40 ayet 40 tefekkür - bugün cuma
ÖNSÖZ
Yaşadığımız zamanlar uzun bir gece yürüyüşü gibi geliyor bana. Hepimiz korkuyoruz. Zifiri karanlıklar, bu çağın insanını sarsıyor. Küçücük loşlukların peşinden koşarken, yürek dolduran aydınlıkları kaçırıyoruz.
Hiçbirimiz, anlayacak kadar dinginleşemiyoruz bir türlü. Öylesine yüzeysel yaşıyoruz ki her şeyi, kaçırdıklarımızdan haberimiz bile olmuyor. Küçük üzüntülerle, minicik sevinçler kol kola verip tüketiyorlar yaşamımızı.
Biz, içimizde inanılmaz bir boşlukla; savrulup duruyoruz çocukluktan gençliğe, olgunluktan ihtiyarlığa doğru. Üstelik inanılmaz bir memnuniyetsizlik hastalığına yakalanmışız ve bilmediğimizden, bütün tedavi olanaklarını reddediyoruz.
‘Çıldırır gibi olmak’ modasına meftun bulunan herkes gibi, bir çıkış yolu arayışımız sürekli bizi yokuşa sürüyor. Kolay olanını göstermek istemeyen toplum mühendislerine, inanmaktan başka çaremiz olmadığını düşünmemizi istiyorlar.
Oysa var! Ben bunu keşfettikten sonra, içimdeki saklı hazinenin farkına vardım. Bu çağda huzur bulmanın yolu, bütün zorlama tedbirleri reddetmekten geçiyor.
Hiç Kuran-ı Kerim okudunuz mu bilmiyorum. Büyük ihtimalle evinizin en ulaşılmayacak noktalarından birinde bir meal vardır. Ve siz, mutlaka zamanın birinde onun birkaç sayfasını çevirmiş ve sonra tekrar yerine bırakarak hayatınıza devam etmişsinizdir. Ben de uzun yıllar aynen böyle yaptım. Sonra bir gün, birkaç ayeti dikkatle okumak şansına eriştiğimde, hayatımı sarsan yanlışlıklardan nasıl kurtulabileceğimin reçetelerini sunan bir kaynağı, yıllarca görmezden gelmenin acısı doldu yüreğime. Okumadığım, büyük bir saygıyla en erişilmez yerden indirip hayatıma sokmadığım kitap, yaşamıma girdikçe içimdeki inanılmaz boşluğun küçüldüğünü, müthiş bir hayretle gözlemledim.
Ben bir din âlimi değilim. Eğitimim, Kuran-ı Kerim’i tefsir etmeyi ya da onu Türkçe anlamlandırmayı asla mümkün kılmıyor. Bu kitapta okuyacağınız her şey, benim bir ayetle başlayan düşünme serüvenimin yazıya aktarılmasından ibaret.
Bir ayetin ardından tefekküre dalarak başlayan rüya, kırk ayetin peşinden koşturarak bu kitaba dönüştü.
Bu ilk kitapta toplanan yüce Yaradan’ımıza ait sözler, geniş bir genellemeyle; bu asırda nasıl huzur bulabileceğimizi, mutluluğun yollarını, insan ilişkilerinin düzene girmesi için yapılması gerekenleri anlatan ayetlerden seçildi. Aklımıza takılan her şeyin mutlaka cevabının bulunduğu yüce Kitabımızın, bu kitaba konu olan her bir ayetinin, benim ruh dünyama yansımalarını okuyacaksınız. Umulur ki, bu okuma sizi kaynağa ulaştırır ve ne muhteşem bir başucu kitabımız bulunduğunu size bir kez daha hatırlatır. Umulur ki, sizinle Kuran-ı Kerim arasında yeni bir kaynaşmanın, küçücük bir parçasını oluşturur bu kitap.
Doğrusu daha bebeklikten başlayarak babamın ve rahmetli annemin bana Kuran’ı sevdirme telaşlarının beni çok sevmelerinden kaynaklandığını, bunca yıldan sonra daha iyi anlıyorum. Yüce Yaradan’ımızın, bize Sevgili Peygamber’imiz aracılığıyla yolladığı kitabımız, elbette benim küçük kafamın alabileceği bir derya değil. Ancak bu kitapta, o ummandan birkaç damlanın, benim hayatımı nasıl bir hale soktuğunu anlatmaya çalıştığım denemeler yer alıyor.
