hangi vitaminin eksikliği hangi hastalığa yol açar

hangi mineralin eksikliği hangi hastalığa yol açar

Vitaminler ve Mineraller Vitaminler


Vitaminler



Vitaminler, vücudun normal metabolizması için az miktarlarda gerekli olan ve vücudun hücrelerinde üretilemeyen organik bileşikler.

Vitamin sözcüğü Polonyalı, biyokimyacı Casimir Funk tarafından 1912'de kullanılmıştır. Vita Latince, hayat demektir, -amin son eki ise amin sözcüğünü kastetmektedir. Zira o dönemde tüm vitaminlerin amin oldukları sanılmaktaydı. Bugün bunun yanlış olduğu bilinmektedir.

Vitaminler besinlerimizde bulunmadığı zaman, metabolizmada bozukluklara yol açabilirler. Vitaminler vücudun sağlıklı gelişimi, sindirim fonksiyonları, enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanması açısından oldukça gereklidir. Ayrıca vücudumuzun karbonhidrat, yağ ve proteini kullanmasını da sağlarlar.

Vitaminler vücutta "yakılmaz", yani vitaminlerden doğrudan enerji (kalori) alınmaz. Vücut, her vitaminden gerekli olan miktarın kan dolaşımında sürekli mevcut olmasını sağlar. Suda çözünen vitaminlerin fazlası vücut sıvıları ile atılırken, yağda çözünen vitaminlerin fazlası ise yağ dokusunda depolanır. Depolandıkları için yağda çözünen vitaminlerin aşırı dozu zararlı olabilir. Özellikle vitamin A ve D'nin tüketiminde dikkatli olmak gerekir. Vitaminler bütün hücrelerde az miktarda depolanır. Bazı vitaminler ise büyük ölçüde karaciğerde depolanır. Örneğin karaciğerde depolanan A vitamini hiç vitamin almayan bir kişiye 5-10 ay kadar yetebilir ve karaciğerin D vitamini deposu dışarıdan hiç D vitamini almayan bir kişi için genellikle 2-4 ay kadar yeterlidir.

Suda çözünen vitaminlerin vücutta depolanma oranı nispeten düşüktür. Bu, özellikle B vitaminlerinin birçoğu için geçerlidir. B kompleks vitaminleri eksik alan bir kişide bu eksikliğin belirtileri bazen birkaç günde ortaya çıkar. B12 vitamini bunun dışındadır, çünkü B12'nin karaciğerdeki deposu kişiye bir yıl veya daha uzun süre yetebilir. Suda çözünen bir başka vitamin olan C vitamininin yokluğu birkaç haftada belirtilerin ortaya çıkmasına yol açabilir. C vitamini eksikliğinden kaynaklanan skorbüt hastalığı ise 20-30 hafta içinde ölümle sonuçlanabilir.


Vitamin türleri


Yağda çözünenler

Dört vitamin türü, yağda çözünebilir ve bu sayede vücudun yağ dokusunda depolanırlar. Bunlar: A vitamini, D vitamini, E vitamini ve K vitamini.

A Vitamini

A vitamini veya retinol portakal, yeşil sebze ve havuçlarda bulunan, göz ve solunum yollarının mukoz zarlarının bakımından sorumlu olan bir vitamindir. Ayrıca görsel pigmentlerin de içeriklerindendir. Yetersizliğinde gece körlüğü görülebildiği gibi enfeksiyon riski, özellikle mukoz zarlarda, artar.

D Vitamini

D vitamini veya antiraşitik faktör, yağlı balık ve süt ürünlerinde bulunan, kalsiyum metabolizması ve kemik oluşumunda görev alan bir vitamindir. Yetersizliğinde yetişkinlerde osteomalazi görülür.

E Vitamini

E vitamini veya tokoferoller ayçiçek yağı ve yer fıstığı gibi gıdalarda bulunur. Antioksidandır. Yetersizliğinde anemi görülebilir.

K Vitamini

K vitamini, yeşil sebze, çay ve ciğerde bulunan ve kan pıhtılaşmasında önemli bir yeri olan bir vitamindir. Yetersizliğinde pıhtılaşmada sorunlar, aşırı kanama ortaya çıkabilir.


Suda çözünenler

Diğer dokuz vitamin türü ise suda çözünür ve pek çoğu vücutta depolanmaz. Bunlar: C vitamini, Tiyamin (B1), Riboflavin (B2), Niyasin (B3), Pantotenik asit (B5), Piridoksin (B6), Kobalamin (B12), Biyotin, Folik asit (folacin).

C Vitamini

C vitamini veya askorbik asit, turunçgiller, koyu yeşil sebzeler ve patateslerde bulunan ve kollajen sentezinde yer alan, antioksidan bir vitamindir. Ayrıca demir emilimini de olumlu etkiler. Yetersizliğinde eklem ağrıları, yaraların geç iyileşmesi, skorbüt gibi sorunlara neden olabileceği gibi enfeksiyonlara karşı kişiyi daha zayıf kılar.

