ZİYARETÇİ DEFTERİ

ANASAYFA
NAMAZ VAKİTLERİ
TV'de Bugün
Yararlı Linkler
  • KURAN MEALLERİ
  • Meyve ne zaman yenilmeli

    21/9/2008 · Kategori: mutfaktaki doktor

    Meyve Ne Zaman Yenilmeli?
    Unutma! En mükemmel yiyeceklerin başında meyve gelir. Çünkü meyve, vücuda en çok yararı olan ve sindirim için en az enerji gerektiren bir yiyecek türüdür. Beyin sadece glikoz ile çalışır. Meyvelerde bulunan meyve şekeri glikoza dönüşür ve bir çoğu da yüzde 90-95 su ihtiva eder. Bu da meyvelerin aynı zamanda hem beslenme, hem de temizleme görevi yaptığını gösterir.

    Meyve nimetinden gerekli faydayı sağlamak için nasıl yenmesi gerektiğini öğren. Buna göre, meyve daima aç karınla yenmelidir. Çünkü meyvelerin çok büyük bir kısmı ince bağırsakta sindirilir. Meyve yendikten birkaç dakika sonra ince bağırsaklara geçer ve şekerini orada bırakır. Fakat midede et, patates, nişasta gibi şeyler var ise, yani meyve yemekten sonra yenir ise, meyveler midede kalır ve mayalanmaya başlayarak rahatsızlık verir.

    ilginç bir bilgi paylaşayım istedim, mide ekşimesi hemen herkezin derdi zaman zaman belkide sebep budur.

    Ramazanda beslenme

    13/9/2008 · Kategori: mutfaktaki doktor

    İftar sofraları sağlığımıza uygun olmalı Ramazan’da nasıl beslenmeli?

    AYŞE MUTLU

     

    Geç kalmış bir yazı belkide ama daha ramazan yarı olmadı okuyunca özellikle hastalıklarla ilgili bölümleri ilginç geldi, kan şekerim düşmesin diye sahurda şekere yüklenmek tam tersine gündüz kan şekerinin düşmesine sebep oluyormuş, her oruçluya lazım buyrun okuyun

     

    Ramazan ayı kış mevsimine denk geldiği için oruçlu saatlerimiz daha azdır. Bu yüzden metabolizmamızda çok büyük değişiklikler meydana gelmez.

    Bu ay boyunca her zamanki normal yeme düzenini değiştirmeden, mümkün olduğu kadar hızlı sindirilen yiyeceklere göre lif ihtiva eden ve yavaş sindirilen gıdaları tüketmek oruç tutmayı kolaylaştırır. Çünkü yavaş sindirilen besinler 8 saatte sindirilirken, hızla sindirilen gıdaların sindirimi 3-4 saate düşer. Lifli gıdalara hububat, yulaf, irmik, fasulye, mercimek ve kabuklu pirinci örnek gösterebiliriz. Bu besinlerin sindirimi yavaştır. Böylece karnımız iftara doğru daha az acıkır. Hızlı sindirilenler ise beyaz un ve şeker ihtiva eden besinlerdir. Bu besinler çabuk yakılarak iftarı daha aç bir şekilde beklememize sebep olur. Orucun fizyolojik etkileri kan şekeri düşüklüğü, kolesterol düşüklüğü, büyük kan basıncındaki düşüklüktür. Müslüman ve Müslüman olmayan bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre oruçlularda pek çok tıbbî hastalıkta iyileşme gözlenirken, oruç tutmakla herhangi bir hastalığın kötüleştiğine dair bulgu tespit edilmedi. Ayrıca oruç tutan insanlarda önemli psikolojik değişiklikler de gözlenir. Oruçlu insan daha sakindir. Nefsine hakimiyet duygusunun verdiği özgüvenle kendisiyle daha barışıktır. Bireylerdeki bu hava topluma da yansır. Ramazan ayında suç oranları düşer. Bunda, yılda on bir ay içki içen şahısların bile Ramazan ayı boyunca da olsa alkol almaktan vazgeçmesinin rolü büyüktür.

