ZİYARETÇİ DEFTERİ

ANASAYFA
NAMAZ VAKİTLERİ
TV'de Bugün
Yararlı Linkler
  • KURAN MEALLERİ
  • EĞER HALA SİZİNLEYSE

    30/7/2007 · Kategori: hayata yon verenler

    1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı
    Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür etiniz

     

    2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti
    Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz

    3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı
    Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz

    4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu
    Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz

    5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi
    Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz

    6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü
    Sokaklarda "GITMIYCEEEEEEEM"diye ağlayarak teşekkür ettiniz

    7 yaşınızdayken size bir top hediye etti
    Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz

    9 yaşınızdayken size piyano öğretmeni buldu
    Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz

    10 yaşınızdayken doğum günü partilerinden dans derslerine kadar her yere sizi arabayla oturdu
    Arabadan fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz

    11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya oturdu
    "Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz

    12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi
    O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz

    15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi
    Tek satir mektup yazmayarak teşekkür ettiniz

    17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi
    Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.

    19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa oturdu ve eşyalarınızı taşıdı
    Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz

    21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi
    "Ben senin gibi olmiycam" diyerek teşekkür ettiniz

    22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı
    Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz

    24 yaşınızdayken uzun suredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi
    "Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz

    25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı
    Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz

    30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi
    "Artık bu ilkel yöntemleri bırak"diyerek teşekkür ettiniz

    40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın dogumgununu hatırlattı
    "Anne işim başımdan aşkın"diyerek teşekkür ettiniz

    50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu
    Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek ve ona huzur evi arayarak teşekkür ettiniz

    Derken bir gün............ O ÖLDÜ

    O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü....

    EĞER HALA SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA COK SEVİN .....

    VE ONU HİÇ İNCİTMEYİN

    hayat ve çizgiler

    31/3/2007 · Kategori: hayata yon verenler

    Hayattan aldıklarımız yüzümüzdeki kaç çizgiye bedel?

    Gülnur GÜLSEVER


    Hayat bize tatmini, tatminsizliği, sevgiyi, yalnızlığı, her duyguyu bir paket şeklinde sunuyor. Ben sadece sevgiyi alayım, yalnızlık kalsın diyemiyorsunuz. Sipariş usulü değil, toplu üretim yapıyor. Bir bakmışsınız o ara bol bol aşk dağıtıyor, sonra talep fazla, arz yetmiyor. Bu sefer başlıyor yalnızlık dağıtmaya. Siz de kısmetinize ne düştüyse mecbur alıyorsunuz. Hayatın size sunduklarına teslim oluyor, ne gelirse kabul ediyorsunuz. Ben bu yalnızlıktan hoşlanmadım iade edeyim diyemiyorsunuz. Hayat iade kabul etmiyor. Emeğinizle bedelini ödüyorsunuz, ama  iade etmek için tekrar bir bedel ödemeniz gerek. Bazen böyle bir emek hayat literatüründe bulunmayabiliyor. Sizin keşfetmeniz ve keşfinizi hayatınıza kabul ettirmeniz gerekiyor.


    Her yaşta hayat başka ürünler dağıtıyor. Mesela 5 yaşındayken, size merak etmeyi öğretiyor. Her şeyi soruyorsunuz, bu sırada annenin satın aldığı duygu sabır olursa şanslısınız. O zaman hayal kırıklığıyla daha tanışmamış oluyorsunuz. Ama ebeveynlerden biri, sabırsızlıkla baş başa kalmışsa, başlıyorsunuz öfkeyle mücadele etmeye.


    Sonra seneler geçiyor, kumbaranızda öğrendiğiniz binlerce duygu birikmiş, ben her şeyi bilirim diyorsunuz, annenize de babanıza da  ihtiyacınız yok, o an en yakınlarınız sizin gibi hayatı çözmüş arkadaşlarınız. Bu yaşlar sizin henüz reşit olmadığınız yaşınız. Çözdüğünüzü sandığınız hayatınızın henüz çok başındasınız, daha hiçbir düğümle karşılaşmadınız.