Umarım bu küçük kitap sizin içinde, tefekkür kapılarını açan bir anahtar olabilir.
İrfan Gürkan Çelebi (Vahiyden kalbe)
Çelebi’nin ayetlerden çıkardığı mesajlar
İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran.
Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.
Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.
Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.
Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.
Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.
Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.
Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.
Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.
Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.
Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.
İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.
Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.
Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.
Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.
Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.
Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.
Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.
Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.
Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.
Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.
Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.
Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.
Saff 2: Yalandan uzak dur.
Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.
Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.
Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.
En’am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.
En’am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.
Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.
Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.
İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.
İsra 23: Anne ve babana ‘off‘ bile deme.
Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.
Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.
Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.
Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.
Necm 3: İnanma duygunu diri tut.
Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme.
Zaman-Cumartesi
MUTLULUĞUN GERÇEK ANAHTARI
Pek çok insan, dünyanın birbirinden güzel nimetleri elinin altında olmasına rağmen bir türlü mutlu olamadığını fark eder. İnsanlar, yıllarca hayalini kurduğu şeylere kavuştuklarında bile mutlu olamadıklarına şahit olurlar. Hep bir yerlerde bir yanlışlık olduğunu düşünerek ’şöyle olmasa mutlu olacaktım’, ’keşke bunu yapmasaydım’ gibi düşüncelerle kendilerini avutur, yeni çözüm yolları ararlar. Oysa mutluluk için gerekli olan çok büyük bir sırdan habersizdirler. Bu sırrı kavramadıkça, herşey yolunda gitse bile mutlu olmaları mümkün değildir.
’’bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız’’ |
Gerçek mutluluk kalbin tatminiyle mümkündür. Ne var ki bunun yolu, kişinin dünya nimetlerine kavuşması veya insanlardan sevgi görmek, takdir ve övgü almak gibi manevi karşılıklar bulması değildir. Mutluluğun sırrı Kuran’da bildirilmiştir. Bu sır Allah’ın zikretmek ve salih bir mümin olmaktır: ’’Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur. İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır).’ (Ra’d Suresi, 28-29) Allah dünyada sayısız güzellik yaratmıştır. Ancak bunlardan gerçek lezzetin alınması için, kişinin bu güzellikleri takdir edebilecek bir anlayışa sahip olması gerekir. Örneğin bir karanfilin yapraklarındaki kusursuz dizilimi, kokusunu, dokusundaki yumuşaklığı fark edebilmesi, daha da önemlisi bu benzersiz güzelliğin büyük bir nimet olarak var edildiğini anlaması gerekir. Bunun gerçek manasıyla anlaşılabilmesi ise ancak ve ancak imanın getirdiği net ve duru bakış açısıyla mümkündür.
Sonsuz güç ve kudret sahibi olan Allah, iman edenlere olan sevgi ve merhametinin bir göstergesi olarak onları dünya hayatında çeşitli nimetlerle yararlandırmaktadır. Bu, iman eden bir insanın tüm hayatı için geçerlidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), Allah’ın verdiği nimetlerle ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır: ’Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah’ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz.’ (Tirmizi) |
