yrd.Doç.Dr. Sağdıç, “Hacılar, Akkışla, Bünyan ilçeleriyle, Gesi Beldesi’nden toplanan gilaburu meyvesini geleneksel yöntemle su haline getirip, çalışmalarımıza başladık. Pastörize edilmeden hazırlanmış gilaburu suyunun içinde 21 tane probiyotik (insan vücuduna yararlı bakteri) bulunuyor. Bu bakterileri pastörize edilmiş gilaburu suyunun içine koyarak insan vücuduna daha yararlı bir içecek yaptık. Bu içecek hem geleneksel bir tada sahip, hem de pastörize edildiği için daha uzun süre muhafaza edilebiliyor” dedi.

DOĞAL KORUYUCU MADDELER

Yrd.Doç.Dr. Sağdıç, vücuttaki zararlı bakterilerin çoğalmasını engelleyen laktobasillerin gilaburu suyunun içinde çokça bulunduğunu ifade ederek, “Anadolu’nun birçok yerinde adı bile bilinmeyen meyve ve sebzeler üzerinde araştırma yapıyorum. Bunlardan en önemlisi gilaburu meyvesi. Gilaburu suyunun içinde doğal koruyucular çok fazla. Gilaburunun bazı hastalıkların tedavisinde kullanılabileceğini düşünüyorum” diye konuştu. Yrd.Doç.Dr. Osman Sağdıç, 2004 yılında yaptığı araştırmada ise sadece Nevşehir’de yetiştirilen kalecik karası üzümünün çekirdeğinin doğal koruyucu maddeler içerdiğini tespit etmişti. Yrd.Doç.Dr. Sağdıç, üzüm çekirdeği araştırmasıyla BBC’ye haber olmuştu.
Öte yandan, aç karnına içilen gilaburu suyunun böbrek taşlarını düşürdüğü biliniyordu


Mucize bitki gilaburu binbir derde deva

Anadolu'da şifa kaynağı olarak kullanılan gilaburunun kalp, kanser, astım ve sinir hastalıklarına iyi geldiği ortaya çıktı.
Binbir mucize meyve
İç Anadolu'da yetişen Gilaburu meyvesi her eve lazım. Mucize bitki kanserden kalbe, şekerden romatizmaya kadar her derde deva.... Kayseri ve çevresinde yetişen Gilaburu meyvesi, sağlık için mucizeler yaratıyor. Kayseri Erciyes Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Ahmet Aksoy, üzüm meyvesini andıran kırmızı renkteki gilaburunun kabuklarının kaynatılmasıyla elde edilen sıvının her derde deva olduğunu söyledi. Gilaburu, astım, romatizma, epilepsi nöbetleri, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, kabakulak, doğum sonrası sancılar, kramplar, uyku bozuklukları ve sinir hastalıkları tedavisine yardımcı oluyor. Gilaburu'nun mucizeleri bununla da bitmiyor. Mucize meyve, safra ve karaciğer rahatsızlığı ile şekere de iyi geliyor. Harward Medicine School'da yapılan araştırmalar, meyvenin kanser tümörlerini de gerilettiğini ortaya koydu.
 
Girabolu çalı şeklinde bodur bir ağaçtır. Genellikle İç Anadolu'da yetişir. Kırmızı salkım şeklinde yuvarlak meyvelidir. Bu meyveler sonbaharda toplanır. İlk toplandığında acı bir tadı vardır. Su içinde salamura yapılır. Yaklaşık bir ay sonra bu acılığını kaybeder. Bu şekilde (5-15 derecede) tazeliğini 1 yıl süreyle koruyabilir.. Nemli ve sulak bölgeleri seven bir bitkidir.
Yüksek miktarda C vitamini ve anti oksidin maddeler içerir. Bu özellikleri sebebiyle gıda sektöründe gelecekte yoğun ilgi göreceği düşünülmektedir.
Mart-Nisan ayında beyaz renkli çiçek açar. Nisan sonuna doğru bu beyaz çiçekler yerini küçük meyveciklere bırakır. Önce yeşil renkli olan bu meyvecikler, Haziran ayında kızarmaya başlar. Önceleri sert halde olan meyveler Ekim Kasım gibi yumuşamaya başlar Daha önce de belirtildiği gibi önceleri acı bir tada sahip olan meyveler, salamura suyunda acılığını kaybeder. Bu haliyle içilebilir hale gelmiştir. Salamura suyundan günlük içilecek miktar çıkarılır, sıkılır, su ilavesi ile seyreltilir ve tercihe göre şeker ilave edilerek içilir. Burada dikkat edilmesi gereken şey sıkılan meyvenin aynı gün tüketilmesi gerektiğidir. Ekşi bir tada sahiptir. Şeker ve su ilavesi ile bu ekşi tadı giderilebilir. İlk defa kullanan insanlara tadı biraz tuhaf gelebilmektedir.
 

MEYVESİ
Meyvesi genelde böbrek rahatsızlıklarının giderilmesinde kullanılır. İçileceği zaman salamura suyundan çıkarılarak günlük olarak sıkılır, bire bir sulandırılır ve istenirse şeker ilave edilerek içilir. Dikkat edilmesi gereken nokta sıkılan meyvenin aynı gün tüketilmesi gerektiğidir.
"Sonbaharda toplanıp salamura yapıldıktan sonra tüketilen gilaburu, sadece böbrek hastalıklarına değil, birçok hastalığın tedavisinde de yararlı olmaktadır. Kabukları kaynatılan gilaburu, astım, romatizma, yüksek tansiyon, sara nöbetleri (epilepsi), kabakulak, doğum sonrası spazmlar, uyku bozukluğu gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılabilmektedir. Gilaburu suyu, ayrıca safra kesesi hastalıkları ile bazı karaciğer hastalıklarına da iyi gelmektedir. Gilaburunun bazı kanser tümörlerini azaltmadaki olumlu etkileriyle ilgili olarak halen Amerika'da, Harward Medicine School'un araştırması devam etmektedir
 
KABUĞU
Gilaburu ağaç kabuğu, kramplara ve kas gerginliklerine karşı oluşturduğu olumlu etki nedeniyle, saygıyla anılmaya hak kazanmıştır. Genellikle iki alanda kullanılır: Biri, yumurtalık ve dölyatağı kasları ile ilgili problemlerdir. Bitki dölyatağını yatıştırır ve böylece adet görme sürecindeki ağrılı kramplar sona erer. Aynı biçimde etki yaparak, olası düşükleri de önleyebilir.
İkinci kullanım alanı ise, aşırı adet kanamalarının ve menopozla ilgili aşırı kanamaların kontrol altına alınmasıdır.
Kullanım biçimleri: Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış dal kabuğu, orta boy bir su bardağı dolusu soğuk suya eklenir, hafif ısıda kaynama derecesine kadar ısıtılır ve 10-15 dakika kaynadıktan sonra süzülür. Günde 3 bardak taze demlenmiş çay soğutulmadan içilir.

YAPILAN ARAŞTIRMALAR
İç Anadolu'nun geleneksel meyvesi olan "Gilaburu"nun, halk arasında sanıldığının aksine sadece böbrek rahatsızlıklarında değil çok sayıda hastalıkta tedavi edici özelliğinin bulunduğu, bu nedenle yetiştiriciliğinin teşvik edilmesi gerektiği bildirildi.
Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Aksoy, Çukurova Üniversitesi'nce düzenlenen 17. Ulusal Biyoloji Kongresi'ndeki sunumunda, üzüm meyvesini andıran, 30-40 meyvesi bir salkım oluşturan, kırmızı renkteki gilaburunun farmakolojideki önemine işaret etti.

Bir çok meyvenin ana vatanı olan Türkiye de kültüre alınanların yanında birçok yabani türlerde doğal olarak bulunmaktadır.Caprifoliaceae familyasından gilaburu (vibirnum opulus L.) da bunlardan biridir. 2-4 metreye kadar boylanabilen çalı formundaki bu türün meyveleri yemiş,turşu ve reçel olarak değerlendirilmektedir. Meyve usaresi ise böbrek safra kesesi tedavilerinde ayrıca meyveleri ve çiçekleri geleneksel tıpta müshil ilacı,damar kasılmaları ve sinirsel düzensizliklerde yatıştırıcı olarak anadoluda kullanılmaktadır.Öksürük etkisi olan bu meyvenin çekirdeklerinden ve kabuğundan aynı amaçlarla Avrupa da yararlanılmaktadır.(Baytop,1963,1984)
 
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Bölümünde Prof. Dr. Sedat VELİOĞLU ve Araş. Gör. Lütfiye EKİNCİ tarafından hazırlana makalede indirgen şeker, sodyum, potasyum, aksorbik asit içeriği hakkında enteresan bilgiler vermektedir. Ayrıca bol miktarda C vitamini ve antioksidan maddeler içerdiğini ve bu özellikleri sebebiyle gıda sektöründe önemli kullanım alanı bulabileceğini belirtmiştir.
Ayrıca araştırmacılara göre
Gilaburunun kabuk ve meyveleri farmakolojide geniş bir kullanım alanı bulmaktadır. Kabukların kaynatılmasıyla elde edilen sıvının dahili ve harici kullanım alanları vardır. Hafif astım, epilepsi nöbetleri, yüksek tansiyon, bazı kalp rahatsızlıkları, kramplar, menstrüal sancılar, kabakulak, doğum sonrası sancılar, uyku bozuklukları, romatizma ve bazı sinir rahatsızlıklarında dahili olarak, egzama gibi bazı cilt problemlerinde ise harici olarak kullanılmaktadır. Gilaburu suyunun böbrekte oluşan kum ve taşları eritici özelliği olduğu da bildirilmektedir. Anadolu'da safra ve karaciğer hastalıklarının tedavisinde de bu bitkiden yararlanılmaktadır. Ancak başlıca kullanım alanları kramplar ile menstrüal sancılardır. Kasın gevşemesini sağlayan bileşenin 'viopu-dial' olduğu düşünülmektedir. Gilaburunun diğer aktif bileşenleri ise hidrokinonlar, arbutin, metilarbutin, skopoletin ve skopolin gibi kumarinler ile tanenlerdir( Anon. 2002b; Anon. 2002c; Baytop 1963, 1984; Demircan 1998 ).
Harward Medicine School'da yapılan ve The New England Journal of Medicine'da yayınlanan çalışmada günde 250 gram gilaburu suyu tüketiminin sağlık üzerine olumlu etkilerinin olduğu belirtilmektedir. Üriner enfek-siyonlar ile kanser tümörlerindeki azalmaların gilaboruda bulunan antioksidan maddelerle olan ilgisi üzerindeki çalışmalar ise halen devam etmektedir ( Anon. 2002e ).
.

KISA KISA

rahmetli dedem bize koca bidonlarla getirirdi bu meyvayı. Suyun içinde uzun süre dayanır. Annem bize sürekli suyunu sıkıp içirirdi. Böbrek hastalıklarına iyi geliyor diye biliyorum. Şöylede bir özelliği var dünyada sadece Kayseri Ve Japonya yada Çinde yetişiyormuş.

Bundan tam 15 yıl önce Sivas'ın Gemerek İlçesinde (Kayseriye yakın bir ilçe) Eğerci Kasabası'nı ziyaretimizde Girebolu şerbetinden içmiştim. O zaman için tadı çok hoşuma gitmişti, fena değildi. İnsanlar bunu orada yıllardan beri yapıyorlarmış. Neye şifalı olduğunu bilmem ama oradaki insanlar için alternatif bir içecek. Orada da insanlar Girebolu diyorlar. Bence alternatif içecek olması anlamında bile kıymetli bir şey. En azından bazı bölgelerimizde doğal olarak yetişiyor neden değerlendirilmesin.

Süs Bitkisi Olarak Gilaburu

''Aksoy, gıda ve şifa amaçlı olarak dünyanın çeşitli yerlerinde tercih edilen gilaburunun, çiçek ve meyvelerininin güzel görüntülü olması nedeniyle süs bitkisi olarak da değerlendirildiğini bildirdi. Selçuklular ve Osmanlılar zamanında bu bitkiye çiceklenme dönemindeki güzelliğinden etkilenip "Gül Ebru" ismi verildiğini ve bu ismin dilden dile değişime uğrayarak Türkiye´nin farklı yerlerinde değişik isimlerle anıldığını anlattı.

Aksoy, gilaburunun, Kayseri´de, "gileburu, gilebolu, gilaboru, gilabı, giraoğlu", Konya´da "giligili, gilaburu ya da giraboğulu", Sivas ve Yozgat´ta "gilaburu, girabolu, geleboru", Tunceli´de "dağdağan, dağdığan, geleboru, gilabada, gildar" adıyla anıldığını sözlerine ekledi.''

Arkadaşım kendi deyimiyle böbrei kendisini bitirme aşamasındaydı. Bir heyecanla bizim gilaburuyu kullandı öyle ki heyecandan çok yoğun kullandı. Tıpkı:

...komşum gilaburu kullanımının birkaç gün sonrasında gece yarısı apar topar hastaneye kaldırıldı; çünkü böbreklerindeki tüm taşlar birden düşmeye başladı :) Şimdi maşallahı var, taşların hepsini düşürdüm diyordu en son gördüğümde...

.......Arkadaşım önerilenden fazla fazla içti ....... Ancak bizimkisinin iki böbreği öyle şişmişki öleceğim diye doktora gitmeyen arkadaş Tıp fakültesinde sen bu böbreğe ne yaptın diyerek kendisine kızan doktora ameliyat oldu. Kapalı yapılan bir ameliyatla böbreğindeki taşlar alındı. Şimdi durumu çok iyi o arkadaşımdaki etkisi yoğun kullanımdan dolayı tam göremedik hatta bana kimseye tavsiye etmemem konusunda önerilerde bulunuyor ancak ben yoğun kullanımın ve hatta böbreklerin tepki vererek onu bir sonuca ulaştırdığını düşünüyorum.
Diğer arkadaşım ise evinde eşiyle birlikte 10 kg'lık kısmını azar azar tüketmişler. Şimdilik böbreği taş yapmıyor.

Dalından toplanıp bidonlara koyuluyor ve ek bir madde konulduğunu sanmıyorum.
Biz sadece suda(çeşme suyu), serin ve güneş ışığı almayan bir yerde saklıyoruz. Kayseri'den kargo ile susuz geldi ve sadece su ekledim o kadar. Ki bu ilk gelişi yada ilk tadışım değil.
Her yıl gelir her yıl aynı şeyi uygularız bozulma vs olmaz yeterki suda dursun.

Kayseri'liler yaz sıcaklarında girabolu yediklerinde ''yüreğim soğudu'' derlerdi. Alışana harika bir tadı vardır.

Merhaba;
Ben de Kayseri'deyim.Gilaboruyu çocukluğumdan beri bilirim ve severim.Gilaboru daha çok bu yörenin su kenarlarında yetişiyor.Eylül ayı sonlarına doğru toplanır ilk toplandığında rengi oldukça kırmızıdır ve tadı biraz acıdır.Hasat döneminde Kayseri'de her yerde bulunabiliyor.(Pazarda,markette,bakkalarda...)
Aldığımızda çöplerini ve yapraklarını temizler yıkarız.Bidonlara konur.İçine sadece su konur,herhangi bir katkı maddesi falan koymayız.(Bir satıcı; içine bir avuç kadar arpa koyarsanız bekledikçe rengi açılmaz demişti ama hiç denemedim) Bir kaç haftada o ilk acılığı gidiyor,rengide açılıyor ,eğer gerçekten soğuk bir yerde muhafaza ediyorsanız suyun içinde oldukça uzun süre durabiliyor.
Bir iki hafta sonra suyunu sıkıp sulandırarak içeriz isteğe bağlı biraz şeker de ilave edilebilir.
Gilaboru bir kaç yıl öncesine kadar Ekim ayından sonra marketlerde falan satılmazdı.Şimdi bazı yerlerde 5 kglık bidonlarda hala görüyorum ama içinde katkı maddesi var mı?bilmiyorum

Bir gün eski Ankara Valisi Alpaslan KARACA bey aradı.İlçemizde Gilaboru'nun varlığını duyduğunu, böbrek rahatsızlığı olduğunu ve bu fidanlardan bahçesinde yetiştirmek istediğini ve fidan temim etmem hususunda yardımımızı istedi. O vesile ile sayın valimin arzusunu karşıladık, hem de kendi adıma bende şifa buldum.

Zira tam 12 senedir bende böbrek üşütmesinden dolayı ciddi manada rahatsızdım. Gerçi ı biraz ekşi ama şeker ilavesi ile soğuk olarak çok nefis bir içecek oluyor.

3 ay gibi bir süre kullanmamdan sonra böbrek rahatsızlığından tamamı ile kurtuldum.

Sadece böbreğe mi? nerede ise her derde deva hükmünde bir bitki gilaboru.


Kabukları kaynatılan gilaboru, astım, romatizma, yüksek tansiyon, sara nöbetleri (epilepsi), kabakulak, doğum sonrası spazmlar, uyku bozukluğu gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılabiliyor. Ayrıca safra kesesi hastalıkları ile bazı karaciğer hastalıklarına da iyi geliyor. Gilaborunun bazı kanser tümörlerini azaltmadaki olumlu etkileriyle ilgili olarak halen

Amerika'da, Harward Medicine School'un araştırması devam etmektedir."

Nemli ve sulak bölgeleri seven gilaboru Üzüm meyvesini andıran, 30 ila 40 meyve tanesi bir salkım oluşturan çalı formunda ve yetiştirilmesi çok kolay bir ağaç. Bahçenizde çok rahat bir şekilde yetiştirebilirsiniz. Ağaçtan sonbaharda toplanan gilaboru meyvesi, içi su dolu bir kapta bir süre salamura yapılarak bekletildikten sonra suyu sıkılarak veya taneleri yenilerek tüketiliyor.

Böbrek: Böbrek taşlarının bütün cinsleri asılları itibarıyla suda çözünmeyen kalsiyum tuzu olup bu tuz oluşumunu yerinde eritecek bir ilaç bulunmadığından dolayı lazer, ses dalgası vs. gibi yollarla böbrek taşı fiziksel olarak parçalanıp yerinden oynatılarak düşürülmeye çalışılmaktadır (diğer bir yöntem açık operasyondur). Ve bu yöntemler hastaya aşırı

ağrı- sancı vermenin yanında kalıcı yan tesirleri olan yöntemlerdir.

Girabolu ise böbrek taşını, diğer usullerde ( lazer. vs. ) olduğu gibi; fiziksel parçalama yöntemi ile değil kimyasal çözünme ile yok ettiğinden dolayı ne taş çözünürken nede idrar ile birlikte atılırken hasta ağrı sancı hissetmez. Taşın oluşum süreci tersine işleyerek, taş tamamen erir ve idrar ile birlikte kimyasal madde olarak atılır. 1 kür (8 kg ) Girabolu 1 hafta içerisinde 6 - 8 mm böbrek taşı eritebilmektedir. Taş 8 mm den büyük ise her 8 mm için bir kür düşünülmelidir. Girebolu ayrıca böbrek tembelliğine ve bazı cins böbrek kistlerine de iyi gelmektedir. Not:Sertliğinden dolayı lazerinde kıramadığı kristalize cins böbrek taşını Girabolu' da eritmeyebilir. Bu cins taş ile karşılaşma riskimiz %1-2 civarındadır.

Prostat: Girabolu, idrar kanalını genişletme özelliği ile mesanenin bir seferde ve kolaylıkla boşalmasını sağlar. Gece ve gündüz sık tuvalete çıkmayı azaltır.

Kadın hastalıkları: Adet zorluğu ve düzensizliğine karşı çok etkilidir. Spesifik olarak Kramp, yumurtalık ve rahim kası rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılır. Rahmi rahatlatır. Böylece adet görme krampları sona erer. Ayrıca Mensturasyondan kaynaklanan ağrıları azaltır. Düşük durumu tehlikesinde kullanılır. Damar genişliğini düzenlemesinden dolayı adet dönemlerinde aşırı kan kaybını ve menapozda ki kanamaları azaltır.

Kalp Tansiyon: Gilaboru yatıştırıcı, damar genişliği düzenleyici, iskelet ve kas rahatlatıcı, kalp güçlendirici etkiye sahiptir. Gilaboru " Visceral" gerilim Tansiyon için çok etkilidir. Kas gerilimini azaltır ve spazmları engeller. Hipertansiyonda Cardiovascular sistemini rahatlatır ve tansiyon rahatsızlığından kaynaklanan kabızlığı engeller. Harici kullanımda kramp ve kas gerilmesini rahatlatır. Bazı migren vakalarında da yardımcı olabilir.

İdrar Yolu Hastalıkları: İdrar kanalındaki iltihaplanmaları temizler. İdrar kanalındaki daralma ve boğumları açar, idrar zorluğu ve yanmalarına karşıda son derece etkili ve tedavi edicidir.

HAZIRLANIŞI VE KULLANILIŞI

Su içerisinden alınan girabolu bir süzgeç yada kevgir üzerinde ezilir. Meyvenin çıkan suyuna kendisi kadar içme suyu ilave edilir ve bu karışım sıkıldığı andan itibaren 24 saat içerisinde hasta tarafından içilir. Tadı hafif ekşi olan girabolu'nun mümkün olduğu kadar bu haliyle içilmesi tavsiye edilmesine rağmen hasta içmekte güçlük çekiyor ise mümkün olduğu kadar az olmak kaydıyla karışım şeker ile tatlandırılabilir.

Dikkat...!

-Hastanın 24 saat içerisinde tüketebileceği sıvı bir seferde hazırlanmalıdır. Diğer bir deyişle hazırlanan sıvı mutlaka 24 saat içinde tüketilmelidir.
-Gerek meyve gerekse sıkılarak hazırlanmış sıvı sıcaktan ve direkt gün ışığından korunmalı serin bir yerde saklanmalıdır.
- Girabolu kullanımı zamana yayılmamalı olabildiğince yoğun kullanılmalıdır.(günde en az 1 kg Girabolu ezilerek suyu yukarıda anlatıldığı şekliyle hazırlanıp kullanılmalıdır.)
-Bekleyen meyve mutlaka su içinde ve serin bir yerde muhafaza edilmelidir.
Kevgirde ezilerek elde edilen Gilaboru öz suyuna mutlaka birebir ölçüde su
katılmalıdır.
-Girabolu' nun bu güne kadar hiç bir yan tesiri tespit edilememiştir.

devamı http://www.agaclar.net/forum/archive/index.php/t-2720.html adresinde

KAHVE - İÇECEKLER 21

24/9/2008
KAHVE
türk kahvesi.JPG

Bir fincan suya silme bir tatlı kaşığı kahve bir tatlı kaşığı şeker ölçüsüyle cezveye konur, karıştırıp çok kısık ateşte pişirilir
köpüklü olması için ateşe oturtulduktan sonra kaşık sokulmamalıdır.


Nette kahve ile ilgili bazı yazıları aktarıyorum
EN ALTA KAHVENİN ZARARLARI (Epey zararı varmış) ve YARARLARINI aktarıyorum özellikle hamileler ve emzikliler okusun)
Kahveli güzel bir yazı
***Her kahve aynı tadı taşımaz... Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona gore degişir...
***Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtigin kahvenin tadı kederlidir... Kahve telvesine yüreginin acısı karışır.
***Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur... Köpükler annenin göz bebeklerine yansır... Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir...
***Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği kahve düşülen kuyudan çıkma cabasıdır... Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın ... çıktığın an uyuyakalırsın... ferahlıktır!!!
****Dostlarla içilen kahve neşedir... Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer...
***Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır...Acıdır tadı... Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır...
***Baban için yaptığın kahve sevgi doludur... çay bardağında, az şekerli...Kahve gibi görünmez sana... Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...
***Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve baskadır... Isıtır insanın...içini...
***Yorgun olduğunda içtigin kahve hafifletir seni... Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını...
***Kahve aynı kahvedir belki... köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama icilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadlari degişir...Her kahve aynı değildir bu yüzden...

Ben de sizleri sevgiyle pişirilen bir kahve içmeye davet ediyorum. akşam, öğle öncesi, sonrası ya da gece kahvesi. ne zaman isterseniz.
Dostlukla yudumlayacağımız bir kahve molası vermeye ne dersiniz???
Sizin kahveniz nasıl olsun ???


Türk Kahvesi, Türkler tarafından keşfedilen kahve hazırlama ve pişirme metodunun adıdır. Özel bir tadı, köpüğü, kokusu, pişirilişi, ikramıyla kendine özgü bir kimliği ve geleneği vardır.
Önceleri Arap Yarımadası'nda kahve meyvesinin kaynatılması ile elde edilen içecek, bu yepyeni hazırlama ve pişirme metoduyla gerçek kahve lezzetine ve eşsiz aromasına kavuşmuştur. Kahve ile Türkler sayesinde tanışan Avrupa; uzun yıllar kahveyi, Türk kahvesi olarak bu yöntemle hazırlayıp tüketmiştir.
Brezilya ve Orta Amerika menşeili, arabica türü, yüksek kaliteli kahve çekirdeklerinden harmanlanan ve titizlikle kavrulan Türk Kahvesi, çok ince öğütülür. Bir cezve yardımıyla su ve isteğe göre şeker ilave edilerek pişirilir. Küçük fincanlarla servis yapılır. İçilmeden önce telvesinin dibe çökmesi için kısa bir süre beklenir.

Tarihi

1517 yılında Yemen Valisi Özdemir Paşa, lezzetine hayran kaldığı kahveyi İstanbul'a getirdi.
Türkler tarafından bulunan yepyeni hazırlama metodu sayesinde kahve, güğüm ve cezvelerde pişirilerek Türk Kahvesi adını aldı.
İlk olarak Tahtakale'de açılan ve tüm şehre hızla yayılan kahvehaneler sayesinde halk kahveyle tanıştı. Günün her saati kitap ve güzel yazıların okunduğu, satranç ve tavlanın oynandığı, şiir ve edebiyat sohbetlerinin yapıldığı kahvehaneler ve kahve kültürü dönemin sosyal hayatına damgasını vurdu.
Saray mutfağında ve evlerde yerini alan kahve, çok miktarda tüketilmeye başlandı. Çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulduktan sonra dibeklerde dövülerek cezvelerde pişirilmek suretiyle içiliyor ve en itibarlı dostlara büyük bir özenle ikram ediliyordu.
Kısa sürede, gerek İstanbul'a yolu düşen tüccarlar ve seyyahlar gerekse Osmanlı elçileri sayesinde Türk Kahvesinin lezzeti ve ünü önce Avrupa'yı oradan da tüm dünyayı sardı.

Özellikleri
  • Dünyanın en eski kahve pişirme yöntemidir.
  • Köpük, kahve ve telveden oluşur.
  • Yumuşak ve kadifemsi köpüğü sayesinde damakta en uzun süre tadını devam ettiren kahve türüdür.
  • Birkaç dakika şekli bozulmadan kalabilen bu leziz köpüğü sayesinde, uzun süre sıcak kalabilir.
  • İnce kenarlı fincanda sunulduğu için, diğer kahve türlerine göre daha yavaş soğur ve böylece daha uzun süren bir kahve keyfi sunar.
  • Yoğun şurupsu kıvamı ile ağızdaki lezzet tomurcuklarını aşırı uyararak hafızada yer eder.
  • Diğer kahve türlerine göre, daha kıvamlı, yumuşak ve aromatiktir.
  • Kendine özgü enfes kokusu ve özel köpüğü ile diğer kahvelerden kolaylıkla ayırt edilebilir.
  • Kahve tutkunları tarafından, kaynatılarak içilebilen tek kahve olarak kabul edilir.
  • Kahve Falı ile geleceği anlatmak için kullanılan tek kahve türüdür.
  • Eşsizdir çünkü kahvesi fincanın içindedir ancak telve olarak dibe çöktüğünden filtre edilmesine ve süzülmesine gerek kalmaz.
  • Hazırlanırken şeker ilave edildiğinden diğer kahvelerde olduğu gibi sonradan tatlandırmaya gerek yoktur.
  • Sağlıklıdır çünkü fincanın dibinde biriken telvesi içilmez.
  • Sıklıkla içildiği halde, miktar olarak fazla olmadığından şişkinlik yapmaz.
  • Diğer kahve türlerine göre, bir içimde daha az kafein içerir.
  • Pişirilirken, şekeri tercihe göre ilave edildiğinden içime hazır halde sunulan tek kahve türüdür.
  • Kahveden önce su içilerek, ağızda bulunan önceki tatlar arındırılarak kahve tadının eşsiz bir şekilde tatılması sağlanır.

seyyar kahveci



Türk kahvesinin Osmanlı'da ne denli vazgeçilmez olduğunu, tarihini inceleyince görüyoruz. Bir açılıp bir kapatılan kahvehanelerden bugüne gelen bol köpüklü kahvemizi ne kadar tanıyoruz?

Dünyada Türk adının sık sık geçtiği bir konu da kahvedir. Türk kahvesinin adını ve ününü duymayan azdır. Fakat gerçek tadını bilenlerin sayısının fazla olduğunu söylemek zordur. Kahve alışkanlığını Türklerden alan Avrupa ülkeleri sonradan kendi tarzlarını geliştirmişlerdir. Geleneksel Türk kahvesi hazırlanışı, pişirilmesi, sunulması, araç ve gereçleriyle ayrı bir kültürdür.

Kahvenin Türkiye’den önce Arap yarımadasında, Mısır ve Hindistan’da yayıldığını biliyoruz. Zaten kelime olarak arapça "kahwa" dan geliyor. Bu sözcüğün de Habeşistan’da kahve üreten Kaffa yöresinden alındığı sanılıyor. Önceleri, dövülüp toz haline getiriliyor, böylece bir nevi ezmesi yapılarak ekmek üstüne sürülüp yeniyormuş.

Kahvenin Türkiye’ye ilk kez, Hükm ve Şems isimli iki Suriyeli tarafından 1555’de getirildiği rivayet edilir. Diğer bazı kaynaklarda ise Kanunî Sultan Süleyman zamanında (1520-1566) Habeşistan Valisi Özdemir Paşa tarafından getirildiği kaydedilir. Tahtakale’de açılan ilk kahvehane yalnız halkın değil müderris ve kadı gibi okumuş kesimin de ilgisini çekmiştir. Ne olduğu tam olarak bilinmeyen bu yeni madde bir uyuşturucu muamelesi görmüş ve sözde kömürleşme derecesinde kavrulan herşeyin Müslümanlıkta haram sayılacağı bahanesiyle din adamlarınca yasaklanmıştı. Bir rivayete göre bu dönemde kahve taşıyan gemiler dipleri delinerek batırılmıştı. Herşeye rağmen kahvenin sevilip yaygınlaşması önlenememiş ve Sultan III. Murat (1546-1595) zamanında İstanbul’da kahvehane sayısı 600’ü geçmişti. Kahvehaneler, manzaralı yerlere, köşk şeklinde inşa edilir, çoğu kez verandaları olurdu. İçlerinde yaşmaklı bir kahve ocağı, çepeçevre kerevetler ve bazen orta yerde bir havuz yer alırdı.

admin/images/6'lı_kahve_seti_b_006.jpg
 
Buralarda kahveden başka nargile ve çubuk servisi de yapılırdı. Eski kahvehaneler edebiyat, müzik faaliyetleri için klüp niteliğinde merkezler haline gelmişti. Bu yönleriyle Fransız kahvelerinin atası sayılırlar. Türk kahvesinin çekirdek durumundan pişirilme ve sunulma aşamasına kadar kullanılan araç ve gereçleri gerçek bir müze oluşturacak zenginliktedir. Bakır ve pirinçten yapılan su ibriği, cezve fincan zarfları ve pişmiş kahveyi taşımak için kullanılan kahve askılarının karakteristik özellikleri vardı. Bunlar bazen gümüş ve altından da olabiliyordu. Fincanlar tamamen Türk zevkine uygun biçim ve motiflerle gerek ülke içindeki İznik ve Kütahya atölyelerinde gerekse Avrupa’nın ünlü porselen merkezlerinde imal ediliyordu. Daha sonra bu takımlar Avrupa ülkeleri tarafından kendi piyasaları için de imal edilmiş ve "ala turque" diye isimlendirilmiştir.

Soğutma kabı, muhafaza kutusu gibi bazı araç ve gereçler ise ağaçtan yapılmakta ve oymalarla dekore edilmekteydi. Bursa ve İstanbul’da yapılan nakışlı, yazılı ve ahşap aplikasyonlu kahve değirmenleri de ünlüdür.Tiryakiye yakışır bir kahve ağır ateşte 15-20 dakika pişirilmeli, cezve sık sık ateşe sürülüp geri çekilmelidir. Eskiden böyleydi. Her fincan kahve için bir kaşık kahve ve bir kaşık şeker günümüzde kural haline gelmiştir. Nasıl pişirilirse pişirilsin köpüksüz bir Türk kahvesi düşünülemez.

Eski Türk kahvesi ise genellikle şekersiz olurdu. Bunun yerine kahve öncesinde veya sonrasında tatlı bir şey yemek veya içmek geleneği vardı. Tatlı olarak şerbet gibi içecekler alındığı gibi reçel, şekerleme veya lokum da yenirdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun etkisindeki Yunanistan, Makedonya, Yugoslavya gibi yerlerde ve Türkiye’de kadınlar tarafından Türk kahvesi genellikle şekerli olarak alınırdı. Bu bakımdan sade, yandan çarklı, orta vb. gibi isimlerle kırkı aşkın kahve pişirme şekli bulunmaktadır. Şayet kahvenin değişik ve güzel bir koku taşıması isteniyorsa fincanların dibine yerleştirilen bir mahfaza içine kokulu maddeden bir parça konulurdu. En çok yasemin, amber, karanfil ve kakula kullanılırdı. Türk kahvesinin sunuluşu gerçek bir geleneksel tören havasında olurdu. Bu tören çekirdek kahvenin kavrulmasından, pişirilip fincanlara konulması ve konuklara ikramına kadar uzun, seyirlik safhaları kapsamaktadır. Gerçek Türk misafirperverliği ve konuğa olan sıcak saygının bir örneğini bu törenlerde izlemek olanağı vardır.

 Günümüzde kız istemeye gidildiğinde kahveyi evlenecek kızın taşıması ve onun taşımadaki ustalığı, ayrıca pişirdiği kahvenin lezzeti bu törenlerden kalan önemli bir gelenek olarak hâlâ sürdürülmektedir.


Önceleri Kahve Yemen'den gelirdi şimdi ise Amerika dan Jacobs markasıyla gelir oldu.