    İftarda hafif yemekler yiyin
    Orucun detoksikan, yani toksinlerden temizleyici etkisi olduğu biliniyor. Oruç tutan insanlar, belirli bir şekilde beslendikleri için, organizma 1 ay boyunca dinleniyor. Bir anlamda sağlığına kavuşuyor. Oruç tutan insanların dikkat edecekleri birkaç nokta var. En önemlisi, iftarda ve sahurda birdenbire ve çok fazla yemekle mideyi doldurmamak. Ani mide gerginliği, hem tansiyon yükselmesine hem de nörolojik hormonların hızlı salgılanmasına yol açar. Az ve sık aralıklarla yemek en idealidir.  Yemeklerin seçiminde ise, çok yağlı, çok tuzlu ve aşırı tatlı gıdalardan kaçınmak gerekir. Bunların yerine hazmı kolay, mide bağırsak sisteminde uzun süre kalacak lifli ve selülozlu yiyecek tercih edilmeli. Maddi imkanlar el verdiğince iftar sofraları zeytin, hurma, çorba, sebze yemeği, meyve ve tatlıyla donatılır. Ağır tatlılar, reçeller, pastırma, sucuk, zeytin gibi tuzlu gıdalar, 12 saat aç kalmış bir mideye ağır gelir. İftar sofrasında tadımlık türden yiyecekler olmalı. En iyisi hafif bir çorba, bir sebze yemeği, etli de olabilir; ama fazla yağlı olmamalı. Mutlaka yoğurt ve meyve tüketilmeli. İftarda yemeğe başlangıç için beyne doygunluk hissi veren çorba çok uygun bir yiyecektir. Ramazan aynı zamanda çeşit çeşit tatlıların sofralarda mutlaka yerini aldığı bir zamandır; ama çok ağır ve yağda kızartılmış tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edilmeli. İftarda yenen ağır yemekler yağa dönüşür İftardan sonra az az ve sık yenilmeli. İftardan sahura kadar geçen vakitte bir öğün eklenip hafif gıdalar alınabilir. Gece metabolizma hızı düştüğü için iftarda yenen ağır yemeklerin çoğunun yağa dönüşme ihtimali yüksektir. İftara peynir, zeytin gibi basit yiyeceklerle başlanması, normal yemeğe ise saat 20.00-21.00 sıralarında geçilmesi daha iyi olur. Normal bir insanın günlük su ihtiyacı 2-2,5 litredir. O nedenle mümkün olduğu kadar 6-8 bardak kadar su, gece boyunca mutlaka tüketilmeli. Bunun yanında meyve suyu, ayran gibi sıvı içecekler de alınabilir. Bir diğer önemli konu ise, iftardan sonra ve dolu mideyle kılınan teravih namazı. 20 rekatlık bu namazı kılanlar için hayati tehlike söz konusu olabiliyor. Benim tavsiyem, oruç tutanların, yiyeceklerinin bir kısmını teravih namazından sonraya bırakmaları.

    Oruçluların karşılaştığı
    sağlık sorunları

    KABIZLIK:
    Aşırı rafine gıda alan, az su içen ya da lifsiz beslenen oruçlularda görülebilir. Kabızlık nedeniyle hemoroid ve karın şişmesi de oluşabilir. Önlem olarak çikolata, pasta gibi rafine gıdalardan sakınılmalı, su içmeyi artırmalı ve lifli gıdalar alınmalı.

    TANSİYON DÜŞMESİ:
    Öğleden sonraları oruçlu insanlarda tansiyon düşmesi olabilir. Az sıvı alınması ve tuzsuz yenmesi tansiyon düşmesini artırabilir.

    BAŞ AĞRISI:
    Özellikle iftara doğru baş ağrısı görülebilir. Eğer düşük kan basıncı ile birlikteyse baş ağrısı ciddi olabilir ve iftar öncesi kusma yapabilir.

    KAN ŞEKERİNİN DÜŞMESİ:
    Halsizlik, titreme, kötü konsantrasyon, fiziksel aktivite yapamama, baş ağrısı, çarpıntı, kan şekeri düşmesinin sonuçlarıdır. Sahurda aşırı şekerli yemek ensülin salınımını artırarak gün içinde kan şekeri düşmesine sebep olabilir.

    MİDE YANMASI,
    ONİKİPARMAKBAĞIRSAĞI ÜLSERİ:
    Ramazan’da boş midede oluşan asit salgısının artması mide hastalıklarını ortaya çıkarabilir. Kahve, kola ve acılı yemekler de mide hastalarına olumsuz etkide bulunur. Özellikle mide şikayeti olanlar doktoruna danışarak oruç tutmalıdır. 

    Sahura mutlaka kalkın
    Sahura kalkmak yerine gece yiyip yatmak hiç doğru değil. Sahurda da mutlaka su içilmeli ve sıvı alımına dikkat edilmeli. Yiyecek olarak da çorba tarzı, az yağlı yapılmış sebze, zeytinyağlı yemekler veya hafif kahvaltılardan biri seçilebilir. Pilav veya hoşaf doğru bir tercih değildir. Kan şekerinin düşmesini önlediği için de mutlaka ekmek yenmeli.

    Ramazan ayında
    kısıtlanması gereken durumlar
    Kızartmalar ve yağlı yiyecekler
    Çok şekerli yiyecekler
    Sahurda aşırı yemek yeme
    Sahurda çok çay içme (Çay daha fazla idrar oluşturur ve bazı değerli minerallerin idrarla kaybına yol açar).
    Sigara içmek
    İftarda aşırı yemek yeme (İftarda az miktarda karın doyurulduktan sonra yatmadan 1 saat önce meyve suları, yoğurt veya daha hafif yiyecekler alınması uygun olur).