Tiyamin

Tiyamin veya B1, yumurta ve ciğer gibi gıdalarda bulunan, karbonhidratlardan enerji üretilmesine yardımcı olan bir vitamindir. Yetersizliği beri beri hastalığına yol açabilir.

Riboflavin

Riboflavin veya B2, tahıllar, et ve ciğerde bulunan bir vitamindir. FAD'ın içeriklerindendir. Yetersizliğinde ariboflavinoz görülebilir.

Niyasin

Niyasin veya B3, et, balık ve kuruyemişlerde bulunan ve NAD ile NADP koenzimlerinin içeriklerinden olan, solunum için önemli bir vitamindir. Yetersizliğinde pellagra görülebilir.

Pantotenik Asit

Pantotenik asit veya B5, birçok gıdada, özellikle de ciğer ve baklagillerde bulunan önemli bir vitamindir. A vitamininin içeriği olan pantotenik asit, karbonhidrat ve yağ metabolizmasında yer alır. Yetersizliğinde yorgunluk ve uyuşukluk hissedilebilir.

Piridoksin

Piridoksin veya B6 et, sebze ve tahıllarda bulunur ve protein metabolizmasındaki 60'dan fazla enzime koenzimdir. Yetersizliğinde anemi, ağız ve gözlerde yara görülebilir.

Kobalamin

Kobalamin veya B12 ciğer, balık ve süt ürünlerinde bulunan ve DNA metabolizmasında koenzim olarak yer alan bir vitamindir. Alyuvarların olgunlaşmasında da gereklidir. Yetersizliğinde anemi ve kilo kaybının görülebilir.

Biyotin

Biyotin, baklagiller ve ette bulunan yağ, protein ve karbonhidrat metabolizmalarında koenzim olan bir vitamindir. Yetersizliğinde iştahsızlık, sinir ve kas bozuklukları görülebilir.

Folik Asit

Folik asit yeşil sebze, kuruyemiş ve ciğer gibi gıdalarda bulunan bir vitamindir. DNA sentezi ve amino asit metabolizmasında koenzimdir. Yetersizliğinde anemi ve gastrointestinal bozukluklar görülebilir.



________




Mineraller




Mineral doğal şekilde oluşan, homojen, belirli kimyasal bileşime sahip inorganik kristalleşmiş katı bir cisimdir. Buna göre minerallerin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

1. Doğal olarak oluşur.
2. Herhangi bir parçası bütününün özelliklerini taşır.
3. Belirli bir kimyasal formülü vardır.
4. Katı halde olup nadiren sıvıdır.
5. İnorganiktir.

Mineralojinin oluşan maddeleri ihtiva ettiği için bu bakımdan sınırlandırılmıştır. Teknolojinin ilerlemesiyle a sentetik olarak elde edilen kimyasal bileşikler mineral sayılmazlar. Bu yapay bileşikler halindeki katı maddelere doğada tabii halde rastlanmaz. Dolayısıyla da doğal şartlarda oluşturulamazlar. Bu tür katı maddelere "yapay mineraller" adı verilebilir. Bu tür yapay mineraller de, tabii minerallerde olduğu gibi benzer kristal iç yapılarına sahiptir.

Minerallerin doğada veya deneysel olarak yapılan incelemelerde de gözlendiği gibi, oluşum şartları bunların belirli fizikokimyasal şartlarda (belirli sıcaklık ve basınç altında ve ortamın kimyasal durumu gibi) oluşurlar. Buradan mineralojinin bir amacının da minerallerin oluşturduğu yerkabuğunun kimyasal ve fiziksel yapısının öğrenilmesi, yerkabuğunun tarihinin bilinmesi ve yeraltı kaynaklarından yararlanılması olduğunu anlıyoruz.

Mineraller belirli bir kimyasal bileşime sahiptirler. O halde her mineral bir kimyasal formül ile ifade edilir. Minerallerin kimyasal formülleri genellikle sabittir. Ancak belirli sınırlar içinde belirli kaidelerle değişebilir. Çok ender olarak saf elementler (altın, gümüş, bakır vs) şeklinde oluşan mineraller, yerkabuğunda meydana gelen doğal fizikokimyasal olayların ürünleridir.

Minerallerin bir diğer özelliği de inorganik oluşudur. Yerkabuğunda bulunan petrol, kömür, fosil ve reçine gibi maddeler mineralojinin kapsamına girmez. Ancak nadir de olsa organik mineraller de vardır. Mesela "kehribar" gibi.

Minerallerin katı olmaları düzenli bir atomsal iç yapıya sahip olduklarını gösterir. Mineral kristallerinin dış yapıları incelendiğinde düzgün geometrik dış şekilli oldukları görülür. Yine aynı şekilde iç yapılarının da düzgün olduğu görülür. Minerallerin "cıva" gibi sıvı olan tipleri de vardır.