Bazı insanlar mutsuzluğu hayatın bir gerçeği olarak kabullenmişlerdir. Oysa mutsuzluk, iman zayifiyetinin mutlak bir sonucundan başka bir şey değildir. İnsan Yaratıcısı’nı tanımaz, O’na yönelmez, O’nun elçileri vasıtasıyla bildirdiği güzel ahlakın dışında bir yol tutarsa mutsuz olması kaçınılmazdır. Kuran’ın pek çok ayetinde bu gerçek bildirilmiştir. Örneğin Taha Suresi’nin 124. ayetinde şöyle buyrulmuştur: Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır. İlk başta da de belirtiğimiz gibi, çevresindeki sayısız nimete rağmen dünya hayatını sıkıntı ve zorluk içinde yaşadığını düşünen bir insanın, hayatının bir aşamasında artık durup düşünmesi, ne yaptığını, hangi amaç doğrultusunda, nereye doğru sürüklendiğini sorgulaması gerekir. Bu kişi, Böylesine güzelliklerle donatılmış, zevk verecek nimetlerle dolu bir dünyada yaşam, bu kadar zorlu, bu kadar mutsuzluk ve azap dolu olmamalı diye düşünmeli, hayatındaki amaçsızlığın ve anlamsızlığın kaynağını araştırmalıdır. Daha fazla vakit kaybetmenin, mutsuzluğu artırmaktan başka bir işe yaramayacağını anlamalı ve ciddi bir arayış içinde olmalıdır. Hayatını dünyadan en yüksek faydayı sağlamak amacı üzerine kurduğu halde -düşündüğünün tam tersine- gerçek huzuru ve mutluluğu hemen hiç yaşayamamasındaki hikmeti düşünmelidir. Kendisine, henüz vakti varken ve henüz ölümle karşılaşmamışken, durup düşünmesi ve yanlış bir yol üzerinde olduğunu anlaması için fırsat verilmektedir. Ancak insanın, ölümün artık kendisine kesin olarak yaklaştığını anladığı anda değil, bir an önce gerçekleri idrak etmesi gerekir. Samimi olarak bu noktaya geldiği zaman, Allah'ın izniyle vicdanı ona doğru yolu gösterecek, yapması gerekeni söyleyecektir. Tüm insanlara şah damarlarından daha yakın olan ve herşeyi bilen Rabbimiz, onun kalbindeki bu isteği ve arayışı bilir ve ona muhakkak doğru yolu, bu sıkıntılı hayattan kurtuluş yollarını gösterecektir.Unutulmamalıdır ki, eğer insanların yaşantılarında olumlu bir değişiklik, ruhlarında güzele, iyiye doğru bir gelişme olmuyorsa, bu kesin olarak kişilerin kendilerinden kaynaklanmaktadır. Allah bu gerçeği Kuran'da insanlara şöyle bildirmektedir: ’Sana iyilikten her ne gelirse Allah’tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir.’ (Nisa Suresi, 79) Kişinin içinde bulunduğu bu durumun değişmesi için, o insanın ruhunda samimi bir değişiklik yapması gerekmektedir. Allah insanlara bunun sırrını şöyle açıklar: ’Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir.’ (Enfal Suresi, 53) Bu değişikliği yaptığı, samimi bir sorgulamaya gittiği ve samimi bir niyet değişikliğine karar verdiği anda ise, Allah bunu bilir ve bu kişinin üzerindeki nimetini değiştirecektir.
Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O’ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O’nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir. (Yunus Suresi, 107) |
Allah’ın insanlar üzerindeki merhameti sonsuzdur Allah sonsuz esirgeyen ve bağışlayan, rahmeti çok geniş olandır. Allah'ın istediği ahlak yaşandığı takdirde, Rabbimiz, her kim olursa olsun, geçmişte her ne tavır içinde olunursa olunsun bağışlayacağını; kişinin kötülüklerini iyiliklere çevireceğini, güzel ahlakına karşılık ahirette olduğu gibi dünya hayatında da iyilik ve güzellik yaratacağını bildirmektedir. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirir: Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 112) Sonuç: Müminlerin Mutluluğu Kendisi farkında olmadan verilen nimetlerin Allah'ın bir lütfu olduğunu bilen bir insan için, sabah kalktığında nefes almak dahi çok büyük vesilesidir. Yürüyebilmek, konuşabilmek, düşünebilmek de bu kişi için büyük bir mutluluk kaynağıdır. Böyle bir insan, dilediği takdirde Allah'ın bu gücü, hareket kabiliyetini elinden alabileceğinin şuurundadır. Bu yüzden günlük hayatta normal gibi görünen bu davranışlar bu bakış açısına sahip iman eden bir insan için büyük bir şükür vesilesidir. Kalbi mutmain olan böyle bir kişinin ise mutlu olması için maddi bir araca ihtiyacı da olmayacaktır.
Bu akla sahip bir mümin dünya hayatının birkaç on yıllık bir imtihan dönemi olduğunu bilir ve asıl yaşamın sonsuz ahiret hayatı olduğunu da unutmaz. Kısa süren yaşamı boyunca gösterdiği güzel ahlakın, zorluk ve sıkıntılar karşısındaki sabır ve tevekkülünün kendisine cennet nimetleri olarak geri döneceğini umut eder. Bu nedenle de dünya hayatındaki her sıkıntı onun için bir ecir vesilesi haline gelir. İşte iman sahiplerinin dünya hayatındaki neşeli, huzurlu, güvenli, rahat tavırlarının nedenlerinden biri budur.