38 kişilik bir turist kafilesi taşıyan tur arabası dinlenme tesislerine varmış aşağıya inen muavin, garsona bağırmış: -38 Türk kahvesi iki neskafe.

Kahve nasıl yapılır?(Türk kahvesi demeyi zaid buluyorum)

İki Çorba kaşığı kahve kavrulur. Eskiler çok fazla kavurmazmış ihtiyaç olduğu kadar kavururlarmış. Dibekte iyice dövülür. Dibekte dövülmezse kahvenin yağı çıkmazmış yani makinada çekilmez. Bazı yörelerde kahve dövülürken içerisine mercan köşkü koyup öyle döverler. Ya da kakula konularak dövülür. Mangalda ya da ispirto ocağında çok düşük ateşte pişirilir. Her fincan için iki kahve kaşığı kahve konur. Köpüğü alınıp fincanlara eşit dağıtılır. Cezvede kalan kahve kaynadıktan sonra fincanlara taksim edilir. Eh üzerinde deve yürümesi lazım derler. Tiryakilere kahve sade pişirilir fincan tabağına üç adet kuş lokumu konurdu. Birisi naneli, birisi güllü ve diğeri sakızlı olurdu. Önceleri fincanlar sapsız olur, genelde gümüş işlemeli bir kap içerisine oturtulurdu ve bu gümüş işlemeli telkari kaba "zarf" denirdi, bu gümüş kapta sap bulunurdu.

(Şeker icad olup Lokum kalktıktan sonra olsa gerek) 35 yaşına kadar şekerli, 35-50 arası orta, 50 den sonra sade kahve içilir denmiş.

Beyitler:

Ehli keyfin keyfini kim tazeler?Ehli keyfin keyfini

Taze elden pişmiş taze kahve tazeler.

*************************************

Gönül ne kahve ister ne kahvehane

Gönül bir dost ister kahve bahane

*************************************

Kahve narhın arttıran kahve gibi çeksin azab

Hem yanıp hem rû-siyah hem hurd ola gark-ı âb

(Kahvenin fiyatına zam yapanlar kahve gibi azap çeksin,
Önce kahve gibi kavrulsun da yüzü simsiyah olsun sonra da suya batıp boğulsun)

(kahvenin karaborsa olduğu zamanlarda söylenmiş)

hamileyim kahve zararlımı, emzikliyim kahve içebilirmiyim sorularının cevabı olabilecek bir yazı
KAHVENİN ZARARLARI VE YARARLARI
Kahvenin içenler üzerinde alışkanlık yaptığı, araştırmalarla kanıtlandı. Amerika'da yapılan yeni bir araştırmanın sonucuna göre ise; bir bardak kahve baş ağrısına, karaciğere ve mide rahatsızlıklarına karşı faydalı oluyor. Daily Mail gazetesinde çıkan haberde, kahvenin zararları ve faydaları anlatılıyor. İşte kahvenin zararları ve faydaları..

 

ZARARLARI

Kalp

Aşırı kahve tüketimi kalbin ritmini olumsuz yönde etkiliyor. Kahvenin içerdiği kafein fazla tüketildiğinde, kalpte ritim bozuklukları meydana gelebiliyor. Düzensiz kalp atışları kalp çarpıntısına ya da taşikardi gibi rahatsızlıklara neden olabiliyor. Doktorlar özellikle kalp hastalarının sınırlı miktarda kahve içmelerini tavsiye ediyor.

Tansiyon

2003 yılında Edinburgh Üniversitesi uzmanlarının yaptığı bir araştırmayla, kahvenin tansiyona olan etkisiyle ilgili görüşler yeni bir ivme kazandı. Düzenli olarak günde dörtbeş bardak kahve içenler üzerinde yapılan araştırmalarda kandaki basınç, yani tansiyon hızla yükseldi. Yapılan testlerde, yüksek miktarda kahve tüketiminin tansiyonu hızla yükselttiği görüldü.

Mide

Kahve, ülser gibi mide rahatsızlıklarına neden olmasa da, bu hastalıkların varlığında kötüleşmesini tetikliyor. Kahve, midenin asit salgılamasını uyarıyor.

Şeker hastalığı

Bu sene açıklanan iki raporda; kafeinin Tip 2 şeker hastalığı üzerindeki etkileriyle ilgili olarak farklı görüşlere yer verildi. Amerika'da yapılan araştırmalarda, yemek zamanlarında yükselen kan şekeriyle birlikte tüketilen kahvenin şeker hastalığını olumsuz yönde etkilediği ortaya çıktı. İngiltere ise, yapılan bu araştırmanın yetersiz olduğunu ve Tip 2 şeker hastalığının kahveden olumsuz yönde etkilenmediğini açıkladı. Uzmanlar kahvenin içindeki kafeinin değil, minerallerin şeker hastalığına karşı koruyucu bir etkisi olduğunu savunuyorlar.

Su kaybı

Uzmanların bir kısmı kahvenin vücutta sıvı kaybına neden olduğunu savunurken, bir kısmı da bu kaybın önemsiz derecede az olduğunu savunuyorlar.

Migren

Kahve uzun zamanlardan beri migreni tetikleyen uyarıcıların başında sayılıyor. Kahvenin bileşenlerinin beyinde bulunan kan hücrelerini tetikleyerek migrene neden olduğu, araştırmalarda görülüyor.

Vitamin ve mineral kaybı

Kafein, vücudun demir ve diğer besinleri emmesini engelliyor. Ayrıca, kalsiyumun idrar ile vücuttan atılmasına neden oluyor. Bu da osteoporoz (kemik erimesi) riskini artırıyor.

Doğurganlık

Kafeinin doğurganlığı olumsuz yönde etkilediği biliniyor. Günde üç fincan veya daha fazla kahve içmek, kadının doğurganlık oranını azaltıyor. Çünkü aşırı miktarda kafein tüketimi yumurtlamayı olumsuz etkiliyor. Bu konuda çarpıcı bir başka sonuç ise, Brezilya'dan geliyor. Brezilya'da bulunan Sao Paulo Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalarda, her gün düzenli olarak kahve içen erkeklerin içmeyenlere oranla daha güçlü spermleri olduğu kanıtlandı. Kafeinin spermin üzerinde uyarıcı etkisi olduğunu savunan uzmanlar, bunun merkezi sinir sisteminde de aynı etkiyi gösterdiğini iddia ediyorlar.

Hamilelik

Kafeinin anne karnındaki bebeğe zararlı olduğu biliniyor. Uzmanlar, hamile kadınların günlük kafein tüketme sınırlarının 300 mg olduğunu belirtiyorlar.

 

 

 

 

 

 

FAYDALARI

Kanser

Yeşil ve siyah çay gibi, kahve de antioksidanlar içeriyor. Bu da kansere yol açan hücrelerin çoğalmasını engelliyor.

Baş ağrıları

Migreni olumsuz yönde etkileyen kahve, şaşırtıcı bir biçimde baş ağrısına iyi geliyor. Baş ağrısı ilaçlarında bulunan bazı maddeleri içeren kahve, ağrı kesicilerle kıyaslandığında, yüzde 40 oranında baş ağrısında daha etkili oluyor.

Beyin uyarımı

Kahve konsantrasyona yardımcı oluyor. Yapılan araştırmalarda, okul çağındaki çocukların az miktarda kahve ile süt içtiklerinde sabahki derslerinde daha başarılı oldukları görülüyor.

Karaciğer sağlığı

Düzenli kahve içenlerin siroz gibi karaciğer rahatsızlıklarından daha az şikayet ettiği görülüyor.

Safra taşları

Kadın vücudu erkeğe kıyasla iki kat daha fazla safra taşı üretiyor. Günde dört bardak kahve içen kadınların içmeyenlere oranla yüzde 25 daha az safra taşından şikayet ettiği kanıtlandı.

Cilt

Yapılan çalışmalarda bilinenin aksine; kahvenin selülite karşı faydalı olduğu görülüyor.

Kahvenin faydaları va yan etkileri
Bundan 150-200 yıl önce yaşayan astımlıların, Theodore Roosevelt gibi Amerika Başkanı, Charles Dickens gibi dünya çapında ünlü bir yazar da olsalar tedavi için ancak birkaç seçenekleri vardı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, Mynet okurları için yazdı.

Bu hastaların, her gün bir çay kaşığı hardal tohumu veya civa ve zencefil içmek, sarımsak ve soğan yemek, sülük vurdurup veya toplar damarlarını kestirip kan akıtmak ve bir de çok koyu kahve içmekten başka yapabilecekleri fazla bir şey yoktu.

Oysa, şimdiki astımlılar çok şanslılar. Elimizde hem astım krizlerini çok iyi tedavi eden ilaçlar ve hem de bu krizlerin tekrarlamasını önleyen ilaç ve aşılar var.

Ancak, gene de hastaların ilaçlarına ulaşamadıkları astım krizlerinde yapılabilecek en iyi şey, hemen her zaman her yerde bulunan kahveden yararlanmak.

KAHVE 150 YILLIK BİR İLAÇ

Kahvenin astım üzerine olan olumlu etkileri 150 yıla yakın zamandan beri biliniyor. Kafein, İskoçya' da 1859 yılından bu yana astım tedavisinde kullanmış. Kendisi de bir astımlı olan 1871 doğumlu ünlü yazar Marcel Proust, ‘'A l' Ombre de Jeunes Filles en Fleur'' isimli eserinde çocukluğunda nefesini rahatlatması için kafein kullandığını yazar.

Kahve, ne olduğu belirsiz bir kocakarı da ilacı değildir. Nefes açıcı özellikleri olduğu, düzenli içilmesi durumunda astım riskini azaltabileceği bilimsel araştırmalarla gösterilmiştir.

Meselâ, günümüzün en prestijli tıp dergilerinden olan New England Journal of Medicine' de 1984 yılında, kafeinin genç astımlılarda etkili bir nefes açıcı ilaç olduğunu gösteren bir araştırma yayınlanmıştır.

1988 yılında, 72.284 İtalyan üzerinde yapılan bir araştırmada kahve içimi ile astım görülme oranı arasında bir ilişki olduğu belirlenmiş ve günde 3 veya daha fazla fincan kahve içenlerde astım riskinin %28 oranında azaldığı sonucuna varılmıştır.

1992' de, 20.322 Amerikalının katıldığı bir başka araştırmada ise, astım riskinin kahve içenlerde içmeyenlere göre %29 daha az olduğu sonucuna varılmıştır.

KAHVE NEDEN ASTIMA İYİ GELİYOR

Kahvenin karışık bir kimyasal yapısı olmakla beraber, nefes yollarını açan bu etkisi içerdiği kafeinden dolayıdır. Kafein, astım ve bronşit tedavisinde günümüzde de hâlâ kullanılan bir ilaç olan teofilin gibi metilksantin grubundan bir kimyasal maddedir.

Ayrıca, kahvenin sıcak bir içecek oluşunun daralmış bronşların genişlemesine katkısı olduğu gibi, alınan sıvının yapışkan salgıları yumuşatması ve daha kolay çıkarılmalarına katkı sağlaması da mümkündür.

Kafein kahve çekirdeklerinden başka, çay ve kolalı içeceklerde ve çikolatada da bulunur, yapay olarak sentez de edilebilir.

Kokusuz ve acı bir tadı olan saf kafein, 60' dan fazla bitkinin çekirdeğinde, yaprağında veya meyvesinde vardır ve aslında doğal bir pestisit, yani böcek zehridir. Bitkilere konan ve onlardan beslenen böcekleri felç ederek ve öldürerek etkili olur.

YAN ETKİLERE DİKKAT

Kafein bir merkezi sinir sistemi uyaranıdır. Uyanıklığı artırır, ince motor koordinasyonu azaltır, uykusuzluk, sinirlilik, baş ağrısı ve baş dönmesi yapabilir. Kafein ayrıca, kalp hızını artırır, kan damarlarını büzer ve bazı kasların daha kolay kasılmasını sağlar.
Kafein, bağımlılık da yaratabilen bir maddedir. Fazla miktarda kahve içen kişilerin bunu birden bırakmaları baş ve kas ağrıları, depresyon ve sinirliliğe neden olabilir.
Kafein, Uluslar arası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından uzun yıllar yasak ilaçlar kapsamına alınmıştı. İdrarlarında 12 mikrogramdan fazla kafein çıkan sporcular yarışmalara alınmazdı. 5 fincan kahve içilmesi ile bu sorun yaşanabiliyordu. Yasak 2004' de kaldırılarak kahve ve kola içen atletlerin ceza almaları önlenmiş oldu.

Kafeinin, yüksek dozlarda ölüme de yol açabileceği unutulmamalı. Öldürücü dozu 10 gramdan fazladır ve buna ardı ardına 80-100 fincan kahve içmeyle ancak ulaşılabilir. 150 ml kahvede 60-150, 150 ml çayda 40-80 mg kafein vardır.

KAHVE SADECE HOŞA GİDEN BİR İÇECEK DEĞİL
Bizde kahve daha çok ‘kırık yıl hatırı' olması ile tanınır, ama kahve nefes yollarını açan, solunumu rahatlatan ve astıma da, bronşite de iyi gelen bir içecektir aynı zamanda.
Hatta son yıllarda yapılan araştırmalar düzenli kahve içen kişilerde diyabetten Parkinson' a, kalın bağırsak kanserinden böbrek ve safra kesesi taşlarına.. kadar pek çok hastalığın daha az görüldüğünü gösteriyor. Hadi, kendinize şöyle güzel bir kahve yapın, afiyetle için.

talya da yapılan araştırmalar sonucunda, çoğunlukla zararlı olduğu belirten kahvenin sağlığa 17 yararı ortaya çıktı.
* Kolesterolü düşürüyor.
* Ağrı kesicilerin etkisini yüzde 40 oranında artırıyor.
* Şeker hastalığının erken uyarı sinyali olarak kabul ediliyor.
* Göğüs kanseri riskini azaltıyor.
* Günde 3 fincan kahve, astım tehlikesini azaltıyor.
* Kahve girişkenliği arttırıyor.
* Siroz hastalığı riskini yarı yarıya düşürüyor.
* Nefesi açıyor.
* Kemikleri güçlendirir, ancak yaşlılar fazla tüketmemeli.
* Menopoz sorununu giderir.
* Tip 2 diyabeti ve Parkinson hastalığından koruyor.
* Selülit gibi cilt sorunlarına karşı etkili oluyor.
* Yüksek tansiyonu önlüyor.
* Pankreas kanserini azaltıyor.
* Kalp rahatsızlıklarını büyük oranda önlüyor.
* Bağırsakları düzenliyor.
* Depresyona karşı etkili.

Kahvenin faydaları

Kahvenin içerdiği kafein maddesi, sinir sistemini uyarıp zihinsel aktiviteyi güçlendirir. Uyuşukluğu giderip enerji verir ve uyanık kalmayı sağlar. Yapılan araştırmalar günde 6 fincan kahve içen 55 yaşındaki bir kişinin düşünme potansiyelinin içmeyenlere oranla 6 kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Ayrıca kahve içenlerde içmeyenlere nazaran daha az diş çürüğünün olması, bir başka dikkat çekici araştırma sonucu.

Kahve içtikten sonra organizmada ani değişiklikler oluyor. Tüm vücut ani bir enerji akımı ile doluyor. Bu enerji çocuklarda 3, yetişkinlerde ise 5 - 7 saat sonra azalmaya başlıyor. Tüm bu olumlu yönlerine rağmen kahveyi çok fazla tüketmemekte fayda var. Çünkü aşırı kahve tüketimi sürekli bir uykusuzluğa ve mide rahatsızlıklarına neden oluyor.

KAHVE KALBE İYİ GELİYOR

Almanya`da en çok tüketilen içecek Maddelerinden kahvenin uyanık tutmanın yanı sıra başka faydalarının da olduğu belirtildi. Kahvenin uyanık tutma ve kas ağrılarına iyi gelmesinden başka kalp için de faydalı olduğu ortaya çıktı.

Almanya`da yayınlana haftalık sağlık dergisi Healthy Living`in bu haftaki sayısında yer alan bir habere göre, kahve kalp ve damar hastalıklarına karşı koruma sağlıyor. Amerika`nın Boston şehrindeki bir sağlık enstitüsünün araştırmasını aktaran dergi, kahvenin kalbe iyi geldiğini belirtti. 130 bin kahve tüketicisi üzerinde bir yıl süren araştırmanın sonuçlarına göre, genel bir kanaat olan kahvenin kalbe kötü tesir ettiği tezi de böylelikle geçerliliğini yitirdi.

Araştırmayı yapan bilim adamları kahvenin damar çeperlerine elastikiyet kazandırdığı görüşündeler. Bilim adamları ayrıca kahve tüketicilerinin kahve içmeyenlere göre daha keyifli olduğunu saptadı. Araştırmada günlük 6-8 fincan kahvenin herhangi sağlık için herhangi bir risk oluşturmadığı kaydedilirken, ancak kahvenin filtre edilerek içilmesinde fayda olduğuna dikkat çekildi.

Günde 3 fincandan fazla kahve zararlı

Kahve keyfinizi günde 1–3 fincan ile sınırlayın. Çünkü dozunda içinde kahvenin yararları var ama fazla tüketilen kahve vücuda zarar veriyor  Kahve, kalbe ve damarlara iyi gelen tanen ve anti–oksidanlar içeriyor. Bunun yanısıra, başağrılarını geçirmede iyi bir yöntem ve karaciğere de faydası var; sirozun engellemesine yardımcı oluyor. Üstelik, astım hastalarına da tavsiye ediliyor. Dozunda içilen kahve depresyona iyi gelir, safra ve böbrek taşı oluşumu riskini aza indirir. Çaya gelince o da kahve gibi böbrek ve safra taşı oluşumunu engeller, mide kanserini önler. Ancak fazla içildiğinde demir eksikliğine yol açar. Bu yüzden aşırıya kaçmamak da fayda vardır. Kafeinin fazla alındığında çarpıntı, yüksek tansiyon, uykusuzluk gibi sorunlara yol açtığı bilinen bir gerçek. Fazla içilen kahve de sinir sistemini olumsuz etkiliyor, kalp çarpıntısı ve ellerde titremeye yol açabiliyor. Hamile kadınlara, kalp ve mide ülseri hastalarına genellikle, kahveden uzak durmalarını tavsiye etmek yerinde bir karar. Doktorlari, hiçkimsenin günde 3 ila 4 fincanı aşmamasını istiyor. Bununla birlikte, anne babalara, `Çocuklar için güne başlamanın en güzel yolu, bir bardak sütlü kahveden geçer` önerinde bulunan doktorlar da var.

Amerikan ordusu Türk kahvesini keşfetti
Amerikan ordusu, askerlerinin daha zinde ve daha zeki olmaları için haftanın 3 günü Türk Kahvesi ikram ediyor

Türk Kahvesi`ni keşfettiler

Amerikan ordusu, askerlerinin daha zinde ve daha zeki olmaları için haftanın 3 günü Türk Kahvesi ikram ediyor.

Türk Kahvesi`nin ünü sınırları aştı... Bunlara son örnek Okyanus aşırı bir ülkeden geldi. Amerikan ordusu, başta Irak olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde görev yapan askerlerine haftanın 3 günü Türk Kahvesi içiriyor. Ordu yetkilileri, Türk Kahvesi`nin başta hızlı düşünme ve enerji verdiğini belirtiyor. İşte bu nedenle 2 yıldır Amerikan Ordusu, askerlerine bu özel kahveyi ikram ediyor.

LA TIMES MANŞET YAPTI

Müthiş faydasının bilimsel deneylerle kanıtlandığı Türk Kahvesi`nin şimdi de Amerika`nın 50 eyaletinde görev yapan polis ve özel birliklerde de kullanılacağı ifade ediliyor. Amerika`nın önde gelen gazetelerinden Los Angeles Times, ekonomi sayfasında Türk Kahvesi`ni ve onu ABD`ye sevdirmeye çalışan bir girişimciyi tanıttı.

500 AMERİKAN FİRMASI ALDI

Gazete, Amerikan ordusunun Türk kahvesinin müdavimlerinden olduğuna dikkat çekerken Mustafa Arat isimli Türk vatandaşının da 500 Amerikan firmasına Türkler`in bu özel kahvesini sattığını yazdı. 55 yaşındaki Arat sigarayı bırakmanın yolunu ararken tesadüfen Türk kahvesini alternatif bir ürün olarak buldu ve sağlık sorunlarının, yaşam tarzının ve kariyerinin değiştiğini söyledi.

KAFEİN (ZARARLARI VE FAYDALARI)
(Bu yazı toplam 10127 defa okundu)Yakın zamanda yapılan bir araştırma, hamileliğin ilk dönemlerinde kafein kullanımının düşük tehlikesini artırdığını gösterdi. Journal of American Medical Association (JAMA)da yayınlanan araştırmada, hamileliklerinin ilk üç ayında düşük yapan 550 İsveçli kadın incelendi ve elde edilen veriler düşük yapmayan 950 kadınınkilerle karşılaştırıldı. Sonuçta, günde 1-2 fincan kahve içen kadınlara düşük yapma riskinin hiç içmeyenlere kıyasla yüzde 30 daha fazla olduğu gözlendi. Kahve tüketimi günde 4 fincana çıktığında risk yüzde 40�a yükseldi. Günde beş fincanın üzerinde kahve içenlerde ise yüzde 220 oranında bir artış hesaplandı.

Bu duruma neden olan faktörler bilinmemekle birlikte, hamile kadınların metabolizmalarının kafeini çok daha yavaş özümsediği biliniyor. Plasentaya nüfuz eden kafein, korunmasız olan fetus üzerinde toksik bir etki yaratıyor.

Hamile kalmaya çalışanlarda da kafeinin olumsuz etkisi olduğu biliniyor. Daha önce yapılan çeşitli araştırmalar, günde 2,5 fincanın üzerinde kahve içen kadınlarda kısırlık oranının daha yüksek olduğunu göstermekteydi. Bu nedenle bebek sahibi olmak isteyen kadınlara, bir süreliğine kahveden uzak kalmaları tavsiye ediliyor.

Amerikan İlaç ve Gıda İdaresi�nin bu konuda resmi bir açıklaması bulunmamasına karşın, gebelik süresinde kafeinden mümkün olduğunca kaçınmak akıllıca olacaktır.

NE KADAR KAFEİN ALIYORUZ?

İstatistiklere göre kadınların günlük ortalama kafein tüketimi 280 mg olarak ölçülüyor. Bu miktar, 2-2,5 fincan kahveye eşdeğer. Kafein tüketiminin büyük kısmı kahveden kaynaklansa da, yegane kafein kaynağı kahve değil; karbonhidratlı içeceklerde de önemli oranda kafein bulunuyor. Yine çay da önemli bir kafein deposu; rengi koyulaştıkça içerdiği kafein miktarı artıyor. Şirketler, kafeini tadı için kullandıklarını söyleseler de, araştırmalar asıl nedenin bağımlılık yaratması olduğuna dikkat çekiyor.

Hangi içecekte ne kadar kafein var?

Filtre kahve - 135 mg
Hazır kahve - 95 mg
Espresso - 50 mg
Kafeinsiz kahve - 3 mg
Kola - 46 mg
Portakallı gazoz - 40 mg
Gazoz - 54 mg
Demlenmiş çay - 35 mg
Yeşil çay - 25 mg
Poşet çay - 25 mg
Sütlü kakao - 8 mg
Kahveli dondurma - 85 mg
Bitter çikolata - 31 mg

KAFEİN SAĞLIĞA ZARARLI MI?

Kafeinin kanser riskini artırdığına ilişkin hiçbir kanıt bulunmuyor. Ancak kanser denildiğinde kadınların ilk aklına gelen kanser türlerinden bir meme kanseri; ve kafeinin meme dokusunu etkileyerek kist oluşumuna neden olduğu yolunda söylentiler dolaşıyor.

Kafein almayı bıraktıktan sonra kendilerini daha iyi hissettiklerini söyleyen hastalar yok değil. Öte yandan Amerikan Beslenme Derneği tarafından yürütülen bir çalışma, kafeinin göğüs dokusu üzerinde herhangi bir etkisi bulunmadığını gösteriyor.

Ancak bu konuda da tam bir görüş birliğine varılmış değil. Daha eski araştırmalar, günde 500 mg�ın üzerinde - beş fincandan fazla kahveye eşdeğer - kafeinin kist oluşumu riskini artırdığını göstermekteydi. Bu durumda verilebilecek en akla yakın tavsiye, kist oluşumuna yatkın olan ve göğüslerinde ağrı ve şişlik hissedenlerin kafein tüketimini sınırlandırmaları olabilir.

KEMİK ERİMESİNE YOL AÇAR MI?

Kafeinin vitamin ve minerallerin (özellikle de kalsiyum ve demir) emilimini bloke ettiği biliniyor. Ayrıca diüretik etkisi nedeniyle kalsiyum depolanmasına olumsuz etkide bulunuyor; zira kalsiyum idrar yoluya da dışarı atılıyor.

Bu noktada, fazla kafein tüketiminin kemik yoğunluğunu azalttığını düşünmek akla yakın. Öte yandan Penn State College�de yapılan yeni bir çalışma, normal kafein tüketiminin kemik erimesine neden olmadığını gösteriyor. Amerikan Ulusal Osteoporoz Derneği de, kafein ve kemik erimesi arasında herhangi bir ilişkiye rastlanmadığını bildiriyor.

Bu konudaki endişelerin hedef kitlesi elbette ki yetişkinler. Süt yerine kafeinli içecekler kullanmaya alışkın olan yetişkin nüfus, yeterince kalsiyum alamıyor. Bu durumda sütlü kahve içmek, mantıklı bir çözüm olabilir ve ihtiyaç duyulan kalsiyumu sağlayabilir.

KAFEİNİN TANSİYONA ETKİSİ VAR MI?

Kafein tüketimi kan basıncını birkaç dakikalığına, hatta birkaç saatliğine yükseltebilir, ancak yüksek tansiyona yol açmaz. Ancak zaten yüksek tansiyonu olan kişiler yoğun stres altındayken kafein tüketimiyle tansiyonlarının daha da yükseldiği ve inme riskinin arttığı belirlenmiştir.

KAFEİNİN KALBE ZARARI VAR MI?

Kahve çarpıntıya, düzensiz ve hızlı kalp atışına neden olabilir. Bu durum, aritmisi veya kalp rahatsızlığı olanlar için problem yaratabilir. Washington Üniversitesi�nde yapılan bir araştırma, günde altı fincan ve üzerinde kahve içenlerin kalp krizi geçirme risklerinin arttığını gösteriyorsa da, kafeini tek başına kalp hastalıklarından veya kalp krizinden sorumlu tutmak yanlış olur.

KAFEİN BAŞ AĞRISI YAPAR MI?

Kafein, baş ağrılarına karşı kullanılan ağrı kesicilerin etkisini artırır. Ancak sürekli kullanımı, baş ağrılarının tekrarlamasına neden olabilir. Reçetesiz satılan ilaçların kafeinle birlikte iki günden daha uzun süre alınmaması gerekir.

ADET ÖNCESİ SENDROMA ETKİSİ VAR MI?

İdrar söktürücü özelliği dolayısıyla bir yandan şişkinlikten kaynaklanan rahatsızlıkların giderilmesine yardımcı olan kafein, diğer yandan kan şekerini düşürerek adet öncesi sendromu şiddetlendirebilir. Bazı çalışmalar gösteriyor ki, günde 3-4 fincan kahve içenlerde adet öncesi sendrom şikayetleri üç misli artıyor.

MESANE PROBLEMLERİNE ETKİ EDER Mİ?

Kafein böbrekleri çalıştırarak daha sık idrara çıkmayı sağlar. Bu durum bir süre sonra mesanede tahrişe ve rahatsızlığa neden olabilir.

UYKUSUZLUĞA NEDEN OLUR MU?

Kafein, uyku hormonu olarak bilinen melatonin düzeyine etki eden bir uyarıcıdır. Metabolize edilebilmesi için 4 ila 7 saat gerektiği unutulmamalıdır. Ayrıca doğum kontrol hapı kullanan veya östrojen takviyesi alan kadınlarda bu süre iki katına çıkar. Bu nedenle öğleden sonra içilen bir fincan kahve geceyarısında uykunun kaçmasının sorumlusu olabilir.

ANKSİYETE VEYA PANİK ATAĞA YOL AÇAR MI?

Yüksek dozda kafein, beyin kimyasını etkileyerek anksiyete ve panik atak oluşumunu güçlendirebilir.

MİDEYE DOKUNUR MU?

Kahve, hatta kafeinsiz kahve, midede asit üretimini artırarak yemek borusu ve mide geçişini etkiler. Bu durum da midede rahatsızlığa ve yanmaya sebep verebilir.

KAFEİNİN FAYDALARI

Araştırmalar, kafeinin pek çok olumlu etkisinin de bulunduğunu gösteriyor. Herşeyden önce, kafeinin psikolojik bir canlandırıcı olduğunu söylemekle başlayalım. Uyku hali yaratan adenosin adlı bir beyin kimyasalını bloke eden kafein, düşünsel performansı artırır ve ruh haline olumlu katkıda bulunur. Üstelik bu etkisini 50 mg�dan az dozlarda (örneğin bir fincan çay ile) dahi gösterir.

Kas koordinasyonunu ve gücü artırır.

Enerji sarfiyatını yükseltir ve daha fazla kalori yakmaya yardımcı olur.

Akciğerlere giden solunum yollarını rahatlatır ve astım krizlerini azaltıcı etkisi vardır.

Bağırsakları yumuşatıcı bir etkisi vardır. Ancak fazla alındığı takdirde ishale yol açabilir.

Günde 2-3 fincan kahve içen erkeklerde safrataşı oluşumunu azalttığı görülmüştür.

JAMA�da yayınlanan yeni bir araştırmaya göre kafein tüketimini artırarak Parkinson riski azaltılabilir.

BAĞIMLILIĞA YOL AÇAR MI?

Kafein de tıpkı nikotin, amfetamin ve kokain gibi bağımlılık yaratan bir madde. Beyinde dopamin gibi belli bazı sinir iletkenlerini artırarak alışkanlık yaratıyor. Bir fincanlık bir doz bile bağımlılığa sebep oluyor ve bu miktar alınmadığı zaman vücutta tepkiler meydana geliyor. Dahası, bütün bu semptomların ortaya çıkması için yalnızca üç günlük kullanım yeterli.

Belirtilen semptomlar arasında baş ağrısı, yorgunluk, huzursuzluk, depresyon, konsantrasyon bozukluğu, hatta soğuk algınlığı belirtileri sıralanıyor ve en az 1-2 hafta devam ediyor.

KAFEİNİ BIRAKMALI MI?

Bu karar kişiden kişiye değişiyor. Uzmanlara göre kafein tüketiminden uzak durması gereken kişiler şöyle sıralanıyor:

- hamileyseniz veya hamile kalmak istiyorsanız,

- yüksek tansiyonunuz varsa,

- çarpıntınız varsa,

- midenizde yanma hissediyorsanız,

- panik ataktan şikayetçiyseniz,

- mesane problemleriniz varsa,

kafeine dur demeniz iyi olur.

Ayrıca osteoporoz risk grubundaysanız yeterince kalsiyum aldığınızdan emin olmanız gerekiyor. Kafeinden vazgeçmeye niyetiniz yoksa da en azından ölçüyü kaçırmamanızda fayda var. Günde 400 mg�ın üzerinde kafein tüketimi zararlı bulunuyor.

Şayet belirtilen sorunlar sizin için geçerli değilse ve herhangi bir şikayet yaşamıyorsanız, günde 3,4, hatta 5 fincanı keyifle yudumlayabilirsiniz.

KAYNAK : NTVMSNBC.COM

CACIK - İÇECEKLER 20

23/9/2008
CACIK

Cacık içecekler sınıfına girermi girmezmi tartışmasından sonra yenmediğine göre vede hoşaf gibi kaşıkla içildiğine göre evet bir içecektir dedik
Cacık da milli içecekler grubundan

MALZEMELERİMİZ
yarım kilo yoğurt, bir salatalık, biraz dere otu, zeytinyağı ve sarmısak

YAPILIŞI
önce salatayı çok çok ufak çentiyoruz veya rendenin küçüğünden rendeliyoruz suyunu salması için tuz sepeliyoruz
yoğurdu  kaşıkla, çatalla vesaire çırpıyoruz
üzerine azar azar bir bardak soğuk su katarak çırpa çırpa karıştırıyoruz
fazla sulu olmayacak ayran gibi, cacık cacık gibi olmalı koyu olmalı neredeyse boza kıvamına yakın
dereotunuda yine ufak ufak kıyıyoruz
salata ve dereotlarını cacığımıza katıyoruz
sonra illede sarmısak iki-üç diş havanda dövüyoruz ve cacığımıza ilave ediyoruz
tuzunu katıp karıştırdıktan sonra biraz zeytinyağı gezdirip üzerini süslüyoruz ve servis ediyoruz

Afiyet olsun


nette cacık hakkında bulduğum bazı yazılar
önce vikipedi

Cacık, yoğurt, su ve salatalık ile yapılan soğuk bir Türk mezesidir.

Nane, sirke, dereotu, zeytinyağı ve sarmısak  ile zenginleştirilebilir.

İçine rendelenmiş havuç ve marul katılan cacığa ise kış cacığı denir.

Avrupa'da satsuki adıyla da bilinmektedir.


Sıcak günlerin besini 'cacık'
Ünlü doktor Mehmet Öz'ün ***Gün içinde maden suyunu ihmal etmiyor
Özellikle yaz aylarında mucizevi besin cacığa ağırlık veriyor...

Mehmet Öz, yaz aylarında 'mucizevi bir besin' olarak adlandırdığı cacığa ağırlık veriyor. Öz, cacığın vücudu güçlendirdiğini savunuyor....

Yaz aylarında beslenmesine büyük önem veren Prof. Dr. Mehmet Öz, sıcak günlerde cacıktan vazgeçemiyor. Cacığın 'mucizevi' etkileri olduğunun altını çizen Öz, günde en az bir kase cacık yiyor. Bu besine ara sıra karabiber de ekleyen Mehmet Öz, cacığın faydalarını ise şöyle sıralıyor: "Kalp ve damar sağlığını korur. Terlemeyle atılan ve vücut için gerekli olan suyu geri kazandırır. Bağışıklık sistemini güçlendirir."