Mineraller homojen bir yapıya sahiptirler. Alınan bir mineral örneğinin her tarafı aynı mineralden ibaret olmalıdır. Ancak her mineralde az veya çok yabancı mineral varlığı bulunmaktadır. Yabancı madde oranının çokluğu, mineralin özelliklerini değiştirir. Esasta; gözle görülebilen boyutta homojen olması basit tanımlama için yeterlidir.




Nikel

Bu maden pankreası ve karaciğeri etkiler. Ancak bu konudaki bilgiler hayvanlar üzerinde yapılan deneylere dayanmaktadır. İnsan üzerindeki etkisi kesinlikle bilinmiyor. Kaynaklar; mantar, lahana, tahıl, meyveler, havuç, kuru fasulye.

Manganez

Beden bu madeni böbreklerde ve karaciğerde depolar. Eksikliği kısırlığa, zor gelişmeye yol açar.
Kaynaklar; kuşkonmaz, tahıl ve yağlı bitkiler (ceviz, badem v.b.).

Magnezyum

Yapılan deneylerde farelerin besini magnezyumdan yoksun olduğunda damarlarda genişleme, kalpte hızlı atış ve tansiyon düşüklüğü görülmüştür. Tez kızan insanlarda da bu mineralin noksan olduğu anlaşılmıştır. Aşırı rafine besin yiyenlerin ve yeşil sebze yemeyenlerin bu minerale gereksinimi vardır.
Kaynaklar; domates, soğan, incir, üzüm, hurma, badem, yulaf, çavdar, buğday, fındık, kara turp, gravyar peyniri, havuç, kereviz, marul, pırasa.


Kobalt

Bedenimizde az miktarda bulunan bu maden B12 vitaminini oluşturan elemanlardan biridir. Kandaki alyuvarların gelişmesi için gereklidir.
Kaynaklar;
mantar, mercimek, burçak.


Çinko

Bu maden hücrelerde, özellikle de tiroit ve cinsiyet bezlerinde bulunur. Çinko insülinin bileşiminde yer alan bir madendir. Eksikliği yaraların zor kapanmasına, karaciğer sirozuna yol açabilir.
Kaynaklar; tahıl, pancar, lahana.

Bakır

Bedendeki etkisi kesinlikle bilinmiyor. Ancak anemide doktorlar hastalarına kobalt, demir ve bakır verince iyi sonuçlar alıyorlar. Kaynaklar;
kuru üzüm, pancar, havuç, muz, ıspanak, lahana, erik, kayısı, badem, fındık, çavdar.

Alüminyum

Bedenin çeşitli organlarında bulunur. Eksikliği uykusuzluğa ve kaygıya neden olur. Kaynaklar; elma, kavun, mantar, kuşkonmaz, enginar.

Oligo-elementler (Eser elementler)

Bedenimizdeki pek az miktarda bulunan bu madenlerin de sağlımız için önemli olduğu muhakkaktır. Ancak bunların bedendeki işlevi kesin olarak bilinmiyor. Oligo-elementler alüminyum, kobalt, bakır, iyot, nikel ve çinkodur.

Sodyum ve Klor

Bu iki maden bedenimizde büyük rol oynar. Midemizin hidroklorik asit yapabilmek için klora gereksinimi vardır. Hidroklorik asit proteinlerin normal sindirimi ve madensel tuzların kana kolayca yerleşmesi için gereklidir. Sodyum ve klor birçok besin maddesinde ve doğal olarak sofra tuzunda bulunur. Bu madenlerden yararlanmak amacıyla aşırı tuz yemek doğru olmadığı gibi, tuzu besinden tamamen kaldırmak da doğru değildir (doktor tavsiyesi hariç). Çünkü bu madenlerin eksikliği bacak kaslarında kramplara, bazen bulantıya, yorgunluğa ve baş dönmesine neden olabilir. Sıcak havalarda duyulan yorgunluğun ve bitkinliğin bir nedeni de bedenin terle aşırı tuz kaybetmesidir. Sodyum ve klor kaynakları;
fasulye, kestane, tahıl, pancar, kereviz, maydanoz, marul, ıspanak, hurma v.b.

Potasyum

Bedendeki tüm hücrelerin, kasların ve dokuların bu madene şiddetle gereksinimi vardır. Birçok ünlü besin uzmanına göre, kanser hastalığının bir nedeni de bedenin potasyumdan yoksun kalışıdır. Bu eksiklik besinlerin bu madenden yoksun bir toprakta yetişmesinden ileri gelir. Tahılda bol miktarda potasyum bulunur. Ancak rafine edilmiş tahıldaki potasyumun dörtte üçü yok olur. Rafine edilmiş besinlerde diğer mineraller de eksiktir. Potasyum eksikliğinin belirtileri şunlardır; Arterit, kabızlık, yüksek kan basıncı, kaslarda kramp ve gerilme, uyuklama, gevşeyememe, iştahsızlık, kolay soğuk algınlığı, ellerde ve ayaklarda üşüme, ussal ve kassal yorgunluk ve kanser. Potasyum elma sirkesinde, üzümde, üzüm suyunda, balda, pekmezde, meyvelerde, yeşil sebzelerde, domateste ve özellikle ısırgan otunda bulunur.