    Sonra bir gün olan oluyor. Biri, hem de hiç beklemediğiniz biri sizi incitiyor. Kırılmayı öğreniyorsunuz, güveni, güvensizliği, ailenin önemini görüyorsunuz. Ben bunu hak etmedim ki diye isyan ediyorsunuz belki de.  Anneniz veya babanız işte o an size meşhur sözü söylüyor, hak etmedin doğru, ama “hayat bu”…


    En büyük üzüntüyü yaşadığınızı düşünürken, hayat size bir sürpriz yapıveriyor. Aşk ansızın kalbinizi çalıveriyor. Hiçbir konuda bu kadar acemi olmamıştınız. Kontrolsüzlükle tanışıyorsunuz. Kendinizi kontrol edemediğinizi görüyorsunuz, ama bu sizi yine de mutlu ediyor. Hayatın anlamı bu olmalı diyorsunuz. Meğer bildiğinizi sandıklarınız yanlışmış, meğer bir şeycik bilmiyormuşsunuz.


    İşte o an hayatın dağıtım listesine göre, aşkınız karşılıklı oluveriyor ve mutluluk katmer katmer artıyor. Hayatınızın insanıyla tanıştığınızı düşünüyorsunuz. İlk aşkınızın son aşkınız olmasını istiyorsunuz.


    Birden her şey ters düz oluyor ve hayatınızın aşkı hayatınızdan çıkıp gidiyor. Hayattan en büyük mutsuzluğu o an yaşadınız sanıyorsunuz.


    Yıllarca, hayatın size sunduklarıyla bir mutlu bir mutsuz oluyorsunuz. Gün geliyor, annenizin size söylediklerini siz de çocuklarınıza söylüyorsunuz. Ama çocuğunuz sizi dinlemeye hazır değil, hayatın ona sunacaklarıyla büyümeyi bekliyor. Daha elini ateşe tutacak ve eli yanacak. İçiniz acıyor. Bu duyguyu da bilmiyordunuz, daha öğrenecek çok şey var.


    Ve hayat bitmeye yakın size son kez göz kırpıyor, hasta yatağınızda neler yaşadığınızı düşünüyorsunuz. O an her şeyi gerektiği kadar  biliyorsunuz. Bir oyun gibiydi her şey, siz hayatınızın başrolündeydiniz ama sizin şekillendiremediğiniz o kadar çok şey oldu ki. “Hayat her şeye rağmen güzel” diyorsunuz. Bunu söyleyebiliyorsanız aslında hayattan en fazla aldığınız ne biliyor musunuz? Şans. Siz o şansa sahipken, binlerce kişi nelerle boğuşuyordu kim bilir. Şükrediyorsunuz.


    Aynaya bakıyorsunuz, hayatın size verdiği her hissin bir çizgisi var yüzünüzde. Gülümsüyorsunuz ve fark ediyorsunuz ki, hayat iz bırakmayı seviyor.

     www.gencyaklasim.com adresinden alınmıştır

    İlginç bir vazgeçirme yöntemi

    31/3/2007 · Kategori: hayata yon verenler

    İlginç bir vazgeçirme yöntemi

    Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk birkaç haftasını huzur içinde geçirir; ama sonra ders yılı başlar. Okulların açıldığı ilk gün dersten çıkan öğrenciler, yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak geçer giderler. Bu çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam buna bir son vermeye karar verir.

    Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapının önüne çıkar onları durdurur ve,
    "Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün bir dolar vereceğim" der.

    Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve şöyle der:

    "Çocuklar, enflasyon beni de etkilemeye başladı. Bundan böyle size sadece günde elli sent verebilirim…"

    Çocuklar pek hoşlanmazlar, ama yine devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları.