'DÜZENLİ TÜKETİN'
Ünlü cerrah, bu nedenle her gün düzenli olarak cacık tüketilmesi gerektiğini dile getiriyor


farklı bir cacık tarifi

Türk mutfağında zencefil

Türkiye'de zencefilin yemeklerde kullanılması, Çin'de veya Hindistan'daki kadar yaygın değil. Ama, bazı yöre mutfaklarında zencefilli yemekler var. Örneğin, Sivas yöresine ait kızartma köftesi veya kadınbudu köftesi diye bilinen köfte türüne zencefil girer. Yine aynı yöreye ait kara köfte diye bilinen bir başka köfte türünde de baharat olarak zencefil kullanılır.

Zencefil, Türkiye'de cacığa da girer. Zencefilli cacık için malzeme olarak, 1 adet iri salatalık, yarım kilo yoğurt, 2 baş soğan (kıyılmış olarak), 1 diş sarmısak (ezilmiş olarak), 1 fincan zeytinyağı, 1 fincan sirke, 1 su bardağı ince doğranmış dereotu, 1 tatlı kaşığı karabiber, 1 tatlı kaşığı zencefil ve tuz gerekir. Cacığın hazırlanışı ise şöyle: Önce salatalık ince doğranır. Bir tavada ısıtılan zeytinyağına kıyılmış soğanlar katılır. Tava kapatılarak buğulanmaya bırakılır. Sonra sarmısak ve salatalık eklenir. Bunun üzerine sirke dökülür. Tava hafif ateşte 5 dakika tutulur. Daha sonra soğumaya bırakılan karışım mikserde püre haline getirilip yoğurt ile karıştırılır. Buna da zencefil, karabiber ve tuz eklenir. Son olarak ince kıyılmış dereotu cacığın üzerine serpilir.


buda van cacığı
Van Cacığı (Süzme yoğurttan yapılan koyu bir cacıktır. Yanında tereyağ ikram edilir)
süzme ayrandan koyu kıvamla yapılan, içerisinde dereotu, soğan, maydanoz ve salatalık bulunan van cacığına hafif acımsı bir tad veren dereotu van cacığına lezzet veren en önemli faktör
ayran ve peynir altı suyu karışımının 10-15 dakika kaynatılıp süzüldükten sonra içine ot ve tuz katılarak hazırlanan cacık da Van’da özellikle kahvaltıda fazlaca tüketilen bir süt ürünüdür
Cacık: Sütün yağı alındıktan sonra yağsız kalan lordan yapılıyor. Maydanoz, isteğe göre de biber katılarak hazırlanıyor ve sofraya tereyağın üzerine konularak getiriliyor


Van cacığının hikayesi: Bak hele bak Yusuf

1977 yılına kadar süt evlerinde müşteriye süt ekmek, süt çörek sunulurdu. Çeşitli süt evlerinde işçilik yapan "bak hele bak" lakaplı Yusuf Konak, 1970 yılında askere gidip, beyaz peynir, sucuk, yeşil zeytin, kaşar peyniri gibi farklı tatlarla tanışınca süt evlerine yeni bir "imaj" getirme zamanı geldiğini düşündü. Van'a döndüğünde kahvaltının her türünün sunulduğu bir işyeri açmak için kolları sıvadı ve 1977 yılında Çarşı Karakolu civarında ilk kahvaltı salonunu açtı. Böylece süt evleri çalıştırdıkları için adlarının önüne sütçü lakapları getirilen Sütçü Ömer, Sütçü Asker, Sütçü Fevzi, Sütçü Hoca, Sütçü Recep, Sütçü Ekrem dönemi kapanarak, adının başına sütçü lakabı hiçbir zaman getirilmeyecek olan,
"bak hele bak" sözcüklerini konuşmasının arasında sıkça kullanan ve bu lakapla anılan Yusuf Konak ile kahvaltı salonları dönemi açılmış oldu. Kahvaltı salonu zamanla yöreye ait murtuğa, kavut, gencirük, çörek içi gibi yiyecekler de mönüye eklenerek, yerel mutfakla zenginleştirildi.
Van cacığı da bu evrede geliştirildi. Tereyağının ayranı kaynatılıp, bir torbaya dökülerek süzdürülür. Yağı alındığında, geriye kalan bölüme çökelek denilir. Çökeleğe Van'da yetişen bir ot olan 'sirmon'un karıştırılması ile elde edilen cacık gömülüp, toprak altında bekletildikten
sonra, yeraltından çıkarılıp yenirdi. Daha sonra cacığa maydanoz, dereotu, yeşil soğan, biber eklenir oldu. Böylece cacık da gelişimini tamamlayarak, kahvaltı salonundaki yerini aldı. Tereyağı ile cacık birlikte sunulurken, kahvaltı salonlarında en çok aranan yiyeceklerden biri oluverdi.


cacık malatyada daha farklı bir anlama geliyor ıspanak yemeğine benzer bir hal alıyor
l kg. pazı (pancar yaprağı)/1,5 kg. yoğurt/4-5 diş sarımsak/Tuz

Yapılış: Pazı ayıklanır, bol suyla yıkanır, bir tencereye konup kapağı kapatılır, kendi suyuyla 3-5' haşlanır. Soğuyunca sarımsaklı yoğurda karıştırılarak servis yapılır.



BOZA - İÇECEKLER 19

22/9/2008
BOZA
boza.JPG
Yaz bitti boza mevsimide başladı
bozada milli içeceklerimizden biri
booozaa booooozzz ve ardından çan sesi ile hava karardıktan sonra satılan tek içeceğimiz boza
bilmem her yerde öylemidir gündüz nedense satılmaz boza illede gece satılacak her halde sıcaktan bozulmasın ekşimesin diye gece satılıyor.

Annemden aldığım boza tarifini veriyorum
1 bardak bulgura 7-8 bardak su (az koymakta fayda var zira sonradan su ilave edebiliriz ama sulu olduysa telafisi yok) konup kısık ateşte kaynatılır (Annem sobanın üzerine koyardı yavaş yavaş kaynardı )
bulgurlar yumuşayıp bastırdığınızda ezilir hale geldiğinde bastıra bastıra bir kevgirden  geçirin (şimdi sanırım bunu blendırda çok daha güzel ve kolay halledebiliriz denemek lazım)
boza kıvamında olmalı eğer değilse uygun miktarda su ilave edilir
1 bardak şeker ilave edip karıştırdıktan sonra şekerle birlikte kaynadıktan sonra ateşten alınır ılınmaya bırakılır
ılındıktan sonra yarım yada bir bardak kadar boza ile mayalanır
sıcak bir yerde mayalanmaya bırakılır

Afiyet olsun

Ancak Annem asıl bozanın darıdan yapıldığını söyledi, mısırda bozacının hilesidir diyor bozaya daha sarı bir renk veriyormuş ama fazla konduğunda tadı bozuyormuş.

Peki mayalık boza yoksa ne yapacağız bunun cevabınıda internette aradım sadece bildiğimiz kibrit kutusu büyüklüğünde yaş maya ile yapanda var kuru maya ile yapanda var aşağıya bir kaç tarif aktarıyorum


Açıklama: Boza darı, mısır veya pirinçten elde edilen, koyu kıvamda tatlı ve ekşi tadın karışımı lezzette olan bir içecektir. Bu hububatlar ilk önce ezilip kabuklarından ayrılır, süzülür ve kaynatılır. Bu karışıma şeker, süt asiti bakterileri ve maya katılarak 15-25°C de 24 saat bekletildikten sonra boza içilecek hale gelmiş olur. Katılan mayalar şekeri parçalayarak bir miktar alkol üretir. Boza kışın üretilmektedir yazın bozadaki mikroorganizmalarin üremesi hızlı bir şekilde olup bozayı ekşitmekte ve alkol miktarınıda artırmaktadır. Yeni yapılan taze bozadaki alkol miktarı % 0,4-0,8 oranındadır. Boza sıcakta uzun süre beklerse ekşir ve alkol miktarıda artar.

boza tarifi 12 kişilik
Malzemeler

2 bardak bulgur (*)
20 bardak su
2 çorba kaşığı tarçın
yarım bardak yoğurt
yarım tatlı kaşığı kuru maya
2.5 çorba kaşığı şeker
2 çorba kaşığı un
yarım çorba kaşığı vanilya
(*)Bulgur yerine darı, arpa, ya da bulgur-darı karışımı da kullanabilirsiniz.
Yapılışı

Bulguru büyükçe bir tencereye koyup 11 bardak su ile üzeri kapalı olarak oda sıcaklığında 1 gece dinlendirin. Kısık ateşte 2 saat kadar pişirin. Mutfak robotuna koyup çekin ve süzgeçten geçirin. Karışımı buzdolabına koyun. Süzgeçin üzerinde kalan bulguru yeniden tencereye koyun ve 8 bardak su ilave edip kısık ateşte 1 saat daha pişirin. Süzgeçten geçirip buzdolabına koyun. Unu küçük bir tencereye koyup üzerine 2/3 bardak su koyun ve kısık ateşte sürekli karıştırarak koyulaşıncaya kadar pişirin. Ateşten çelip içine 2 çorba kaşığı şeker koyup eriyinceye dek karıştırın. Ilınca içine yoğurt katın. Mayayı 1/4 bardak ılık suda ezip 5 dakika kadar bekletin ve yoğurt karışımına katın. Ilık ortamda 30 dakika bekletin. Mayalı karışımı ezilmiş bulgura katıp oda sıcaklığında yaklaşık 1-2 gün bekletin ve ara sıra karıştırın. Vanilya ve kalan şekeri ekleyip şeker iyice eriyinceye dek karıştırın. Tarçınla servis yapın.

Bir başka tarif
3 bardak Bulgur
2 kahve Fincanı Pirinç
3 bardak Toz Şeker
1 bardak eski Boza ya da kibrit kutusu büyüklüğünde Maya

Hazırlanışı :
Bulgurlar akşamdan bol su ile ıslatılır. Ertesi gün Bulgurlar ve Pirinç iyice ezilinceye kadar pişirilir. Mikser ile çırpılır ve ince süzgeçten geçirilir.
Bu karışım hafif ateşe konulur. İçine şekerler katılır ve eriyinceye kadar karıştırılır. Sonra ateşten alınır.
Bir yerde ılınmaya bırakılır. Arada bir karıştırılır. Ilıklaştıktan sonra içine eski boza ya da ılık suyla ezilmiş maya katılır. İyice karıştırılır.
Bu karışımın ağız kapatılarak, 20-25 º C 'lik bir yerde, ara sıra karıştırılarak 2-3 gün bekletilir. İçinde göz göz hale gelmiş kabarcıklar görülürse olmuş demektir. Serin bir yere alınır.
Soğuk Servis Yapılır. İsteğe bağlı olarak, üzerine sarı leblebi ve tarçın ilave edilir.

Yapanların bir çoğu sonuçta çok asitli bir boza elde ediyorlar ve içemiyorlar, bu şikayetlere şöyle bir tavsiye buldum.

Aksamdan yogurt mayalar gibi mayala, sabah buzdolabina koy. 1 gun buzdolabinda dinlensin. Icmeye hazir. 2-3 gun icerisinde de tuketmeye calis.


BOZA TARİFİ (haşladıktan sonra da mayalamadan bir gece öylece bekletiyor)

2 kg.ince bulgur,1/2 kg.toz şeker,125 gr.yaş ekmek mayası

ayıklanmış ve yıkanmış bulgur büyük bir tencereye konur,üzerine haşlanacak kadar yeterli miktarda cu ilave edilir ve bulgurlar erıyinceye kadar önce orta ateşte daha sonra kısık ateşte bulgurlar eriyinceye kadar haşlanır ve tencere pilav demler gibi battaniyeye sarılır bir gece bekletilir,sabah püre halindeki karışım kevgirde elle bastırarak süzülür özü çıkartılır,süzülen sulu öze ılık suda eritilen maya katılır ,şekerde ilave edilr iyice karıştırılır bir kaç gün tercihan cam cinsi bir kapta bekletyilir boza kıvamına ve tadına gelince içime hazırdır.afiyet olsun .

BAKSIMA (çerkez bozası)
ÇERKEZ USULÜ BOZA YAPIMI (Mısırdan yapılıyor)

BİRAZ DA BAKSİME DEN BAHSETMEK İSTİYORUM

Baksime ( boza ) çerkezlerin milli içkisidir. Her düğünde baksime yapılırdı. Baksime düğünden on gün önce kurulurdu. Hatırladığıma göre mısır unu ve başka da arpa unu gibi bazı çeşitler koyarlar, bir küpün içine kurarlar, küpün üzerini iyice örterlerdi. Böylece bir hafta kadar bekletirlerdi. Bir hafta sonra ekşimiş olur, küpten çıkarırlar, tekrar su ilave ederek iyice sulandırırlar ve kazanlarda kaynatıp tekrar küpün içine koyarak biraz pekmez ilave ederlerdi. Mayhoş bir tat alır ve böylece baksime içilmeye hazır hale gelirdi. Baksıma dan anlayanlar gelip kontrol eder, eksiği varsa söylerlerdi. Eksiği yoksa ‘’güzel olmuş, içimine doyum olmaz’’ derlerdi.


ÇERKESLERDE BOZANIN YAPILIŞI :
Mısır unu: 1 Kg
Buğday unu: 200 Gr
Su: 8 Litre
Şeker: 1/2 SB
Boza (maya için): 1 SB
1- Mısır unu elenir, buna elenmiş 200 gr. buğday unu konur.
2- Soğuk suyla bulamaç haline getirilir.
3- 8 litre su kaynamaya başladığında, bu bulamaç karıştırılmak suretiyle koyu bir tarhana çorbası haline gelinceye kadar kaynatılır.
4- Pütür kalmaması için elekten geçirilir.
5- İçine az bir şeker ve boza eklenir.
6- 1-2 gün bekletildikten sonra istenilen miktarda şeker eklenir ve içime hazır olur.
Not : İstendiğinde bu ölçüler yarım olarak yapılabilir.
Kaynak: Makbule BERKOK / ŞAPSIĞ

MIRMIRIK (Tatar bozası)
IV. Murat içkiyi ve tütünü yasaklamakla kalmamış bütün meyhaneleri de yıktırmıştı. Hatta bozaya bile yasak getirmişti. Bilindiği gibi “Mırmırık Boza”, diğer adıyla “Tatar Bozası” diğerlerine oranla daha fazla tahammür ettirildiğinden 2-3 derecelik bir alkole sahiptir.(yani biraya yakın birada alkol oranı %5 olduğuna göre bu yüzden fazla mayalandırmamalı)

BOZANIN FAYDALARI
İlaç niyetine Boza içilir

100 ml (1 çay bardağı) bozada;
3,5 g protein

0,5 g yağ

57,5 g karbonhidrat

29 mg kalsiyum

1,3 mg demir

97 mg fosfor

1 mg çinko

0,09 mg Tiamin (B1 vitamini)

0,05 mg Riboflavin (B2 vitamini)

1,16 mg Niasin bulunur.  

  • Bozanın mayalanması sırasında oluşan laktik asit, hazmı kolaylaştırmada çok yardımcıdır.

  • İçerdiği aktif mayalar sayesinde probiyotik etkisi bulunur.

  •  Zengin karbonhidrat, protein ve B vitamini içeriği nedeniyle enerji ihtiyacı fazla olan kişiler, gebeler, sporcular ve kilo almak isteyen kişilerin kullanımı için uygundur.

  • Karbonhidrat ve proteinin yanı sıra birçok besin öğesini içerdiğinden besleyici özelliği nedeniyle “sıvı ekmek” olarak anılır.

  • İçerdiği laktik asit nedeniyle bağırsak florasını düzenleyici role sahiptir.

  • Mide bezlerinin faaliyetlerini olumlu yönde etkiler.

  • B kompleksi vitaminleri içerdiğinden beslenmede önemli role sahiptir.

  • Zihin açıcı ve sinirleri dinlendirici etkisi vardır.

  • Öksürük tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir.

  • İçerdiği mayalar sayesinde emziren annelerde süt yapımını artırır.


Farklı lezzetiyle soğuk ve uzun kış gecelerini ısıtan boza, vitamin deposu özelliği de taşıyor.

Soğuk kış gecelerinde sokaklarda yankılanmaya devam eden "boza, bozaaaa" sesleri hepimizi geçmişe götüren bir çağrı gibi... Karlı gecelerde bile sokaklarda dolaşan bozacılar, bir zamanlar sobayla ısınan evlerin kapılarında dolaşıp dururdu. Hemen herkesin sevdiği boza, artık marketlerde bile satılsa da sokak bozacıları azimle yüzyıllık bir geleneği yaşatıyor.
 İşte kış aylarında pek çok evde neşe kaynağı olan boza, en eski Türk içeceklerinden biri aslında. İlk olarak Orta Asya Türkleri tarafından 900 yıllarında yapılmaya başlanmış.

" Darı irmiği, su ve şekerden üretilen bozanın faydaları da oldukça fazla. Bünyesinde A ve B vitaminlerinin dört türü ile C ve E vitaminleri de bulunuyor.
Mayalanması sırasında ürettiği laktik asit ise ender gıda maddelerinde bulunuyor ve bu değerli asit türünün hazmı kolaylaştırıcı etkisi var.
Süt yapıcı özelliği nedeniyle hamile bayanlara ve vitamin kaynağı olarak sporculara tavsiye ediliyor.
bozanın faydalarının TÜBİTAK'ta yapılan araştırmayla ortaya kondu: "Kolera hastalığında bile etkiliymiş. Bir vitamin deposu aynı zamanda. İçinde ilk başta yüzde 20 şeker olsa da daha sonra yüzde 8'lere kadar düşüyor. İçindeki yağ oranı da sıfır.
Son dönemde işlemden geçirilerek probiyotik hale getirilen ürünlerin popüler olduğunu hatırlatan Vefa, bozanın tamamen doğal bir probiyotik gıda olduğunu da kaydetti. Vefa, günde sadece bir bardak boza içilmesi halinde bile ekstra vitamin almaya gerek olmadığını, bozanın bu ihtiyacı karşıladığını anlattı

Bozanın en büyük etkisinin mide ve bağırsaklara olduğunu belirterek, ''Hazım zorluğu, kabızlık çekenlerde çok rahatlatıcı.

ÇAY - İÇECEKLER 18

21/9/2008
ÇAY
HPIM4013.JPG

Dünyada dereceye girdiğimiz alanlardan birisi ÇAY kişi başına tüketimde dünya dördüncüsüyüz
Mis gibi bir çaya kim hayır diyebilir ki, hele havaların soğuduğu şu günlerde

herkezin çay yapışı farklı, kimi az şekerli kimi çok şekerli, kimi az demli kimi çok demli, kimisi hafif acı, buruk kimi hafif seviyor, ağız tadına göre çayını demliyor, çoğumuz da anasından gördüğü gibi demliyor çünkü ağız o demleme şekline alışıyor diğerleri farklı geliyor.

Ben çayımı şöyle demlerim çaydanlığın altına suyu koyarım demliğe çayı atıp su dolu  çaydanlığın üstüne oturturum çaydanlığıda ateşe korum, su kaynayıncaya kadar demlikteki çay kavrulur, beş-on dakika kadar kaynadıktan sonra çaydanlıktaki kaynak suyu demliğin kenarından yavaş yavaş demliğe dökerim kavrulmuş çaylar ıslanmadan suyun üzerine kalkar
sonra demliğe döktüğüm çay kadar soğuk suyu çaydanlığa ilave edip çaydanlığı ateşin üzerine koyarım üzerine demliği koyup demlikteki çayların çökmesini beklerim

çay kültürümüzde de yerini bulmuş bir içecek, ilginç bir yazı ve benzetmeler

Kaynana: çaydanlık gibidir; Fokur fokur kaynar...
Gelin: demlik gibidir; Sinsi sinsi demlenir...
Oğlan: bardak gibidir; Bir gelin doldurur, bir de kaynana...
Görümce: çay kaşığı gibidir; Arada bir gelir ortalığı karıştırır...
Çocuk: şeker gibidir; Ortalığı tatlandırır...
Kayınpeder: Çay tabağı gibidir; Okkalıca oturur/dökülenleri toplar...

Çayla ilgili nette yaptığım araştırmada ilginç ve insanın çay içesini getiren çay tadında iki yazı buldum ve farklı çay demleme şekilleri vermişler,
belkide bu demleme şekilleri sizin ağız tadınıza daha uygundur, diğer bazı yazılarla birlikte aşağıya aktarıyorum

önce Karali çayın iyi bir çay nasıl demlenir sorusuna verdiği cevap çok anlamlı
iyi bir çay nasyl demlenir?

CEVAP:

Dünyada bir çok çay demleme usulü vardır hiç kimse bu doğru diğerleri yanlış diyemez.

Çay demlemek sanattır

Adnan Kervan

 

Çay'ın tarihçesine girmeyeceğim. Çay içmesini bilmek kadar asıl önemli olan çayı demlemesini bilmektir. Herkes çay içemez, herkes de güzel tavşan kanı çay demleyemez.

Genelde yapılan ve klasik olarak uygulanan metot aslında çay'ın demlenmesi değil, çayın yakılmasıdır. Çay yakılmadan demlenmelidir. Nasıl mı? Az aşağıda...

Burada önemli olan başka bir unsur da çayın kalitesi. Ben sizin damak zevkinize en uygun çayı satın aldığınızı ve onunla çayı demlediğinizi varsayıyorum. Doğrusuda bu. Ancak deneyimlerim, çayın aslında kalitesi kadar demlenme şekliyle de verdiği dem'in kalitesi arasında doğru bir orantı olduğunu göstermiştir.

Pekala diyelim güzel bir suyunuz da var. Her suyun çayı güzel olmaz. Bu noktada suyunuzunda önemine dikkati çekmek istiyorum. Bir kere suyunuz, soğuk olmalı. soğuk suyla yapılan çay güzel olur. Dene göreceksin, ne demek istediğimi.

Bir kaç metot var, ben size bunlardan 2 tanesini anlatayım.

Birincisi güzel bir çay demleyip hemen tüketmek için olanını:

Suyu, çaydanlığa koyun ve ateşi "orta ayara ateşe" alın ve çay suyunun kaynamasını bekleyin. Çay suyu kaynadıktan sonra hemen demleme işlemine girişmeyin, bırakın çay suyu biraz daha kendi halinde kaynamaya devam etsin. Buharı çıksın.

Sonra, kaynayan çay suyundan ölçünüze göre demlik'e aktarın. Örneğin bir çay bardağı, ya da su bardağı ile içiyorsanız ona göre kendinize bir ölçü geliştirin. Benim ölçülerim şöyle. Bir büyük su bardağı için bir tatlı kaşığı çay... yani 10 bardak çay içilecekse, beş bardak su demliğe aktarırım.

Sonra beş tatlı kaşığı silme dolu çayı yavaş yavaş demliğe bırakırım. Püf noktası anlaşıldı mı? Tersten tekrar edeyim. çayı demliğe döküp, suyu üzerine ilave ETMİYORUM. Suyu koyuyorum ve çayı üzerine bırakıyorum, yavaşça nazikçe. Bir ritüel içinde. Çay böylece, kendiliğinden yavaş yavaş sıcak suyla kaynaşacak ve yapraklarını yavaş yavaş açıp rengini ve demini vererek, kendiliğinden demliğin dibine inecek. Püf noktası bu...

Ne kadar zamanda demlenir derseniz, konulan çay miktarına göre çayın tamamı demliğin dibine indiğinde, çay tavşan kanı ve o hafif buruk tadıyla içilmeye hazır hale gelecektir. Demlenme süresini böyle tayin edebilirsiniz.

Peki diğer metot nasıl?

2.metot : çayı uzun süre sonra tüketmek zorunda iseniz, yani bir bardak içeceksiniz sonra yarım saat sonra bir tane daha içecekseniz, o durumda yapmanız gereken;

çaydanlığın altına soğuk suyu koyun, demliğe de demleyeceğiniz kadar soğuk suyu koyun. Sonra demliğe, gene kendi ölçünüze göre suyu koyun ve üzerine çayı aynı yöntemle ilave edin. Buradaki püf noktası suyun soğuk olması ve aynı anda çayın demliğe bırakılması ama dikkat edilmesi gereken nokta çayın gene soğuk suyun üzerine bırakılması.

sonra çaydanlığın altını yakın ve alttaki su kaynadıkça, demlikteki suda ısınmaya başlayacak ve dem yavaş yavaş kendini bırakacak. diğer metoda göre biraz daha uzun bir demlenme süresi (yaklaşık 2 katı kadar) olacaktır. Ancak bu durumda demlediğiniz çayı gün boyu içebilirsiniz. acıma yapmaz.

Evet son olarak da ilave etmek istediğim hususlar, Çaylarınızı az şekerli ve ince belli çay bardaklarından için. Ya da benim gibi, büyük bardaklarda akşama kadar bolca için. Çaydan zarar gelmez. Çay'ın çok faydası olduğu bilimsel ancak çay'ı yemeklerden hemen sonra tüketmeyin, çünkü yedikleriniz bağırsakta emilirken çay bu emilme sırasında demirin emilmesini engelliyor. O nedenle çaylarınız yemeklerden yarım ila bir saat sonra tüketin. Çay acı ise tam demlenmemiş demektir, midenize zarar verir.

aaa, benim çay'ım geldi bana müsaade...

Adnan Kervan

 

Çay Demleme Sanatımız

Cahit Oktay

Amerika’da yaşayanlarınız bilir. Bu ülkenin çaydan anladığı içine yarım litre sıcak su doldurulmuş kartondan bir bardağa balık gibi daldırılan bir sallama poşetten ibarettir. Metro istasyonunun kenarındaki deli`den (Türkçesi şarküteri, bakkal karışımı) alelacele alınmış bu çaydan maksat da Amerikalı`nın içini ısıtmak kaygısıdır. Zaten daha çok kahveyi tercih ederler. Sabah aç karna işe gitmek üzere yola çıkan bir Amerikalı`nın ilk aklına gelen şey köşeden sıcak bir kahve kapmaktır. Yine kartonda tabiki…

Son zamanlarda her köşe başında mantar gibi açılan Starbucks Café`lerin sayesinde bu ülke insanı çayı biraz daha yakından tanır oldu. Ancak bu çay kültürü yine bizim anladığımız klasik ince belli cam bardaktaki tavşan kanı çay anlayışından çok uzak. Bu café`lerde meşhur olan, Çin usulü yeşil çay, meyve aromalı çaylar… Tabiki yine karton bardaktan. Tanesine 3-4 dolar verilen çayın karton kaptan ikram edilmesi hep garip gelmiştir bana…

Geçtiğimiz günlerde e-posta ile gelen ve çayın nasıl demlenmesi gerektiğini anlatan bir mail ise Türk çayına olan bakış açımı değiştirdi, saygımı bir o kadar daha artırdı. Ben ki çay tiryakisi biri olarak çayı doğru demlediğimi zannediyordum. Meğerse kırk yerde yanlışım varmış. Ben artık bu işe “Çay demleme sanatı” diyorum. Gelin görün ki milli içeceğimiz haline gelmiş ve özel bir standardı olan Türk çayının inceliklerini rastgele e-postalardan öğreniyoruz. Neden yemek kitaplarında olmaz ki. Neden televizyon kanallarında yer almaz ki bu güzellikler, zenginlikler. Hani bir söz vardır; “Tarihi Türkler yaşar, batılılar yazar” diye…

Tarihte zarafeti ve lüksü yaşayan da biziz, hatta batının lüks ve zarif yaşamı Osmanlı saraylarını ziyaret eden ve Osmanlı`nın Avrupa’ya gönderdiği elçilerden öğrendiği bir gerçektir. 1721 yılındda III. Ahmet`in Kral XV Louis`ye gönderdiği elçi Yirmisekiz Mehmet Çelebi`nin Paris`e gelişinde üzerine yoğunlaşan merak bugün ,karşılaştırmak uygunsa, Jennifer Lopez`in ya da Madonna`nın gelişi gibidir. Ve yine bu ziyaret sonrası Paris`te modadan mimariye, müzikten resime kadar bir çok alanda Türk tarzı eserler meydana gelmiştir.

Şevket Rado`nun “Pariste Bir Osmanlı Şefiri” isimli kitabının tanıtım cümlelerinde; “Çelebi, Fransızların, savaş meydanlarındaki izlenimler üzerinden yarattıkları Türk imgesini alt üst eder: Kültürü, yaşam tarzı, edebi bilgisi bu imgenin eksik kalan taraflarını bütünler” şeklinde yazıyor. Siz isterseniz bugün moda ve sanatta dünyayı yönlendiren Fransa`nın zamanında bir Türk şefinin yeme, içme, giyinme, oturma, kalkma tarzına olan hayranlığını yukarda bahsettiğim kitaptan okuyabilirsiniz.

Bugün ister Amerika`da ister Türkiye`de olalım, bir çoğumuz ‘fast food’ dediğimiz Amerikan beslenme alışkanlığını benimsemişiz. Üstelik sağlığa ne kadar zararlı olduğu her fırsatta dile getirilirken. Amerika`da obezlerin ülke nüfusunun neredeyse yarısını temsil ettiği biliniyor. Sebep tabiki yeme içme alışkanlığı. Üzülerek ülkemizdeki obez nüfusunun da hızla arttığını haberlerden öğrenmekteyim.

Bugün büyüklü küçüklü bir çok Amerikan kanalının en çok ilgi çeken programlarından biri de yemek programıdır. Her gün dünyanın bir mutfağından, fazlaca Çin ve italyan ve Yunan mutfağından yemek tarifleri verilir. Malesef Türk yemeklerine bugüne kadar ben rastlamadım. Yukarıda da dedim ya; biz her şeyi ilk yaşıyoruz belki, ama onu kaydetmiyoruz. Başkalarına anlatmıyoruz. Ben eminim yeme-içme kültürümüz üzerine bu ülkede birisi kalksa ve layığı ile bir program yapsa, ya da kitap yazsa (bir iki kitap örneği var) hayranlık yaratacaktır. En basitinden aşağıda bir e-postadan aldığım “Çay demleme tarifi”ni okuyan bir Amerika`lı Türk çayının müdavimi olacaktır garanti ediyorum.

Şimdi daha iyi anlıyorum ki biz de çay bir kültürdür. Sabah çayı vardır; evde iseniz kahvaltıda sıcacık yapar içinizi, vapur kenarında bile ince belli cam bardakta servis yaparlar onu size, bir de çıtırından bir simit varsa yanında tadına doyum olmaz. Türk hanımlarının bir ‘beş çayı’ vardır. Evin erkeği gelmeden önce komşu ile yapılan fiskosun bahanesine içilir. Akşam eve gelince, yemekten sonra bir de “yorgunluk çayı” vardır, sanırım onun tadını daha çok babalar bilir. Anadolu`da gideceği kahveyi çayının tazeliğine göre belirler halkımız. Yeme içmenin en basit ve alçakgönüllü tercümesi de “çay çorba” değil midir? İşte bunlar çayın kültürümüze olan katkılarıdır. Oysa ne derin manalar taşır “çay” kelimesi bizden başkalarının bilmediği. Esas oğlan esas kıza “çayımın şekeri” diye takılır oturdukları çay bahçesinde. Ne yardan geçer ne çaydan delikanlımız. Öğrenci odalarının lüks içeceğidir sınav gecelerinde, sabahçı kahvesinde ilk istenecek nesnedir. Ve tabiki hayatımıza bu kadar girmiş çayın şairlerimizce es geçilmesi beklenemez.

Ohan Veli;
"Çayın rengi ne güzel
Sabah sabah,
Açık havada!
Hava ne kadar güzel!
Oğlan çocuk ne kadar güzel!
Çay ne kadar güzel!"

Atilla İlhan
…..
Kafeslerin ardında bol gözlü bir kadın
Ansızın giydirilmiş ipek feraceye
Bir çay yalnızlığı Emirgan'dan öteye
Değdikçe ısındığı yaldızlı bardağın
…………………

N.F. Kısakürek;
Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan

Karıştır çayını zaman erisin
Kopuk kopuk, duman duman erisin!

Ve çayı anlatırken zaman hakikaten de eriyip gitmiş ve ben yine sözü uzatmışım. E ne de olsa  muhabbet çay muhabbeti. İşte size “Çay demleme sanatı”nın ayrıntıları;

Çay içın üç seyin bir araya gelmesi gereklidir: Su,çay ve çay takımı! Önce sudan bahsedelim. Suyun sert ve kireçli olmaması gerekir, çünkü kireçli su aromayı tutsak eder. İçinde klor ve flor gibi katkı maddeleri olan sular çayın tadını bozar! Plastik şişedeki su da doğal olarak plastik tadındadır...

Bazı musluk suları çay demlemeye elverişlidir. Önce musluk biraz açılmalı ve su akıtılmalıdır. Bekletilmiş suyla çiçek sulanabilir ama çay demlenmez! Çaydanlığın içine su koymadan önce bayat su kalmamış olmasına dikkat etmek gerekir.

Şu kaynatılıp, fokurdamalıdır. Ancak bu fokurdama 10 saniyeden fazla sürmemeli, yoksa içindeki fazla oksijen kaybolur. Kaynamış su demliğe dökülmeden önce demliğin mutlaka ısıtılmış olması gerekir, yoksa şu dökülürken ısı kaybı olur ve soğur; çayı çay yapan kimyasal reaksiyon gerçekleşmez.

Şu, çay yapraklarının üzerine dökülürken 90 derecenin altına düşmemelidir. En iyisi demliğe su koyup ısıtmaktır. Çayı demlemeden az önce bu su boşaltılır. Çay demlemenin en önemli ve zor anı kaynar suyun çayın üzerine döküldügü andır. Su, çayın üzerine fokurdar haldeyken dökülmelidir.

Çay 2.5 dakika demlenirse uyarıcı, 5 dakika demlenirse sakinleştirici etkisi vardır. Demlenmiş çay porselen çaydanlığa boşaltılırken pamuktan bir çay ağı kullanılır ki, çayın içinde hiçbir çay yaprağı kalmasın! Çay yaprağı kalırsa demlenme devam eder ve tat bozulur. Demliğin, çaydanlığın ve çay bardaklarının metal olmaması ve deterjanla yıkanmaması gerekir. Metal çaydanlıkta yapılan çayın tadı da metal tadı olur...

Cahit Oktay

ÇAYIMDAKİ SORUN NE?