    Hurma,
    badem ve muz
    Şeker, fibrin, karbonhidrat, potasyum ve magnezyum kaynağı hurma; protein ve fibrinden zengin badem ve yine potasyum, magnezyum ve karbonhidrattan zengin muz, Ramazan’da yenmesi tavsiye edilen besinlerdir. Ayrıca, iftar ve sahur arasında mümkün olduğu kadar sıvı ve meyve suları içilmelidir. Böylece vücudun su ve elektrolit dengesi muhafaza edilmiş olur.

    Şeker hastaları doktora
    danışmadan oruç tutmamalı

    Türkiye’de sayıları 2,5 milyonu bulan şeker hastaları için Ramazan ayının özellikle dikkat isteyen ayrı bir boyutu var. Ensülin bağımlısı olan şeker hastaları, sürekli diyet ve egzersiz isteyen bir yaşam sürdürüyorlar. Oruç tutmak sağlıklı insanın metabolik dengesini değiştirmez. Şeker hastaları için ise oruç tutmak sakıncalı olabilir. Ensülin bağımlısı bir diyabetik, enjeksiyondan 30 dakika sonra bir şeyler yemek zorundadır. Yapılan ensülinin günlük dozuna göre en az 5-6 öğün yemesi şart. Bunu yapmazlarsa, şeker düşüklüğü sonucu hayati tehlike söz konusu olabilir, oruç zorunlu olarak bozulur. Şeker hastalarının diyetleri, ‘çok öğünlü yemek’ esasına dayanır. Özellikle şeker hastalarına oruç kesinlikle tavsiye edilmemeli. Şeker hastalığı olup olmadığını bilmeyenler, tok karnına şeker tahlili yaptırmalı.

    Oruç, bir kilo verme yöntemi değildir

    Oruç tutmak, sağlıklı insanlar için farzdır. Kesinlikle kilo verme yöntemi değildir. Zayıflamak için diyet yapan insan, Ramazan ayında da devam eder, ama kilo vermek için oruç tutan insanların kilo veremedikleri biliniyor. Hareket azaldığı için kilo vermeleri de zorlaşıyor. Aç kalarak yaptığımız tek şey, metabolizmayı zayıflatmaktır. Bu da tam tersi, zayıflamayı zorlaştırır. Oruç tutup zayıflamak isteyenler çok ağır beslenmesinler. Bir iftar yemeği en az yarım saat sürmeli ve aşırı yükleme önlenmeli. Çünkü, mideyle beyin arasında, tokluk hissi veren bilgi alışverişi 20 dakikada gerçekleşiyor. Ağır yemenin faydası burada. Kesinlikle yiyeceklere saldırmayın. İftardan birkaç saat sonra meyve yenebilir. İftarda kahvaltılık yendiyse, birkaç saat sonra ana yemek alınabilir.

    ÖNERİLER

    İftar ve sahur arasında bol su içilmeli. Mümkünse çay ve kahve, yemeklerden yarım saat sonra içilmeli; açık ve şekersiz olmasına dikkat edilmeli. Sahura kalkmak ihmal edilmemelidir. En azından gece geç saatte bir şeyler yenilmeli. Yemekler iyi hazmetmek için sakin sakin yenmeli. Stres, sindirimin bir numaralı düşmanıdır. Yemek yerken işinize ara verin. Tartışmaktan ya da işleri düşünmekten kaçının. Sindirim ağızdan başlar. Yediklerinizin iyi hazmedilmesi için öncelikle ağızda iyi çiğnenmesi gerekir. Lokmaları iyice öğütünceye kadar çiğneyin. Lokmaları iyi çiğnemek yeterince tokluk duygusu vereceğinden, daha az yemek yemenizi sağlar. (Yemek yerken konuşmamaya çalışın. Hava yutmak, mide ve bağırsaklarda gaz oluşmasına neden olur). Böylece yemek sonrası mide rahatsızlıklarından da kurtarır. Yemek yerken dik oturun. Rahat bir şekilde oturun; sırtınız dik olsun, bacak bacak üstüne atmayın. Böylece sindirim sisteminin daha rahat çalışmasını ve iyi hazmetmesini sağlarsınız.

     

     

    Sahur ve iftar yemeklerine dikkat!

    Ağır yemekler kalp krizini tetikliyor
    Bol kalorili hamur işleri ile iftar davetlerinde sunulan çeşit çeşit yemekler ve bol şuruplu tatlıların yenmesi, oruç tutarken kilo alınmasına sebep oluyor. Ancak, gün içinde enerji ve su gerekeceği için serin bir hoşaf sahur için ideal olabilir. Yine iftarda fazla serin olmayan bir hoşafla başlanabilir. Çünkü günün sıcağıyla düşen kan şekerini takviye etmek gerekir. Aksi halde ağır yemekle başlamak, dayanılmaz baş ağrılarına sebep olabilir.

    İftarda yemek süresi toplam 45-50 dakika olmalıdır. Yemekler az ve yavaş yenmeli, iftar mutlaka çorba ya da hoşafla açılmalı. Çorba ve ekmeğinizi yedikten sonra biraz dinlenmeli ve 10-15 dakika ara ile bol su içilmeli. Kalp, damar, tansiyon problemi olan insanlar mümkünse sebze yemeklerine ağırlık vermeli, taze fasulye, ıspanak, ısırganotu, patlıcan, semizotu vb gibi az yağlı yemekleri tercih etmelidir.