    "Bakın" der, "Henüz maaşımı almadım bu yüzden size günde ancak 25 sent verebilirim, tamam mı?"

    Çocuklar, "İmkansız bayım" der.

    "Günde 25 sent için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz.”

    Öfkeyi yenmede 4 metot

    31/3/2007 · Kategori: hayata yon verenler

    Öfkeyi yenmede '4 metot'
    AHMET ALTUN
    Allah Resûlü (sas) öfke konusunda bizlere bir takım yol ve yöntemler gösterir. İnsanın öfkesine hâkim olmasının yollarını öğretir. Gerçekte de birçok adlî vaka, bir anlık öfke patlamasıyla meydana gelir.

    Öfke, insanda fıtri olarak yaratılan, ancak aklî ve dinî terbiye ile kontrol altına alınabilen bir duygudur. Yerinde kullanılması halinde faydalı, aksi takdirde, fert ve toplum için bir musibettir. Kur’an-ı Kerim, öfkelerine hakim olmayı, müminlerin güzel sıfatlarından saymaktadır; “O takva sahipleri bollukta ve darlıkta harcayıp yedirenler, öfkelerini tutanlar, insanların kusurlarını bağışlayanlardır.” ( 3/ 134) buyurmuştur.

    Öfkelenmemeyi emreden Hz. Peygamber, öfkeye hakim olma yollarını da mucizevi bir şekilde göstermiştir. Buhari’nin rivayetine göre, bir adam, Resulullah’a gelerek, ‘Bana nasihat et’ der. Resulullah da ona, ‘Öfkelenme (kızma)!’ der ve bu ifadeyi birkaç defa tekrarlar. Taberani rivayetinde de, Ebu Derda, Resulullah’a ‘Bana, beni cennete götürecek bir amel söyle.’ dedim. O da bana, ‘Öfkelenme, dedi’ diye anlatır.

    Muhaddisler, ‘Rasulullah’ın ‘kızma!’ (öfkelenme!) sözlerinin, kızmayı, kızdırmayı doğuran sebeplerden kaçınma manasına geldiğini, yoksa fıtri olan kızmanın bizzat kendisi olmadığını ifade ediyorlar. İmam Gazali de, ‘İnsanlar içinde en akıllı olan, en az öfkelenendir.’ tespitini yapıyor.


    1. İSTİAZE İLE ALLAH’A SIĞINMAK:

    Öfke anında ‘Euzü billahi mineşşeytanirracim’ demek. Buhari ve Müslim’in rivayetine göre, iki kişi Resulullah’ın yanında birbirlerine kızıp bağrışıyorlardı, öfkede biri öyle ileri gitti ki, yüzü kıpkırmızı oldu. Bunu gören Allah Resulü, şöyle buyurdu: ‘Öyle bir söz biliyorum ki, eğer onu söylese ondaki bu öfke gidecektir’ o da ‘Euzu billahi mineşşeytanirracim’dir.


    2. SUSMAK:

    Resulullah, Müsned’de yer alan bir hadisinde de şu tavsiyede bulunuyor: “Öfkelendiğin zaman sus!” Ve bu sözü üç defa tekrarlıyor.

    Muhaddisler bu hadisi şöyle açıklıyorlar: Öfke anında akla Allah’ı getirmek, öfkeyi def etmede en etkili yoldur. Zira hakiki mümin, Allah’ın izni olmadan hiçbir şeyin meydana gelemeyeceğine, hiç kimsenin kendisine zarar veremeyeceğine, onun dışındaki bütün etkenlerin, birer araç ve sebep olduklarına inanır. Modern tıp da, öfkelenen kişiye düşünce alanını değiştirmeyi, o anda başka şeyleri akla getirmeyi, mesela, hiçbir söz söylemeden önce, birden otuza kadar sayı saymayı tavsiye edilmektedir. Bu yolla, öfkeyi artıracak bazı enzimlerin salgılanmasına engel teşkil edilmiş olunuyor. Muhataba hiç cevap vermeden susma, olayı muhakeme etme, neticeyi düşünme, zihinsel faaliyetlerde bulunma da tıbben öfkeyle baş etmenin yollarından biri olarak psikologlar tarafından tavsiye edilmektedir. İşte Allah Resulü, öfkelenen kişiye istiazeyi tavsiye ederek, on dört asır sonra keşfedilen psikolojik bir tedaviye işaret etmiştir.