Çay sert ve acı: Büyük olasılıkla fazla çay koymuşsunuzdur. Genellikle, gerektiğini düşündüğümüzden daha azı yeterli olacaktır. Başlangıç olarak, “bir ölçek de demlik için” kuralından vazgeçin. İkinci olasılık da gereğinden daha uzun bir süre demlemenizdir. Çıkarılabilir filtreli demlikler veya presli “cafetiere” tipi çaydanlıklar idealdir.

Çay bulanık görünüyor: Bu aslında iyi bir işaret olabilir; kaliteli Assam Çayı köpüklenebilir ve ışığı yansıtır. Ancak çay gerçekten çok bulanıksa ya su ya da çay kötüdür.

Çayda metalimsi bir tad var: Bu sorun genellikle kötü sudan kaynaklanır veya çay kalitesizdir.

Çay tortulu görünüyor: Bu da, genellikle kötü sudan kaynaklanır, sudaki tortular bardağın veya fincanın yan duvarlarına yapışır. Sorun düşük kaliteli, küçük yapraklı çayların kullanımına da bağlı olabilir. Şişe suyu veya filtreden geçirilmiş su deneyin.

Çayın tadı yavan: Bunun nedeni kötü kalite çay kullanıyor olmanız. Kendinize daha iyi davranın ve daha iyi çaylar kullanın. Suyu tekrar kaynatmış veya servis yapmayan kaynamasını beklememiş olabilirsiniz.

Çay tatsız: Çay, rafınızda gereğinden uzun bir süre beklemiş olabilir. Küçük miktarlarda ve sık sık çay alın, hem böylece değişik lezzetli çayları da deneme şansınız olacaktır
ÇAY DEMLEMENİN ALTIN KURALLARI

*Taze ve soğuk su kullanın.

*Daha iyi bir demleme ısısına ulaşmak için demliği ısıtın.

*Çayın ölçüsüne dikkat edin; fazla çay koymak hem ekonomik değildir hem de çay acı olur.

*Su kaynadığı anda, suyu demliğe ekleyin.

*Tüm lezzetin açığa çıkabilmesi için 3-5 dakika demleyin.

*Eğer çayınızı süt ile içmek istiyorsanız daha iyi karışması için fincana önce sütü koyun.

*Çayı kuru, hava almaz bir kapta muhafaza edin.



ÇAY NASIL SAKLANIR?

İyi işlenmiş siyah çaylar, vakumlu ambalajlarda veya kapalı teneke kutularda iki yıla kadar dayanabilmesine rağmen, çayın tam olarak ne zaman toplandığını tespit etmek zor olabilir. Çoğu çaylar, deniz yoluyla taşındığı için satış noktalarına varmaları birkaç ay sürer. Yalnızca, mevsimlerin belirgin olarak ayırdedilebildiği bölgelerde yetişen, Darjeeling gibi birinci ve ikinci sürgünlerden alınan çayların toplanma zamanı belirlenebilir. Örneğin, haziran ayında satılan birinci sürgünler üç aylıktır. Bunlar gibi narin siyah çaylar en fazla altı ay dayanır ve bu durum yeşil çaylar için de geçerlidir. Çayı koyu renkli ve hava almaz bir kap içinde, rutubet ve buğulaşma tehlikesi olmayan bir yerde saklayın. Baharatlardan ve keskin kokulu yiyeceklerden uzak tutun çünkü çay kolayca bozulabilir.



İYİ ÇAY İÇİN BİRKAÇ ÖNERİ

*Su on saniyeden fazla kaynayıp fokurdamamalıdır yoksa gereğinden fazal oksijen kaybeder.

*Soğumuş suyu asla yeniden kaynatmamak gerekir.

*Demlenmiş çayı porselen çaydanlığa boşaltmadan önce bir kez karıştırın.

*Yeşil çay, altlığı olmayan fincanla, siyah çay ise altlıklı fincanla sunulur.

*Demliğin, çaydanlığın ve çay bardaklarının metal olmamaları ve deterjanla yıkanmamaları gerekir. Metal çaydanlıkta yapılan çayda metal tadı olur.



ÇAYLA İLGİLİ BİRKAÇ NOT

*Çay bitkisinin uçlarında ve dallarında küçük çiçekler açar. Meyve üç gözlü kapsüldür. Çay bitkisinden yalnızca çay elde etmek için değil, ilaç üretmek için de yararlanılır. Thea Sinensis ve Thea Assamica (Theaceae) çaygillerin ekonomik açıdan en ilginç olanlarıdır. Literatüre bakılırsa, özellikle de tropik ve astropik ormanlarda, 28 cins ve 520 türde karşımıza çıkar. Çayın işlenmesi; soldurma, kıvırma, mayalama ve kurutulmayla yapılır.

*Dört kilo yeşil yapraktan yaklaşık bir kilo çay elde edilir.

*Avrupa’ya ilk çay 1610 yılında, o sırada henüz sekiz yıllık bir geçmişe sahip olan Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası’nın bir gemisiyle geldi.

*Buzlu çay, 1904’te Saint Louis Dünya Fuarı’nda icat edildi.

İYİ BİR ÇAY DEMLEMEK İÇİN

Kimbilir kim


"Suyu kaynatırsın... çayı da üzerine dökersin... demlenince de
içersin... Yok.. Öyle o kadar da değil..."

Çay, nem ve harici kokulardan etkilenmeyecek şekilde kapalı
ambalajda muhafaza edilmeli.
Çay iyi su ile yapılır.
Kireçli, madenli, klorlu su ile çay olmaz
Çayın suyu mutlaka yumuşak huylu, kireç sertliğinden uzak, tatlı bir
su olmalı.
Porselen demlik tercih edilmeli.
Madenî, hele alüminyum demlikte iyi çay olmaz.
Demlik önceden ısıtılmalı.
Temiz demlik içine beher bardak için bir çay kaşığı dolusu çay
konularak ılık su ile yıkanmalı.
Su tam kaynama noktasında iken hemen alınıp demliğe
aktarılmamalıdır.
Demliğe aktarılırken, kaynamanın durması, 100 C'den birkaç derece
aşağı sıcaklıkta olmasına dikkat edilmelidir.
Çaydanlıkta kaynar suyun ateşi kısılarak demlik çaydanlığın üzerine
oturtulmalı ve dem kaynatılmamalı.
Çayın demlenme süresi 10-15 dakika olmalı
Demleme müddeti çayın cinsine ve içenin zevkine göre değişir,
aromanın tam elde edilmesi için bu süre türk çaylarında 25-30
dakikaya kadar çıkartılır, yabancı çaylarda ise 15-20 dakikayı
aşmamalıdır.
Demlikteki çay çıkartılıp atılmalıdır.
Bizde pek adet olmayan bu durum, özellikle içilmeyen demin soğuk çay
olarak kullanılmasında tavsiye edilir.
Buzlu Çay Yapımı:
Kalan demi uygun bir cam kaba boşaltınız,
İçine ağız tadınıza göre şeker koyup karıştırarak eritiniz,
Karışıma buz kalıplarını atınız,
Limon suyu ilave ediniz, karıştırınız
Dem açılıncaya kadar normal su ilave ediniz
Karışımı mikserle köpüklenene kadar çırpınız,
İçmek için soğutmak üzere buzdolabına bırakınız.
Demlenen çay yarım saat içinde içilmelidir.
Çayınızı Nasıl İçersiniz?

'Çayınızı nasıl içersiniz?' sorusuna kaç çeşit insandan, kaç çeşit
cevap alırdım acaba? Bu sorunun cevabını düşünüp vermeden önce
gelin, çay nasıl yapılır onu bir gözden geçirelim, bilemediniz
akıldan geçirelim: Kimileri vardır ki şu yer yüzünde çay pişirmeyi
çok iyi yaparlar. Bunun adına da çay demlemek derler.

Çayı iyi demleyenlerin birer çaydanlıkları vardır. Bir çaydanlık iki
kısımdan oluşur. Birinci kısım daha büyüktür, genişcedir ve içine
sadece su konur. Su, çaydanlığın bu geniş kısmında kaynar. Birinci
kısmın değişik yerlerine yerleştirilmiş bir sapı, bir de kaynar suyu
dökmeye yarayan uzantılı bir ağzı vardır. Su kaynarken eğer ikinci
kısım birinci kısmın üzerine çok oturmuş ise su bu ağızdan taşar ve
ocağın üzerini ıslatır. Bunun olmaması için çaydanlığın ikinci
kısmının birinci kısmın üzerine yarım bir şekilde, eğik oturtulması,
bununda çok dengeli yapılması gerekir. Çünkü çaydanlığın ikinci
kısmı küçüktür. Onun da değişik yerlerine konabilen bir sapı ve bir
de demi dökmeye yarayan küçük bir ağzı vardır ama biraz kaygandır.
Bu nedenle içindeki demlenmemiş çay ile devrilirse ocak üstü yine
batar, kirlenir. Bütün bu dengelere dikkat etmek gerekir. Tabii
teknolojinin harikası daha dengeli çaydanlığı olanlara ne mutlu ama
biz bu anlattığımız çaydanlıkla idare edelim. Şimdilik!

Çaydanlığın küçük kısmına toz çay konur ve çayın kalitesinden
anlayanlar, çay tozunu önce sudan geçirirler ve küçük kırıntıları
uzaklaştırır, ıslanmış çayı demlenmeye hazırlarlar. Küçük demliği,
kaynama suyunun olduğu birinci kısmın üzerine koyarlar. Ocak açılır
ve ateş görülür. Bundan sonra suyun 100 dereceye kadar kaynamasını
sabırla beklemek gerekir. Su kaynar kaynamaz, alttaki geniş kaptan,
üstteki küçük demliğe kaynar su dökülür. Suyun miktarını ustalar göz
kararı ile bilirler. Suyu ne az ne de çok koyarlar. Birinci kabın
azalan suyuna soğuk su ile ilave yapılır. Bu ikinci aşama da sabır
gerektirmektedir. Çünkü, bir; suyun yeniden kaynaması beklenecektir,
iki; çayın kııvamında demlenmesi sağlanacaktır. Zira çay çok
demlenirse tadı acı olur, az demlenirse de çiğ çiğ, otsu otsu kokar.
Bu sırada çay ustasının burnunun ve kulağının çaydanlıkta olması
gerekir. İşte tam zamanında demlenmiş çayın kokusunu aldınız mı? Su
da ne güzel fokurdamaya başladı değil mi? Tamam şimdi ocağın altını
kısabilirsiniz. Çayınız servise hazır demektir.

Sıra badak seçimindedir. Herkes bir başka bardaktan içmek ister.
Sorarsınız: Çayınızı hangi bardakla alırsınız? Çayınızı hangi
bardakla içersiniz? Çay alır mısınız? Çay içer misiniz? Çay ister
misiniz? Çay vereyim mi? Hangi bardak? Bazıları da sorabilirler:
Çayınızı Türkçe mi Alirsiniz? Ya da sormazsınız, çayları döküp
getirirsiniz, çayları koyup getirirsiniz, çayları döker
getirirsiniz, çayları koyar getirirsiniz. Bunlardan hangisini
seçersiniz? Canım aslında 40 çeşit çay bardağı mı vardır? Bizim evde
sayalım bakalım kaç çeşit bardak var şu güzelim demlenmiş çay için:
İngiliz porselen çay bardaklarına benzeyenler, modern Paşabahçe çay
bardakları; üstelik pembe renkli ve üzüm desenli, uysa da uymasa da
çay konan, üzerleri ayı, miki fare, balık, ev ve daha bilmem ne
resimli ve yazılı Amerikan kahve kapları, veee işte ince belli altın
yaldızlı küçücük cam çay bardakları. Çaydan anlayan, ince belli
altın yaldızlı küçük cam çay bardaklarını seçer. Bu ince belli cam
çay bardakları da porselen çay tabakları olmadan güzel değillerdir.

İşte şimdi porselen çay tabağının kırmızı parmak izli döşemesine
kurulmuş, tavşan kanı tanımı bile az gelen, bilenin bildiği şahane
saydam çay rengi ile çayınız bardaktadır. Nasıl, dumanını gördünüz
mü? Ya kokusunu ! Kokusunu da duydunuz mu? Tamam öyleyse şimdi içine
biraz tatlandırıcı koyalım ve çay kaşığımızı nazikce elimize alalım
ve başlayalım karıştırmaya: Çın çın şın, şın şın çın, çın şın, şın
çın! Şöyle acele etmeden yavaş yavaş eriyen şekerin yoğunluğuna
bakarken bu sesi de dinleyelim. Duyuyor musunuz notaları, nağmeleri?
Nasıl da uçar çay taneleri! Durun canım öyle dedem gibi acele acele
çevirivermeyin kaşığı. Çay kaçmıyor ya! Benim dedem hem acele eder,
hem de hastalığının adını bilmez ama Parkinsonludur, elleri titrer
yine de çayı acele acele, gürültülü gürültülü bir güzel karıştırır.
Belki de kulakları az işittiğinden duymaz yaptığı grültüyü, belki de
kulakları işitse bile dinlemeyi bilmez nazikçe çay karıştırmanın
sesini! Çay tabağına da azıcık çay dökülse hemen seslenir
birilerine: Peçete getirin çay döküldü! Tabağı değiştirin çay
döküldü! Şimdilerde 100 yaşına merdiven dayadı da çay dökülünce
suçlanır olmuş, tabaktaki çayı titrek elleri ile çay bardağına kendi
kendine tekrar boşaltmaya çalışıyormuş. Canım halam hala etrafında
pervane!

Gelelim şekeri şöyle güzelce karışmış bizim çayımıza. Şöyle çay
tatlandımı kaşığı yavaşça tabağın kenarına koyarsınız. Ha belki de
önce bir tadına bakmak istersiniz. Bir kaşık çay alıp dudağınıza
değdirirsiniz, dilinizle dudağınızdaki çay tadını yalar ve şekerinin
miktarını anlarsınız. Eğer tadı az ise biraz daha tatlandırıcı
katmak iyi olur. Tamam şekeri iyi ise çayı da soğutmadan içmek
gerekir. Küçücük cam çay bardağının ince ağzından nazikçe tutup ilk
yudumu alırsınız. Çayın yakıcı sıcak ve buruk tadına karışmış şeker
tadı dilinize, damağınıza oradan da bütün ağzınıza yudum yudum
dağılır.

Benim dedem ve ondan öğrenen babam ve amcalarım ise teneke
ağızlıdırlar. Kaynar sıcak çayı hemen bir yudumda höpürdete
höpürdete, içip bitiriverirler. Bir bakarsınız çay bardağı
boşalıvermiş ve bardak tabakta öylece boş oturmakta! Ortalıkta bir
telaş başlar ve çayı demleyenler daha dumanı bitmeden çayı biten çay
bardaklarını toplarlar ve yeniden doldururlar, yeniden doldururlar,
yeniden doldururlar. Ta ki çay kaşığı çay bardağının üzerine
konuluncaya kadar. Bu işaret artık çay istemiyorum demektir de çay
demleyen rahat bir soluk alır! Bu ağzının içi teneke olanlara
demlenmiş çay tattıramazsınız! Onları sıcak çaya da doyuramazsınız!

Halbuki çay bardağı niye ince bellidir? Çay bardağının cam yüzeyi
neden böyle pürüzsüz ve düzgündür? Avucunuzun içine alacağınız
sıcacık çay bardağı ne kadar da küçücüktür! Parmaklarınızla çay
bardağının altın yaldızlı ağzının etrafnda halkalar çizseniz, ince
belinden aşağıya inseniz, incecik sıcacık çay bardağınızı avucunuzun
içinde yavaş yavaş çevirip o sıcaklığı hissetseniz, bir yudum içip
biraz bekleseniz, şöyle elinizdeki çay bardağını yanağınıza
deydirseniz, koklaya koklaya bir yudum daha içseniz! Olmaz mı? İşte
o zaman güzel demlenmiş bir çayın tadı bambaşka olur! Belki de o
zaman çay bardağını çaydan daha çok sevdiğinizi anlarsınız! Böyle
bir keyifle içerseniz bir bardak çayın da 40 yıl hatırı olmaz mı?
İnsan böyle bir bardakla 40 yıl boyunca çay içmez mi? Bu çay bardağı
olmak istemez mi?

Diğer bardaklara gelince, çay içilen Amerikan kahve bardakları biraz
ağırdır, yerinden kaldıramazsınız. Avucunuz küçük gelir ve bardağın
her tarafını kavrayamazsınız. Renkler, resimler, bazende yazılı
yazılar yüzünden içtiğiniz çayı da göremezsiniz. Zaten ikinci
yudumda çay soğur ve çayı soğuk soğuk içmek zorunda kalırsınız.
Küçük çay kaşıkları ile bu bardaktaki şekeri karıştırmak ta zevksiz
olur, eliniz mutlaka sıcak çaya değer ve yanar. Büyük kahve
kaşıkları da çın çın şın sesini çıkarmazlar. İngiliz porselenlerine
benzeyen çay bardakları ile de kendinizi yabancılaşmış gibi
hissedersiniz. Üstelik bu Amerikalılara ve İngilizlere uyacak
olursanız çayı demlemeye de gerek yoktur. Çaylar hazır ve nazır
poşetlerde beklerler. Bu çaylar özel olarak hazırlanmışlardır ve
sıcak suya girer girmez renklerini ve keskin kokularını hemen
çıkarıverirler. Görüntüde çay rengi, kimyasında da çay kokusu ve
tadı oluşur ama gerçekten bizim olan çayı bileni kolay kolay
kandıramazsınız. Hemen bu bizim çay değil! dersiniz. Canım, Çinliler
de çay içerler. Onlar pirinç porselenlerden çay kabı yaparlar ve
yasemin kokulu, sarı renkli çaylarını çok severler. Mutlaka
Brezilyalılar da, Afrikalılar da çay içerler. Onlar çayı nasıl
içerler? Bilmek gerekir! Ama önce kendi çayımızı demlemeyi, ince
belli bardağını tutmayı, çayı yudum yudum içmeyi bilmeli! Bilenlere
ne mutlu! İşte o zaman ince belli cam bardak da, içindeki çay da,
demleyen de, içen de çok mutlu olur! Olmaz mı? :okay:

 

 

 

·  caydanlikta su kaynar kaynamaz hemen üste eklenmez. alttaki kaynayan suyun buhariyla demlikte kuru cayin kavrulmasi, gevsemesi gerekir, yaklasik bi bes dakika beklenilir.

·  bu arada demleme esnasında demlik kısmına koyulacak bir adet kesme şeker ile bir iki damla limon olayın berraklığı ve dahi kıvamı için güzel bir başka seçenek olarak öölece bi köşede beyenilere sunulmuş vaziyette bekler....

·  cayi demlemeden once kaynayan suyu bir iki dakika dinlendirmek de demi guzellestirecektir.

·  harmanlanmış çaylarla bir karışım elde edip onu sıcak suyla içme keyfi.

·  demligin icine bir parmak su konmadigi sanat. alttaki su mümkün oldugu kadar cok kaynatilir. üstteki cayin nemi iyice gider.. alttaki su kaynadikca kireci azalir sonra kaynayan su ile nemi iyice gitmis cayin bulusma saati gelir.. demlikteki cay da demlenmeye hazir oldugunu saldigi muhtesem koku ile belirtir..cayin en müthis koktugu an iste o yeni demlenme anidir.. bu sahneden sonra dikkatli olunur, muhtesem kokunun gitmesine firsat vermeyecek kadar az, demin cikip cayin cökmesi kadar da cok bekleyerek titreyen ellerle bardak alinir.. istege göre biraz sicak su konularak isitilir.. harbi tiryakiler süzgece gerek duymaz.. zaten cay bardaginin dibindeki parcaciklara gelince durulur, netekim cay sogumustur, dibindeki cer cöp lavobaya bosaltilir, yeni bir bardak doldurulur..

·  efendim, lezzetli çay demlemek için hileye, desiseye gerek yoktur. içimi hoş, az kireçli sular ve kaliteli çaylar tercih edilmelidir. çay, bir önceki demlemeden arta kalanlardan iyice arındırılmış demliğe konulmalıdır. demliğin içi yıkanırken kalabilecek ıslaklığın, alttaki su kaynayıncaya kadar çaya vereceği nemlilik, daha iyi bir sonuca kapı aralayacaktır. demlik kapağı kapalı bir şekilde çaydanlığın üstüne oturtulmalıdır. alttaki su iyice kaynatılmalı, kaynadıktan bir süre sonra demliğe boşaltılmalıdır. demlemeyi müteakip, alttaki çaydanlığa bir miktar soğuk su ekleyip orta karar bir ateşin üstüne yerleştirilmeli, bu aşamada asla demlenen çayın bir taşım kaynatılması hatası yapılmamalıdır (ilk başta hızlı sonuç verse bile, daha sonra çayın acı bir tad almasına neden olacaktır)

makul bir süre bekledikten sonra demliğin kapağı açılarak tüm çay taneciklerinin çökelip çökelmediğine bakılarak çayın demlenip demlenmediğine karar verilebilir. çökmemiş bir çay asla bozulmamalı, erken çökelme için karıştırma hilesi yapılmamalıdır.

demlenen çay tüketilinceye değin kısık ateşte kaynayan suyun üstünde bekletilip sıcaklığını koruması sağlanmalıdır

porselen demlik iyi sonuç verse de genelde temizlemesi zahmetli ve içinde eski çay kalması riski fazla olduğundan, bakır demlikler tercih edilmelidir.

·  birkaç önemli noktadan bahsetmek gerekirse:

- aşırı sert çeşme suları yerine tercih edilen aşırı yumuşak sular, demin kıvama gelmesini engeller. (orta nokta bulmak lazım)
- kullanılan tüm çaylar soğuk su ile yıkanıp iyice süzüldükten sonra demlenirse çok daha iyi sonu&

Çayın zararları - İÇECEKLER 18BUÇUK

21/9/2008
Çayın faydaları 
ve zararları

Çay öyle bir konuki bir sayfa yetmedi zararları ve yararları için 18 buçukuncu sayfayı açmak zorunda kaldım

36215 Her gün 3 fincan çay kalbi koruyor  çayın faydası çayın kalbe faydası

Günde 3 fincan çay içen kadınların kalp rahatsızlıklarına yakalanma riski oldukça düşük.

Günde 3 fincan çay içmek kadınlarda kalp hastalıklarını önlüyor. Fakat erkekler için aynı etkiyi yapmıyor. Fransız bilim insanlarının 73 yaşlarında 2 bin 613 erkek ve 3 bin 984 erkek üzerinde yaptığı araştırma ilginç sonuçları ortaya koydu. Günde 3 fincan çay içen kadınların kalp rahatsızlıklarına yakalanma riskinin oldukça düşük olduğu saptanırken, erkeklerde ise böyle bir farka rastlanmadı. Uzmanlar günde 2 ya da 3 fincan çay içen kadınların kolestrol seviyelerinin de düştüğünü belirtti. Uzmanlar çayın erkeklerde niçin böyle bir fayda sağlamadığını ise tespit edemediklerini kaydetti.

ÖSTROJEN HORMONU

DİKKATLİ OLUN

Uzmanlar çay yaprağında kemik sağlığı için çok önemli bir etken olan östrojen hormonunun bulunduğunu bunun da kadınlar üzerinde daha etkili olduğunu ifade etti. Araştırmacılar çayı yemek ve kahvaltıyla birlikte içilmemesi ( HAYDAAA) konusunda uyarırken, yemekten en az 1 saat önce ya da sonra içmek gerektiğini kaydetti. Aksi takdirde çay, vücudun demir emilimini engelliyor. Daha önce yapılan araştırmalarda da yeşil çayın kalp krizinden erken ölümleri dörtte bir oranında azalttığı saptanmıştı.

Uzmanlar çayın, tiryakileri için 5 duyu organına hitap ettiğini belirtiyor ve  rengiyle göze, kokusuyla burna, şekerini karıştırırken kulağa, sıcaklığıyla tene, tadıyla ise dile iyi geldiğini ileri sürüyor.

Çeşitli kaynaklardan derlenen bilgilere göre, çayın faydaları şöyle sıralanıyor:

caysimitkt Çayın faydaları zararları Saç bakımından ayak kokusuna kadar birçok faydası var ancak siz yine de fazla kaçırmayın

Saçı şampuanla yıkadıktan sonra, son su olarak bir çaydanlık ılık çayla durulayın.

Ayağınız kokuyorsa, ılık çay dolu bir leğene ayaklarınızı daldırın ve her akşam yatmadan önce 10 dakika tutun. 10 günde koku diye bir şey kalmayacaktır.

Boğaz ağrılarında posaları süzülüp soğuyan dem boğaz ağrılarında gargara olarak kullanılır.

Cildiniz yağlıysa banyodan çıkmadan son su olarak bir çaydanlık çay ile teninizi ovuşturun, balsam vazifesi görür.

Derinizdeki yaraların temizlenmesi için çayı, derinizdeki yaraların temizlenmesi ve antibiyotik etkisi göstermesi için pamukla tatbik ederek kullanabilirsiniz.

Eliniz balık ya da soğan kokuyorsa, elinizi demli çayla yıkayın.

Gözünüz çapak yapıyorsa, kaynamış çayı bir tasa koyup buharı gözünüze gelecek biçimde başınızın üstüne koyun.

Yemek yerken dilinizi ısırdıysanız yine ilacı demlikteki çaydır. Ağzınızı günde üç defa çalkalayın, diliniz 9 yerine 3 günde iyileşecektir.

Buzdolabınız koku yapıyorsa demlikte kalmış çay posalarını kurutup bir kap içinde buzdolabının orta rafına yerleştirin, kokudan eser kalmayacaktır.’

ÇAYIN FAYDALARI KADAR, FAZLA İÇİLDİĞİNDE ZARARLARI DA VAR

Uzmanlar, çay haddinden fazla içilecek olursa, ‘Çarpıntı, göğüs anjini, sinir bozukluğu, baş ağrısı, sıkıntı, mide bulantısı, el titremesi ve uykusuzluğa sebep verir” diyerek, ”Şişmanlar, kalp, sinir, mide ve karaciğer hastaları, romatizma ve nikristen şikayet edenler, böbreklerinde kum veya taş olanlar, yüksek tansiyondan yakınanlar, üremi veya albüminüri olanlar, mümkün olduğu kadar az çay içmelidirler’ uyarısında bulunuyor.

Ülkemizde oldukça fazla tüketilen siyah çay, faydaları ve zararları ile yine gündemde. Son günlerde açıklanan araştırma sonuçlarına göre, günde iki bardak çay tüketmek, kalp krizi ile ölüm riskini oldukça azaltıyor. Araştırmacılar, bu şaşırtıcı sonuç karşısında çayın daha iyi incelenmesi gerektiğini söyleyerek siyah ve yeşil çayda kalbi koruma özelliğine sahip maddeler bulunabileceğini tahmin ettiklerini söylediler. Söz konusu çalışma, 13 Mayıs’ta Amerikan Kalp Birliği Dergisi’nde yayınlandı.

Çalışmayı yöneten Dr. Kenneth Mukamal, sonuçların beklediğinden çok daha şaşırtıcı olduğunu ve çay bitkisinin kalp sağlığı üzerindeki gerçek etkisinin, araştırma sonucundan daha az olması durumunda bile, kalp krizinden kurtulmak için hatırı sayılır bir fayda oluşturabileceğini savundu.

Çalışmada çay içenler ile çay içmeyenler arasında, kalp krizi sonrası ölüm oranları da araştırıldı. Araştırma sonuçlarına göre, çay tüketimi fazla olanlarda (Günde 2 veya daha fazla bardak), çay tüketmeyenlere oranla yüzde 44 daha az kalp krizi nedenli ölüm görülüyor. Bir haftada 14 bardaktan daha az çay tüketenler ise, hiç tüketmeyenlere oranla yüzde 28 daha az kalp krizi sonucunda ölümle karşılaşıyorlar.

Bu geniş kapsamlı araştırmada, araştırmacılar kalp krizinden sonra hayatta kalan bin 900 kişinin, kalp rahatsızlıklarından önceki çay tüketimlerini not alıp bu kişileri 4 yıl boyunca izlemeye devam edecekler. Araştırmaya katılmış olan doktorlar; denek olarak alınan kişilerin yeni bir kalp krizine ya da kalp rahatsızlıklarına daha yatkın olan, yüksek risk grubundaki insanlardan seçildiğini belirtiyorlar.

Araştırmacılar ‘Flavonoidler’in (Bitkilerden elde edilen, besinlerde doğal olarak bulunan antidoksidanlar) kan damarlarını genişleterek kanın vücuttaki dolaşımını daha kolay sağladığını ve böylece kalbi doğal yoldan korumanın mümkün olabildiğini söylüyorlar. Ayrıca ‘Flavonoidler’in, LDL kolesterolünün daha kötü bir kolesterol haline dönüşmesini önleyebileceğine dair kanıtlar da bulduklarını belirtiyorlar.

Doktorlar araştırmaların henüz bitmediğine dikkati çekerek, fazla çay tüketimini henüz tavsiye etmemekle birlikte, kalp krizi geçirmiş olan ve çaydaki kafeinden endişe edenlerin bu konuda korkmasına gerek olmadığını iddia ediyorlar. Araştırma yapılırken hastalara ne tür çay (Kafeinli, kafeinsiz) tükettikleri ile ilgili soru sorulmadı. Araştırmacılar tüketilen çayın kafeinli ya da kafeinsiz oluşunun, ortaya çıkan bu olumlu sonucu değiştireceğini düşünmüyorlar.

Uzmanlar bütün bitki çaylarının farklı özellikler taşıdığını ve bu önemli etkiyi hepsinin oluşturamayacağını savunuyor. Yeşil ve siyah çaydaki kimyasal bileşimin de birbirinden farklı olduğu ve bu nedenle farklı faydalar sağlayabileceği ileri sürülüyor.

zamanlama uygun olursa hafızaya iyi, beyne iyiymiş
Singapur’daki araştırma günde bir bardak çay içmenin beyin fonksiyonlarının daha iyi çalışmasına yardımcı olduğunu, yaşlanmadan kaynaklanan hafıza bozukluklarının azalmasını sağladığını gösterdi.(yukarıdaki yazıda yemekle birlikte alındığında yiyeceklerden demir emilimini engellediği ve dolayısıyla hafızaya ters etki yapacağı yazılıyordu, zamanlamaya dikkat)  Bilim adamları çayın içinde bulunan kafeinde kahveden farklı olarak doğal bir protein olan ‘theanine’ bulunduğu ve bunun da beyne oldukça yararlı bir etki sağladığını söylüyor. Prof. Ng Tze Pin “Çay ucuz. Toksik madde içermiyor. Kolayca bulunup, tüketilebiliyor” dedi.