    İftar sofralarının vazgeçilmez parçası olan tatlılar ise yemekten iki saat sonra yenmeli. Sahurda da yağlı yemekler ve börekler yerine bol otlu yağsız gözlemelerin tercih edilmesi gerekiyor. Sahurda yenen şeyler ağır olmamalı. Gün içinde insan açlığa bir şekilde dayanabiliyor; ama susuzluğa dayanmak daha zor oluyor. Bu yüzden hazım sırasında yanma yapacak ve bizi rahatsız edecek yiyeceklerden sahurda kaçınalım. Kahvaltılıklar, patates haşlama, gözleme, salatayla yenecek makarna ve komposto sahur için ideal menüyü oluşturur.

    Şeker hastalarına özel Ramazan tavsiyeleri İşte şeker hastalarına özel iftar ve sahur mönüleri...  Diyabet, yani şeker hastalığının Ramazan`da oruç tutmaya engel olup olmadığı pek çok
    okuyumuz tarafından soruluyor. Bu sorunun yanıtına şeker hastalığının günümüzde en çok rastlanan ve insana en çok zarar veren tehlikeli birkaç hastalıktan biri olduğunu
    hatırlatarak başlayalım. Diyabet, pankreasın ürettiği insülinin etkisizliği veya yetersizliği sonucu kan şekerinin yükselmesi halidir ve 2 tiptir.

    TİP 1 DİYABET

    Tip 1 diyabet pankreas hücrelerinde insülin yapımının durmuş ya da çok azalmış olduğuna bağlı diyabet (şeker hastalığı) türüdür.
    İnsülin salınımı olmadığı için dışardan insülin alınması gerekir. Çocuklarda veya gençlerde yani
    erken dönemlerde görülen diyabet türüdür.

    TİP 2 DİYABET

    Tip 2 diyabet; İnsülin seviyesine bağlı değildir pankreas normal veya normale yakın insülin
    üretimini ileri yaşlara kadar sürdürür, fakat fazla kilolu olma durumu gibi nedenlerden ötürü
    insülin, şekeri hücrelerin içerisine sokma etkisi görevini istenilen ölçüde gösteremez ve kan şekeri
    yükselir. Genelde 35 -40 lı yaşlardan sonra oluşur.

    İnsülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere
    giremez. Böylelikle, hücreler şekersizlik çekerken, kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar.
    Kanda şekerin çok artması, zehir etkisi yaratır ve vücudun tüm hücrelerini tahrip eder.

    DiYABET TANISI NASIL KONUR?

    Diyabette tanı 12 saatlik açlıktan sonra tekrarlanan ölçümlerde kan şekerinin 126`dan yüksek
    çıkması halinde konur.
    Veya OGTT denilen oral glikoz tolerans testi veya şeker yükleme testinde testten 2 saat
    sonra kan şekerinin 200mg`dl veya üzerinde çıkması ile anlaşılır.

    GİZLİ ŞEKER

     Aslında belirgin şeker hastalığı olmayan ama bir süre sonra gerçek şeker hastalığı gelişecek kimselerdir. Bu insanlar
    genelde kiloludurlar ve yeme alışkanlıkları bozuktur.

    Eğer zamanında şeker hastalığı gelişmeden önce teşhis edilir ve fazla kiloları verdirilirse
    şeker hastalığının gelişme riski oldukça düşer.

    Gizli şeker tanısında bireylere 75 gr. şeker içirilir ve eğer kan şekeri iki saat sonra
    yapılan ölçümde 140-199 arasında çıkarsa bu gizli şeker olarak kabul edilir.

    Düzgün bir beslenme alışkanlığı ile beraber yürüme ve benzeri tarzda düzenli yapılacak
    egzersizler, gizli şekerli bireylerin diyabet hastalığına geçişini büyük ölçüde engeller.

    RAMAZAN`DA GİZLİ ŞEKER BELİRTİLERİ ORTAYA ÇIKABİLİR!

    Ramazanda gizli şeker özellikle önem taşıyabilmektedir. Bunun sebebi iftarlarda aşırı şekerli
    gıdaların tüketilmesi sonucunda iftardan birkaç saat sonra aşırı uyuklama belirtileri görülebilir ve bu
    durum bireylerin kendilerinde gizli şeker olduğu konusunda onlara önemli bir ipucu olabilir.

    Bu durumda yapılması gereken konuyla ilgili bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.