    3. KONUMUNU DEĞİŞTİRME:

    Resulullah, bilimsel bir mucizeye on dört asır önce işaret etmektedir. Ebu Davud’un naklinde Allah Resulü şöyle buyurmaktadır: ‘Biriniz öfkelendiğinde, ayakta ise otursun, eğer bu durumda öfkesi geçmiyorsa uzansın.’ Modern tıp, aşırı bir şekilde öfkeye maruz kalan kimselere, muhataba, sözlü veya fiili bir tepki göstermeden önce, konumunu değiştirerek rahat bir konuma geçmeyi tavsiye etmektedir. Tıbben sabittir ki, insanda adrenalin hormonu, şeker eksikliği, stres, korku ve öfke durumlarında salgılanır. Bu hormonun artışı, kalp atışlarını da artırır ve oksijen tüketimi de bu nedenle artar. İşte öfke, bu hormonu artırarak, kalbin fazla çalışmasına ve dolayısıyla yüksek tansiyona yol açar. Bu nedenle doktorlar, şeker, yüksek tansiyon ve kalp hastalarına stres ve öfkeden kaçınmalarını tavsiye etmektedirler. Yine tıbben sabittir ki, adrenalin hormonunun kandaki miktarı, ayakta ve ilk beş dakikada, normalden iki üç kat artıyor, öfke ve stres durumlarında ise, bu artış katlanarak yüksek bir düzeye çıkıyor. Böylece, öfke ve ayakta olma faktörü birleşince, sağlık tehlikeye giriyor. Bu nedenle, Resulullah, öfkelenen kişiye, ayakta ise oturmayı, oturuyorsa uzanmayı, mucizevi bir şekilde tavsiye etmiştir.


    4. EL VE YÜZ YIKAMAK:

    Öfkelenen kişinin el ve yüzünü yıkaması veya duş alması, modern tıbbın en son tavsiyeleri arasında yer almaktadır. Zira bu durum sinir sistemini düzenliyor. Çünkü öfke, genel hararet ve sıkıntıdan kaynaklanıyor, su ise harareti ve sıkıntıyı hafifletiyor. Hz. Peygamber, ‘Öfke şeytandandır, Şeytan ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülür. Biriniz kızdığı zaman abdest alsın.’ buyurmaktadır.

    Sayı: 222
    Bölüm: Hayatın İçinden

    www.ailem.zaman.com.tr adresinden alınmıştır

    AİLELER KRİZ ANLARINDA NE YAPMALI

    31/3/2007 · Kategori: hayata yon verenler

    Aileler kriz anlarında ne yapmalı?
    SERDAR GÜLER
    Günlerden bir gün kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar. Ve yarış başlamış. Gerçekte, seyirciler arasında hiçbiri, yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş.

    Sadece şu sesler duyulabiliyormuş: “Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!” Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.

    Seyirciler bağırıyorlarmış: “Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!..” Sonunda, bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa, büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa, ona yaklaşmış ve sormuş, “Bu işi nasıl başardın?” diye.