*************************************************
Allahın sekineti ve mutluluk araçları
Dil bakımından sekine, hareketin karşıtı olan sükûn kelimesinden yapılmış bir sıfattır. Sükûnet, huzur, rahatlık, serinkanlılık, güven duygusu anlamlarına gelir. Bu kökten türeyen teskin de: hareketsiz bırakmak, ızdırabını, çalkantısını, huzursuzluğunu gidermek demektir. Keza sükûn bulunan (ısıtan) ateşe de seken denilir. Süknâ, bir evde ücretsiz oturmaktır. Sekn evin sakinleri anlamına gelir. İşte bu kökten yapılmış sıfat olan sekine gönlü yatıştıran, gönülden korkuyu giderip ruha huzur ve güven veren, insanı tam anlamıyla rahatlatan psiko¬lojik bir durumdur. Seken ve sekine aynı anlama gelir. Sekine`nin, mü`minin kalbini yatıştıran ve ona güven duygusu veren bir melek olduğu da söylenir.(Lisanu’l-Arab) Buradan hareketle sekineti nefisteki telaş ve heyecanın kesilmesiyle meydana gelen ve kalp oturması, yürek ısınması, gönül rahatı denilen huzur ve sükûn hâli olarak tanımlayabiliriz. Kur’an’da sekinetin faili Allah’tır. Kuluna sekineti indiren O’dur. Demek ki insanın sükûn bulması Allah’ın ona kalp huzuru diyebileceğimiz sekineti indirmesine bağlıdır. Sekinetin indiği yer ise “kalp”tir. “O (Allahü Teâlâ) , îmânları üstüne îmân artırsınlar diye mü`minlerin kalplerine, sekîne indirdi. Bütün göklerin ve yerlerin orduları Allah-ü Teâlâ`nındır. Allah-ü Teâlâ, Alîmdir (her şeyi bilir) , Hakîmdir (hikmet sâhibidir) . (Feth sûresi: 4) Allah neden sekineti indirir? Ayetten anlaşıldığına göre sekinetin inmesi kişide imanın artmasını sağlamaya yöneliktir. İmanın artması ve eksilmesi hakkında farklı görüşler ortaya konmuştur. Fakat biz burada imanın artmasını güçlenmesi şeklinde ifade etmek istiyoruz. İnsanın her hali bir olmaz. Halden hale değişiklik gösterebilir. Bazen Allah’a bağlılığı zayıflar, bazen de çok güçlenir, Allah’ı kendisine çok yakın hisseder, duygulanır, Allah sevgisi ve korkusu ile ağlar. Elbette insanın dünyaya dalıp duygusuzlaştığı haldeki imanı ile Allah sevgisi ve korkusu ile dolup ağladığı haldeki imanı bir değildir.(Süleyman Ateş, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, VIII/472.) İşte ayette ifade edildiği üzere Allah “sekineti” indirerek kişide “kalp huzurunu” meydana getirir. Kalpte itmi’nan oluşur. Yaratıcının sevgisi açığa çıkmaya başlar ve kişinin imanı artar. İman arttıkça kula tat vermeye başlar.