Amerikalılar hesaplamış Aldıkları kalorinin yüzde 21"i içeceklerden geliyor Yani sıvılar da obezite suçlusu Daha düne kadar suç payının yüzde 10 olduğu tahmin ediliyordu

ABD"deki yeni hesap üzerine hemen, uzmanlar paneline bir sağlıklı içecek piramiti hazırlatılıyor Lipton çaylarını üreten Unilever Sağlık Enstitüsü finanse ediyor çalışmayı ABD"nin önde gelen beslenme uzmanlarının hazırladığı piramit, sıvı tüketiminin kalori ve sağlık bilinciyle yapılmasını amaçlıyor Piramidin önemli bir mevkiine çay oturtuluyor Amerikalılara şimdi fincan fincan çay empoze ediliyor Çünkü sadece geçen yıl yayınlanan bin kadar araştırma, çayın alzheimer ve parkinson"dan kansere, kalp-damar hastalıkları, diyabet, kemik erimesi ve kolesterole karşı müthiş bir antioksidan olduğunu gösteriyor Şimdi yine Unilever finansmanıyla dört Türk uzman, sıvı piramidinin Türk versiyonunu hazırlıyor Tamamen bizim alışkanlıklarımıza göre Ve ellerinde önemli bir avantaj da var Bardak bardak çay deviriyor olmamız

Naftalinli kocakarı lakırdılarını çıkarın sandıktan Çünkü hepsi doğruymuş, çay gerçekten de her derde devaymış Sadece yeşili değil, bizim bardak bardak içtiğimiz kara çay da öyle Hele limonlusu Bir zamanlar C vitamininin sıcak suyla birleşmesi asla tavsiye edilmezken, şimdi bilimsel bir yenilik olarak limon da giriyor çayın içine Yani, şekerli içimi hariç, çay alışkanlığımız çok yerinde

Hani İngilizler, çayı kaynamış suyla fazla haşlayarak demliyorsunuz diyordu ya, bilim o konuya pek karışmıyor Peki İngiliz usulü sütlü çay? Hayır hiç tavsiye edilmiyor Çünkü süt, sindirimi geciktiriyor, lüzumsuz kalori oluşturuyor

Dünyada sudan sonra en çok içilen sıvının çay olduğu hesaplanıyor Siyah çayın da yeşili kadar antioksidan etkisi bulunuyor Bir de şarabın antioksidan etkisi vardı değil mi? Evet, 60 litre içince gayet iyi antioksidan oluyor Çayın ise günde beş fincanı yetiyor ABD"deki araştırmalarla ilgili küçük bir not; şarap içenler çay içmeyi pek sevmiyor Çayı daha çok, üst gelir grubundaki beyazlar (çoğunluğu kadın) içiyor Bunları Amerikan Tarım Bakanlığı"ndaki Dördüncü Uluslararası Çay ve İnsan Sağlığı Bilimsel Sempozyumu"nda öğreniyoruz Toplantıda Türkiye"den dört bilim adamı da var Prof Dr Ekrem Sezik, Prof Dr Sevinç Yücecan, Prof Dr Gülden Pekcan ve Prof Dr Tayfun Ersöz Unilever Sağlık Enstitüsü"nün sponsorluğundaki Türk tipi içecek piramidini onlar hazırlayacak Aynı Amerikan sıvı piramidini hazırlayan uzmanlar gibi bağımsız bir kurul sıfatıyla Türk tipi piramit, standart sıvı rehberi olacak

FARELERİN BEYNİ ÇAYLA TAZELENDİ

Neydi bizim kocakarı lakırdıları? Çay zihni açar, yüreği ferahlatır, harareti alır, hazmı kolaylaştırır vs

Bakanlıktaki toplantıda Japon"undan İsrailli"sine bilim adamlarını dinlerken, bakıyorum bilimsel çay literatürü bizim kocakarı jargonunun çevresinde dönüyor Farklı ülkelerden uzmanlar deney sonuçlarını açıklarken, çayın sindirime ve kilo kontrolüne faydasını, anksiyeteyi bastırdığını, iyi bir serinletici olduğunu da anlatıyorlar

New York Üniversitesi"nden nörolog Prof DrJohn Foxe, çayın içerdiği "teanin"in beyindeki etkisi sonucu dikkatin yoğunlaştığını söylüyor Teanin bir amino asit Yeşil, siyah ve oolong çay türlerinde bulunuyor Bu madde beyindeki alfa dalgalarını güçlendiriyor Alfa ritmi, zihnin daha uyanık ve soğukkanlı olmasını sağlıyor Yani teanin zihni açıyor

Dr Foxe ve ekibi, bir denek grubuna 250"şer mg teanin, bir gruba da plasebo verdikten sonra, teanin alan grupta konsantrasyonun arttığını tespit ediyor Çay içtikten 20 dakika sonra başlayan etki üç-dört saat sürüyor Teanin-kafein (tein) kombinasyonunda ise etki daha da fazla Bu durumda çay daha gevşetici olduğu için çay-kahve sinerjisi zihin için birebir Bir fincan çayda 20-25 mg teanin bulunuyor

Araştırmalar, meyve sebzelerin içerdiği flavonoid"in antioksidan mekanizmaları harekete geçirerek beyin sağlığı üzerinde etkili olduğunu gösteriyor Şimdi dünyanın dört bir yanından toplanan epidemiyolojik verilere göre de, çayın içerdiği flavonoid grubu "kateşin"ler yaşlanırken beyinlerimize destek çıkıyor

İsrailli DrSilvia Mandel"in 10 yıllık araştırma sonuçları yeşil çayın parkinson ve alzheimer"li farelere iyi geldiğini gösteriyor Parkinson"lu farelere her gün, iki-dört fincan yeşil çaya eş değerde saf EGCG (kateşin) veriliyor ve beyinde hücre ölümlerinin engellendiği görülüyor Alzheimer"li farelerde ise beyinde lezyonlara yol açan bileşimler azalıyor Dr Mandel"e göre EGCG beyindeki hücrelerin ölümünü engellemekle kalmıyor, hasar görmüş nöronları da kurtarıyor Oysa bugüne kadar, hasarlı beyin hücrelerinin onarımının mümkün olmadığı düşünülüyordu Şimdi geriye tek mesele kalıyor; acaba insanlar da fareler kadar şanslı mı? Bunu belirlemek için daha hayli araştırma gerekiyor

KALBE DE KANSERE DEİYİ GELİYOR

Kalp-damar hastalıklarıyla bazı kanser türlerinde ise çay içicilerin şanslı olduğu insan deneyleriyle tespit edilmiş durumda Günde üç fincan veya üzerinde çay içildiği zaman kalp hastalıkları, kalp krizi ve inme riski azalıyor Japonya"da 40 bin kişiyle yapılan çalışmaya göre, günde iki fincan yeşil çay içenlerde kalp-damar hastalıklarından ölüm riski erkeklerde yüzde 22, kadınlarda yüzde 33 oranında azalıyor Erkeklerdeki etki azlığının nedeni onların daha çok sigara içmesi

Birçok çalışmanın birlikte analizi sonucunda kalp krizi oluşma sıklığında yüzde 11 azalma hesaplanıyor Hollanda"daki bir çalışmanın sonucunda günde dört fincandan fazla çay içenlerde damar sertliği riskinin yüzde 69 oranında daha az görüldüğü saptanıyor

Çay, bazı kanser türlerinde risk azalmasını da sağlıyor Kuzey Carolina Üniversitesi"nin çalışmasına göre günde 25 fincan ve üzerinde çay tüketimi rektum kanseri riskini kadınlarda yüzde 60 oranında azaltıyor Kolon kanseri riski de yüzde 42 oranında düşüyor Prostat, akciğer, idrar yolları ve kadınlarda yumurtalık kanser riski de özellikle yeşil çay tüketimi ile azalıyor

Amerikan Tarım Bakanlığı"ndaki sempozyumda çayın yanı sıra meyve ve sebzelerin antioksidan etkisi de önemle vurgulanıyor ve kahve aralarında çay ile ananas, üzüm, kavun ikram ediliyor Deneyin, iyi gidiyor

Bilimsel çay sözlüğü

* Antioksidan: Hücrelere zarar veren serbest radikalleri etkisiz hale getirerek kansere ve erken yaşlanmaya neden olabilecek zincirleme reaksiyonları önleyen moleküller Çay, meyve ve sebze tüketmek gerekir

* Flavonoid: Çaydaki antioksidan maddenin adı

* Kateşin: Çay ile bazı meyve ve sebzelerde bulunan antioksidan etkili flavonoid grubu

* Tein: Diğer adıyla kafein Çayda, kahvenin yarısı kadar kafein bulunur Günde sekiz bardak çay, ihtiyaç duyulan kafeini karşılar

* Teanin: Sadece çayda bulunan amino asit Rahatlatır, konsantrasyon sağlar

Çay sudan daha yararlı!

Yapılan son araştırmalar günde birkaç fincan çay içmenin, bol miktarda su içmekten daha yararlı olduğunu ortaya koyuyor.

Avrupa Beslenme Kliniği'nde yapılan çalışmalar 'Çay vücutta su kaybına neden olur.' düşüncesini çürüttü.

Çay sadece vücudun suyunu tekrar geri kazanmasını sağlamıyor, aynı zamanda kalp krizi riskine ve bazı kanser türlerine karşı da koruma sağlıyor.

Uzmanlar çayda 'flavone' isimli P vitamini içeren bir maddenin bulunduğunu bu maddenin de sağlığa çok iyi geldiğini belirttiler.

sağlık kaynağı...

Hücrelerin zarar görmesini engelleyen birtakım antioksidanların birkaç tür bitki dışında sadece çayda bulunduğuna da dikkat çeken uzmanlar, günde üç veya dört fincan çayın kalp krizi riskini de azalttığını belirtiyorlar.

Bazı araştırmalar çayın kansere karşı da etkili olduğunu ortaya koyuyor. Diğer taraftan diş plaklarının oluşmasını engellemesi ve kemiklerin güçlendirmesine yardımcı olması da diğer yararları arasında yer alıyor...

Beslenme uzmanı Dr. Carrie Ruxton, 'Çay içmek su içmekten daha yararlı.' diyor ve ekliyor: ' Çayın vücuttaki su miktarını azalttığı düşüncesi tamamen geçmişten gelen yanlış bir inanış. Kafein üzerine bugüne kadar yapılan çalışmalar kafeinin vücutta su tutması konusunda hep olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmıştı. Ama içebileceğiniz en sert çay veya kahve bile vücudunuzun büyük oranda sıvı kazanmasını sağlar' diyor.

Çayın sadece anemi riski taşıyan kişilerde etkisi tam olarak bilinmiyor. Besinlerdeki demirin emilimini azalttığı için anemi hastaları için belki sorun yaratabilir. BU nedenle Doktorlar anemi hastalarına gün içindeki öğünlerin ardından çay içmelerini pek önermiyor.

Uzmanlar sağlıklı bir insanın günde 1.5 veya 2 litre civarında sıvı almasını öneriyor. Tabi ki bu miktarın bir kısmının çay olması koşuluyla...

Çay mı kahve mi? 

İngiltere'nin en önemli beslenme uzmanları, bir fincan çayın mı yoksa kahvenin mi daha yararlı olduğunu araştırdı. İşte, Bristol ve Loughborough Üniversiteleri profesörleri ile İngiliz beslenme uzmanlarının bu konudaki araştırmalarının sonuçları; okuyun, kararı siz verin...

BİR FİNCAN ÇAYIN YARARLARI:
1- Kalp krizini önler: Her gün içilecek sadece 4 fincan çay, kalp krizi riskini yüzde 40 oranında azaltır. Çünkü hemen her çay türünün içinde, "flavanoid" adı verilen özel bir maddenin içerdiği, C ve E vitaminlerinde de bol miktarda bulunan antioksidan bileşikler vardır.

2- Yaşlanmayı geciktirir: Aynı antioksidanlar, hücrelerin yaşlanmasını, kanser, damar tıkanıklığı ve Alzheimer hastalığının oluşumunu hızlandıran "serbest radikaller" adındaki maddelerin vücuda ve hücrelere etkisini azaltır.

3- Sakinleştirir: Çayda bulunan antioksidanları içeren "flavanoid" maddesi, vücudu rahatlatan ve sakinleştiren "Beta-bloklayıcı" maddelerle aynı etkiyi yaratır.

BİR FİNCAN ÇAYIN ZARARLARI:
Çayın bilinen tek zararı, vücudun besinlerden aldığı demir oranını azaltmasıdır. Bu nedenle eğer vejeteryansanız, yani et yemiyorsanız, demir içeren yiyeceklerle çay içmemeniz önerilir.

ÇAY TÜRLERİ VE KALORİLERİ:
1- Karaçay: Sütsüz içildiğinde kalorisi yoktur. Bağırsaklardaki bir tür zararlı bakteriye karşı da birebirdir.

2- Seylan çayı: Kalorisizdir. Antioksidanların en bol bulunduğu çay türlerindendir.

3- Papatya çayı: Kalorisizdir. Uykusuzluğa ve aşırı sinire karşı en yararlı çay türüdür.

4- Elma ve karanfil çayı: Kalorisizdir. Vücudun tazelenmesi için birebirdir. Uzun yolculuklar ve zor bir gece sonrası için önerilir.

BİR FİNCAN CAPPUCCINO'NUN YARARLARI:
1- Hafızayı güçlendirir: Kahve, daha çabuk düşünmeyi sağlar, hafızayı kuvvetlendirir. Çünkü içindeki kafein maddesi, beyni uyarır.

2- Trafik kazalarını önler: Uzmanlara göre birkaç fincan kahve, yorgunluğa ve aşırı uyku isteğine karşı bire birdir.

3- Yağları yakar: Spordan önce içilen iki fincan kahve ile kaslar enerjiyi daha ekonomik kullanır. Spora daha uzun süre dayanabilir ve daha çok kalori yakarsınız.

4- Böbrek taşını önler: Kahve böbreklerdeki dolaşımı kolaylaştırarak taş oluşumlarını engeller. Günde 3-4 fincan kahve, böbrek taşı riskini yüzde 10 azaltır.

Çayın ve Kahvenin Zararları, Çay İçmenin Zararı Varmıdır?

Çayda ve kahvede bulunan biyokimyasal açıdan et­kin maddelerden biri de kafeindir. Bir fincan demli çayda 50 mgr. bir fincan kahvede ise 100 mgr kadar kafein var­dır. Kafeinin etkileri 50 mgr'ın üstündeki dozlardan itiba­ren başlar, 250 mgr'ın üstündeki dozlar ise belirgin tesir­ler oluşturabilir.
Ruhi belirtiler: Endişe hali ve sinirlilik-uykusuzluk ve var olan psikiyatrik bozukluklarda kötüleşme.

Fiziki belirtiler: Çok miktarda işeme, ishal, karında ve gaz ve gürültü, sindirim bozukluğu, sarsaklık ve titre­me, migren ve başağrısı, kalp ritminde anormallik, hızlı kalp atışı, yüksek tansiyon.
Saydıklarımız fazla miktarda içildiğindendir. Yoksa astımda faydalı oldukları gibi, ağrı geçirici tesirleri vardır.

Çayın ayrı özellikleri vardır:

Çok sıcak çay, kahve içince yemek borusu ze­delenebilir mi?

Tabi, şüphesiz. Besinleri ağızdan mideye indiren yemek borusunun içini döşeyen incecik zar bu durumda şiddetle yanabilir. Çok sıcak olan çoğu besin, yutulmadan önce, ağızda uygun, elverişli bir duruma getirilir. Çok sı­cak olan içeceklerin de elverişli duruma getirilmelerini ağızdaki koruyucu mekanizmadan beklemek, çok şey iste­mek olur. Çok sıcak bir sıvı almakla ağız mukozasında da şiddetli yanıklar olabilir.

 Siyah çay vücutta insülin etkisi yapıyor

İskoçya Dundee Üniversitesi Nörobilimler Enstitüsü’nden Dr. Graham Rena başkanlığında yürütülen bir çalışma, siyah çayda bulunan taflavin ve tearubijin bileşiklerinin, insülin benzeri bir etkiye sahip olduğunu ortaya çıkardı. Vücut hücrelerinin insüline direnç göstermesi sonucu ortaya çıkan diyabet hastalığının, kan şekerinin düzenlenmesinde önemli yere sahip olan insülinin görevini gören bu bileşikler sayesinde, kontrol edilebileceği belirtildi. İnsanların diyabet tedavisi için çok fazla siyah çay içmelerinin doğru olmadığını belirten Rena, bu konuda daha çok araştırmaya ihtiyaç olduğunu sözlerine ekledi.

 

AMAN YEŞİL ÇAYA DİKKAT
Yeşil çay tüketimi bebeğin kalbinin açıklığını kapatıp, hayatını tehlikeye sokuyor.

Türkiye'de 12 bin bebek doğuştan kalp hastalığı riski taşıyor. Doç. Dr. Arda Saygılı, bu hastalıkların tanısının anne karnından itibaren konulabildiğini belirterek uyardı: Anneler hamilelik döneminde yeşil çay içmemeli. Çünkü yeşil çay tüketimi bebeğin kalbinin açıklığını kapatıp, hayatını tehlikeye sokuyor.

12 bin bebek risk taşıyor
Acıbadem Sağlık Grubu Pediatrik Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Arda Saygılı, 12 bin bebeğin kalp hastalığı riski taşıdığını söyledi. Saygılı, doğumsal kalp hastalıklarının tanı ve tedavisiyle ilgili merak edilenleri açıkladı.

Düşük tecrübesi yaşamış anne adaylarının çocukları kalp sağlığı açısından riskli midir?
Yapılan araştırmalara göre, doğumsal malformasyonlar (kusur, sakatlık) içinde majör anormalliklerin üçte birini kalp hastalıkları oluşturuyor. Bebeklerin çoğu, bu problemler nedeniyle anne karnında kaybediliyor. Düşük yapmış annelerin yeni gebeliklerinde doğumsal kalp anomalisi riski yüksek. Doğuştan kalp hastalıklarının tanınması için gebeliğin 14-16. haftasında fetal ekokardiyografi yapılmalıdır.

Tüp bebekler daha riskli

Tüp bebeklerde doğumsal kalp hastalığı riski var mıdır?
Tüp bebeklerde doğal gelişim sürecine tam uyulmadığından risk, normal gebelere göre 2 kat fazla. Annede risk faktörü olmasa da, tüp bebek yöntemiyle olan gebeliğin dikkatle takip edilmesi gerekiyor.

Riskli gebelikler nasıl izleniyor?
Eğer kalpte bir sorun varsa, 14-16'ıncı haftada transvajinal fetal ekokardiyografi ile bunu görebiliyoruz. Riskli gebeliklerin yüzde 67'sinde majör kalp hastalığı vardır. Hastalığı saptadığımızda kadın doğum ve genetik uzmanıyla diğer anomalileri saptar, amniyosentez gibi tetkikler yaparız. Hastalıkla ilgili yol haritası oluştururuz.

Anne karnında sorun olunca ne yapılıyor?
Bebeğin kalp ritmi çok hızlı ya da yavaşsa bazı ilaçları anne karnında verip, kalp atışlarını düzenliyoruz. Kalbin etrafını çevreleyen zarda su birikmesi varsa, anne karnı boşaltılabiliyor. Anne karnındaki bebeğin şah damarında ya da akciğerine giden damarda darlık varsa ve kalp boşluğu gelişemiyorsa balonla açılıyor.

Gazlı içeçekler tehlikeli!

Her bebeğe ekokardiyografi çektirmek gerekiyor mu?
Fizik muayeneyi takiben bebeklere bir çocuk kardiyoloji uzmanı tarafından ekokardiyografi ve ekg çekilmeli. Türkiye'de artık ekokardiyografi ve ekg çektirilmesinin lüks olmaması gerekir. Ayrıca ailesel kolesterol, hipertansiyon, obezite gibi risk faktörleri de varsa, risk analizi yapılmalı çünkü kalp sağlığı çocukluktan başlar. Anneler hamilelik döneminde gazlı içecekler yerine bitkisel çayları tüketebilir. Ancak yeni araştırmalara göre, yeşil çayı hamilelikte tüketmek, bebeğin kalp yetmezliğine girmesine yol açabiliyor.

Yeşil çay bebeğe ne şekilde zarar veriyor?
Kalpte doğal ilk açıklık, delik var. Bunlar bebek doğduktan sonra hemen kapanmaya başlıyor. Normalde bir ay içinde kapanıyor ama bazen bu süreç bir yıla kadar uzuyor. Duktus denilen açıklık çok önemli. Bu, anne karnında kapanırsa bebeğin hayatını tehdit ediyor. Hamilelik sırasında kadınlardan, 'non steroid antienflamatuar' denilen ağrı kesici ilaçları almamalarını istiyoruz. Çünkü bunlar doğrudan bebeğin kalbini etkiliyor, bebeğin duktus açıklığını kapatabiliyor. Aynı şekilde yeşil çay içmek, anne karnında duktusu kapatıp bebeğin hayatını tehlikeye sokuyor. Çünkü yeşil çayda, antienflamatuar maddeler var. Aşırı üzüm suyu içmenin de benzer etkisi var.

Çayı kimler buldu?

Binlerce yıl önce Çin’in ilk imparatorlarından Shen Yung çay bitkisinin tesadüfen sıcak suya düşmesine şahit olur. Bunun büyüsüne kapılır ve sürekli çay içer. Avrupa çayla 1600’lü yıllarda tanışır.

Günde ne kadar çay içiyoruz?

Lipton Ürün Müdürü Zeynep Dikeç’in verdiği bilgiye göre Türkiye’de çay, sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecek. Nüfusun yüzde 96’sı her gün çay içiyor. Türkiye’deki pazarın yüzde 83,8’ini demleme çaylar oluşturuyor.

Peki günde kaç bardak çay içmek ideal?

Orta demde 10 bardak çay içebilirsiniz. Ama daha fazlası kabızlık yapar.

Çayın beyazı olur mu?

Schiller Chiemsee Genel Müdürü Alp Güven hafif ve yumuşak içimli beyaz çayın Çin’in Minjiang Nehri’nin verimli sularıyla beslenen Fujian Dağları’nın durgun ikliminde yetiştiğini söylüyor. Kafein miktarı düşük bir çay, meyvemsi tadı var. Nadir olduğu için fiyatı pahalı. Şöyle söyleyelim; pek çok şeyin çok ucuza satıldığı Çin’de beyaz çayın kilosu 150 dolar. Türkiye’de Schiller Chiemsee ve Lipton’da bulabilirsiniz. Bu çayın kanserden koruduğu, damar sertliğine iyi geldiği belirtiliyor.

Bitki ya da meyve çayı açık satın alınabilir mi?

Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdem Yeşilada ‘Açıkta satılan bitkilere güvenilmez’ diyerek şöyle devam ediyor? ‘Kesinlikle satın almayın. Gerçek bitki olmayabilir, zehirleyebilir. Ya etkisiz ya da zararlıdır. Örneğin açıkta satın aldığı papatya çayından zehirlenen var. Bitki sağlıklı koşullarda mı yetiştirildi? Yol kenarından toplanmış olabilir. Egzozdan çıkan kurşun olabilir, nasıl kurutuldu bu da önemli.’

Çay yararı nedir, kimler içmeli?

Siyah çay kafein nedeniyle enerji sağlar, antioksidandır vücudun yaşlanmasını önler. Ayrıca şekersiz içilmesi kaydıyla diş çürümesini engeller. Enerji nedeniyle kalp tansiyon ve mide hastalarına içmesi önerilmez.

Yeşil çayın antioksidan etkisi siyah çaya göre daha yüksek. Ayrıca yağ yakıcı etkisi var. En önemli özelliği ise antikanser etkisi. Çin’de yapılan araştırmaya göre yeşil çay içenler arasında meme ve pankreas kanserinde yüzde 50’ye var daha azalma tespit edilmiş. Uzmanlar hamilelerin yeşil çay içmesini uygun görmüyor.

Peki hangi bitki çayı neye yararlı?

Erdem Yeşilada ‘Bitki çayıyla tedavi olmaz, bazı şeylere yardımcı olur’ diyerek bitkilerin özelliklerini şöyle sıralıyor:

Ihlamur: Soğuk algınlığını geçiremezsin ama iltihap giderici özelliği var ve şikayetleri azaltır.

Ekinezya: Etkili bileşenleri suda çözülmez. Çay olarak kullanılmaz.

Papatya: Sakinleştiriyor.

Yasemin: Etkisi yok, keyif çayı.

Zencefil: İltihap giderici. Safra söktürür, hazmı kolaylaştırır. Safra taşı olanlarda ve safra kesesi olmayanlarda ağrı yapar. Hamileler günde en fazla bir bardak içebilir.

Tarçın çayı: Şeker düşürücü etkiye sahip.

Meyve çayları: Aromalı keyif çayı.

Nane çayı: Tıbbi nane sindirimi kolaylaştırır.

Rezene: Sindirimi kolaylaştırır, gazı giderir.

Form çayları gerçekten zayıflatıyor mu?

Bu sorunun yanıtını yine Prof. Dr. Erdem Yeşilada veriyor: ‘Form çaylarına güvenmem. Vücuttaki sıvıyı attırmaya yarar. Kadınlar tonlarca krem alıyor antiaging için sonra zayıflama çayıyla vücuttaki suyu atıyor. Dibi delik bir havuzu doldurmaya çalışmak gibi bir şey. Kimse içmemeli. 7-8 günden fazla bağırsak yumuşatıcı kullanılmaz çünkü kolon kanserine davetiye çıkarabilir. Bu çaylar da böyle bir tehlikeye sahip.’

Çayı süt ilave ederek mi içmeli yoksa limonla mı?

Prof. Dr. Erdem Yeşilada kesinlikle uyarıyor: ‘Sütle çay içilmez.’ Neden? ‘Sütlü çay hazmı en zor besinlerden biridir. Sütte protein, çaydaki içindeki maddelerle birleştiğinde protein kompleksi meydana getiriyor’ diyor. Yeşilada çayı limonla içmenin zararı olmadığını söylüyor.

Earl Grey sadece çay adı mı?

Bergamot aromalı çay türü olarak tanıdığımız Earl Grey aslında İngiltere başbakanı. 1830-34 yılları arasında İngiltere’de Başbakanlık yapan Earl Grey’in bu çayı diplomatik bir hediye olarak aldığı rivayet edilir. Nasıl bir diplomatik hediye diye sorarsanız; Grey’in adamları bir Çinli’nin oğlunu boğulmaktan kurtarınca onlara Çinliler tarafından çay hediye edildi. Earl Grey bu çayı o kadar beğendi ki çay tüccarı Twinings şirketinden buna benzer bir çay hazırlamasını istedi. Böylece Earl Grey ortaya çıktı.

İFTARDAN SONRA HEMEN ÇAY İÇME

Dr. Ender Saraç, iftar yemeğinin ardından dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:

SİGARA YAKMAYIN: Yemeklerden hemen sonra içilen bir sigaranın normal zamanda içilen sigaradan daha zararlı olduğu yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.

HEMEN ÇAY İÇMEYİN: Çay yapraklarındaki asitli madde proteinin hazmını zorlaştırır.

TOK KARINLA BANYO YAPMAYIN: Normal zamanlarda da yemeklerden hemen sonra banyo yapmamak gerekir. Banyo yaptığımızda vücuttaki kan dolaşımı hızlanır. Mide çevresindeki kan miktarı azalacağından midemizin sindirim sistemi zayıflar. Çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkar.

ÇAY VE ETKİLERİ

Hazırlayan: Prof. Dr.Ayşe Baysal
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü

Bedenin su gereksinmesinin karşılanmasında içecekler önemli yer tutar. İçecekleri, besin değeri olanlar (süt, ayran, meyve suları), çay, kahve ve kakao, kolalı ve kolasız gazozlar, toz içecekler, alkollü içkiler ve bazı bitki çiçek, yaprak ve tohumlarından sağlanan, adaçayı, ıhlamur, nane, kuşburnu gibi içecek maddeleri şeklinde gruplandırabiliriz. Bunların içerisinde tüketimi en fazla olanlar sırasıyla, çay, kola ve ayrandır. Bu yazıda çayın beslenme ve sağlık açısından olumlu ve olumsuz yönleri üzerinde durulacaktır.

Çay yapraklarından çay olmak üzere genel fabrikalarda siyah çay ve yeşil de iki tip çay elde edilmektedir. En çok tüketilen tip siyah çaydır. Siyah çay polifenollerin enzimatik oksidasyonu ile elde edilir. Yeşil çay eldesin de, çaydaki enzimler etkisizleştirilerek polifenollerin oksidasyonu önlenir. Dünyada tüketilen çayın % 75'i siyah çaydır. Çay üretimi açısından ülkemiz, Hindistan, Sri  Lanka, Kenya, Çin ve Endonezya'dan sonra gelir.

Oksidasyon sırasında birçok aroma arttırıcı öğeler oluşur. Bazıları çok az miktarlarda olsa da, 300'den fazla aroma öğesi belirlenmiştir.
Çaya özellik kazandıran öğelerin başında metilksantinler gelir. Metilksantinlerin çoğunluğunu kafein oluşturur.

Teobromin ve teofilin az miktarlarda bulunur. Azotlu gübre kullanımı Fayın kafein içeriğini %40 civarında arttırır. Kafein içeriğine etki eden diğer faktörler mevsim farklılığı, yaprağın toplanma zamanı ve biçimidir.

Çay yaprağının önemli bir bölümünü polifenoller oluşturur. Bunların başında katesin, flanols, gallik asit ve depsides gelir. Çayın rengini veren pigmentler, klorofil ve karotenoidlerdir. Çaydaki minerallerin yaklaşık yarısı potasyumdur.

Siyah Çayın Hazırlanması
Siyah çay bir kısım paketlenmiş kuru çayın yüz kısım sıcak suda demlenmesiyle hazırlanır. Demlenme sırasında kafein, organik asitler ve polifenol türevleri ve minerallerin bir kısmı suya geçer. Demlenme süresi uzadıkça bu öğelerin suya geçen miktarları da artar. Böylece çayın rengi koyulaşır ve tadı acır. Çayın tadı polifenol türevleri ve kafeinden kaynaklanır.

Siyah çay ülkemizde genellikle sıcak olarak, isteğe göre şekerli, az şekerli ya da şekersiz olarak içilir. Çayın yanında dilimlenmiş limon bulundurmak da yaygındır. Bazı toplumlarda sıcak çay sütle birlikte içilir.

Bazı ülkelerde "buzlu çay" içme alışkanlığı yaygındır. Buzlu çay hazırlanırken. demlenmiş çayın içine bol buz konarak soğutulur ve dilimlenmiş limonla birlikte içilir.
Yeşil çay, Çin ve Japonya gibi ülkelerde yaygın olarak kullanılır. Yeşil çayın aminoasit içeriği siyah çaydan yüksek. polifenol içeriği ise düşüktür. Yeşil çayın kafein içeriği de siyah çaydan düşüktür. Yeşil çay da siyah çay gibi demlenerek hazırlanır. Çay yapraklarının suda çözünür bölümlerinin ayrılması ile toz halinde "poşet çay" hazırlanır. Poşet çayın kafein içeriği normal siyah çaydan biraz daha düşüktür.

Çayın Besin Değeri
Çayın demlenme sırasında suya geçebilen öğelerinden yararlanılır. Bunun başında kafein gelir. İki-üç dakika 180 ml kaynar suyla demlenmiş çayda 30 mg civarında kafein bulunur. Demlenme süresi uzadıkça bu miktar yaklaşık 60 mg'a  çıkabilir. İçilen sade çayda protein, yağ ve karbonhidrat gibi makro besin öğeleri hemen hemen yoktur. Eğer çay şeker ve süt gibi besinlerle içilirse, bir miktar karbonhidrat ve protein sağlanır. Çay yaprağındaki B vitaminlerinin % 80'i suya geçer. Ancak siyalı çaydan sağlanan B vitaminleri günlük gereksinmenin çok azını (5 fincan çay % 2-7'sini). karşılayabilir. C vitamini fabrikalarda oksidasyon sırasında kaybolduğu için siyah çayda yok denecek kadar azdır Yeşil çay uygun koşullarda hazırlandığında C vitamini sağlayabilir. Günlük içilen 5 fincan (her fincan 180-200 ml) yeşil çay insanın C vitamini gereksiniminin % 2530'unu karşılayabilmektedir.

Siyah ve yeşil çayda önemli miktarda E ve K vitamini bulunmasına karşın, suda çözünmediklerinden içilen çayda çok az olduğu düşünülür.
Çay minerallerden potasyum ve flor için önemli kaynak sayılabilir. Bir fincan çay 60-70 mg potasyum ve 0.10 –0.12 mg flor sağlar. Alüminyum demleme sırasında suya çok az geçer. Bir fincan çaydaki miktarı ortalama 0.4 mg'dır. Çay manganez açısından zengindir. Bir fincan çaydaki miktarı 0.1-0.3 mg arasında değişir. Diğer minerallerin suya geçen miktarları insanın gereksinmesine fazla katkıda bulunmaz.

Çayın Sağlık Üzerine Etkisi

1- Polifenollerin Etkisi
Polifenoller, çayın önemli bir bölümünü oluşturur. Polifenollerin fizyolojik etkileri olumlu ya da olumsuz yönde olmaktadır.
Okside olmamış polifenoller, "biyoflanoidler" olarak bilinir Biyoflanoidlerin kılcal kan damarlarının dayanıklılığını arttırdığı üzerinde durulmuş ve bunlar "vitamin P" olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle yeşil çay bazı ülkelerde kılcal kan damarları zayıflığını giderici olarak kullanılmaktadır. Bu etki yeşil çayın C vitamini içeriğinden dolayı olabilir. Siyah çay üretiminde polifenoller okside olduğundan bu tür bir etki görülmez. Ayrıca, kafein katekolamin sentezini hızlandırırken, biyoflanoidler bu öğenin yıkımını engellediğinden çayın antidepresan etkinlik gösterdiği ileri sürülmüştür. Biyoflanoidlerin radyoaktif Sr 90'ı uzaklaştırarak kemik iliğinde birikimini engellediği, dolayısıyla radyasyondan kaynaklanan lösemi de koruyucu olduğu bildirilmiştir.

Siyah çaydaki okside olmuş fenolik öğeler besinlerdeki hem olmayan demirin biyo yararlılığını önemli ölçüde azaltırlar. Bu etki özellikle diyetleri bitkisel besinlere bağımlı olan bireylerde demir yetersizliği anemisinin oluşmasında önemli rol oynar. Çay, yemekle birlikte içildiğinde bu tür olumsuz etkisi söz konusudur. Yemekten bir saat sonra içilen çayın demirin biyo yararlılığına etkisi gözlenmemiştir. Bu nedenle kansızlığa eğilimli, doğurganlık dönemindeki kadınların ve çocukların yemekle birlikte çay içmemeleri. çok arzu edilirse açık ve limonla birlikte içmeleri gerekmektedir. Limon, C vitamini içerdiğinden, fenollerin demir bağlayıcı etkilerini azaltmaktadır. Bunun yanında demir birikimi olan talasemili hastalara yemekle çay içirilmesi yararlı kabul edilebilir.

2- Kafeinin Etkisi
Çay önemli miktarda kafein ve diğer metilksantinler içerir. Kakao. çikolata ve kolalı içeceklerde de kafein vardır. Kafein ve diğer metilksantinler mide salgısını uyarırlar. Mide salgısının aşırı artması mide dokusu zayıf olan bireylerde ülser riskini arttırır. Yapılan bir araştırmada 200 ml çay, beden ağırlığının kilosu başına 0.04 mg histaminin oluşturduğu eş değerde asit salgısına neden olmuştur. Çayın sütle ve şekerle birlikte içilmesi asit salgısı üzerindeki etkiyi azaltır. Bu nedenle gastrit ve ülsere meyilli olan kişilerin çay içmekten sakınmaları, çok istenirse çok açık şekilde içmeleri önerilmektedir.

Çay, kafein içeriğinden dolayı insanlar tarafından "uyuklamayı önleyici", "kişiyi daha uyanık ve dikkatli duruma getirici" olarak bilinir.

Bileşimindeki kafein dolayısıyla çay, merkezi sinir sistemini uyarıcı etkinlik gösterir. Merkezi sinir sisteminde, kafeinin, lokomotor aktiviteyi artırarak kişiyi daha uyanık ve dikkatli duruma getirdiği gözlenmiştir. Bunun yanında kafeinin yapay türevlerinin lokomotor aktivite üzerine yatıştırıcı etki yaptığı da bilinmektedir.

Çayla alınan kafein beyinde dopamin düzeyini arttırır ve katekolamin alıcılarını duyarlılaştırır. Bu nedenle sinir sistemi uyarıcısı olarak kabul edilir. Kafeinin sinir sistemi üzerine olan uyarıcı etkisi bireyden bireye değişir. Araştırmalarda bazı kişiler, 150-200 mg kafein aldıklarında rahat uyuyamadıklarını belirtmişlerdir.

Bunun yanında, sürekli kafeinli içecek alanlarda uyku bozukluğu gözlenmemiştir. Buna göre, bireyler kafeine alışkanlık geliştirmektedirler. Bu nedenle bazı kişiler alışkın oldukları biçimde çay ya da kahve alamadıklarında huzursuzluk ve baş ağrısı gibi belirtilerden yakınmışlardırlar. Kafeinli içecek verildiğinde bu belirtiler ortadan kalkmaktadır. Ancak bu alışkanlık uyuşturucu ilaçlara bağımlılık niteliğinde kabul edilmemektedir.

Kafein kalp ve damar kaslarının kontraksiyonunu ve sinir uyarı ileticilerini etkileyerek kardiyovasküler sistemi etkiler. Kafeinin etkisi alınan doza ve alım zamanına göre değişir. Kafeinin bu etkisi adrenal hormonlarının salınımıyla ilgilidir. Kafeinli içecek alındığında kalp kaslarının kontraksiyonunun arttığı gözlenmiştir. Metilksantinlerden çayda bulunan teofilinin kalp atım hızını arttırdığı gözlenmiştir. Kafein ve teofilinin kalp hızı üzerine etkisinde süreklilik görülmemiştir ve bunun daha çok kan basıncını yükseltici etkisinden dolayı olduğu sonucuna varılmıştır. Kafeinli içecek alındığında önce kan basıncı yükselmekte, daha sonra nabız artmakta, 2 saatlik süre geçtikten sonra her ikisi de normal düzeye inmektedir. Kafeinin kan basıncı üzerine etkisi doza bağımlıdır. Kafeinli içeceklerin idrar söktürücü etkileri de vardır.
Bireyler belirli düzeyde kafeine tolerans geliştirdiklerinden, belirli miktarlarda alınan çayın kardiyovasküler sistem açısından fazla sakıncalı olmadığı sanılmaktadır. Bunun yanında duyarlı kişilerin bu tür içecekleri alırken dikkatli olmaları gerekmektedir.