    Diyabetin belirtileri:

    Kilo kaybı

    Enfeksiyonlara eğilim ve yaraların

    çabuk iyileşememesi

    İştah artışı ve çok yeme

    Sık idrara çıkma

    Çok su içme ve susama

    DİYABETLİLER NASIL BESLENMELİ

    İFTAR ÖĞÜNÜNÜ İKİYE BÖLÜN

    İftara önce çorba ile başlayıp hafif bir kahvaltılıkla sürdürülebilir ve mümkünse iftar öğünün kalan kısmı bir iki saat
    sonraya ertelenmelidir. Bu iftar öğününün ikiye bölünmesi anlamına gelir.

    RAFİNE GIDALARDAN UZAK DURUN

    Rafine gıdalar yerine işlenmemiş ürünler tercih edilmelidir. Pirinç pilavı yerine esmer pirinç veya
    bulgur pilavı beyaz makarna yerine kepekli makarna, beyaz ekmek yerine tam kepekli ekmek çavdar ekmeği
    veya yulaf ekmeği tercih edilmelidir.

    HANGİ MEYVE

    Meyve olarak glisemik indeksi düşük veya orta dereceli meyveler tercih edilmelidir.
    Karpuz üzüm incir, muz gibi yüksek glisemik indeksli meyeler yerine ELMA, ARMUT, ŞEFTALİ, MANDALİNA,
    ERİK gibi meyveler tercih edilmelidir.

    Örneğin sahurda alınacak bir yeşil elma diyabet hastaları için idealdir.

    BAKLAGİLLERDE DURUM

    Kurufasulye,mercimek, nohut,bezelye,barbunya gibi kurubaklagiller yukarıda bahsettiğimiz
    ikiye bölünmüş iftar yemeğinde, çorba ve kahvaltılıklardan bir iki saat sonra yenecek ideal besinlerdir.

    ET VE BALIK
    Şeker hastalarında et ve balıktaki kısıtlama kriteri kalp ve damar sağlığı açısından fazla yağlı ve kolesterolü
    yüksek etlerden ve sakatatlardan mümkün olduğunca uzak durulması gerektiğidir.
    Zira, diyabet hastalığının damarlar üzerinde yapacağı tahribat etkisine yüksek kolesterol ve yağlı besinlerin
    yapacağı etkinin eklenmesinden kaçınılmış olunur.

    Dr. İsmail Ağar

    SALGAM

    30/5/2008 · Kategori: mutfaktaki doktor

     

    Diğer İsimleri : Turp Lahanası, Brassica rapa, Brassica napus, Turnip, Navet

    Botanik Bilgi : Turpgiler familyasındandır. 50-120 cm. kadar boylanabilen ve ülkemizde de yetiştirilen bitkinin birinci yılında kökü ve toprak üstü yeşil kısımları; ikinci yılında çiçek sapı, çiçekleri ve tohumları oluşur.Bitkinin sebze olarak değerlendirilen bölümü, şişkin kökleridir. Basık, yuvarlağımsı ya da uzun silindirik biçimlerde olan kökün sertçe etinin rengi beyaz ya da mavimtıraktır. Ama, kökün toprak yüzeyine yakın kısmı kırmızı, mor, beyaz, sarı veya yeşil renklerde olabilir. Bitkinin oval biçimli yaprakları yeşil renkli, yaprak kenarları düz ya da testere gibi dişlidir.Şalgamın çiçek sapları 50-120 cm. kadar uzar. Erselik özellikli çiçekleri, parlak sarı ve bazen beyaz renkte olur. Tohumları lahananınkilere çok benzediğinden, satın alırken aldanmamaya dikkat edilmelidir. Şalgam, günümüzde hem insanlar hem de hayvanlar için üretilmektedir. İnsan yiyeceği olarak yetiştirilenleri yumuşak etli, hayvan yemi olanları ise sert etlidir. Şalgam, bazı çorba ve soslara katılır, yemeklerde garnitür olarak kullanılır. Bazı yörelerimizde suyu sevilerek içilir.

    Bilinen Bileşimi : Terkibinde; B,C vitaminleri, kalsiyum, potasyum, demir içerir.

    Faydaları

    Zengin potasyum içeriğiyle yüksek tansiyonu düşürmektedir.

    Vücudun hastalıklara karşı direncini artırır.

    İdrar söktürür. Böbrek kumu ve taşının düşürülmesine yardımcı olur. 

    Akciğerleri ve bronşları temizler, vücuda rahatlık verir.

    Romatizma ve nikriste faydalıdır.

    Mafsal şişliklerini indirir, şikayetleri giderir.

    Abse, dolama, kan çıbanı ve donmalarda kullanılır.

    Ergenlik sivilcesi ve egzama gibi cilt hastalıklarında faydalıdır.

    Göğsü yumuşatır.Boğaz iltihaplarını giderir.

    Nekahat devresini kısaltır.

    Kabızlığı giderir.

    Şeker hastalarının susuzluğunu giderir.

    Kullanım Şekli : Şalgamın yaprakları ince kıyılarak salata şeklinde yenilebilir ya da şalgam suyu şeklinde hazırlanıp kullanılmaktadır.    