Allah sekinetini kimlere indirir? Bu soruya verebileceğimiz cevap hadislerde ifade edilmektedir. “Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir grup, Kitâbullah`ı okuyup ondan ders almak üzere Allah`ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah`ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar. (Ebu Dâvud, Salât 349, Müslim, Zikir 38,
Hadiste ifade edildiğine göre Kuran’ı okumak üzere bir araya gelen topluluğa Allah sekinetini indirir. Sekineti Allah’ın rahmeti takip eder. Bu hal üzere olan topluluğu da Allah bir takım yüce cemaatle içerisinde yüceltir. Allah’ın ayetlerini tedris etmek ve ders almak üzere bir araya gelen topluk Allah’ın ayetlerini duyduğunda yürekleri titrer ve imanları artar. Zaten Kur’an’da gerçek müminlerin sıfatları anlatılırken Kur’an’ın onların imanlarını artırdığından bahsedilir. “Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.”(Enfal:2) Yukarıda verilen ayette de sekinetin imanı artırması üzerine indirildiği ifade edilmişti. Burada şunu ifade etmek istiyoruz. Kur’an, bir zikirdir. Allah’ı anmaktır. Allah’ı anmak kişiye sekineti indirir. Sekinet inen kalpte de iman artar. Ayrıca Kur’an’da kalplerin ancak Allah’ı anmakla tatmin olacağı ve huzur bulacağı ifade edilmektedir. Allah’ı anmak da ibadetlerin en büyüğüdür, bu da namaz ve Kur’an’da ifadesini bulur.(Ankebut:45) Allah’ı zikretmek kişiye kalp huzuru ve sekineti kazandırıyorsa zikretmemenin sonucu nedir? “Kim Rahmân`ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.”(Zuhruf:36-37) Ayete göre Rahman’ı anmaktan gafil olmak kişide şeytani dürtülerin yerleşmesine neden olmaktadır. Şeytan kötülüğün simgesidir. Girdiği her yere kötülük ve şer yerleşir, huzur oradan kalkar. “Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.”(Taha: 124) Allah’ı anmamanın neticesi olarak sıkıntılı bir hayat yaşar. Bir hadisi şerifte de Allah’ı anmaktan gafil davranan bir topluluğun durumu şu şekilde ifade edilir: “Allah’ı zikretmeden bir meclisten kalkan bir kavim, merkep leşi yanından kalkmış gibi olur. Meclis onların nedametine sebep olur.(Ebu Davut) Zikr; hatırlamak, şan, şeref, övmek, namaz kılmak, dua etmek ve Kur`an okumak anlamlarına gelir. Burada bahsedilen ve yukarıdan itibaren ifade ettiğimiz şekliyle zikir tasavvufi anlamda alınabilir. Fakat biz zikri bu anlamda ele almıyoruz. Bizim zikirden ifade etmek istediğimiz şudur: Hadislerde ifade edildiği üzere sekinet Allah’ın adının anıldığı bir topluluk üzerine inmektedir. Bu topuluk tasavvufi anlamda zikir de yapıyor olabilir. Fert ve toplum hayatı açısından düşünüldüğünde zikir; bir araya gelen bir gurup Müslüman kişinin meclislerinde Allah’la bağlarını kuracak her türlü ilmi, fikri ve tefekkür boyuttaki çabayı ifade edebilir. Sohbetlerine Rahmani boya ve renkleri katmalarını anlatır Bu meclis sadece kendilerinin yaratana karşı bağları üzerine değil, insan ve insanlık adına bağları tesis edecek paylaşımlarda bulunurlar. Bayağı ve sıradan ilişkiler ağından uzak olurlar. Böyle olmadığı takdirde hadiste ifadesini bulduğu üzere merkep leşi yanında bulunmak gibi bir durumla karşı karşıya kalmış olurlar. Böyle bir uyarı ile birlikte Peygamber Efendimiz bir araya gelmenin amacını da Allah’ı anmak gibi yüksek ve ulvi bir derce üzerine olması gerektiğini ifade etmektedir. Bu amaç üzere bir araya gelen insanlar Allah’ın sekinetine ulaşacak, hem dünyevi hem de uhrevi gönül rahatlını yaşayacaktır. İnsanoğlunun çabası mutlu olmak içindir. Mutluluğu, sahip olduğu bakış tarzına göre ya tamamen bu dünyaya göre şekillenir, ya da “Kutsal”ın önüne koyduğu iki dünya anlayışına göre. Her iki bakış tarzına göre hayatını şekillendirmekle birlikte kendi yapıp etmeleri ile zaman zaman huzurda kesinti ve duraksamalarla karşılaşır ve kesintisini giderecek arayışlara girer. Modern zihin yapısının birçok ürünü vardır. Bu ürünler insanın dünyasını daha huzurlu ve daha renkli kılma amacı gütmekle birlikte her daim mutluluğu üretecek ürünlere henüz kendisini ulaştıramamıştır. Mutluluk hep kesintili bir şekilde karşımızda durmaktadır. Sürekli mutlu olduğunu düşünenler de açıkça bir zan ve yanılgı içindedirler. Başka tatları ve ruhsal huzuru tatmamış oldukları için kendilerini saadet ambarında görürler. Bunun için tüm geçici ve kesintili aynı zamanda sahte mutluluk araçlarından kurtulup gerçek anlamda kalp huzuruna ve gönül rahatlığına kavuşmak için Allah’ın sekinetine ihtiyacımız olduğunu unutmamak gerekir. Allah’ın sekinetinin de O’nu anmaktan geçtiğini zihinlere kazıyıp birer davranış modu gibi pratiğe geçirmek gerekmektedir. Allah’ı anan insanlar hem kendisi hem de insanlık için bir araya gelip fikir yürüten ve meclislerini lağıvdan uzak tutan insanlardır.