Kükürt

Proteinleri oluşturan aminoasitlerde bulunur. Bedenin her dokusunda bulunan kükürt, sindirimin temizleyicisi ve antiseptiğidir. Kükürt safra salgılarını olumlu etkiler. Beslenme uzmanlarına göre bedende biriken ürik asidin başlıca nedeni alınan besinlerde fosforun yüksek, buna karşılık kükürdün düşük oluşudur. Tüm tahıllarda, cevizde, bademde ve bu türden yağlı bitkilerde fosfor bulunur. Fosfor-kükürt dengesini sağlamak için adı geçen besin maddeleriyle birlikte bol sebze ve meyve yemeli. Kükürt genellikle sebze ve meyvelerde bulunur.

Kalsiyum ve Fosfor

Kalsiyumun büyük bir kısmı kemiklerde ve dişlerde bulunur; ancak küçük bir miktarını sinirlerle kaslar kullanır. Asabiyet, gevşeyememe, uykusuzluk, huysuzluk, halsizlik, kaslarda kramp, aybaşı zamanında hanımların karın krampları ve sancıları kalsiyum eksikliğinden ileri gelebilir. Kalsiyum kanın pıhtılaşmasında büyük rol oynar. Eksikliği diş çekidiğinde veya ameliyat sırasında kanamaya neden olabilir. Başlıca kaynaklar:
kara turp, kuru incir, salatalık. (Gelişmiş ülkelerde kalsiyum kemik tozu halinde hap olarak satılır.) Diğer kaynaklar; pekmez, badem, susam v.b.

Kalsiyum ile fosfor birbirlerini tamamlayan iki mineraldir. Biri eksikse, öbürünün de etkisi azalır. Fosfor tahıllarda, fındık, brüksel lahanası, kuru incir, patates, marul, muz ve portakalda bulunur. Dişlerin, kemiklerin, hücrelerin de fosfora gereksinimi vardır. D vitamini kalsiyum ile fosforun bedene mal olmasını, kana geçmesini, dişlerde ve kemiklerde depolanmasını sağlar. Sinirler, kaslar ve beden, gereksinimi olan günlük kalsiyum ve fosforu alamazsa, beden bunları kemiklerle dişlerden çekip alır. Kalsiyum ve fosfor fazla miktarda alınınca beden bunları dışkı yoluyla atar. Başlıca fosfor kaynakları;
nohut, badem, mısır, hindiba, üzüm, mercimek, bezelye, kepekli pirinç, soya fasulyesi, salatalık, portakal, domates, kavun, erik v.b.

İyot

Tiroit guddesinin dengeli çalışması için iyot zorunludur. İyot eksikliği guatra, ayrıca halsizliğe, asabiyete ve gerginliğe yol açar. Deniz tuzunda ve denizden çıkan her türlü üründe bulunan iyot gudde sisteminin dengeli gelişmesinde yardımmcıdır. İyot en çok deniz yosununda, özellikle de "kelp" denilen yosun türünde bulunur. Diğer kaynaklar her ne kadar azsa da başlıcaları şunlardır:
Kuşkonmaz, lahana, havuç, böğürtlen, turp, ıspanak, domates, patates, soğan, muz.
.