    ŞALGAM
    Şalgamın taş ve kum döktüğünü, bronşları boşalttığını, bol idrar söktürdüğünü ve pekliği giderdiğini söyleyen uzmanlar, şalgamın yaprakları ince kıyılarak salata şeklinde yenirse yukarıdaki hastalıklara iyi geldiğini bildiriyor. Uzmanlar, şeker hastalarının da şalgam yiyebileceğini vurguluyor ve şalgam ne kadar çiğ yenirse o kadar faydalı olduğunu hatırlatıyor.
    Şalgam yaprağı az suda kaynatılıp suyu ile cilt pansuman yapılır.cilt temizler
    SALGAM SUYU:

    Ve iste faydalari:

    Vitamin ve mineral miktarları yüksek olan bu hammaddelerden yapılan şalgam suyunun insan sağlığı için şüphesiz pek çok faydaları vardır.
    – İştahı açar,–
    Laktik asit içerir,sindirimi kolaylaştırır.
    – B grubu vitaminleri içerir,sinirleri yatıştırır.
    – Mide ve karaciğere faydalıdır, –
    Kalsiyum,potasyum ve demir içerir,kemik ve dişleri kuvvetlendirir.–
    Afrodizyak özelliği vardır.
    – 100 gramında 20 kalori olan şalgam,A–B–C vitamini içerir.
    Kalp,damar ve göz sağlığı için faydalıdır.– Vücuttaki toksinleri atmak,kolesterolden uzaklaşmak,stresten kurtulmak için bolca yenip,suyu içilir.
    – İdrar söktürücü,romatizma,nikris ağrılarına,mafsal şişliklerine,böbrek kumu ve taşının dümsine,apse,dolama,kan çıbanı,donma,ergenlik sivilceleri,egzama,göğsü yumuşatıcı,akciğer ve bronşları temizler,boğaz iltihabına,pekliğe,şeker hastalarına verilir.
    – Toksinleri atmaya yarayan,süt asidi,fosfor,kalsiyum,potasyum,stresi önleyip sinirleri yatıştır.– Şeker ve vitamin yönünden çok zengin olan şalgam arsenik, kalsiyum ve madeni tuzlar içerir.
    -Kansızlık için ideal bir ilaç

    – Vücutta şişliklerin üstüne konduğu gibi, el ve ayağı donanlara haşlanıp lapası sürülür.
    – Haşlanan suyu ile saçlar yıkandığında beyazlaşmayı önler.
    – Kökünün haşlanıp içilmesi sindirim güçlüğünü giderir. Nikris hastalığına iyi gelir.
    – Akciğer ve bronşları temizleyen şalgam, pekliği giderdiği gibi bazı cilt hastalıklarında da merhem gibi kullanılır.
    – Yaşlıların ayak üşümelerini gidermek için; kalın, etlice soyulmuş,2 şalgam kabuğu, 1 çay bardağı ısırgan otu ile 1 litre suda haşlanıp haftada 2 gün ayaklar bu suyla yıkanır.

    salgam yapraginda A ve E vitamini salgamda A vitamini varmis
      
    salgamin fazlasinin guatr yapacagi yaziyor


    bitkilerin anavatanı

    3/10/2007 · Kategori: mutfaktaki doktor

     ARAŞTIRMACI GÖZÜYLE BİTKİLERİN ANADOLU SERÜVENİ

    A. Nedim Nazlıcan

    Sofralarımıza misafir olan gıda ürünleriyle öylesine içli dışlı olmuşuzdur ki; sanki insanlık tarihi var olalı beri hepsi birer mutfak demirbaşıymış diye düşünürüz çoğu kere. Pek çok insan bilmez ki, bugün market rafları ya da pazarcı tablalarına elimizi uzatarak kolayca sahiplendiğimiz bitkisel ürünlerin büyük bir kısmını görememiş, tadamamış nice şanssız kuşak vardı geçmişte.

    Atalarımızın yüzyıllar boyu birkaç basit gıda ürününe mahkum kaldığını öğrenmek, şükretmeyi unutan kuşaklar için fazla bir önem taşımasa da, geçmişe meraklı insanlar için epeyce duygulandırıcı bir konu olsa gerek. Havva ananın verdiği yasak elmayı yedi diye cennetten kovulan Adem babamızın hikayesi elmanın ne kadar eski bir meyve olduğunu ispatlar belki ama her bitki o kadar uzun boylu bir tarihi birikime sahip değildir şüphesiz. Daha dün denilebilecek yakınlıkta piyasalara düşmüşleri de vardır mutlaka. İşte bu yazı; eskisi veya yenisiyle, yaşam kaynaklarımız olan bitkilerin Anadolu'daki varoluş ve yayılış macerasının bir özeti olacaktır.