    O anda farkına varmışlar ki, kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

    Hikayenin özeti şu: Gerçek mutluluk ve başarı için, evlilerden birinin sağır olması gerekir. Yani eşlerden birinin bazı şeyleri duymaması, diğer bazılarını da görmemesi gerekir. Eşlerden her birisi, her söze takılır, her hareketten rahatsızlığını açığa vurur ve olumsuz değerlendirirse çatışma kaçınılmaz olur. Eşlerin, birbirlerinde sürekli olumlu yönleri görmeleri ve dikkat nazarlarını olumlu yönlerin üzerine çekmeleri gerek. İnsanın fıtratında, olumsuzlukları büyütme ve iyilikleri unutma gibi hiç de hoş olmayan bir yön vardır. Tam tersi olursa bütün sorunlar bir bir tükenir. Bir evde yaşayan iki insandan birinin kadife ya da pamuk olması gerekir. İki fıtrat da kırılmaya hazır kıymetli kristal bardaklar gibi olursa, ilk ve küçük çarpışmalarda bile kırılmaları muhtemeldir. Ama eşlerden biri pamuk olursa ve bu durum bazı haftalarda, ay veya günlerde birbirlerine devredilirse, şiddetli çarpışmalar bile durdurulabilir. Böyle olunca da çarpışmalar yerine zamanla muhabbet ve kaynaşmalar artar.

    Muhtemel kırılmalar da en az zararla atlatılır. Boş kristaller kırılmadıkları gibi bardakların içleri de zamanla, bu anlamda sevgiyle dolmaya başlar. Bundan sonra bakış açısı, hep olumlu yönleri görmek olunca, bardakların sürekli dolu tarafı görülmeye başlanmış olur. Her aile mukaddes bir şirket gibidir ve bu amaçla kurulmalıdır. Şirketler, maddi krizlerle karşılaşınca iflas etmemek için bazı çareler ararlar. Akıllı ve ileriyi gören şirket yetkilileri, böyle bir duruma düşmemek için, işi baştan sıkı tutarlar. Onun için her gün bir kriz çıkacakmış gibi davranarak bir köşeye yatırım amaçlı bir şeyler atarlar. Her ortamda değer kaybetmeyecek bazı hayatî yatırımlar yaparlar. İşte aynen aile şirketinin iştirakçileri de öyle yapmalıdır.

    Aile sağlam manevi temeller üzerine oturmalıdır. Maddi temeller üzerine atılan temellerin, çürük olduğu ve eninde sonunda yokluğa mahkum olacağı bilinmelidir. Ama bu arada, her aile, hayat devam ederken, karşılaşacakları muhtemel kriz anlarında can havlleriyle yanlış şeyler yapmamak için, işi baştan sıkı tutup, kıyıya–köşeye bir şeyler atmalıdırlar. Manevi değerler üzerine kurulan ailelerin birlikteliği, öte dünya buudlu olduğu için, bu dünyada maddi ve manevi bütün engellemelere ve sıkıntılara rağmen, İlahi bir nefesle, çoklarınca anlaşılmadık bir şekilde, gittikçe gelişerek bir cennet ağacı gibi büyür. Bunun, bugün toplumumuzda binlerce örneği vardır. Birçok insan fakirdir; ama yürekleri zengindir. Fakir ama başkasını düşünen, îsar (din kardeşini kendine tercih etme) hasletini yaşatan yani başkası için yaşamayı hayatlarının esası haline getiren bu aileler şu anda her yerde örnek gösterilmektedir. Bu anlamda zengin olup da gerçek saadeti yakalayamamış pek çok ailenin varlığından da haberdarız ki, bunlar, birbirlerini aldatmakta ve ortaklık (maddi birliktelik) bittikten sonra ayrılmaktadırlar.

    www.ailem.zaman.com.tr adresinden alınmıştır


    outils webmaster
    Ногайская кухня Crimean cuisine , crimean tatar gastronomi , crimean tartar cooking KRIM kitchen , Крым Кухонный , Крым кухня , Крым камбуз Krim küche , tartar culinaire , krım cucina , Крымская кухня Кубэтэ/Кубете – блюдо крымчакской кухни Чебуреки - не такое уж экзотическое блюдо Каварма в Пироги чебурек Чебуреки "Крымские"