Kafein, metaholik hız üzerinde etkilidir. Kafein vücutta yağ yıkımını hızlandırır ve kanda serbest yağ asitleri ve gliserol yükselir. Deney hayvanlarında yapılan araştırmalarda beden ağırlığının kilosu başına verilen 5 mg kafeinin ağırlık kaybına neden olduğu gösterilmiştir. Kafein. yağ hücresini küçültmekte, trigliserit miktarını azaltmaktadır. İnsanda kafeinli çay ve kahve alımının kanda trigliserit düzeyini biraz düşürdüğü, kolesterol düzeyini ise yükselttiği bildirilmiştir. Bunun yanında çay ya da kahve tüketimi ile serum lipoproteinlerinin düzeyleri arasında düzenli ilişki bulunamamıştır.
Kafeinli içecekler alındığında, kanda şeker düzeyinin yükseldiği görülmüştür. Aynı zamanda karbondioksit üretimi de artmaktadır. 100 mg kafein içeren içecek alımını izleyen iki saatlik süre içerisinde enerji harcamasında % 16'lık artış görülmüştür.

Enerji harcamasındaki artış, şeker ve yağın daha çok yıkımı nedeniyle olmaktadır. Başka bir çalışmada 12 saatlik dönemde iki saat ara ile alınan 100 mg kafein, enerji harcamasında °% 7-11'lik artışa neden olmuştur. Bunun enerji karşılığı 80-150 kalori civarındadır. Bu durum zayıflama diyetlerinde şekersiz çay içiminin yararlı olabileceğini göstermektedir.

Kafeinli içecekler bazı spor dallarında fiziksel performansı arttırıcı olarak bilinmektedir. Bunun nedeni, kafeinin merkezi sinir sistemi üzerindeki uyarıcı etkisi ve yağ yıkımı sonucu glikojen deposunun boşalmasının önlenmesi olarak açıklanmaktadır. Kafeinin etkisi, özellikle yüksek rakamlarda belirginleşmektedir.

Bu etkilerinden dolayı kafein tabletleri "doping" olarak kabul edilmekte ve kullanılmaması önerilmektedir. Bunun yanında, özellikle uzun süre fiziksel hareket gerektiren ve yüksek rakımlı yerlerde yapılanı kayak, uzun mesafe koşular ve: dağcılık gibi spor dallarında egzersiz öncesi ve sırasında bir-iki fincan çay ya da kahve içilmesi yarar sağlayabilir. Kafein içeren içeceklere alışkın olmayan sporcularda ise bu tür içeceklerin alımı, yarış sırasında heyecan ve sinirliliği, idrar çıkışını arttırarak performansı olumsuz etkileyebilir. Duna görüş sporcuların kafein içeren içecekleri tüketimleri. alışkanlıklarına, yaptıkları spor türlerine ve spor yapılan ortama bağlıdır.

Yaşlılıkta kemik kaybı önemli sağlık sorunlarından birini oluşturur. Aşırı kafein alımı vücudun kalsiyum dengesini olumsuz etkiler. Bu nedenle yaşlı kişilerin fazla çay içmeleri kemik sağlıkları için sakıncalıdır. Bunun yanında aralarda içilen bir-iki bardak çayın fazla etkisi olmaz.

3- Çayın Mineral İçeriğinin Etkisi
Çayın potasyum içeriği yüksektir. Potasyum sinir uyarılarının iletiminde, kas kontraksiyonunda, normal kan basıncının ve vücudun su dengesinin sağlanmasında önemli rol oynar. Kusma ve ishal gibi durumlarda vücuttan su ve tuzla birlikte aşırı potasyum kaybı olur. Çay bu kaybı yerine koyabilen yüksek potasyumlu bir içecektir.

Çay İçimi ve Kanser
Çayın kanserle ilgisi üzerinde de durulmaktadır. Bazı yayınlarda çay tüketimi ile bazı kanserlerin oluşumu arasında ilişki olduğu bildirilmesine karşın, son yıllarda yapılan araştırmalarda bu görüş desteklenmemiştir.

Çay, nitrat biriktiren bitkilerdendir. Nitrat karsinojen olan nitrozaminin ön öğesi olması açısından önemlidir. İçilen çaya geçen nitrat miktarının sağlık yönünden sakınca yaratacak düzeyde olmadığı bildirilmiştir.

Gebelikte Çay İçiminin Etkisi
 Yemekle birlikte içilen çay kan yapıcı demirin biyo yararlılığını azalttığından gebe kadınların bu uygulamadan sakınmaları gerekmektedir.

Çayla alınan kafein anneden fetüse geçebilmektedir. Amerikan Besin ve İlaç Birliği (FDA) 1980'de kafeinin uyarıcı nitelikte bir ilaç olduğunu, kafeinle anne karnındaki fetüsün sağlığı arasındaki ilişkilerin kesinlik kazanmasına kadar gebe kadınların kafeinli içeceklerden sakınmalarını bildirmiştir. Bunu izleyen yıllarda yapılan çeşitli araştırmalarda kafeinli içecek tüketimi ile yeni doğan bebeklerdeki sağlık bozuklukları arasındaki ilişkiler konusunda araştırıcılar arasında görüş birliği sağlanamamıştır. Buna karşın, gerek gebelikte en önemli sorun olan kansızlığın, gerekse doğacak bebekte kafeinin neden olabileceği bozuklukların önlenmesi için gebe kadınların kafein içeren çay, kahve, kola, çikolata, kakao gibi maddeleri fazla tüketmemeleri kendilerinin ve bebeklerinin sağlığı açısından önem taşır.

SİRKENCUBİN - İÇECEKLERİMİZ 17

18/9/2008
SİRKENCUBİN
sirkencubin.JPG
Bir selçuklu içeceği olan sirkencubinin tarifini ben vermiyorum Mevlana veriyor.

MEVLANA'DAN TARİF
Sirkencübin tarifi, Mevlana tarafından verilen ender tarifelerden.
4 tatlı kaşığı bal,
4 tatlı kaşığı üzüm sirkesi,
4 bardak su.
Bütün malzeme karıştırılıp içiliyor.
Midevi ve sağlıklı bir içecek. İlginçtir kaynaklarda kahvenin 15-16. yüzyıllarda İstanbul'a geldiği belirtilir; oysa 13. yüzyılda kahvenin Konya'da kullanıldığı Mesnevi, Divan-ı Kebir ve diğer eserlerde görülmektedir.


Sirkencubini bende net aracılığıyla tanıdım ve nette sirkencubin hakkında bulduğum bazı yazıları aktarıyorum

sirke ve baldan hazırlanan şerbettir kendileri, içinizi ısıtır, hoş bir tad bırakır damağınızda. mevlevi mutfağında ayrı bir yeri vardır. hz. mevlana'da mesnevi'sinde şöyle der "bal sirkeden az olursa sirkencübin olmaz." arife bir işaret yeter der eskiler....


müntahab-i şifa'ya göre yerakan (sarılık), taun (veba) ve nikris (gut vb.) tedavisinde kullanılan ilaç. yâdigâr-ı ibn-i şerif'e göre sade olanı şekerle veya balla hazırlanıyor. ballı olanın hazırlanışı: iki yüz dirhem bala iki yüz dirhem su ilave edilir. kaynatıp köpüğü alınır ve koyulaştırılır. yirmi beş dirhem sirke azar azar karıştırarak ilave edilir. (metinde tam açıklanmıyor, ama bu arada karışım kaynamaya devam ediyor zannımca.) sonra su gidip bal kalıncaya kadar kaynatmaya devam edilir. (yani karışımın miktarı eklenen su miktarı kadar azalınca, 200-225 dirhem miktarına inince ateşten indiriliyor.) kullanılacağı zaman karışımın bir kaşığı dört kaşık su içinde ezilerek kullanılıyor. sade sirkencübinden başka, bezûrî (raziyane tohumu, kereviz tohumu ve anason ile hazırlanan), sefercelî (ayva ile hazırlanan), rummânî (narla hazırlanan) gibi başka türleri de mevcut.

 

klasik tıpta sirke ve baldan hazırlanan bir ilaç. terim farsça sirke ve encübîn (=bal) kelimelerinden meydana gelmektedir. iskencebin gibi farklı şekillerde de yazılabilmektedir. hipokrat'ın en sık tercih ettiği ilaçlardandır. batı dillerindeki karşılığı oxymeldir.


Osmanlı'da ballı tatlılar

http://ovapinar.net/resim/bal_01.jpg18. yüzyılda Osmanlı sarayında görevli 400 helvacı vardı. Bu helvacılar mutfaklara bitişik helvahanelerde çalışır, helva dışında macun, şerbet gibi sarayın gereksinimi olan diğer bazı tatlıları da hazırlardı. Turşular da helvahanede yapılırdı. Helvahanenin, sarayın eczanesi olmak gibi bir işlevi daha vardı.
Osmanlı döneminde, balın yörelere göre farklı tüketim şekilleri vardı. Örneğin Karadeniz'in şerbeti balla yapılan "bal baklavası" ünlüydü.

1. Dünya Savaşı başlayana dek İzmir'de konuklara yağlı ballı denilen bezdirmeler ikram edilirdi.
2. Dünya Savaşı sonrası da bal Anadolu halkının neredeyse tek tatlısıydı. Şeker çok pahalıydı ve alınamıyordu. Üzüm yetişen yerlerde pekmez, ama hemen her yerde bal, şeker yerine kullanılıyor, baldan çeşitli tatlılar yapılıyordu.
Balla ve sirkeyle yapılan "sirkencübin" denilen şerbet, hem susuzluk giderir, hem de hastalıklarda ilaç yerine kullanılırdı.


Miktar olarak da çeşit olarak da çok yemek sunuldu. Yemekte verilen 'sirkencübin' şerbeti de, sindirmek için aralarda veriliyor sanırım?
- Tabii. Sirke, bal ve suyla yapılıyor. O dönem insanlar, yemek arasında çeşitli şerbetler içerek, daha rahat ve çok yiyebiliyorlar. Ama sirkencübinin özellikle hazmettirme özelliği var, çünkü içinde sirke var. Sirkeyi sade içemeyeceğiniz için de bal konuyor. Hz. Mevlana ölçüyü de veriyor; "Bal ile sirke eşit ölçüde olmazsa sirkencübin güzel olmaz," diyor.


MEVLEVİ MUTFAĞI - SOMADA
'Hayat felsefesini, 'Hamdım, Piştim, Yandım' sözleriyle açıklayan Mevlana, Allah'a ulaşma yolundaki fikirlerini sayısız yemek sembolleriyle de açıklar' diyor... Gerçekten de Mevlevilik'te mutfak kutsal bir mekan... Dervişliğe soyunan kişi 1001 gün sürecek eğitimine mutfakta başlar. Öldüğünde dünyada adına ateş rengi taşlarla anıt mezar yaptırılan ilk aşçı muhtemelen Hz. Mevlana'nın aşçısı Hz. Ateşbaz-ı Veli'dir. Ayrıca dünya mutfaklarında ilk ekipleşme Mevlevi Mutfağı'nda başlatılmış Oyluk etiyle gerdan etinin birlikte pişirilmesinden ve badem helvasıyla kahvenin birlikte sunulmasından söz edecek kadar 'gurme' bir kişiliğe sahip olan Mevlana'dan kaynaklanan Mevlevilik, çok seçkin bir mutfak kültürü de ortaya koymuş geçen zamanda. Mevleviler günümüzün gurmelerini kıskandıracak nitelikteki sofralarına yani 'somadlarına', 'Huuuu Somata Salaaa' diyerek çağırırlarmış konuklarını.


Sofra hazır olunca görevli ' Huuu Somata Salaaa' diyerek daveti başlattı. Herkes gelince yemek şeyh ya da sofradaki en kıdemli kişinin yemeğe başlamasıyla başlar ve onun duasıyla sona erermiş. Biz de bu geleneklere uyduk ve 'Aşkın Olgunluğu, sevenle sevilenin birleşmesindedir, beri gelin; yağla unun bir daha ayrılmayacak kadar karılmasından meydana gelen bulamaç gibi karılın, katışın birbirinize' diyen Mevlana'yı anarak yemeklerin tadına baktık.

Belli ritüelleri var mı bu yemeğin?
Su içme ritüeli
- Tabii, bu yemek, kurallara bağlı olarak yenirdi o dönem. Önce sofra hazırlanır, sonra bir görevli bütün dervişleri yemeğe davet ederdi. Sofraya en kıdemli kişinin duasıyla başlanır. Önce ağza tuz atılır. Ondan sonra yemek gelir. Yemek, şeyhin başlamasıyla başlar. Sofraya bardak konmaz. Can denilen bir Mevlevi, isteyen olursa hemen suyu uzatır. Suyu alan kişi bardağı öper, suyu içer, tekrar bardağı öper ve görevliye geri verir. O suyunu içerken, diğer kişiler yemekten el çekerler. O sırada onlar daha çok yemek yemiş olmasın, hakkı geçmesin diye. Aynı kaptan yiyorlar çünkü. Bütün bu incelikler yemek kültürümüzün bir parçası. Tasavvuf kültürümüzde bu çok daha incelmiş çünkü dinin, hak hukuk gibi konuları da sofraya gelmiş. Tüm bunlar insanların birbirine saygısını, sevgisini gösteriyor


HER LOKMA iÇiN ŞüKüR

 

'Somat' (sofra) adabına da büyük önem veren sufiler, günde iki kez yemek yerler. Öğlen ve akşam... Sofrayı 'can'lar (mürid) hazırlar. Tuz, yemeklerde törensel ifade taşır. Yemek onunla başlar, onunla biter. Hazırlıklar bitince, yemeğin yenmesine gelir sıra. Kazancı Dede, kazanın kapağını açınca, 'can'lar kazanı ocaktan alırlar. Kazancı Dede'nin duası ile yemek daveti duyurulur. Elleri önde bağlı duran sufiler, kapıya gelince başlarını eğerek selamlaşır ve sofraya geçerler. Şeyhin katılımı ve duası ile yemeğe başlanır. Yemek esnasında kesinlikle konuşulmaz. Mevlevilerde yemek faaliyeti adeta bir ibadet halidir; yemek yerken kendilerine nasip olan lokmalar için devamlı şükrederler. Yemeğe topluca başlandığı gibi topluca bitirilir.



Arada sirkencübin içerek o ana kadar yedikleriniz hazmediyorsunuz. Ancak bu şerbeti lıkır lıkır içebilmek için damağınız farklı lezzetlere oldukça açık olmalı.

Belli ritüelleri var mı bu yemeğin?
- Tabii, bu yemek, kurallara bağlı olarak yenirdi o dönem. Önce sofra hazırlanır, sonra bir görevli bütün dervişleri yemeğe davet ederdi. Sofraya en kıdemli kişinin duasıyla başlanır. Önce ağza tuz atılır. Ondan sonra yemek gelir. Yemek, şeyhin başlamasıyla başlar. Sofraya bardak konmaz. Can denilen bir Mevlevi, isteyen olursa hemen suyu uzatır. Suyu alan kişi bardağı öper, suyu içer, tekrar bardağı öper ve görevliye geri verir. O suyunu içerken, diğer kişiler yemekten el çekerler. O sırada onlar daha çok yemek yemiş olmasın, hakkı geçmesin diye. Aynı kaptan yiyorlar çünkü. Bütün bu incelikler yemek kültürümüzün bir parçası. Tasavvuf kültürümüzde bu çok daha incelmiş çünkü dinin, hak hukuk gibi konuları da sofraya gelmiş. Tüm bunlar insanların birbirine saygısını, sevgisini gösteriyor.

Mevlevi Somadı Mevlevi sofrası anlamına geliyor) başlığı altında sunulan yemeklerin tamamı Hz. Mevlana'nın sofrasında bulunan yemeklerdi ve onun ritüelleriyle yendi. Örneğin o dönemde domates, biber gibi sebzeler olmadığı için bu malzemeler bu yemeklerde de yoktu. Nevin Halıcı, Konya'nın son derece zengin bir mutfağı olduğu halde yeteri kadar tanınıp kıymeti bilinmediğini söylüyor. Mevlevi yemekleriyle Konya yemeklerinin hem çok benzer hem de birbirlerinden ayrılan yönleri olduğunu anlatıyor. Nevin Hanım konuklarını, iki akşam yemeğinde ve bir kahvaltıda, mutfak danışmanlığını yaptığı Köşk Restoran'da ağırladı.
*************************************************

Sirke, bal ve suyla yapılan bir içecek. 17 Aralık'ta Konya'daki Mevlana törenlerinde konuklara ikram edildi. Eski Farside serke =sirke ve angabin=bal kelimelerinin birleşmesinden türemiş.Eskiden Marulu tatlı bir lezzetle bulusturma adeti Iran'da da var. Marul naneli sirkeli bir şerbet olan "sekancabin" e batirilarak yeniyor. Eskiden bizde de olan ve sekencebin sirkence bin de denen bu şurup ya da şerbet taze nane, su, sirke ve sekerden yapiliyor .Sirke yadirgatici gelse de limon suyu gibi keskinlik veriyor. .Sayın Nevin Halıcı'nın 'Mevlevî Mutfağı' kitabınında da bu tarife yer verilmiş. Tabii.. O dönem insanlar, yemek arasında çeşitli şerbetler içerek, daha rahat ve çok yiyebiliyorlar. Ama sirkencübinin özellikle hazmettirme özelliği var, çünkü içinde sirke var. Sirkeyi sade içemeyeceğiniz için de bal konuyor Bizler.Ege'de özellikle otları sirkeli su ile yıkarız Mikropların ölmesi için..Çünkü sirke asetik asittir.Koruyucu sağlık amacıyla Vücudu detoksifiye eder.Günde bir kez sabahları aç karnına alınması tavsiye olunur.Bizde ve bazı yörelerinde yıkanan otlar sirkeye batırılarak yenmektedir.Birde yoğurt sirke ve tuz ile yapılan ve özellikle yeşil salatalarda kullanılan bu sos şeklini de deneyin derim.Bizler egede pek sirke almayız.Çünkü kendimiz evde yaparız bu işlem eskiden her evde uygulanırken günümüzde azalmıştı Salatalara tuz da koymayız bu sosu kullanırız.Sizlere aşağıda reçeteyi sundum.14 Şubat ta Ayvalıktan Manisa ya bize gelen guruptan değerli ağabeyimiz beraberinde getirdi ve bizlere tattırdı anlattı ve bilgilendirdi Eksik olmasın .Büyük usta yine muhteşem. Deryalar gibi Neler anlattı bize .insan dinlemeye doyamıyor.İşte günün mevzusunu akılda kalanları sizlere nakletmeye çalıştım.sizde denemek istermisiniz.?

Sevgilerimle mutlu ve sağlıklı günler dilerim.

Afiyetler olsun

İçmek için yapılanı

4 tatli kasigi bal
4 tatli kasigi uzum sirkesi
4 bardak su

Salata sosu.

2 yemek kaşığı yoğurt
2 " " Sirke
1 Çay kaşığı Tuz.

*******************************************

http://www.elmamucizesi.com/sirke_clip_image001.jpgDünyada binlerce türü bulunan elmanın, başta beyinle ilgili olanlar olmak üzere birçok hastalığa iyi geldiği belirtildi. Elma, içerdiği organik asitlerle beyin, karaciğer ve mideye çok iyi geliyor. Suyu deriyi canlandıran elmanın sirkesi de balla birlikte bağışıklık sistemini ve kalp dahil bütün kasları güçlendiriyor. Elma, sağlıklı yaşamaya önem veren kişilerin yanından eksik etmeyeceği meyveler arasında gösteriliyor. Organik asitler, fosfor ve sodanın yanısıra A, B1, B2, C ve E vitaminlerini bünyesinde barındıran elmanın taze meyve, meyve suyu ve sirke olarak kullanılabildiğini belirten Uşak Sistem Tıp Başhekimi Dr. Özer Oktay, elmanın kabuğu ile yenildiğinde vücuttaki ürik asit oranını azalttığını, çiğ elma içerdiği organik asitler, soda ve fosfor yardımı ile beyin, karaciğer ve mideyi olumlu etkilediğini söyledi.Pişmiş elma ile yapılan hoşaf türü yiyecekler rahatlatıcı olurken, kabızlık sorununu da giderebildiğini belirten Dr. Oktay, “Taze elma suyu ile yıkanan kırışık ve pörsük deriler canlılık ve tazelik kazanıyor. Ayrıca deri döküntülerine, böbrek, karaciğer rahatsızlıkları, damar sertliği, egzama ve romatizma hastalıklarına karşı da başarıyla kullanılabilen elmanın suyu, soğuk algınlığı, öksürük, ses kısıklığı, yüksek ateş ve iltihaplı hastalıklara çok iyi geliyor. Bütün bunların yanı sıra elma suyu sindirim sistemini uyarıyor ve mide mukozasını güçlendiriyor.” dedi.Elma kürününse gut, böbrek, mesane, hastalıkları ve hemoroite hastalarına iyi geldiğini kaydeden Oktay, elma sirkesi de, doğal bir yaşam iksiri olarak kabul edildiğini ifade etti. Oktay, “Sirkesi, vücudu genel anlamda güçlendiriyor, çeşitli hastalık belirtilerini hafifletiyor ve cilt bakımı için kullanılabiliyor. Sirkesi, çiçek balı ile karıştırıldığında ise daha geniş bir kullanım alanına sahip olabiliyor. 1 bardak su, 1 tatlı kaşığı elma sirkesi, 1 tatlı kaşığı çiçek balının karışımından elde ürün, aç karnına içildiğinde, vücudun bağışıklık sistemini güçlendirirken, canlılık ve güç kazandırdığı gibi sirkenin içerdiği yüksek orandaki potasyum sayesinde kalp kasları dahil olmak üzere tüm kas yapısı da güçleniyor. Elma sirkeli bal kokteyli sayesinde sık sık grip, soğuk algınlığı veya üst solunum yolları iltihabına yakalanan kişilerin bağışıklık sistemleri güçleneceği için daha rahat bir kış geçirilebiliyor. Ayrıca elma sirkeli bal kokteyli sürekli içildiğinde ve salataya elma sirkesi kullanıldığında da yüksek kolesterolü düşürmeye yardımcı oluyor ve öksürüğe de iyi geliyor ” diye konuştu.

*****************************************

Yaklaşık 3 haftadır her sabah 1 bardak suya, 1 tatlı kaşığı elma sirkesi ve 1 tatlı kaşığı bal koyarak, karıştırıp içiyorum. 3 hafta boyunca sindirimde sorun yaşamadığımı söyleyebilirim. Ayrıca kendimi zinde ve iyi hissediyorum (Bu tatilden de kaynaklanıyor olabilir.) Bal konmadığı zaman içimi gerçekten zor ve tadı kötü. Ancak balla yumuşuyor ve içilecek kıvama geliyor.

1 ay kadar önce mailime elma sirkesi ile ilgili bir yazı geldi. O yazıyı web sitemde yayınlamıştım, ayrıca internetten değişik sitelere de bakarak aşağı yukarı aynı bilgilerin yayınlandığını gördüm. Bu uzun yaz günlerinde kendimize ayıracak daha fazla zaman olduğunu düşünerek ki, kadınların çoğu zaten sabah bir bardak su içiyordur, okuduklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bileşim: Kalsiyum, flüor, potasyum, magnezyum, sodyum, fosfor, silisyum, A vitamini, Beta-caroten, B1, B2, ve B6 vitaminleri, C vitamini, sirke asitleri, meyve asitleri, pektin, doğal aroma maddeleri.

Yaşlılığımızda da sağlıklı olabilmek için hareketli bir yaşam ve sağlıklı bir beslenme biçimi oluşturmaya özen göstermeliyiz.

İşte burada elma sirkesi seçiminin değeri ile karşılaşıyoruz. İçerdiği çok değerli ve çeşitli maddeler nedeniyle, en sağlıklı sıvılardan biridir o. Elma sirkesi, bedenimizi içten ve dıştan tedavi edebileceğimiz olağanüstü bir doğal ilaçtır.

Kullanım biçimleri: Doğal elma sirkesinin en etkili kullanım biçimi, çiçek balı ile karıştırılarak oluşturulur:

*1 bardak su

*1 tatlı kaşığı dolusu elma sirkesi

*1 tatlı kaşığı dolusu çiçek balı

Hepsi iyice karıştırılır ve sabahları aç karnına küçük yudumlarla içilir. Sürekli kullanım sayesinde, öncelikle bedenin bağışıklık sistemi güçlenecek ve sizi pek çok hastalıktan koruyabilecektir. Bu enerji kokteyli ayrıca size canlılık ve güç kazandıracak ve ileri yaşlara kadar sağlıklı ve mutlu kalmanıza önemli katkılar sağlayacaktır.

Bu karışımın faydaları:

—Öncelikle bedenimiz güçlenir ve bedensel uğraşlara ve strese karşı koyabilecek dayanıklılığı kazanır.

Sirkenin içerdiği yüksek orandaki potasyum sayesinde, kalp kasları dâhil olmak üzere tüm kas yapısı da güçlenecektir. Kramplara karşı, kokteylinizi maden suyu ile hazırlayabilir ve her öğünde 1 bardak içebilirsiniz.

—Sık sık grip, soğuk algınlığı veya üst solunum yolları iltihabına yakalanan kişiler, bağışıklık sistemleri sirke-bal kokteyli sayesinde güçleneceği için, bu tür sıkıntılardan büyük çapta kurtulmuş olacaklardır. Ama bu tedaviyi aşağıdaki plana göre uygulamakla kalıcı sonuçlara ulaşabilmek mümkün olacaktır.

—Soğuk algınlığı ve grip zamanlarından önce, 4 haftalık bir sirke- bal kokteyli kürüne başlayın ve günde 3 bardak için.

—Sirke-bal kokteyli nezleye karşı da bedeni güçlendirecektir. Nezleye karşı ayrıca, 1 ölçü elma sirkesi 2 ölçü suya karıştırılır, kaynama derecesine kadar ısıtılır ve inhalasyon tedavisi uygulanır.

—Boğaz ağrısı ve ses kısıklığında, 1 ölçü elma sirkesi ile 3 ölçü ılık su karıştırılır ve saat başı derin gargaralar yapıldıktan sonra tükürülür. Bu gargaraların adaçayı ile dönüşümlü yapılması etkiyi daha da arttıracaktır.

—Öksürüğe karşı, 4 yemek kaşığı dolusu akışkan balla 3 tatlı kaşığı elma sirkesini iyice karıştırın. Öksürük gıcığına karşı yarım tatlı kaşığı alın ve yavaş yavaş yutun. Ayrıca, bolca kekik çayını balla tatlandırın ve yudumlayarak için.

—Yüksek kolesterole karşı, günde pek çok kere elma sirkesi-bal kokteyli içilir.

Salatalarda öncelikle elma sirkesi kullanılır.

—Varise karşı, elma sirkesiyle ıslatılan bir bez baldıra sarılır ve 20 dakika etkilemeye bırakılır.

—Hemoroite karşı, yarım su bardağı elma sirkesi ve bir su bardağı adaçayı katkılı ılık oturma banyoları alın. Banyo süresi 10 dakikadır.

—Gaz şişkinliğine karşı, her öğünden yarım saat önce 1 bardak elma sirkesi-bal kokteyli içerek, sağlıklı bir bağırsak florasının temelini atın. Bu kokteyle rezene veya Frenk kimyonu çayı da ekleyebilirsiniz.

—Kabızlığa karşı, günde pek çok kere, 1 bardak suya 1 tatlı kasığı elma sirkesi ekleyerek için. Ayrıca, 4 litre ılık suya 1 su bardağı dolusu elma sirkesi ve 2 tatlı kaşığı tuz ekleyerek ayak banyoları alın. Banyo süresi 10 dakikadır.

—Yaraların çabuk iyileşmesi için, günde 3 bardak elma sirkesi-bal kokteyli için. İltihaplanmayı önlemek için, elma sirkesiyle ıslattığınız bir pamukla günde pek çok kere yarayı nemlendirin.

—Ergenlik sivilcelerine karşı, her yemekten yarım saat önce, içine 1 tatlı kaşığı elma sirkesi eklenmiş 1 bardak su için. Yüzünüze buğu banyoları uygulayın: 1 litre kaynar derecede sıcak suya 4 yemek kaşığı elma sirkesi ve 2 yemek kaşığı dolusu Mayıs papatyası ekleyin, 1–2 kere karıştırın ve başınızı büyük bir havluyla örterek 5–10 dakika gözlerinizi yumarak bekleyin. Yüzünüzü suya çok yaklaştırmayın!

—Güneş yanığına karşı, inceltilmemiş elma sirkesi, kızarmış olan bölgelere dikkatle sürülür veya 3 yemek kaşığı elma sirkesi eklenmiş soğuk bir banyo alınır. Banyo süresi 10 dakikadır.

Elma sirkesinin pH değeri (asit derecesi), derimizin pH değeri ile hemen hemen eşit düzeydedir. Dolayısıyla, derimizin asidik koruma örtüsünün güçlendirilmesinde elma sirkesinin kullanımı önemle önerilmelidir.

Bu liste daha da uzayıp gidiyor. Elmanın ve elma sirkesinin bilinen hiçbir yan etkisi olmadığı söyleniyor.
Sağlıklı günler diliyorum.

*************************************************

ARICILIK VE SİRKE

eskiden arıcılıkla uğraşmış biriyle karşılaştık. Arıcılık yaptığımızı biliyormuş. Muhabbet arıdan oldu tabi. Anılarını anlatı. Benim arıları sordu. Anlattım ben de. Bir türlü eski kabartılmış standart dışı çerçevelerden kurtulamıyorum dedim.

Bak sana bir akıl vereyim dedi. Beğenmediğin çerçeveleri yavru yoksa topla, arılığa kovanın içine koy. Kovanın uçma deliğini de aç. Çerçevedeki sırlı balları sır bozma tarağıyla boz. Arılar balı ve poleni kovanlarına taşır. Sende eski çerçeveleri erit yerine temel petek al dedi.
Abi sen benim arıları yağmamı yaptıracaksın olmaz o iş, aman aman kalsın dedim. Sen dedi: arılara kaç kilo şerbet verirken şeker kullanıyorsun. Ben dedim şu kadar. 1 kilo şekere 10 ml üzüm sirkesi kat ver. Üzüm sirkesinin yağma olan kovan arı sokması sonrası kullanıldığını biliyorum ama şerbete üzüm sirkesi katmak neden ki dedim. Dedi ki: üzüm sirkesi şerbetin ekşimesini ve şerbet verdiğin anda yağmayı önler, şerbet kokusunun yayılmamasını sağlar. Aynı anda da çay şekerini, meyve şekerine çevirir. Şerbetin kristalleşmesini önler.

Benim kalbim yine de mutmain olmamıştı. Tam olarak şöyle bir baktım. Yani inanmamıştım. Eskiden arıcılıkla uğraşan abiğimiz, kızarak bana inanmadın değil mi? Dedi. İnanmadığımı anlamış olacak ki şöyle devam etti:

600 kovan arın olsa ne yaparsın. Tek tek şerbet verilir mi bu kadar arıya. Bende verilmez dedim. Peki, nasıl gezginci arıcı arılara şerbet verecek? Ahırla mı? Hayır dedi ve şöyle devam etti:

Gezginci arıcının 600 arısı var. Yere bir havuz yapmış. Havuzun içine girmeden önce şeker çuvalının ağzını açıyor. İçine giriyor havuzun ve ortasından başlayarak daire şeklinde incecik şekeri yayıyor. Senin gibi 3–5 kg şeker kullanmıyor. Bir şerbet yapmada 10 çuval, ne yapar şimdiki parayla günde 1000 ytl yaklaşık. Sen düşün işte. Sonra içine bizim kemal kükrer üzüm sirkesini, miktarı kadar döküyor. Sonra salıyor tankerden suyu. Peki, arılar düşüp ölmüyor mu? Şerbetin içine dedim. Ahmet Bey havuzun içinde çakıl taşı var dedi.

Böyle deyince eski arıcılıkla uğraşan abimiz yukarıda bahsedileni denemeye karar verdik. Önce kolonilere belirtilen ölçüde şerbete sirke kattık.

Konyalı gurme ve yemek yazarı Nevin Halıcı, Hz. Mevlana'nın şehrinde 'Mutfak Dostları'nı ağırladı. Onları, Mevlana'nın sofrasını süsleyen yemeklerin yanı sıra Konya'nın ilginç yemek gelenekleriyle de tanıştırdı.

SİRKENCUBİN ZAYIFLATIRMI?

http://www.kadiniz.com/makale.php?baslik=elma-sirkesi-ile-nasil-zayiflanir&id=2324

yukarıdaki adreste zayıflatabilir diyor deneyenlerin çoğu zayıflattığını söylüyor sabah ve akşam yatarken birer bardak elma sirkesi ile yapılmış sirkencubin ılık suyla yapılıp içiliyor,
ancak içerdiği potasyum sebebi

MADEN SUYU VE SODA NIN FARKI - İÇECEKLERİMİZ 16

17/9/2008
MADENSUYU VE SODA
ARASINDAKİ FARK NEDİR?


müptelası olduğumuz içeceklerden madensuyu içecekler bölümünde yer almalıydı
serinletici, mideyi rahatlatıcı etkisi ile kendisini aratıyor, ben çalkalayıp başparmağımı şişenin ağzına sokup hafif gevşetince püsküren kabarcıkların yüzümü serinletmesini seviyorum en çok.


Netten Madensuyu hakkında bulduğum bazı yazıları aktarıyorum.

Ramazanda Maden suyu için

Ramazanda bol bol maden suyu içmenin vücuda çok yararı olacağı açıkandı...
15 Eylül 2008 / 09:53

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Uluslararası Tıbbi Klimatoloji Birliği Başkanı Prof. Dr. Zeki Karagülle, Ramazan ayında, özellikle oruç tutanların bol suyun yanı sıra maden suyu tüketmeleri tavsiyesinde bulundu.