    Dünya'nın oluşumuyla ilgilenen bilim adamlarının iddialarına göre; yerkürenin meydana gelişi 5 milyar yıl, hava ve suya kavuşarak üzerinde yaşanılacak hale gelişi ise 4 milyar yıl önceye denk gelmektedir. İlk insanın türeyişi 14 milyon yıl öncesine giderken, bugünkü gelişmiş insan ırkı ise 50 bin yıllık bir tarihe dayanmaktaymış. Ateşi bulan insanoğlunun, etin lezzetini arttırdıktan sonra yeni tatlar arama ve beslenme adına, belki hayvanları da taklit ederek bitkiler dünyasına adım atışı, oldukça uzun zamanlar öncesine dayanmaktaysa da; yerleşik hayata geçmeleri ve hayvanları ehlileştirip, bitkileri kültüre alma çabaları çok daha yeni bir döneme, ancak binlerle ifade edilen kısa bir zaman dilimine denk düşüyor.

    Arkeolojik araştırmalarda elde edilen verilere göre; tarımsal faaliyetlerin geçmişi, günümüzden 10 bin yıl öncesine kadar uzanmakta. Fırat ve Dicle havzasındaki bereketli topraklar, ilk çiftçilik uğraşısının başladığı yerlerdir. Avcılıkla geçinen ilk insanlardan bu yana, zaman içerisinde çeşitlenen beslenme biçimlerine bitkiler de katılınca, tahıllardan sebze ve meyvelere uzanan bir bitki zenginliği insanoğlunun kullanımına açılmış olur. Artan nüfus ve doğadaki değişiklikler de yerleşik tarıma geçişi hızlandıran zorunluluklar olmuş olabilir.

    Anadolu' nun değişik bölgelerinde bulunan oldukça eski yerleşim yeri kalıntılarından elde edilen bulgular, günümüze kadar bozulmadan gelen birçok bitki tohumunun varlığından, yöre insanlarının tarımsal faaliyetlerini ve beslenme biçimlerini bizlere aktaran deliller olmaktadır. Örneğin; Güneydoğu Anadolu' daki Çayönü kalıntılarında, bazı yabani buğday formlarına ait tohum örneklerine rastlanmıştır. İlk kültüre alınan bitki grubu olan tahıllar için de Anadolu bir gen merkezidir zaten. Başlangıçta taneler çiğ olarak yenir ya da hamur haline getirilen tahıllar, kızgın taşların üstünde pişirilerek ekmek yapılırmış. M.Ö: 35004000 yıllarında Mısır ve İsviçre'de ekmek yapımının bilindiğine dair kabartma duvar resimleri bulunmuştur.

    Yabancı araştırmacıların da fikir birliği içinde oldukları üzere; buğday, arpa, yonca, soğan, sarımsak, üzüm, lahana, havuç, bezelye ve armut gibi bitkilerin anavatanı gerçekten de Anadolu' dur. Kıymetini bir türlü bilemesek ve hakkını tam anlamıyla veremesek bile, koca yerküre üzerinde yaşamaya uygun böylesine zenginliklerle dolu bir toprak parçası da çok fazla sayıda değil belki. Büyük bir kısmını kesip yakarak yok ettiğimiz ormanlarımızın azalışına rağmen; Amerika, Afrika ve Avustralya kıtaları gibi çok büyük yüzölçümlerine sahip kara parçalarıyla kıyaslanabilecek zenginlikteki bitki çeşitliliğine sahip bir coğrafyada yaşadığımızın daha fazla bilincine varmamız gerekiyor aslında.

    Ülkemizin ayrıca, tüm Avrupa kıtası toplamı kadar bitki türüne ev sahipliği yaptığını ve sadece bir ülkeye ya da bir bölgeye has türler anlamında kullanılan endemik bitki türleri bakımından da Avrupa kıtası toplamından daha fazla ( yaklaşık 3 000 tür ) bitki türüne sahip olduğunu bilmek elimizin altındaki toprakların değerini daha iyi anlatmaktadır.

    Tarımsal faaliyetlere girişen insanoğlu, öncelikle sığır, köpek ve koyunu evcilleştirmiş, aynı dönemde buğday, arpa, pamuk ve mısır gibi ürünleri yabani hayattan kurtarıp düzenli biçimde ekerek kültüre almıştır. Yerküre üzerinde doğal olarak yetişen yüz binlerce bitki türünden 3 bin kadarı insanlarca tercih edilmiş ve bunlardan da ancak 150 bitki türü yoğun olarak ekilip biçilmiştir.

    Önemli bitki türlerinin ülkemize giriş dönemleri ve yayılışlarıyla ilgili kısa bir araştırma yapıldığında, insanı şaşırtan gerçeklerle karşılaşmak mümkün. Tahmin edilebileceği gibi, tahıllar insanoğlunun ilk göz ağrısı bitki türleri olmuş. Ülkemize ait ilk istatistiklerde de bu durum açıkça görülmektedir. 1927 yılı rakamlarına göre; 4.3 milyon hektarlık ekim alanlarımızın % 90'ı tahıllardan oluşmaktaydı.