<!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:"MS Mincho"; panose-1:2 2 6 9 4 2 5 8 3 4; mso-font-alt:"MS 明朝"; mso-font-charset:128; mso-generic-font-family:roman; mso-font-format:other; mso-font-pitch:fixed; mso-font-signature:1 134676480 16 0 131072 0;} @font-face {font-family:"Arial Unicode MS"; panose-1:2 11 6 4 2 2 2 2 2 4; mso-font-alt:Arial; mso-font-charset:0; mso-generic-font-family:roman; mso-font-format:other; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;} @font-face {font-family:"@MS Mincho"; panose-1:0 0 0 0 0 0 0 0 0 0; mso-font-charset:128; mso-generic-font-family:roman; mso-font-format:other; mso-font-pitch:fixed; mso-font-signature:1 134676480 16 0 131072 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-no-proof:yes;} h1 {mso-style-next:Normal; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; page-break-after:avoid; mso-outline-level:1; font-size:12.0pt; mso-bidi-font-size:10.0pt; font-family:Arial; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; color:maroon; mso-font-kerning:0pt; font-weight:normal; mso-no-proof:yes;} h2 {mso-style-next:Normal; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; text-align:justify; mso-pagination:widow-orphan; page-break-after:avoid; mso-outline-level:2; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; font-weight:bold; mso-no-proof:yes;} h3 {mso-style-next:Normal; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; text-align:justify; mso-pagination:widow-orphan; page-break-after:avoid; mso-outline-level:3; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; color:black; font-weight:bold; mso-bidi-font-weight:normal; mso-no-proof:yes;} h5 {mso-style-next:Normal; margin-top:6.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:0cm; margin-left:0cm; margin-bottom:.0001pt; text-align:center; mso-pagination:widow-orphan; page-break-after:avoid; mso-outline-level:5; font-size:18.0pt; mso-bidi-font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; font-weight:bold; mso-bidi-font-weight:normal; mso-no-proof:yes;} p.MsoBodyText, li.MsoBodyText, div.MsoBodyText {margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:Arial; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-no-proof:yes;} p.MsoBodyTextIndent, li.MsoBodyTextIndent, div.MsoBodyTextIndent {margin-top:6.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:0cm; margin-left:0cm; margin-bottom:.0001pt; text-align:justify; text-indent:36.0pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} p.MsoBodyText2, li.MsoBodyText2, div.MsoBodyText2 {margin-top:6.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:0cm; margin-left:0cm; margin-bottom:.0001pt; text-align:justify; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; color:black; mso-no-proof:yes;} p.MsoBodyText3, li.MsoBodyText3, div.MsoBodyText3 {margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; text-align:justify; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} p.MsoBodyTextIndent2, li.MsoBodyTextIndent2, div.MsoBodyTextIndent2 {margin-top:5.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:5.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify; text-indent:18.0pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; color:black; mso-no-proof:yes;} p.MsoBodyTextIndent3, li.MsoBodyTextIndent3, div.MsoBodyTextIndent3 {margin-top:5.0pt; margin-right:0cm; margin-bottom:5.0pt; margin-left:0cm; text-align:justify; text-indent:35.4pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; color:black; mso-no-proof:yes;} p {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Arial Unicode MS"; mso-fareast-font-family:"Arial Unicode MS"; mso-bidi-font-family:"Arial Unicode MS";} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->

VİTAMİNLER

 

16.yüzyılda; bir-iki yıl gibi uzun süreli deniz yolculuğu yapan denizcilerde gelişen ağrılı, kanamalı ve öldürücü bir hastalığa; gıda alımında azlığın neden olduğu  düşünüldü. Yolculuk süresince, denizciler, kolay bozulmadığı için kuru yiyecekler, hububat, fasulye, et ve kurutulmuş meyveler yemekteydi.

Ancak o dönemde iletişimin zayıflığı ve ulaşımın yavaşlığı bu bilginin yayılmasını engelledi.

Denizcilerin tüm vücutta oluşan kanamalar, ağrılar ve ateşle ölüme götüren bu hastalığı; Skorbüt olarak tanındı.

1753’de İngiliz Deniz Kuvvetleri’nde Dr.James Lind; beslenme alanında ilk bilimsel deneyi  gerçekleştirdi. Gemicilere; deniz suyu, vitriyol yağı (sülfürik asit), sirke, limon ve portakal verildi.

Limon nedeniyle tayfalarda skorbüt gelişmedi. Etkin olan parçanın ya limon ya da portakal olduğunu  gösterdiler.

Bugün; C vitamini gıdalarla alındığında skorbüt gelişmediği bilinmektedir. Ancak, C vitamini, 1930'lara kadar  keşfedilemedi.

 

Vitaminler büyümemiz, hücrelerimizin yenilenmesi ve enerji üretimimiz için zorunlu maddelerdir.

İnsan vücudu genelde vitaminleri kendiliğinden üretemez.

Herbir vitamin için teorik olarak hesaplanmış olan “tavsiye edilen günlük rasyon” (recommended daily allowance, RDA) değeri, minimal günlük gereksinim’in çok üstündedirler (genelde 2-3 katı).

Sağlıklı kimselerin günlük vitamin alımının, “tavsiye edilen günlük rasyon”un %150’sini geçmemesi tavsiye edilmektedir.

 

Yağda Eriyen Vitaminler

D vitamini

E vitamini

K vitamini

A vitamini

Sentezleri için kolesterol gerektiren, yağ dokusunda depolanabilen ve ihtiyaç anında salınabilen vitaminlerdir.

Eksik alındığında klinik belirtilerin ortaya çıkması geç olur.

Ancak depolanma özelliği, bu vitaminlerle akut zehirlenme olasılığını artırır.

Suda Eriyen Vitaminler

Askorbik asid (C vitamini)

Tiamin (B1 vitamini)

Riboflavin (B2 vitamini)

Pantotenik asid (B5 vitamini)

Piridoksin (B6 vitamini)

Niasin (B7 vitamini)

Kobalaminler (B12 vitamini)

Biotin

Folik asid

Vücutta depolanamazlar ve her gün belirli miktarlarda dışarıdan alınmaları gerekmektedir.