1998 yılının 1 Ocak günü, Amerikan Psikoloji Birliği'nin (APA) çiçeği burnunda başkanı Martin Selingman, APA Başkanı olarak ne yapmak istediğini meslektaşlarına açıkladı: "Psikoloji, ruh hali eksi 5'lerde dolaşan insanları 0 noktasına getirmeye çalışıyor. Oysa psikolojinin amaçlarından biri de 0 noktasında olan insanları artı beşlere çıkarmak olmalı." İlgilendiği konuları popülerleştirmekte usta olan psikiyatr Selingman ile çalışma arkadaşları o günden bu yana psikolojinin bu yeni hedefiyle ilgili pek çok araştırmaya imza attı. Time Dergisi de son sayısında, son yedi yılın birikimini bir dosyada topladı.
Zeka da şart değil!
Dosyada yer alan araştırmalardan ilki, "Parayla saadet olmaz" sözünü doğruladı. Amerikan Hastalıkları Kontrol Dairesi'nin verilerine göre, temel gereksinimleri karşılanan bireyler açısından, ek kazanç, tatmin hissinde küçük bir yükselme yaratıyor. Eğitim ve yüksek IQ da mutluluk için yeterli değil. Daha da ilginci, 'gençlik' mutluluk değil, belki de hüzün kaynağı. 20-24 yaş grubu kendini haftanın ortalama 3-4 günü mutsuz hissederken, 65-74 yaş grubunun kendini mutsuz hissettiği gün sayısı ortalama 2-3. Evliler bekârlardan daha mutlu. Günde üç saatten fazla pembe dizi izleyenler, izlemeyenlerden daha mutsuz.
30-50 yaş 'dertli'
Araştırmalarda mutluluk kaynakları da ele alındı. Buna göre, dindarlar kendilerini daha mutlu hissediyor. Pek çok kişi mutsuzluklarını Tanrı'ya havale ediyor. Arkadaşlar da bir mutluluk kaynağı örneğin. Başkalarıyla vakit geçirmenin mutluluğu artırdığı görülüyor. 30-50 yaş arası ise en şanssız yaş grubu. Çünkü ortayaşlılar iş, çocuk gibi nedenlerden dolayı daha az özgür, daha fazla sorumluluk sahibi.
Ancak kimilerine göre genetik şifreler mutluluk konusunda da işin içinde. Yaşamdan alınan tatminin yüzde 50'sinin genetik programla ilgili olduğu öne sürülüyor. Bunda kalıtımsal alışkanlıkların oldukça etkili olduğu belirtiliyor. Genlerin etkisi o kadar büyük ki, gelir, medeni durum, din ya da eğitimin, insanın kendini iyi hissetmesi bakımından etkisi sadece yüzde .
Seligman'a göre mutluluğun üç bileşeni var. İlki yaşamdan daha fazla keyif almak, diğeri yaptığınız işe sarılmak ve nihayet yaşamınızı daha anlamlı sürdürdüğünüzü hissettirecek şeyleri bulmak. Başkalarıyla iyi iletişim ise tüm bu bileşenlerin kilit noktası. Dolayısıyla biraz daha sosyal olmak gerek. Peki, eski bir öğretmeninize, büyükbabanıza ya da uzaktaki arkadaşlarınıza mektup yazmanın sizi ne kadar mutlu edeceğini biliyor musunuz? Etkisi en az bir ay sürüyormuş!
Mutluluğun sekiz anahtarı var:
Şükredin: Yaşadığınız güzellikleri düşünün ve bunları her hafta sonu yazın. Her hafta önem sırasına göre en az üç-beş olayı not edin.
İyi olun: Başkalarının iyiliği için çalışın, kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Tabii bu yolla başkalarının gönlünde önemli bir yer edinmeniz de mümkün.
Keyif çatın: Hayatın günlük tatlarının farkına varın. Yaşadığınız güzel anları zihninize kaydederek, üzgün olduğunuz zamanlarda bunları hatırlayın.