Karagülle, yaptığı açıklamada, terleme ile vücuttan atılan su ve mineral kaybına karşı maden suyunun vazgeçilmez olduğunu söyledi. Terleme ile özellikle bikarbonat, sülfat, klorit, kalsiyum, magnezyum, florit, demir ve sodyum minerallerinin vücuttan atıldığını anlatan Karagülle, bunun geri kazanımında maden suyunun çok faydalı olduğunu belirtti.

Maden suyunun vücudun ihtiyaç duyduğu mineralleri doğal olarak içerdiğine işaret eden Karagülle, normal bir yetişkinin günlük su ihtiyacının 2,5 litre olduğunu ifade etti.

Bu miktarın 1 litresinin ise maden suyu olarak alınmasını önerdiklerini anlatan Karagülle, Ramazan ayında ise maden suyun öneminin bir kat daha arttığını söyledi.

Maden suyunun oruç tutanların sindirim sistemini dengelemede önemli bir faktör olduğunu bildiren Karagülle, ''Özellikle oruç tutanların bol suyun yanı sıra maden suyu tüketmelerini öneriyoruz. Maden suyu terleme ile vücuttan atılan su ve mineral kaybını desteklerken, uzun süre aç kalan midenin, yoğun yemek yenen bir iftardan sonra rahatlamasına yardımcı olur'' diye konuştu.

İçimi ile sağlanan yararların yanı sıra dışarıdan cilde sürüldüğünde de maden suyunun cildi canlandırıcı ve gençleştirici etkisi olduğunu belirten Karagülle, maden suyunun kalp sağlığından güçlü kemik yapısı oluşumuna kadar vücut fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesinde sayısız faydaları olduğunu kaydetti.

Avrupa Birliği ülkelerinde kişi başına yılda ortalama 150 litre maden suyu tüketildiğine dikkati çeken Karagülle, Türkiye'de kişi başına tüketimin ancak 6 litreyi bulduğunu belirtti.

-MADEN SUYUNUN FAYDALARI-

Maden Suyu şifa deposu!Her yaştaki bireylerin günlük kalsiyum gereksinimlerinin karşılanmasında takviye olan maden suyu, güçlü kemik yapısının oluşması ve korunmasını sağlıyor.

Büyüme çağında, hamilelikte ve yaşlılıkta artan mineral ihtiyacının (magnezyum, kalsiyum, flor ve sodyum gibi) karşılanmasında faydalı olan maden suyu, içerdiği sülfat, bikarbonat iyonları sayesinde sindirim sistemi (mide ve bağırsaklar) ve boşaltım sistemi (böbrekler ve idrar yolları) fonksiyonlarını destekliyor.

Cildin gerekli olan su ve mineral ihtiyacını da karşılayarak cilde gergin, pürüzsüz ve canlı bir görünüm sağlanmasında yardımcı olan maden suyu, solunum, idrar, her türlü spor aktivitesinde ve özellikle yaz aylarında terleme ile oluşan su ve mineral kaybının karşılanmasında etkili.

Maden suyunun bikarbonat içeriğinin yüksek olması nedeniyle de asit fazlalığı, yanma ve ekşime ile seyreden mide hastalıklarında mide asidi fazlalılığını baskılayıcı özelliği bulunuyor

***************************************************
Maden suyunda CO2 gazının yararları nelerdir?

Tüm gazlı içeceklerde ve maden suyunda bulunan karbondioksit gazının suda çözünmesi “carbonation” olarak adlandırılır. İçeceğe sağladığı kolay yutma özelliğinin yanı sıra karbondioksit gazının önemli bir faydası da içinde bulunduğu içeceklerde bakteri ve mikrop üremesine izin vermediği için tüketiciler açısından güvenli olmasıdır.

Maden suyunun ve diğer gazlı içeceklerin içerisindeki karbondioksit gazının varlığını şişeyi açınca görebiliyoruz, peki bu ürünleri içtikten sonra acaba vücudumuzda neler oluyor ?

Ürünün içerisindeki karbondioksit gazı gastroentestinal sistem tarafından anında ve çabukça emilir. Ancak üründeki karbondioksit gazının tamamı midemize gitmez. Bir kısmı şişenin açılması ve ürünün ağzı açık beklemesiyle havaya karışır, bir kısmı da ürün içilirken yutulan hava ile birleşerek geğirmemize yol açar.

Bu durumda üründeki gazın büyük bir bölümü sindirim sistemine kadar ulaşmaz. Ulaşan miktar ise derhal emilir. Bu hızlı emilim sırasında karbondioksit gazının bulunduğu içecek de hızla bağırsaklarda emilir ve sistemin normalden daha hızlı boşalmasına neden olur. Maden suyunun hazmı kolaylaştırması ve mide bulantısını engellemesi bu sayede olur.

Emilen karbondioksit kana geçer ve çoğunluğu vücuttan atılmak üzere akciğerlere taşınır. Karbondioksit gazı kanda üç şekilde taşınır. Yaklaşık yüzde 10 kadarı doğrudan kana karışır. Yaklaşık yüzde 20 kadarı hemoglobin hücreleri ile birleşir ve kalan yüzde 70 lik kısmı, kırmızı kan hücrelerinin içinde bulunan su ile birleşerek bikarbonat halinde kırmızı kan hücreleri tarafından taşınır.

Kanımızda bulunan karbondioksit gazının çok büyük bölümü gazlı içeceklerden değil, vücudumuzun karbonhidratları, proteinleri ve yağları enerjiye çevirmesi sırasında oluşur. Bir başka deyişle kanımızda karbondioksit dolaşması rutin bir metabolizma olayıdır.

Spor yaptığımızda kanımızda yükselen karbondioksit miktarını hissederiz. Hareketlilik arttıkça daha fazla enerji üretip harcadığımız için kandaki karbondioksit miktarı artar. Solunum sistemimiz bu duruma daha fazla oksijen alıp daha fazla karbondioksit temizlemesi yapabilmek için cevap verir ve daha hızlı nefes alıp vermeye başlarız.

Harcadığımız enerjiye bağlı olmaksızın, sağlıklı bir vücuttaki doğal kimyasal reaksiyonlar karbondioksit gazını kandan çok verimli bir şekilde ve nefes aldığımız sürece sürekli olarak temizler. Bunun neticesinde vücudumuzda normal bir asit/baz dengesi kurulur.
****************************************************************



TC
BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ
FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ KİMYA BÖLÜMÜ
BİTİRME ÇALIŞMASI 
KONU: MADEN SUYU

Adı ve Soyadı: Fatma YILDIRAN

Danışman: Doç. Dr. Hilmi NAMLI

                    Araş.Gör.Onur TURHAN

MAYIS 2007
MADEN SUYU NEDİR?
 
    * Jeolojik ve fiziksel olarak koruma altında tutulan yeraltı sularından kuyu açılarak veya kaynaktan doldurularak elde edilmiş ,çözünmüş katı madde içeriği toplam 250 ppm‘ den daha az olmayan sulara maden suyu adı verilir.

    * Çözünmüş mineral tuzları,elementler ve gaz içerirler. Mineralli suları diğer sulardan ayıran özellik, kaynağından elde edildiği anda spesifik miktar ve oranlarda mineraller ve iz elementler

Maden suyu “asitli” midir?
 
    * Halk arasında “asitli” denilen içeceklerde aslında kastedilen, içeceğin içindeki “karbondioksit” gazıdır. Karbondioksit gazı dilimiz ile temas ettiğinde geçici olarak tat algılayıcılarını uyuşturduğu için içimi kolaylaştırmaktadır. Bu doğrultuda maden suyuda asitli içecekler arasındadır.

Günde ne kadar maden suyu tüketebiliriz ?

    * Uzmanlar günde en az 2 litre civarında su ve maden suyu gibi “yararlı sıvı” tüketilmesini öneriyor.

Çocukların maden suyu içmesi zararlı mıdır?

    * Maden suyunun bilinen hiçbir zararı olmayıp, aksine vücudumuza sayısız yararları vardır. Büyüme çağındaki çocuklar kalsiyum, demir, çinko, florür gibi minerallere yetişkinlerden daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacı karşılamanın en iyi yolu bolca süt ve doğal suları tüketmeleridir.

Hamilelikte maden suyu içilir mi?

    * Hamilelik döneminde mineral ve vitaminlere olan gereksinim daha fazladır,bu katkıyı doğal yoldan sağlayabilmek için, hamilelikte düzenli olarak maden suyu tüketimi tavsiye edilir.

Maden suyu cilde yararlı mıdır ?
 
    * Maden suyu içerdiği zengin mineraller vücudumuzun birçok bölgesine olduğu gibi cilt için de yararlıdır. Hatta piyasada sprey şişelerine doldurulmuş ve yüze püskürtülerek kullanılan maden suları satılır.

Maden suyu böbrek taşı yapar mı?
 
    * Böbrek taşlarının oluşumunda ana neden, yetersiz miktarda sıvı tüketimidir. Başka bir deyişle, yaşamı boyunca yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda böbrek taşı oluşumu hızla meydana gelir. Böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.

Avrupa’da ve Türkiye’de kişi başına yıllık maden suyu tüketimi ne kadar?
 
    * Avrupa’da kişi başına yılda 150 litre maden suyu tüketirken,
    * Bu oran Türkiye’de 3 litrenin altında.

Düzenli maden suyu tüketimi ile bazı hastalıklar arasında bağlantı var mıdır?

    * Maden suyunda zengin olarak bulunan minerallerden magnezyum, hücre içerisinde potasyumdan sonra en yoğun olarak bulunan katyondur.

Düzenli maden suyu tüketimi ile bazı hastalıklar arasında bağlantı var mıdır?

    * Sodyum vücut sıvılarında en fazla bulunan elementtir ve sıvı dağılımı ile sıvı dengesinin düzenlenmesini sağlar. Ayrıca asit-baz dengesi ve sinir uyarılarının taşınması en önemli görevlerindendir.

Düzenli maden suyu tüketimi ile bazı hastalıklar arasında bağlantı var mıdır?

    * Kalsiyum vücudumuzda en fazla bulunan elementtir.Yaşla ilgili kemik kayıplarını ve kırılmalarını önler. Kalsiyum sadece süt ve doğal sularda bulunur. İçerisinde kalori ve kolesterol olmadığı için maden suyu, kalsiyum açısından süte en iyi alternatif olmaktadır.

Düzenli maden suyu tüketimi ile bazı hastalıklar arasında bağlantı var mıdır?

    * Bikarbonatlar, magnezyum, sitratlar, sodyum, flor ve kalsiyum maden suyunda bulunan doğal dengeleri ile, ürolojik hastalıkların seyri ve özellikle ameliyat sonrasında çok etkendir.

Düzenli maden suyu tüketimi ile bazı hastalıklar arasında bağlantı var mıdır?

    * Bikarbonatlı sular alkali yapıları sayesinde mide asiditesini nötralize eder ve bu özelliği nedeni ile peptik ülser hastalığının tedavisinde önemli rol oynarlar. Yine fonksiyonel mide ve bağırsak hastalıklarında semptomları azaltıcı etkileri vardır.

Maden suyu için, güzelleşin
 
    * Uluslararası Tıbbi Hidroklimatoloji Derneği (ISMH) Başkan Yardımcısı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Zeki Karagülle şunları söyledi; 

    * Ülkemizde çıkarılan maden sularının içerdiği 
      mineraller açısından asırlardan beri şifa kaynağı olarak kullanılan maden  suların insan sağlığı için de 'doğal mucize‘dir.
    * Maden suyunun şifasını keşfederek, pürüzsüz ve güzel cilde kavuşan kadınların sayısının her geçen gün artmaktadır. 

Maden suyu için, güzelleşin

    * Maden sularının içerdiği kalsiyumdan oranından dolayı özellikle kemik sağlığı ve menopoz sonrası kadın sağlığı için son derece önemlidir.
    * Her gün içilen maden suyu hem sağlıklı olmak hem de sağlığı korumak açısından önemli rol oynar. 

Maden suyu için, güzelleşin
 
    * Özellikle kadınların, osteoporozun önlenmesi ve tedavisi açısından bol miktarda kalsiyum içeren maden suyu içmesi gerekir. 
      Dünyanın önde gelen kozmetik üreticilerinin bile maden suyu kullanmaktadır.
    * içilen maden suyunun ciltteki pürüzleri yok ettiğini, yorgun ve solgun görünümü ortadan kaldırdığı, cildi yenileyerek yaşlanmayı geciktirir.
 
MADEN SUYUNDA BULUNAN KARBONDİOKSİT GAZININ YARARLARI NELERDİR ? 
 

    * İçeceğe sağladığı kolay yutma özelliğinin yanı sıra karbondioksit gazının önemli bir faydası da içinde bulunduğu içeceklerde bakteri ve mikrop üremesine izin vermediği için tüketiciler açısından güvenli olmasıdır. 
    * Maden suyunun ve diğer gazlı içeceklerin içerisindeki karbondioksit gazının varlığını şişeyi açınca görebiliyoruz, peki bu ürünleri içtikten sonra  vücudumuzda neler oluyor ?

 
MADEN SUYUNDA BULUNAN KARBONDİOKSİT GAZININ YARARLARI NELERDİR ? 

    * Ürünün içerisindeki karbondioksit gazı gastroentestinal sistem tarafından anında ve çabukça emilir. Ancak üründeki karbondioksit gazının tamamı midemize gitmez. Bir kısmı şişenin açılması ve ürünün ağzı açık beklemesiyle havaya karışır, bir kısmı da ürün içilirken yutulan hava ile birleşerek geğirmemize yol açar. 
    * Bu durumda üründeki gazın büyük bir bölümü sindirim sistemine kadar ulaşmaz. Ulaşan miktar ise derhal emilir. Bu hızlı emilim sırasında karbondioksit gazının bulunduğu içecek de hızla bağırsaklarda emilir ve sistemin normalden daha hızlı boşalmasına neden olur. Maden suyunun hazmı kolaylaştırması ve mide bulantısını engellemesi bu sayede olur. 
    * Emilen karbondioksit kana geçer ve çoğunluğu vücuttan atılmak üzere akciğerlere taşınır. Karbondioksit gazı kanda üç şekilde taşınır. Yaklaşık yüzde 10 kadarı doğrudan kana karışır. Yaklaşık yüzde 20 kadarı hemoglobin hücreleri ile birleşir ve kalan yüzde 70 lik kısmı, kırmızı kan hücrelerinin içinde bulunan su ile birleşerek bikarbonat halinde kırmızı kan hücreleri tarafından taşınır. 
    * Kanımızda bulunan karbondioksit gazının çok büyük bölümü gazlı içeceklerden değil, vücudumuzun karbonhidratları, proteinleri ve yağları enerjiye çevirmesi sırasında oluşur. Bir başka deyişle kanımızda karbondioksit dolaşması rutin bir metabolizma olayıdır. 
 
MADEN SUYUNDA BULUNAN KARBONDİOKSİT GAZININ YARARLARI NELERDİR ?
 
Maden suyu son kullanma tarihinden sonra bozulur mu?
 
    * Maden suyu kapağı açılmaz ise kesinlikle bozulmaz. Ürünlere son kullanma tarihi konulmasının tek nedeni, dolumdan sonra belirli bir süre geçtiği zaman sadece kapak ve ambalajdan dışarıya karbondioksit gazı kaçması ve azalmasıdır.

DOĞAL MİNERALLİ SULARIN FİZYOLOJİK VE TERAPÖTİK ETKİLERİ

    * Minerali sulardaki minerallere bağlı etkilerin dışında,mineralli sulardaki iyonların fizyolojik etkileri ve bazı hastalıklardaki terapötik yararları da söz konusudur.

DOĞAL MİNERALLİ SULARIN FİZYOLOJİK VE TERAPÖTİK ETKİLERİ

    * Metabolizma üzerine; Mineralli sular özellikle sülfatlı olanlar, safra kesesi tembelliğinde yararlıdır ve pankreas fonksiyonları da destekler.
    * Mide üzerine; Kronik mide mukozası iltihabında veya mide fazlalığında yüksek bikarbonat içeren (1300 mg/l) mineralli sular yararlıdır.

DOĞAL MİNERALLİ SULARIN FİZYOLOJİK VE TERAPÖTİK ETKİLERİ

    * Sindirim sistemi üzerine; Günümüz insanın, az su içme alışkanlığı, yeterli minerallerle beslenmemesi, hareketsiz yaşam gibi özellikleri sindirim sistemi rahatsızlıklarının başlıca nedenleridir. Bunların başında da habitüel kabızlık gelir. Burada sülfatlı (600 mg/L-1200 mg/L) mineralli sular oldukça yararlıdır.

En güzel sulandırıcı mineralli sudur!
 
    * Mineralli sular alkolsüz içecekler ile ideal bir karışım oluşmuştur. Örneğin; taze sıkılmış ya da hazır alınmış bir meyve suyuna eklenen mineralli su içimi kolaylaştırır ve içeriği zenginleştirir.
 
Vitaminler Minerallerle İşe Yarar

    * Mindell, minerallerin yardımı olmadan vitaminlerin işlev gösteremeyeceğini savunarak, "Vücudunuz bu ikilinin birlikteliğine ihtiyaç duyar" diyor.

''MADEN SUYU İLE SODANIN AYNI ÜRÜN OLDUĞUNA İNANILIYOR'' 
 
    * Oysa bu ikisinin tek ortak noktası mideyi rahatlatma özelliğine sahip olmalarıdır. Soda, içilebilir nitelikteki herhangi bir suya karbondioksit eklenmesi suretiyle yapılır. Maden suları mineral bakımından çok zengindir. Soda ise mineral ihtiva etmez.
    
 
KAYNAKLAR:

    * http://www.erzincan.gov.tr/images/tarihieser/cayirli/aygirgolu.jpg
    * www.eturkuaz.com
    * www.istanbul.edu.tr
    * http://www.artemis-systems.com/interface/imagesParticulier/splash.gif
    * http://www.cartoonstock.com/lowres/smi0019l.jpg
    * http://www.eturkuaz.com/images/inisdb1.JPG
    * http://www.aquacom-bg.com/images/cup.jpg
    * http://www.kimyaevi.org/elementler/sodyum/sodyum.jpg
    * http://www.webcerrah.com/images/safra2.jpg
************************************************

VKV Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü Dyt. Zuhal Güler Çelik, konuyla ilgili görüşlerini bizle paylaşıyor:

Halk arasında soda ve maden suyu eş anlamlı kullanılmasına rağmen ikisi birbirinden farklıdır. Maden suyu, yeraltı sularından elde edilmiş, çözünmüş katı madde içeriği toplam 250 mg/l'den daha az olmayan sulara verilen addır. Çözünmüş mineral tuzları, elementler ve gaz içerirler. Mineralli suları diğer sulardan ayıran özellik, kaynağından elde edildiği anda spesifik miktar ve oranlarda mineraller ve iz elementler içermeleridir. 500 mg/l'den daha az mineral içerenlere düşük mineralli su,1500 mg/l'den daha fazla içerenlere yüksek mineralli su denilmektedir. Maden suyu içinde; bikarbonat, sülfat, klorit, kalsiyum, magnezyum, florit, demir ve sodyum bulundururlar. Farklı markalar farklı miktarlarda mineral içerirler. Marka tercih ederken içeriklerine mutlaka bakılmalı.

Mineralli su soda değildir. Masuder�in bilgilerine göre soda, ABD'de çok yaygın tüketilen yapay bir içecektir. İşlenmiş suya (şebeke suyu), litresinde en az 750mg olacak düzeyde soda (sodyum bikarbonat) ve litresinde 2-4g düzeylerde karbondioksit katılıp, şişelenmesi ile üretilir. Mineralli su litresinde en az 1000mg ve değişik mineraller içerir. Oysa, soda sadece sodyum ve bikarbonat içerir.

Soda mineral içermez:

İçilebilir nitelikteki herhangi bir suya karbondioksit eklendiğinde soda yapılmış olur. Maden suyu ise yerin en derin katmanlarından çıkar ve yeryüzüne çıkarken geçtikleri katmanlardan mineralleride alarak yol alırlar. Bu durumda maden suyu mineralce çok zengin iken soda mineral içermez. Maden suyu ve soda, ikisi de mideyi rahatlatma özelliğine sahiptir ancak sodanın bundan başka hiçbir işlevi yoktur oysa maden suyu aynı zamanda doğal bir mineral deposudur. Dolayısıyla tüketilmesi önerilen doğal maden sularıdır ve sodayla maden suyunu ayırt edebilmek için pek çok gıda maddesini alırken yapmamız gerektiği gibi etiket okumak çok önemlidir

Günde ne kadar maden suyu tüketmeli?

Maden suyu içindeki minareller sebebiyle çok sağlıklı bir içecektir ve insan sağlığını destekleyicidir. Ter, solunum ve idrar ile kaybolan minerallerin yerine gelmesi için su içmenin yanı sıra sıvı ihtiyacının bir kısmı maden suyundan karşılanabilir.

Amerikan Obezite Birliği sağlıklı bireyler için maden suyu tüketimini 600 ml. olarak belirlemiştir. Ülkemizde tuz tüketimi genllikle yüksektir. Aşırı tuz alımı, yüksek tansiyon, börek hastalıkları ve mide ülseri gibi hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Ayrıca fazla sodyum alımı idrarla kalsiyum atımını hızlandırdığı için kemik erimesi sorunu için risk faktörü oluşturur. Maden suları yüksek sodyum içerdikleri için aşırı miktarda tüketilmemelidir. Maden suyu seçimi yapılırken de düşük sodyum, yüksek magnezyum ve kalsiyum içerikli olanlar tercih edilmeli. Sağlıklı insanlar günde iki şişe, kilolu kişiler bir şişe içebilir.

UYARI
Kalp, böbrek ve hipertansiyon hastaları ise uzak durmalı.

böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez


Maden suyunun faydaları nelerdir?

Her yaştaki bireylerin günlük kalsiyum gereksinimlerinin karşılanmasında takviye olarak düşünülebilir. Böylece güçlü kemik yapısının oluşması ve korunmasını sağlar.

Büyüme çağında, hamilelikte ve yaşlılıkta artan mineral ihtiyacının (magnezyum, kalsiyum, flor ve sodyum gibi) karşılanmasında gerektiği kadar kullanılarak sağlanabilir.

Sağlıklı bireylerde içerdiği sülfat, bikarbonat iyonları sayesinde sindirim sistemi (mide ve bağırsaklar) ve boşaltım sistemi (böbrekler ve idrar yolları) fonksiyonlarını destekler(maden suyunun önerilen miktardan fazla tüketilmemesi şartıyla geçerlidir).

Cildin gerekli olan su ve mineral ihtiyacını da karşılayarak cilde gergin, pürüzsüz ve canlı bir görünüm sağlanmasında yardımcıdır.

Solunum, idrar, her türlü spor aktivitesinde ve özellikle yaz aylarında terleme ile oluşan su ve mineral kaybının karşılanmasında ölçüsü kadar kullanılabilir.

Bikarbonat içeriğinin yüksek olması ise asit fazlalığı, yanma ve ekşime ile seyreden mide hastalıklarında mide asidi fazlalılığını baskılayıcıdır.

Özellikle yaz aylarında sıcaklığın artmasıyla birlikte asitli içecek tüketme ihitiyacı da artar. Boyalı, katkı maddeli içecekler yerine maden suları tercih edilebilir. Son dönemde meyveli çeşitleri de piyasada bulunmakta fakat bunların kalori de dikkate alınarak tüketilmesinde fayda var.


Hamilelikte maden suyu içilebilir mi?
Hamilelik, yeterli ve dengeli beslenmenin çok daha önemli olduğu ve özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönem. Annenin vücudu, bebeğin beslenebilmesi ve gelişiminin sağlanabilmesi için normalden daha fazla gıda, sıvı, mineraller ve vitaminlere ihtiyaç duyar. Mineral ihtiyacının bir kısmını tamamlayabilmek için, bu dönemde farklı bir sağlık problemi(hipertansiyon...vb) yaşanmıyorsa maden suyu tüketimi önerilebilir.


Maden suyu böbrek taşı yapar mı?

Böbrek taşı oluşumunu maden suyu tüketmeye bağlamak yanlış olur. Aksine yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda tüketenlere göre böbrek taşı oluşumu riski daha yüksektir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.


bir başka yazı:
böbrek taşı ameliyatı oldum .. kateter taktılar böbreğime ekimde çıkarılıcak .. ve benim doktorum Ayhan Kızılırmak bana bir gün maden suyu bir gün ayran içmemi önerdi . içimdeki kateterin bakterilerini engellemek için . fakat şimdiki yazıda böbrek hastaları içmesin diyor.. yani kafam karışltı resmen


MADEN SUYU ASİDİKMİ BAZİKMİ?? tam tersi bir yazı buldum

Maden suyu veya sodaları: Yaz aylarında sıklıkla tüketilen bir diğer içecek grubudur. Doğal maden suları birçok minerali bünyesinde bulundurmaktadır. Günlük kalsiyum ve magnezyum minerali ihtiyacının karşılanmasında yardımcıdırlar. Doğal maden sularının enerji içeriği yoktur. Bu nedenle enerji almadan susuzluğun dindirilmesinde önemlidirler.

Fakat maden suyu ve sodaları asitlik derecesi yüksek içeceklerdir.????????

Bu nedenle; gastrit, ülser gibi sindirim sistemi sorunları olan bireylerin tüketirken dikkatli olmaları ve rahatsız olma durumlarına göre tüketim miktarlarını sınırlandırmaları gerekir.

YÜKSEK TANSİYONUM VAR 3 SENEDİR SORDUĞUM DOKTORLARDAN FARKLI CEVAPLAR ALDIĞIM İÇİN İÇEMİYORUM

Maden suyu ve sodaları aynı zamanda; sodyum mineralinden de zengindir. Sodyum alımını sınırlandırılması gereken yüksek tansiyonlu bireylerin maden suları ve sodalarını tercih etmemesi gerekir.

Maden suyu ve sodası da sodyum içerir. Farkında olmadan aldığınız tuz ve sodyum, tansiyonunuzun daha da yükselmesine neden olabilir.

Öte yandan, halk arasında yüksek tansiyonu olan bireyler tarafından maden sularının içilmesinin sakıncalı olduğu düşünülmektedir. Sodyum içerdikleri için maden suyu tüketiminden çekinmek veya vazgeçmek yanlış bir tutumdur. Doğru olan, sodyum alımı kısıtlanan kişilerin içtikleri maden sularındaki sodyum düzeylerine dikkat etmeleridir. Avrupa Su Yönetmeliğinde litresinde 20 mgdan az sodyum içeren sular düşük sodyumlu sular hatta Almanyada sodyumsuz (sodyumdan fakir) su sınıfına girer. Ülkemizde bulunan maden sularının pek çoğu düşük sodyumludur. O nedenle endişe etmeden içilebilirler.

İLGİNÇ BİR YAZI DAHA
maden suyu genel olarak midenin çalışmasını artırır diye bilinir ama maden suyu bazik mide ise asidik bir ortamdır. asidik ve bazik maddeler bir araya geldiğinde tepkime oluşur ve birbirlerini notrlerler ortaya gaz çıkar. geğirmenin sebebi de budur.
yani maden suyu sindirimi kolaylaştırmaz direk durdurur.

üstteki yazıyı destekler bir yazı

soda alkali bır maddedir mıdenın alt kısmında pilor diye bir kapak vardır bu kapagın mide asiditesine duyarlı oldugu dusunuluyor eger yemekten hemen sonra soda ıçılırse mıdenın asıtlıgı azalacagından yanı ph yukselecegınden bu kapak sındırım tam olarak gerceklesmeden acılıyor ve sındırım sorunlarıı ytaratıyor o yuzden sodayı yemekten sonra içmemenizi tavsiye ederim..

İLGİNÇ BİR YAZI DAHA
Evet kesinlikle dr arkadaşın söylediklerine katılıyorum yıllardır hep hakımıza sodayı maden doğal maden suyu diye kandırdılar.BENCE VATANDAŞLARIMIZIN BİR ÇOĞU SODA ve MADENSUYUNUN TANIMINI BİLMİYOR...!!! SODA FAZLA ALINDIĞINDA KABIZLIK YAPAR;MADENSUYU İSE HAZMI ve SİNDİRİMİ KOLAYLAŞTIRIR AYRICA VÜCUTTAKİ EKSİK MİNERALLERİ TEKRAR VÜCUDUMUZA GERİ KAZANDIRMAMIZA YARDIMCI OLUR.

yani biraz ihtiyatlımı kullanmalı, yani madensuyunu bile içerken düşünücez neredeyse

- Maden suyunun beslenme dışında bilinen başka faydaları var mı?
- Maden sularının yardımı ile pencerelerde sararan tüllerin ilk günkü gibi beyazlatılması mümkün. Çamaşır makinanızın deterjan kutusuna deterjan ile birlikte iki şişe maden suyu (kesinlikle meyveli değil, sade maden suyu) doldurun. Normal yıkama yaptığınızda bembeyaz bir tülünüz olacak.

Cilt problemim soda sayesinde geçti. Cildim şu an pürüzsüz, nemli ve canlı. Günde 2 defa kullanıyorum. Ayrıca cildinizi sabah ve akşam soda ile yıkayın ama kesinlikle kurulamayın. Cilt sodayı emmeli. 1 hafta bu şekilde devam edin farkı göreceksiniz.

Maden suyunun ihtiva ettiği zengin mineraller, vücudumuzun birçok bölgesine olduğu gibi cilde de yararlıdır. Hatta piyasada, sprey şişelerine doldurulmuş ve yüze püskürtülerek kullanılan maden suları satılır.

Dere otlu tonik
Malzeme: Bir demet dere otu, 25 gram badem yağı, bir şişe maden suyu.
Uygulama: Dere otu yıkanıp, mikserde çekilir. Bir kapak badem yağı ve maden suyu ilave edilir. Karışım buz kabına konup, dondurulur. Her gün cilde kompres yapılır. Cildiniz böylece daha sağlıklı, parlak ve canlı olacaktır
Yağlı Ciltler İçin Tonik
1 kaşık elma sirkesi ile 8 kaşık maden suyunu karıştırıp, yağlı cilt için güzel bir tonik elde edebilirsiniz. Cildinizi temizledikten sonra, tonikle ıslatılmış bir pamuk yardımıyla silerek, sabah ve akşam cildinizi canlandırıp sıkılaştırın.
Maden Sodası İle Cilt Temizliği
İçindeki zengin mineraller sayesinde tüm ciltler için yararlı ve besleyici bir toniktir. Cildinizi temizledikten sonra, Doğal maden sodası ile ıslatılmış bir pamuk yardımıyla sabah ve akşam cildinizi canlandırıp sıkılaştırın.

soda hamur işlerindede karbonat yerine kullanıyor aşağıdaki farklı tarifi bir forum sitesinden aldım
SODALI BÖREK
Click the image to open in full size.

Malzemeler:
5 adet yufka
1 kucuk margarin
5 adet yumurta
1,5 sise maden suyu
250 gr. beyaz peynir
Maydanoz, dereotu
Yapılışı;
1 ) Genis bir kaba 5 yumurtayi, erimis yag konup, karistirilir.
2 ) Karisima 1,5 sise maden suyu konur.
3 ) Peynirli ic hazirlanir.
4 ) Yaglanmis firin tepsisine bir yufkayi kenarlardan sarkacak sekilde yayilir.
5 ) Diger yufkalar ikiye kesilir.
6 ) Yarim yufkayi karisima batirilip, tepsiye yayilir.
7 ) Aralara peynirli icten koyulur.Diger yufkalarda harca batirip tepsiyekoyulur.
8 ) Fırından alıp karelere kesilir ve servis yapılır.
Afiyet olsun....

Sarıyer Böreği
1 şişe madensuyu    
2 yumurta sarısı
1 çay bardağı sıvı yağ
1 paket margarin
Yeteri kadar un
Yarım limon suyu
100 gr beyaz peynir
1 demet maydanoz
Bir kapta maden suyu, limon suyu, bir yumurta ve sıvıyağı karıştırın. Bu malzemeye alabileceği kadar unu ve tuzu ilave ederek kulak memesi yumuşaklığında, ele yapışmayacak kıvamda bir hamur elde edin. Hamuru hafifçe unlanmış zeminde yarım parmak kalınlığında açın. Üç parçaya böldüğünüz margarinin bir parçasını eritmeden hamura sürün. Bohça gibi katlayın. Hamuru 15 dakika buzlukta bekletin. Buzluktan tekrar çıkarıp açın. Bu işlemi üç kez tekrarlayın. Son kez buzluktan çıkardığınızda hamuru yarım parmak kalınlığında açın. Kareler halinde kesin. Her karenin köşesine peynirli maydanozlu içi serpin ve bohça şeklinde kapatın. Son olarak yumurta sarısını böreklerin üzerine sürün. Orta ısılı bir fırında böreğinizin üzeri pembeleşene kadar pişirin.

KIZILAY MADEN SULARI SİTESİNDEN YEMEKTE MADENSUYU KULLANIMI

VISNELi PASTA

Malzemeler:
1 fincan TÜRK KIZILAYI maden suyu
3 kahve fincani büyük biraz az un
1/4 fincan sade kakao
1/2 fincan sivi yag
4 yumurta
1 pkt vanilya sekeri
1 pkt kabartma tozu
1 yada 2 kavanoz visne kompostosu


Yapilisi:
Visneler haric tüm malzemeyi karistirin hamuru yaglanmis
tepsiye yayin üzerine visneleri yayin önceden isitilmis
firinda 180 derecede pisirin
üzerini cikolata yada pudra sekeri ile süsleyin
AFIYET olsun.......

KARNABAHAR KIZARTMASI

Malzemeler:
1 karnabahar

Sosu İçin:
1 şişe TÜRK KIZILAYI maden suyu
2 yumurta
un
karabiber ve tuz

Üstü için:
Sarımsaklı yoğurt

YAPILIŞI:

*Karnabaharı beyaz köpükler çıkıncaya kadar haşlayın. Köpükler çıkınca kevgirle karnabaharları alın ve soğuk suya atın. Biraz durduktan sonra süzün.
*Yumurtayı çırpın.Çok az un ve madensuyuyla karıştırın. Çok akıcı olmayan, bulamaç kıvamı olacak şekilde bir sos hazırlayın. Karabiber ve tuzunu koyun.
*Haşlanan karnabaharları önce una, sonra sosa batırın. Yağda kızartın.
*Üstüne sarımsaklı yoğurt döküp servis yapın. Afiyet olsun...