Bu vitaminlerin eksik alınması, nispeten kısa bir sürede vitamin eksikliği belirtilerine yolaçar.

 

Suda çözünen vitaminler (B12 vitamini hariç) ve yağda çözünen E ve K vitaminleri genellikle bitkisel besinler (sebzeler, meyveler ve hububat türleri gibi) içinde bulunurlar.

Yağda çözünen A ve D vitaminleri, vücutta bazı yerlerde birikmeleri nedeniyle, et, karaciğer, yumurta, süt gibi hayvansal kaynaklı besinler içinde bulunurlar; ancak A vitamininin prekürsörleri olan karotenler bitkisel kaynaktan sağlanır.

Besinler içindeki yağda çözünen vitaminler ısı, hava ve ışıktan fazla etkilenmezler.

Askorbik asid durmakla çabuk oksidlenir ve etkinliğini yitirir.

Buğday ununun veya prinç tanelerinin, perikarbından (kepeğinden) arıtılmak suretiyle beyazlatılması, onların tiamin içeriğini belirgin bir ölçüde azaltır.

 

Kimlere İlave Vitamin Verilmeli

Gebe kadınlara, D vitamini 400 Ü, folik asid 0.8 mg ve 30 mg elementel demir eşdeğeri demir bileşiği ilave olarak verilmelidir.

 

Anne sütüyle beslenen bebeklerde, süt debisinin yeterli olması ve annenin yeterli beslenmesi koşuluyla ilave vitamin verilmesine gerek yoktur.

Ancak, 400 Ü D vitamini, anne yeterli derecede C vitamini alamıyorsa 25 mg askorbik asid ve 3. Aydan itibaren 10-15 mg demir verilmesi de tavsiye edilmektedir.

İnek sütüyle beslenenlerde ise ilave vitamine (en azından D vitaminine) gerek vardır.

50 yaştan sonra ve özellikle postmenapozal kadınlarda, başta D vitamini ve kalsiyum olmak üzere (osteomalasi ve osteoporozun önlenmesi amacıyla), ilave vitamin takviyelerinin yapılması tavsiye edilmektedir. 

 

A-Vitamini (Retinol)

Balıkyağında, karaciğerde, tereyağında, peynirde ve yumurta sarısında bulunur. Sonradan A-vitamini (retinol) ne dönüşecek olan Beta-karoten ve diğer karotenoidler ise yeşil yapraklı ve sarı sebzelerde ve tahıllarda bulunur.

Karaciğerde depolanır.

Yüksek miktarlarda alınması toksik reaksiyonlara (zehirlenme) neden olabilir.

Eksiklik Belirtileri

Gece körlüğü

Kseroftalmi (korneanın anormal kuruması ve kalınlaşması = göz kuruluğu)

Bağışıklık sisteminin zayıflaması, enfeksiyonlara elverişli hale gelme

Akne (sivilce) oluşumunda artış

Yorgunluk

Diş, diseti ve kemiklerde deformiteler

 

 

Beta Karoten Aşırılığı ve Zehirlenme Belirtileri

Avuçlarda ve ayak tabanlarında ciltte sarı-kavuniçi renk değişikliği olur.

Yüksek dozlarda A vitamini ve sentetik retinoidler teratojeniktir. Gebelerde dikkatli olunması gerekir.

 

D-Vitamini

İki şekilde bulunur:

Kalsiferol (D2 vitamini): Bitkisel kaynaklı ergosterol şeklinde besinler içinde alınır ve ciltte toplanır.

Kolekalsalsiferol (D3 vitamini): Dışarıdan alınmaz, vücutta sentez edilir. Ciltte bulunan 7-dehidrokolesterol’un güneş ışığı ile teması sonucu meydana gelir.

Yüksek miktarlarda alınması toksik reaksiyonlara (zehirlenme) neden olabilir.

Eksiklik Belirtileri

Raşitizm: (Çocuklarda D vitamini eksikliği ile oluşan hastalık) Çarpık bacaklar, kemik veya eklem yerlerinde deformasyonlar, diş gelişiminde gerilik, kaslarda zayıflık, yorgunluk, bitkinlik.

Osteomalazi: (Yetişkinlerde D vitamini eksikliği ile oluşan hastalık) Kaburga kemiklerinde, omurganın alt kısmında, leğen kemiğinde, bacaklarda ağrı, kas zayıflığı ve spazmları, çabuk kırılan kemikler.

Aşırılık ve zehirlenme durumlarında,

kan basıncında artma, gastrointestinal şikayetler ve iştah kaybı, zihinsel ve fiziksel gelişme geriliği gibi bulgular gözlenir.