Teşekkür edin: Hayatınızın kritik dönüm noktalarında size yol gösterip yardımcı olmaya çalışanlara minnettarlığınızı belirtin.
Affedin: Kendilerine yapılanları affedemeyenler öfkelerinden kurtulamaz ve intikam peşinde koşmaktan mutluluğa ulaşamaz. Affedenler ise kendileriyle ve başkalarıyla barışık bir yaşam sürer.
Zaman yaratın: Ailenizle ve arkadaşlarınızla daha fazla vakit geçirin. Ne kazandığınız para, ne iş, ne de sağlık, sizi dostlarınız kadar mutlu edebilir.
Özen gösterin: Uyku, spor, kahkaha ruh halinizi olumlu etkiler. Sağlıklı insanların mutluluğa uzanması daha kolaydır.
Meydan okuyun: Çaresiz kalınca manevi değerlere sarılmak size güç katar. Zorluklar karşısında, 'Bu da geçecek' demek her zaman işe yarar.
İyilik hali beynin sol lobunda...
Meslektaşları tarafından 'mutluluk araştırmalarının kralı' olarak bilinen Wisconsin Üniversitesi profesörü Richard Davidson, bir Budist rahip üzerinde araştırma yaparken enteresan sonuçlara ulaştı. Budist rahip meditasyon yaptığı sırada kafatasına bağlı elektrodlardan tuhaf sinyaller gelmeye başladı. Rahibin beyninin sol lopundan gelen sinyaller inanılmaz ölçülerdeydi. Davidson, mutluluğun sırrının beynin sol lobunda gizli olduğu sonucuna vardı.
Bu konudaki araştırmalarını derinleştiren Davidson, mutluluğun sadece soyut bir hissiyata indirgenemeyeceği, işin aynı zamanda bir de fiziksel yanının bulunduğunu savunuyor. Beynin sol yanının mutluluk-huzur duygusu yaratması konusunda ise bir tavuk-yumurta döngüsü söz konusu. İnsanlar beyinlerinin sol lobu farklı olduğu için mi mutlu, yoksa mutluluk insanların sol lobunda mı kendini belli ediyor, meçhul.
Konunun fiziksel hastalıklarla ilgili yanı ise oldukça şaşırtıcı. Yüksek mutluluk seviyelerinde oldukları belirlenen kişilerin vücudu, grip aşısı olanlara oranla yüzde 50 daha fazla antikor üretiyor! Davidson'a göre bu, 'çok büyük bir fark' ortaya çıkarıyor.
Kategori: (bugun cuma) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı | Etiketler :









"Aklı başında olan insan ne dünya umurundan kazandığı mesrur (sevinir) ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. Sen de yolcusun..."
Baklava
Alman pastası (Oktay ustadan)"
Tiramisu
Muhallebi bici bici
Karamelli tatlı
Piramit pasta
Yaşgünü pastası
Kakaolu tatlı
Rengarenk pasta
Marmelatlı pasta
Saray sarması
Görümcek tatlısı
Gırtlak tatlısı
Rulo pasta
Profiterol
Tereyağlı
Hurma tatlısı
Amonyaklı yaş pasta
Ak helva Kara helva
Un kurabiyesi
Sütlü irmik tatlısı
Rokoko
Benekli muhallebi
Alman pastası
Kolay cezerye
Yufkalı kadayıf
Çikolata soslu ekmek tatlısı
Sütlaç fırında
Kağıtta kekler
Kremalı pasta
Kabak tatlısı
Çikolata topları
Kıyık cantık
Ay kobete
Simit makarnası
Dilimleme mantı
Kundak böreği
Çatal poğça
Cevizli lokum
Sigara böreği
Ekmekçikler
Katkat böreği
Mantı
Tavuklu sozma kobete
kaşık börek
Kapak böreği – Tas böreği
Kandil simidi
Yufka
Kıymalı pide
Pizza
Poğça
Şipit
Kulaç
Türkistan mantısı
Manisa kebabı
Kıygaşa
Akıtma
Kalakay
Su böreği
Kırma
Tavalokum
Hingal
Bavursak
Tögerek
Çarşaf böreği
Sarburma
Cevizli katmer ekmek
Poğça
Tabakbörek
Köbete
Kumru
Bohça katlaması
Abısta
Siron - Sinor
Papara
Minik tuzlu kurabiyeler
Tuzlu pasta/poğaça 