MADEN SULU BÖREK

Malzemeler:
1 Kg. yufka
1 kucuk margarin
5 adet yumurta
1,5 sise TÜRK KIZILAYI maden suyu
250 gr. beyaz peynir
Maydanoz, dereotu.
2 çay kaşığı tuz.Yapilisi:
1) Genis bir kaba 5 yumurtayi, erimis yag konup, karistirilir.
2) Karisima 1,5 sise maden suyu konur.
3) Peynirli ic hazirlanir.
4) Yaglanmis firin tepsisine bir yufkayi kenarlardan sarkacak sekilde yayilir.
5) Diger yufkalar ikiye kesilir.
6) Yarim yufkayi karisima batirilip, tepsiye yayilir.
7) Aralara peynirli icten koyulur.Diger yufkalarda harca batirip tepsiye koyulur.
8) Firindan alip karelere kesip, sicak servis yapilir


MADENSULU PUAÇA

1 şişe TÜRK KIZILAYI maden suyu
1,5 bardak ılık süt
1 paket yaş maya
1 su bardağı sıvı yağ
3 yemek kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tuz
1 yumurta (akı hamura sarısı üstüne)
Aldığı kadar un

Yukarıdaki malzemelerle yumuşak bir hamur yapılır. 1 saat dinlendirilir. Puaça için ceviz büyüklüğünde toplar yapılıp tepsiye dizilir. Üzerlerine yumurta sarısı sürülüp susam serpilir.Önceden ısıtılmış fırında 200 derecede pişirilir. Fırından çıkıp soğuyunca aralarına yumuşak beyaz peynir sürülüp kenarları maydanoza bulanır.

Mini pizza için ceviz büyüklüğünde toplar alınır yassılaştırılarak tepsiye dizilir. Üzerlerine kaşar peyniri,sucuk,domates,yeşil biber,sosis... konur.Kenarlarına yumurta sarısı sürülüp 180 derecede pişirilir.


KIZARMIŞ PASTA

Malzemeler:
Hamuru için:
2 su bardağı un
Yarım tatlı kaşığı tuz
Yarım tatlı kaşığı tarçın
2 yemek kaşığı pudra şekeri
2 yemek kaşığı sıvı yağ
1 yemek kaşığı limon suyu
7 yemek kaşığı TÜRK KIZILAYI maden suyu
Kızartmak için yeteri kadar sıvı yağ
Kreması için :
3 adet yumurta
Yarım su bardağı toz şeker
2,5 yemek kaşığı un (silme)
1 su bardağı süt
1 paket vanilya

HAZIRLANIŞI :
Unun ortasını açın. Tuz, tarçın, pudra şekeri ile karıştırın. Sıvı yağ, limon suyu ve maden suyu ekleyin. 5 dakika yoğurun. Humuru 1,5-2 saat oda sıcaklığında dinlendirin. Hamuru iki eşit parçaya ayırın. Unlanmış tezgaha kalınca açın. Ortadan ikiye katlayıp tekrar açın. Bu işlemi 3-4 kez tekrarlayın.
Hamuru unlanmış bir oklava ile çok ince açın. 10 cm çapında yuvarlaklar kesin. Yağı ısıtıp elde ettiğiniz hamur parçalarını bu yağda kızartın. Kremayı hazırlamak için yumurta sarısını şekerin yarısı ile mikserde çırpın. Mayonez kıvamında açık sarı bir karışım elde edince un ilave edin. Sütü kalan şeker ile kaynatın. Kaynamış şekerli sütün yarısını yumurta sarısına ekleyin. Sonra tüm malzemeyi süt tenceresinde birleştirin. Kısık ateşte kaynama derecesine getirip 2 dakika pişirin.
Vanilyayı ekleyip ateşten alın. Soğurken üzeri kabuk tutmaması için pudra şekeri serpin. Kızarmış hamurun üzerine bolca krema koyup mevsim meyveleri ile süsledikten sonra servise sunun.
Not: Krema üzerine çikolata sosu ile de servise sunabilirsiniz





KIYMALI KREP

Malzeme:
175 gr un,
4 yumurta,
1/2 su bardağı süt,
1/4 su bardağı TÜRK KIZILAYI maden suyu
tuz,
1 yeşil dolmalık biber,
1 kırmızı dolmalık biber,
2 adet soğan,
3 çorba kaşığı sıvıyağ,
350 gr kıyma,
3 çorba kaşığı ketçap,
40 gr tereyağı,
3 çorba kaşığı yoğurt,
50 gr rende kaşar peyniri,
maydanoz,
Tarif:
Hamur için unu bir kaba koyun. Ortasını açın. Tuz, 2 yumurtanın tümünü ve 1 yumurtanın sarısını koyun. Sütü ve maden suyunu yavaş yavaş eklerken bir taraftan da yumurta çırpıcı ile karıştırın. Düzgün, pütürsüz bir hamur elde ettikten sonra hamuru 20 dakika dinlendirin. Dolmalık biberleri ve soğanı küçük küçük doğrayın. Sıvıyağını bir tavada kızdırın. Kıymayı, soğanı ve biberleri tavada devamlı karıştırmak suretiyle 10 dakika kavurun. Tuz ve ketçapı katıp tekrar karıştırın. Ocaktan alıp, soğumaya bırakın. Tereyağını teflon tavada ısıtın. Hamurdan bir kepçe alıp, yağlanmış teflon tavaya dökün. Tavayı hafifçe eğip, karışımın her tarafa eşit miktarda yayılmasını sağlayın. Bir kaç dakika sonra küçük bir spatula ile kenarlarını hafifçe kaldırıp pişip pişmediğini kontrol edin. Çevirerek diğer tarafını da pişirin. Bütün hamuru bu şekilde bitirip krepleri hazırlayın. Hamurların içine malzemeyi koyun ve rulo haline getirin. Yağlanmış bir tepsiye dizin. 1 yumurta ve yoğurdu çırpın. Peynirin yarısını katın. Hamurların üzerine bu malzemeden sürün. Kalan peyniri de üzerine serpin. Sıcak fırına koyun. 15 dakika kızartın. Sıcak olarak servis yapın.


ÇİLEKLİ BUZ BUZ

1 çay bardağı greyfurt suyu
1 yemek kaşığı konsantre çilek şurubu
4 tatlı kaşığı taze çilek püresi
TÜRK KIZILAYI maden suyu


Yapılışı:
Greyfurt suyu, çilek şurubu, çilek püresi ve buzu karıştırın.
Bardağa doldurup üzerini TÜRK KIZILAYI maden suyu ile tamamlayın.

http://www.kizilaymadensuyu.com.tr/


AKVARYUMDA MADENSUYU KULLANIMI

içeriğindeki kalsiyum suyun sertleşmesinde etkilidir. Ancak CO2 yani Karbondioksit ise düşürme yönünde görev yapar. Ancak direk dökülürse karbondioksit daha baskın olur ve suyu yumuşatır. Ancak karbondioksit uçurulursa suyu sertleştirme yönünde görev yapar.
UYARI
ancak madensuyu kullanıp bütün balıklarını kaybedenlerde var


SÜT - İÇECEKLER 15

16/9/2008
SÜT

Resim:Milk glass.jpg

Bir zamanlar en sevdiğimiz içecek, uğrunda ağladığımız ne ağlaması ortalığı yıktığımız içecek SÜT, onsuz yapamıyorduk ama içeceklerden onbeşinciye gelince geldi aklıma, su yokken süt vardı bizim için ama nedense sütü siliverdik sofralarımızdan, içecek listelerimizden
aslında dünyanın en sağlıklı içeceği iken ve gözümüzün önünde dururken, hatta çocuklarımıza verirken, hatta insan nüfusunun yarısı bizzatihi kendi vücudunda süt üretirken
Galiba büyümekle psikolojik bir bağ kuruyoruz sütü küçükler içer büyükler sigara içer, biz de büyümeye pek meraklıydık ya

yazdıkça sütten uzaklaşmamız daha acayip gelmeye başladı, neyse gözümüzün önünde yitirdiğimiz bu hazine hakkında nette bulduğum yazıları aktarıyorum ve vikipedinin süt sayfası ile başlıyorum

Süt,
kadınların ve dişi hayvanların yavrularını beslemek için memelerinden gelen, besin değeri yüksek beyaz sıvıdır.


Tarihi

M.Ö. 8000 yılına ait, Anadolu’da tapınak duvarlarında, evcilleştirilmiş, taşıma, süt ve et temini maksadıyla kullanılan sığırları gösteren çizimlere rastlanmıştır

İnsanoğlu, 5000 yıldan beri süt içiyor. Bu konudaki ilk kanıtlar Dicle ve Fırat ırmakları arasında kurulan Sümer Uygarlığı'nın Ur kentinde bulunmuştur. Bir yaşam mucizesi diye nitelenebilecek kadar büyük besin değerine sahip olan sütün, insan yaşamındaki yeri insanlık tarihi kadar eskidir. M.Ö 26.Yüzyıl'a ait Babil kabartmalarında süt ve süt kesiği temalarının işlendiğini görüyoruz.

Yine M.Ö. 8. Yüzyıl'da Homer'in yazılarında süt, süt kesiği ve peynirle ilgili anlatımlara rastlanır.

İncil'de de İbrahim Peygamber'in üç meleğe tatlı ve ekşi süt sunduğu anlatılır. M.Ö. 4. Yüzyıl'da Antik Trakya ahalisi bugün yoğurt adıyla bildiğimiz "prokiş" dedikleri bir çeşit ekşi süt üretiyorlardı. Süt işleme tekniklerini bugünkü Rusya, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine tanıtanların da Moğollar, Persler ve Türkler'le birlikte diğer göçebe kavimler olduğu söylenir. Yüzyıllardır sağlığa yararlı bir içecek olduğu söylenen sütün yararları uzmanlarca kanıtlanmıştır. Süt içerdiği bol tüm kalsiyum ve vitaminlerle birçok hastalığı önler, hatta tedavi eder. Bu yüzden uzmanlar, sağlık açısından bol miktarda süt tüketilmesini öneriyorlar.

Kanser düşmanı süt; kanseri özellikle de bağırsak kanserini önlemeye yardımcı olur. Kaliforniya Universitesi'nden Doktor Cedric Garland'ın 20 yıllık bir araştırması, süt tüketen kişilerin daha sağlıklı bağırsaklara sahip olduğunu gösterdi. 20 yıl boyunca 2000 kişiyi inceleyen Garland, günde 2-3 bardak süt içen kişilerde bağırsak sorunlarına, hatta bağırsak kanserine pek rastlamadığını belirtti. Bu yüzden Garland, bağırsak kanserini önlemek için günde 2-3 bardak süt tüketilmesini öneriyor. Tıpkı diğer bilim adamları gibi, Garland da sütün içerdiği kalsiyum ve D vitamininden dolayı bu kadar yararlı olduğunu ileri sürüyor. 1987 yılında yapılan bir araştırmada, Avusturya'da bol miktarda bağırsak kanserine rastlanması dikkat çekti. Hafta'da en az 2-3 bardak süt tüketmeyen kişilerde, bağırsak kanserine yakalanma olasılığının daha yüksek olduğu tespit edildi.

Uzmanlar, sütte bulunan kalsiyumun bağırsaklardaki, kansere yol açabilen fazla asitleri yok ettiğini ve böylece sindirim sisteminin sağlıklı bir şekilde çalıştığını belirtiyorlar. New York Kanser Araştırma merkezi'nde kanser hastaları incelendi ve süt içen hastaların kanser hücrelerine bakıldığında, hücre gelişmelerinde yavaşlamaya rastlandı. Böylece, kalsiyumun kanser hücrelerini yavaşlattığı kanıtlanmış oldu. Bostonlu bilim adamları, fermente sütün içerdiği "Asidofilis" bakterisinin de bağırsak kanserine karşı etkili olduğunu söylüyorlar.

Yapılan araştırmalarda, bu bakterinin kanser üreten hücreleri yok ettiği ortaya çıktı. Japon araştırmacılar, her gün süt içerek mide kanserinden de uzak durulabileceğini savunuyorlar. Yapılan birçok uluslararası araştırmalarda, süt tüketen kişilerde akciğer kanserine de pek rastlanmadı. Johns Hopkins Üniversitesi araştırmacıları, süt içen kişilerde kronik bronşite pek rastlamadıklarını dile getirdiler. Uzmanlar sütün; sigara, alkol ve bol miktarda kahve gibi bağımlılık yapan maddeleri tüketen kişileri bile koruduğuna dikkat çektiler. Yapılan araştırmalarda 1-2 paket sigara içen ve süt tüketmeyen kişilerde, kronik bronşite yakalanma olasılığının daha yüksek olduğu görüldü.

Dünyanın en yararlı içeceği süt, insanların doğumlarından itibaren ilk aldıkları besindir. İlk günlerinde annelerinin sütüyle beslenen bebeklere, daha sonraları hem anne sütü hem de hayvani sütler verilir. Süt bebeklerin narin vücutlarını sağlamlaştırır, güçlendirir. Süt binlerce yıldır olduğu gibi yine insan vücudunun en fazla ihtiyaç duyduğu içecek olmayı sürdürüyor. Sütün kadınlar için önemi ise, güzelliğe güzellik katması.

Bebeklik ve çocukluk döneminde süt tüketimi

Dünyanın en yararlı içeceği süt, insanların doğumlarından itibaren aldıkları ilk besindir. İlk günlerinde annelerinin sütüyle beslenen bebeklere, daha sonraları hem anne sütü hem de hayvani sütler verilir. Süt bebeklerin narin vücutlarını sağlamlaştırır, güçlendirir.

Çocukluk döneminin ilk birkaç yılının, bir çocuğun gelecekteki sağlıklılığı üzerinde hayati bir önemi vardır. Gıdalar ve gıdaların önemli besin öğeleri, kuvvetli kemik ve diş, sıkı kas ve sağlıklı doku oluşturmaya yardım eden maddelerdir.

Süt, memeden kesilen çocuğun gıdasının önemli bir parçası olmaya devam eder. İki yaşın altındaki çocuklara tam yağlı süt verilmelidir. Çünkü sütteki yağın sağlayacağı enerji ve vitamin A’ya ihtiyaçları vardır. 2 yaşından sonra daha çeşitli gıdalarla beslenmeye başladıklarından diyetlerine yavaş yavaş yarım yağlı süt girebilir.

Ergenlik çağında besinlere ihtiyaç oldukça yüksektir. 12.5-15.5 yaş arasında erkek çocuklar daha hızlı büyürler ve yılda 10cm’ye kadar boyları uzayabilir. Büyüme hızı kızlarda biraz daha azdır.

Gençlerde süt tüketimi

Gençler için sağlıklı bir beslenme düzeni, mümkün olduğunca besleyici değeri yüksek olan çeşitli gıdaları içermelidir. Ergenlik çağında kalsiyum ihtiyacı kemiklerin büyüme ve gelişmesine bağlı olarak özellikle çok yüksektir.

Günde 500ml. süt veya eşdeğer miktarda peynir veya yoğurt, gençlerin kalsiyum ihtiyacını karşılayacaktır. Küçük bir kase yoğurt veya küçük bir parça peynir bir bardak sütün yerine geçebilir.

Süt aynı zamanda, enerji, protein ve çeşitli vitaminleri de sağlar ve yemek arası içecek olarak dişleri de korur.

Süt ayrıca,geceleri tüketimi yapıldığı taktirde vücutta yağ yakımını sağlar.Bedenin uyurkende enerji sarf etmesine yardımcı olur.

Yaşlılık döneminde süt tüketimi 

Süt ve süt ürünlerinin uyumluluğu, çeşitliliği ve besleyici olması, bu ürünleri yaşlılar için de değerli kılmaktadır.

Yaşlı kimselerin besin ihtiyaçları genellikle daha genç yetişkinlerin ihtiyaçları ile benzerdir ve vitamin D dışında 65 yaşın üzerindeki kişiler için spesifik bir tavsiye yoktur. Enerji alımı azaldığında, diğer besinlerin alımı da düşecektir ve yetersiz beslenme riski artacaktır. Çeşitli besinleri baz alan dengeli bir diyet önemlidir.

Süt ve süt ürünleri gıdalara ilgisini kaybeden kişiler için özellikle önemlidir. Süt çeşitli gıdalarda çeşitli pişirme şekilleri ile kullanılabilir. Soslarda, puddinglerde, kahvaltılarda veya soğuk ve sıcak içeceklerde kullanılabilir. Süt ve peynir besleyiciliği arttırmak için diğer gıdalara eklenebilir (çorbalar, püreler gibi).Süt ayrıca,geceleri tüketimi yapıldığı taktirde vücutta yağ yakımını sağlar.Bedenin uyurkende enerji sarf etmesine yardımcı olur.

Yararları

  • Büyüme ve gelişmeyi sağlar. Vücudu sağlamlaştırır, güçlendirir.
  • Kemik erimesini önler
  • Mikrobik enfeksiyonlara karşı etkilidir
  • İshali tedavi eder
  • Mide rahatsızlıklarını giderir
  • Sindirim sistemini düzene sokar
  • Ülseri önler
  • Beyne enerji verir
  • Diş çürüklerini önler
  • Kronik bronşiti önler
  • Tansiyonu düşürür
  • Yağsız süt, kolestrolü düşürür
  • Kanserin önlenmesine yardımcı olur
  • Saç ve tırnakların oluşumunda büyük rol oynar.
  • Yaşlanmayı geciktirir.
  • Vücutta ödem yapan sıvıların toplanmasını önler.
  • Cilt üzerinde nemlendirici etki yaparak cildin yıpranmasını engeller.

Süt-kanser ilişkisi

Süt, başta protein olmak üzere, içerdiği protein, fosfor, B grubu vitaminleri, sfingolipidler ve diğer bileşikleri sayesinde kanser oluşumunu engellemektedir. Sütün %87,5'i su, %3,5'i ise mineraldir. İçerdiği minerallerin kanser oluşumunu engellediğine dair önemli çalışmalar yapılmaktadır. Süt tüketimi, prostat, barsak, rahim, mesane kanseri gibi sık görülen kanser türlerini önlemede etkilidir. Yapılan bir çalışma sonucunda, günde 2 bardak süt tüketen bireylerde barsak kanserlerine pek rastlanmadığı ortaya konulmuştur.Uzmanların yaptığı açıklamaya göre Süt içtikten sonra bir bardak civarında su içilmelidir.Çünkü ağızda kalan süt bekliyerek bakteri oluşumuna neden olmaktadır. [kaynak belirtilmeli]

Bileşimi [değiştir]

Süt Kompozisyonu Analizi, 100 gram için:

Bileşenler Birim İnek Keçi Koyun Bufalo
Su grm 87,8 88,9 83,0 81,1
Protein grm 3,2 3,1 5,4 4,5
Yağ grm 3,4 3,5 6,0 8,0
Karbonhidrat grm 4,8 4,4 5,1 4,9
Enerji K cal 66 60 95 110
K J 275 253 396 463
Şeker (Laktaz) grm 4,8 4,4 5,1 4,9
Yağ Asidi:
Doymuş grm 2,4 2,3 3,8 4,2
Tek-doymamış grm 1,1 0,8 1,5 1,7
Çoklu-doymamış grm 0,1 0,1 0,3 0,2
Kolesterol mg 14 10 11 8
Kalsiyum iu 120 100 170 195

SÜTÜ NEDEN VE NASIL TÜKETMELİ

Sağlıklı ve dengeli beslenme, uzun zamandır en çok konuşulan ve üzerinde durulan konular arasında yer alıyor. Sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmek için yediğimize, içtiğimize artık daha çok dikkat ediyoruz. Peki, sağlıklı bir beslenmenin temel unsurlarından olan sütü neden ve nasıl tüketmeniz gerektiğini biliyor musunuz?
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nden Prof. Dr. Tanju Besler'in verdiği bilgilere göre;, beslenme, insanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan enerji, su ve besin öğelerinin (karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineralleri) gerektiği miktarlarda (RDA) gün içersinde düzenli olarak alınması eylemidir. Sağlıklı beslenme için vücuda ihtiyacı olan temel besin öğelerini dengeli ve yeterli bir şekilde kazandırmak gerekiyor. Süt ve süt ürünleri tam da bu noktada önem kazanıyor.
Tüm beslenme uzmanlarının ve doktorların fikir birliği içinde oldukları konu, sütün sağlıklı beslenmenin temel unsuru olduğudur. Bunu söylemek yanlış olmaz çünkü süt, özellikle protein, yağ, vitamin (C vitamini hariç) ve mineraller (başta kalsiyum ve fosfor olmak üzere) gibi beslenmede çok önemli olan besin öğelerini bünyesinde bulunduruyor.
Bol bulunan ve kolaylıkla tüketilebilen, tek başına bireyin gelişim sürecinden başlayarak hayatının tüm aşamalarında besin gereksinimi büyük oranda karşılayan sütün ülkemizde, bilinçli ve verimli bir şekilde tüketildiğini söylemek güç. Düşük tüketim rakamları, ağırlıklı olarak açıkta, sağlıksız koşullarda satılan sütlerin tercih edilmesi, süt tüketimi konusunda toplumun güçlü bir bilince sahip olmadığını ortaya koyuyor.

Ne Kadar Süt İçmeli?

Öncelikle bir bardak sütün besin değerini inceleyerek, günde içilmesi gereken yeterli süt miktarı bilgisine ulaşalım. Bir bardak sütte 6 yaşındaki bir çocuğun ihtiyacı olan yüzde 52 kalsiyum, yüzde 30 potasyum, yüzde 35 protein, yüzde 11 B1 vitamini, yüzde 9 A vitamini, yüzde 44 B2 vitamini, yüzde 12 folat, yüzde 14 B6 vitamini, yüzde 18 magnezyum, yüzde 12 çinko, yüzde 55 fosfor, yüzde 6 enerji ve yüzde 6 niasin gereksinimini karşılar. Bu listeyi uzatmak mümkün olacaktır.
Yaşamın ilk altı ayında (0-6 ay) bebeğe anne sütünden başka hiçbir ilave besin verilmemelidir. Bunun dışında bir yaşından sonra tüm yaş grupları için süt tüketiminin en az iki su bardağı olacak şekilde düşünülmelidir. Ancak bu süt tüketimi özellikle 6-16 yaş grubunda daha da artırılabilir ve dört su bardağına kadar çıkabilir.

Nasıl Tüketmeli?

Süt tüketirken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, açıkta satılan süt yerine, sağlıklı ambalajda satılan sütü tercih etmektir. En son Hacettepe Üniversitesinden bazı öğretim üyelerinin 2001 yılında gerçekleştirdiği altı hafta süren saha araştırması sonuçları, neden açıkta satılan sütlerin tüketilmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Araştırmada, Ankaranın 39 semtinden toplanan 150 sokak sütü, 109 UHT süt ve 41 pastörize süt örneği incelenmiştir. Uluslararası standartlarda, 1 mililitre sütte kabul edilebilir bakteri miktarı 5 bin ile 50.000 bin iken, incelenen tüm açık süt örneklerinde bu sayının 100 binden fazla olduğu tespit edilmiştir. Yapılan analizlerde, pastörize ve UHT Uzun Ömürlü Sütlerin ise insan sağlığı açısından tüm standartlara uygun özellikler taşıdığını gördük.
Yine Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından gerçekleştirilen Türkiyedeki Açık Sütün Kimyasal Kalitesi: Vitaminler başlıklı çalışmada da, açıkta satılan sokak sütünün zaten düşük olan vitamin değerinin, kaynatıldıktan sonra daha da düştüğü ortaya çıktı. 15 dakika kaynatılmasının ardından çiğ sütteki Tiamin yüzde 66, Riboflavin ve Folik Asit yüzde 50, Niacin yüzde 12 oranında azalırken, B12 vitaminindeki kayıp da 15 dakika sonunda yüzde 30a varıyor.


Sütün Isıl İşlemden Geçirilmiş Olması Şart!


Sağlıklı tüketim için sütün mutlaka ısıl işlemden geçmiş, yani pastörize ya da UHT Uzun Ömürlü süt olması gerekiyor. Sokak sütleri, kaynağı bilinmeyen sütler kesinlikle satın alınmamalı ve kullanılmamalıdır. Isıl işlemden geçmiş sütlerin ambalajlarının orijinal, kesinlikle hasar görmemiş olmasına dikkat etmek önem taşıyor. Pastörize sütlerin mutlaka soğuk zincirde korunması gerekiyor. UHT sütler, uygulanan işlem gereği açılıncaya kadar üzerinde belirtilen tarihe kadar oda sıcaklığında tazeliğini koruyabiliyor.
UHT ve aseptik ambalajlama teknolojileri sıvı gıda ürünlerinin kısa bir süre ısıtılarak süratle oda sıcaklığına soğutulması ve işlenen gıdaların dolumunun tamamen kapalı ortamda gerçekleştirilmesi esasına dayanıyor. Ürünler 2- 6 saniye süreyle 135-150oC arasında ısıya tabi tutuluyor. Daha sonra hızla oda sıcaklığına soğutuluyor. Modern bir UHT tesisinde ürünlerin dolum işlemi kapalı bir sistemde, aseptik ortamda gerçekleştiriliyor. Aseptik ambalaj altı katmanlı yapısı sayesinde gıda ürünlerinin hava ve ışık gibi dış etkenlerle temasını önlüyor. Son derece hızlı bir süreç olan UHT işlemi ürünün tadında, görünümünde ve besin değerinde herhangi bir değişikliğe yol açmıyor.
Daha sağlıklı bir toplum için, işleme ve ambalajlama teknolojilerinin de desteği ile her an kolaylıkla ulaşabildiğimiz temel besinimiz sütü hak ettiği gibi tüketmeliyiz. Süt içmek, bir ömrü sağlığımız bozulmadan, kaliteli bir şekilde yaşayabilmek için alabileceğimiz en basit önlemlerden biridir.


SÜT VÜCUT DİRENCİNİ NASIL ARTTIRIYOR

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tanju Besler, insan vücudunun hastalıklara karşı daha dirençli olması için her yaşta mutlaka süt tüketilmesi gerektiğini bildirdi.

Besler, Milli Eğitim Bakanlığı Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü ile
Tetra Pak Türkiye işbirliğiyle Mersin Kültür Merkezi'nde düzenlenen ''Sağlıklı Süte Çağrı'' seminerinde, dünyada çocuk ölümlerinin büyük çoğunluğunun yetersiz ve dengesiz beslenmeden kaynaklandığını belirtti.

Toplumda beslenmenin bilinçli yapılması halinde çocuk ölümlerinin azalacağını ifade eden Besler, ''ABD'de çok küçük yaşlardan itibaren beslenmenin önemini vurgulamak için okullarda ve okul öncesi eğitimde bilgilendirme programları yürütülmektedir. Dolayısıyla eğitim şart'' dedi.

Besin değeri yüksek olan sütün yaşamın her döneminde vazgeçilmez olması
gerektiğini ifade eden Besler, şöyle konuştu: ''Doğumdan itibaren yaşamın her evresinde süt içilmesi gerekiyor. Bir bardak sağlıklı sütle kalsiyum ve fosfor gibi mineral ihtiyacının yarısı karşılanıyor.Kemik sağlığı, diş sağlı ve vücudun enerji mekanizmasında kalsiyuma ihtiyaç vardır. İnsan vücudunun hastalıklara karşı daha dirençli olması için her yaşta mutlaka süt tüketilmesi gerekiyor.''

ARAŞTIRMADAN ÇIKAN SONUÇ

Tetra Pak Türkiye Kurumsal iletişim Müdürü Yasemin Ayginin de açıkta satılan sütün düşük olan vitamin değerinin, kaynatıldıktan sonra önemli oranda kaybolduğunu söyledi.

Uluslararası standartlarda, 1 mililitre sütte kabul edilebilir bakteri miktarının 5 bin iken, HÜ tarafından açık süt örneklerinde yapılan incelemede bu sayının 100 bine kadar yükseldiğinin belirlendiğini ifade eden Ayginin, şunları
kaydetti: ''Yapılan saha araştırmasında, Ankara'nın 39 semtinden elde edilen 150 sokak, 109 UHT ve 41 pastörize süt örneği üzerinde yapılan laboratuvar analizlerine göre, UHT uzun ömürlü sütün insan sağlığı açısından tüm standartlara uygun özellikler taşıdığı açıkça ortaya çıktı.''


Süt ve diğer içecekler

Bir bardak süt, diğer içeceklerden daha fazla kalori, kalsiyum, protein ve vitamin içerir. Sütü geçebilen sadece C vitamininde portakal suyudur. Sütaş ürünleri arasında % 100 portakal suyu da bulunmaktadır.

Sütün besin içeriğinin diğer içeceklere göre kıyaslanması
Bir bardak (200ml.) içeceğin besin içeriği
KaloriKalsiyumProteinVitamin B12Riboflavin B2Vitamin C
(kcal)(mg)(g)(mg)(mg)(mg)
Tam Yağlı Süt1362386.60.80.362
Yarım Yağlı Süt952446.80.80.392
Portakal Suyu76241.200.04100
Kola788Eser Miktar000
Meyveli İçecekler433.2Eser Miktar0Eser MiktarEser Miktar

Süt hakkında bildiklerimiz ve bilmediklerimiz


Soru: Uzun ömürlü sütlerin dayanıklılığı, içlerine koyulan katkı maddelerinden mi kaynaklanmaktadır?
Cevap: HAYIR  Sütün dayanıklılığını artırmak amacıyla kesinlikle katkı maddesi ilave edilmez. Uygulanan özel teknolojik işlem, aseptik dolum ve ambalajlama ile süt uzun ömürlü hale gelir.

Soru: İşlenmiş sütlerin besin değeri daha mı azdır?
Cevap: HAYIR  Kontrollü bir ısı uygulandığında besin değeri kaybı yok denecek kadar azdır.

Soru: İşlenmiş içme sütlerini kaynatmak gerekir mi?
Cevap: HAYIR  Isı işlemi görerek tüketiciye ulaştığından ve kaynatma besin değerinde kayıplara neden olacağından yeniden kaynatmaya gerek yoktur.

Soru: Süt sadece bebekler, hastalar ve çocuklar için mi gereklidir?
Cevap: HAYIR Süt, içerdiği besin maddelerinden dolayı her yaş grubunun tüketmesi zorunlu olan bir gıda maddesidir.

Soru: Günde sadece bir bardak süt tüketmek yeterli midir?
Cevap: HAYIR  Yeterli olması ve dengeli bir beslenme için günde en az;
• Bebekler                     750 gr
• Çocuklar                      300-350 gr
• Gençler                       350 gr
• Yetişkinler-yaşlılar          250-400 gr
• Hamile-emzikli kadınlar    500 gr
içme sütü tüketilmelidir.

Soru: Süt yerine aynı miktarda süt ürünü tüketilebilir mi?
Cevap: EVET Süt yerine aynı miktarda yoğurt tüketilebildiği gibi, süte eşdeğer miktarlarda peynir çeşitleri, ayran, vb tüketilebilir. Örneğin iki kibrit kutusu kadar peynir bir bardak süte eşdeğerdir.

Soru: Besin değeri tam, en taze ve en ucuz süt sokak sütü müdür?
Cevap: HAYIR  Sokaktan alınan sütler evde kaynatıldığı için besin değerinde önemli kayıplar olmaktadır. Bu sütlerin yağı alınarak veya su katılarak besin değerlerinde azalma olmakta, kısa sürede bozulmaları önlenmek için içine karbonat gibi katkı maddeleri konulabilmektedir. İşlenmiş içme sütlerine oranla ucuz gibi görünen ancak kaynatma için harcanan enerjinin maliyeti de eklendiğinde aslında sokak sütü ucuz olmamaktadır.


Farklı süt tiplerinin kompozisyonu
Tam Yağlı, Yarım Yağlı ve Yağsız Süt Kompozisyonu (500ml. için)
Besin ÖğesiTam YağlıYarım YağlıYağsız
Enerji (kcal)341238171
Protein (gr.)16.517.117.2
Carbonhidrat (gr.)23.724.824.9
Yağ (gr.) Doymuşlar (gr.) Tekli doymamışlar(gr.) Çoklu doymamışlar(gr.)20.1 2.4 5.7 0.58.3 5.0 2.6 Eser0.5 0.3 Eser Eser
Vitamin A (mg.)2941195
Vitamin D (mg.)0.160.05Eser
Vitamin C (mg.)5.285.285.28
Thiamin (B1) (mg.)0.200.200.21
Riboflavin (B2) (mg.)0.880.970.97
Niacin (mg.)4.34.54.5
Vitamin B6 (mg.)0.310.310.31
Folik asit (mg.)313131
Vitamin B12 (mg.)2.02.02.1
Kalsiyum (mg.)592610621
Fosfor (mg.)474491492
Demir (mg.)0.250.250.25
Magnezyum (mg.)565656
Çinko (mg.)2.02.02.0

VE SÜTÜ BÖYLE İÇEMİYORUM DİYENLERE FARKLI ALTERNATİFLER
Benim kızım sütü illede nesquikli içiyor
muzlu yada çilekli süt de denenebilir
işte buda bizim denememiz


ÇİLEKLİ SÜT

Malzemelerimiz : çilek ve süt  







yaklaşık 250 gr çilek sap kısmı ayıklanarak 1 litre süt ile blendırla karıştırılıyor
2-2.5 kaşık da şeker ilave ediyoruz ağız tadına göre arttırılabilir yada azaltılabilir


sonuç : Aileden farklı tepkiler geldi, harika, mmm güzelmiş, eh fena değil, ıyy gibi

Afiyet olsun



PORTAKAL SUYU-PORTAKAL ŞERBETİ - İÇECEKLER 14

15/9/2008
PORTAKAL ŞERBETİ
MALZEMELERİMİZ
iki kilo portakal veya bir litre portakal suyu
bir limonun suyu
bir bardak toz şeker
bir litre yani dört bardak su

markette bu mevsimde portakalları görünce bu fırsatı kaçmaz diye düşündüm
hemen ikişer kiloluk portakal paketlerinden iki tane aldım

portakalların suyunu sıkıyoruz
üzerine bir limonun suyunu sıkıp ilave ediyoruz
dört bardak suyu üzerine döktükten sonra
bir bardak şekeride sürahiye ilave ediyoruz
karıştırıyoruz ve soğuması için buzdolabına koyuyoru
harika bir içecek

Afiyet olsun 

ip bazında sayfa bazında
ZİYARETÇİ DEFTERİ

Blogcu ile yapıldı