E-Vitamini

Bitkisel yağlar ve buğday tanesi en iyi kaynağıdır. Kızartma, kaynatma ve saklama sırasında önemli ölçüde parçalanır.

İyi bir antioksidandır. Hücreyi serbest radikaller, ağır metaller, zehirli bileşikler, ilaç ve radyasyonun zararlı etkilerinden korur.

Göz sağlığı için hayati önem taşır. Retina gelişimi için gereklidir.

Eksikliğinde, çocuklarda hemolitik anemi ve göz bozuklukları olur, kalp hastalıkları ve kanser riskinin artabileceği ileri sürülmüştür.

 

  K-Vitamini

Lahana, karnıbahar, ıspanak ve diğer yeşil sebzelerde, soya fasülyesi ve tahıllarda bulunur. Genellikle vücutta barsak bakterileri tarafından sentez edilir.

Pıhtılaşma faktörlerinden Faktör II (protrombin), Faktör VII, IX ve X’u  inaktif durumdan aktif duruma geçirerek (karaciğerde sentezin son basamağı olan karboksillenme basamağını gerçekleştirerek); kanın pıhtılaşmasında önemli rol oynar.

Kontrolsuz kanamalara neden olan K vitamini eksikliği, malabsorbsiyon hastaları hariç, ender görülür. Doğumdan sonraki ilk 3-5 gün içerisinde barsak florası henüz tam gelişmemiş olduğundan K vitamini eksikliği vardır.

 B1-Vitamini (Tiamin)

Merkezi sinir sistemi sağlığını korumakta önemli bir rol oynar. B1 düzeylerinde ki yetersizlik gözlerde güçsüzlük, zihin bulanıklığı ve fiziksel koordinasyonda bozukluğa sebep olur.

Vücutta depolanmaz; her gün yeterli miktarda B1 vitamini alınması gerekmektedir.

B1 vitaminin uzun süre eksikliklerinde Beriberi adı verilen ve merkezi sinir sistemini yıkıcı ve bazen ölümcül olabilecek bir hastalık oluşabilir.

Beriberi'ye beslenme düzeyleri yeterli olan ülkelerde pek rastlanmaz. Ancak alkol B1 vitaminini yıkıma uğrattığından uzun süreli alkolizm vakalarında bu hastalığa rastlanabilmektedir.

 

B2-Vitamini (Riboflavin)

Enerji üretimi, enzim fonksiyonu, normal yağ asidi ve aminoasit  sentezi için önem taşımaktadır. Serbest radikallerin toplayıcısı olan glutatyonun üretimi için gereklidir.

Ağır Riboflavin eksikliğine nadir olarak rastlanır. Alkoliklerde görülebilir. Ancak çok ağır olmasa da tehlikeli düzeyde Riboflavin eksikliği yaşlıların yaklaşık yüzde 33 ünde görülebilmektedir.

Işığa karşı oldukça hassastır.

İdrarı koyu sarı renge boyayabilir.

Eksiklik Belirtileri:
Ağız kenarlarında çatlaklar, dil ve dudaklarda iltihaplanmalar.
Gözlerde ışığa duyarlılık, yanma ve kaşıntı, kornea hasarı.
Sersemlik, uykusuzluk, öğrenme güçlüğü.

 

B5-Vitamini (Pantotenik Asit)

Hem hayvansal hem de bitkisel kaynaklarda bulunabildiğinden dolayı yunanca "heryer" anlamına gelen "pantos" sözcüğünden kökenini almıştır.

Karbonhidratlar, yağlar ve proteinlerin enerjiye çevrilmesinde bir katalizör olarak hayati rol oynayan  Koenzim A nın  üretiminde zorunlu bir parçadır.

Direkt olarak B5 vitamini eksikliğine bağlı insanlarda oluşan hiçbir hastalık belirtilmemiştir. Bunun sebebi her türlü besinde bolca bulunmasıdır.

 

B6-Vitamini (Piridoksin)

            Başlıca muz, patates, ıspanak, bezelye, havuç, yumurta, tavuk eti, balık ve bütün hububatlarda bulunur.

Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında yer alır.

İştahımızı, ağrıya karşı duyarlılığımızı, uyku düzenimizi, ruh durumumuzu etkileyen serotonin adlı maddenin yapımında da etkilidir.

Eksikliğinde, depresyon, kusma, anemi, dermatitler, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak sık hastalanma gibi belirtiler olabilir.

 

B7-Vitamini (Niasin, Niasinamid, Nikotinamid)

Sığır eti, brokoli, karnabahar, havuç, peynir, mısır unu, yumurta, balık, süt, patates ve domatesde bulunur.

Yüksek miktarlarda alındığında, ciltte kızarmalara neden olabilir. Bu kızarmalar yanma, kaşıntı ve ağrı ile beraber olabilir. Yüz, kollar ve göğüse yayılır. Genellikle zararsızdır ve 20 dakika ile bir saat arasında kendiliğinden geçer.

Gebelikte dikkatli kullanılmalıdır.

Yüksek miktarlarda alındığında, ciltte kızarmalara neden olabilir. Bu kızarmalar yanma, kaşıntı ve ağrı ile beraber olabilir. Yüz, kollar ve göğüse yayılır. Genellikle zararsızdır ve 20 dakika ile bir saat arasında kendiliğinden geçer.

Gebelikte dikkatli kullanılmalıdır.

 

B12-Vitamini (Siyanokobalamin)

Hemen hemen tüm hayvansal ürünlerde bulunduğundan, bazı vejeteryanlar dışında diyet yetmezliği nadirdir.

B12-vitamini etkin enterohepatik siklusa girer ve bu nedenle uzun yarı-ömre sahiptir.

B12 vitaminin sindirim kanalından absorbsiyonu, midenin fundus kısmındaki paryetal  hücrelerden salgılanan “intrinsik faktör”ün bulunmasına bağlıdır. Bu faktör, vitamine bağlanır ve terminal ileumdan absorbe edilebilen bir kompleks şekillenir. Bu faktörün eksikliği pernisyöz anemiyle sonuçlanır. Gastroektomi yapılmış kişilerde de, parenteral olarak B12 vitamini verilmelidir.

Eksikliği,  megaloblastik anemi ve nöropatilerle karakterize olan pernisyöz anemi ile sonuçlanabilir.

 
Biotin

Yetmezliği,

anoreksi, bulantı-kusma, glossitis, depresyon ve kuru kabuklu dermatit ile karakterizedir ve

biotin-bağlayıcı glikoprotein olan avidin mevcudiyetiyle oluşur.

Çiğ yumurta beyazında bulunan avidin, biotini bağlar ve besinsel olarak ortamdan vitamini uzaklaştırmış olur.

 

Folik Asid

Yetmezliğinde; megaloblastik anemi, glossitis, diyare ve ağırlık kaybı gözlenir.

Folik asid eksikliğine bağlı durumlarda B12 vitamini etkisizdir.

B12 vitamini eksikliğinde gelişen hematolojik bozukluklara karşı ise folik asid etkilidir; fakat pernisyoz aneminin nörolojik belirtilerini düzeltemez.

B12 vitamini eksikliğine bağlı megaloblastik anemi durumlarında, folik asid tek başına kontrendikedir. Çünkü hematolojik belirtileri ortadan kaldırarak nörolojik lezyonların farkedilmeden gelişmesine neden olur.

Tedaviye başlamadan önce eksikliğe neden olan faktörün saptanması gerekir.

Gereksinimi, gebelik ve laktasyonla artar.

  

C Vitamini (Askorbik asid)

C vitamini, taze meyve ve sebzelerde bulunmaktadır; ısıyla kolayca tahrip olur ve havada hızla oksitlenir.

Kollojenin şekillenmesi, idamesi ve tüm hücreleri bağlayan esas maddenin idamesi için gereklidir.

Eksikliğine bağlı yetmezlik hastalığı skorbüt olarak isimlendirilir. Erken semptomlar, kırgınlık ve folliküler hiperkeratozisi ihtiva eder. Kapiller duyarlılık, özellikle diş etinde hemorajilerle sonuçlanır. Anormal kemik ve diş gelişimi, büyüyen çocuklarda oluşabilir.

Vücudun C vitamini ihtiyacı gebelik ve laktasyon gibi stres periyodu boyunca artar.

Fazla miktarda C vitamini alınması, bağırsak irritasyonuna bağlı olarak diyare ile sonuçlanır; böbrek oksalat taşları bazı hastalarda şekillenebilir.

İnsan Vücudundaki Hazine Mineral Maddeler
Aydın Boz

Kâinatta olduğu gibi insan vücudunda da akılları hayrette bırakırcasına bir denge hâkimdir. Mesela kulaklarımız, gözlerimiz, ellerimiz ve ayaklarımız tam birbirinin simetriği. Başımız vücuda tam uyumlu. Organların dış yapı ve şeklindeki uyum ve denge gibi içyapısında da müthiş bir denge hâkimdir. Dilerseniz ona da biyokimya gözüyle bakalım ve hangi mineral zenginliklerden meydana geldiği hususu üzerinde duralım. “Küçük bir âlem” olarak simgelenen insanda, yeryüzüne orantılı bir şekilde dağıtılan elementlerin pek çoğu, vücuda lüzumu nisbetinde mevcuttur.

Genç insanda yaklaşık %80, ileri yaşlardaki insanın vücudunda da % 60 oranında su bulunur (Yaşlı Dünyamızın da üçte ikisi suyla kaplı değil mi?). Aynı şekilde protein ve vitaminler gibi maddeler de ihtiyaç oranında vücut

Yorum Yaz