    Tahıllar içinde de başı arpa çekmiş. Anadolu'nun en eski kültür bitkisi olan arpa, Ön Asya, Mısır ve Türkmenistan için de oldukça eski bir tarihi geçmişe sahiptir. Sonra buğday kültüre alınmış ve besinlerin kralı olarak ekmek üretiminde kullanılmaya başlandığından bu yana da tacını ve önemini hiçbir ürüne terk etmemiştir. Bugün için bile, vazgeçilmezler listesinin ilk sırasında yer alan buğday bitkisinin Anadolu, Suriye ve İran'ı içine alan bölgede ilk kez ortaya çıktığı, Anadolu' nun doğusunda doğal olarak yetişen bir çok yabani buğday formlarının tespit edilişi, bu coğrafyanın buğdayın gen merkezi olduğuna dair kesin bir delil oluşturmaktadır. Bölgedeki arkeolojik kazılarda, M.Ö: 40005000 yıllarına ait olduğu belirtilen buğday tanesi kalıntılarına rastlanılması, buğday tarımının geçmişi hakkında iyi bir fikir vermektedir. 1927 yılı tarım sayımında 2.2 milyon hektarlık ekim alanından 1.3 milyon ton buğday üretildiği belirlenmişken, günümüzde 9 milyon hektarı aşan bir ekim alanından 1820 milyon tonluk üretim söz konusudur.

    Yulaf nispeten yeni bir üründür. Günümüzden 2500 yıl öncesine kadar gider tarihçesi ve anavatanı yine Anadolu' dur. Çavdar' ın anavatanı da Anadolu ve Orta Asya' dır. 2000 yıl önce kültüre alındığı sanılan çavdarın Avrupa'ya yayılışı da topraklarımız üzerinden olmuştur. Bütün bu tarihi gerçekler de göstermektedir ki; öyle batılılar gibi ekmeğe uzaktan bakar gibi durmak yerine, bir oturuşta yarım ekmeği mideye indirme alışkanlığımızın temelinde, memleketlimiz olan tahıllara duyduğumuz tarihi bağların büyük etkisi var olsa gerek.

    Mısır yeni Dünya'ya ait bir ürün. Meksika ve Orta Amerika'da günümüzden 45 bin yıl öncesinde ortaya çıktığı ve 1492'de Amerika'nın keşfinden sonra da diğer kıtalara yayıldığı bilinmektedir. Aynı dönemde, ülkemize de Mısır üzerinden girdiği için, bu ülkenin adını alarak tanınmıştır. Dünyanın en fazla ekilen 34 bitkisinden birisi olan mısırın insan ve özellikle hayvan beslenmesindeki önemi nedeniyle, ülkemizde de son yıllarda giderek artan bir üretimi söz konusudur. 1927'deki 130 bin tonluk üretime karşılık, bugün 2.3 milyon tonluk üretim seviyesine ulaşılmıştır.

    Tanelerini pirinç adıyla tanıdığımız çeltik bitkisi ise, M.Ö: 3000 yıllarından beri Hindistan ve Çin'de yetiştirilen, bizdeki buğdayın ağırlığı gibi, o ülke insanlarının ana besin kaynağını oluşturan bir üründür. Ülkemize girişinin 5 asır kadar önce, Suriye ve İran üzerinden olduğu ileri sürülmektedir.

    Yemeklik tane baklagillerden fasulyenin anavatanı Güney Amerika olup, ülkemize girişi 200 yıllık bir tarihi geçmişe sahiptir. Nohut bitkisinin gen merkezi Güney batı Asya ve Akdeniz bölgeleridir. Ülkemizin de içinde bulunduğu bu yörelerde, M.Ö: 3000 yıllarına ait kalıntılarda bile nohut tanelerine rastlanılması, tarımının eskiliğine kanıt oluşturmaktadır. Mercimek ise; M.Ö: 70008000 yıllarına kadar uzanan izlerden anlaşıldığı üzere, ilk olarak Ortadoğu'da ve Anadolu'da kültüre alınmıştır.
    Susam Orta Afrika'dan dünyaya yayılmış olup, 2500 yıllık bir tarımı söz konusudur. Anadolu'da da çok eski tarihlerden beri ekilip, ticareti yapılmaktadır. Yerfıstığının anavatanı Güney Amerika'dır. Peru ve Brezilya'da pek çok yabani formlarına rastlanmıştır. Ülkemizdeki tarımının ancak bir asırlık bir geçmişe dayandığı bilinmektedir. 5 bin yıldan beri Çin'de tarımı yapılan soyanın ülkemize girişi de 1. Dünya savaşı yıllarına denk düşmektedir.

    Ayçiçeğinin anavatanı da yine Peru ve Meksika gibi Güney Amerika ülkeleri. 1600'lerde Avrupa' ya yayılmış, ülkemize ise Balkanlı göçmenlerce 1920'li yıllarda getirilmiştir. Trakya bölgemizde yoğun olarak tarımı yapılmaktadır.

    Pamuk, anavatanı Orta Amerika olan ve tarihin çok eski devirlerinden beri tarımı yapılan bir bitki. Oradan Mısır'a ve ülkemize getirilmiş. Özellikle, Ege ve Çukurova'da yaygın olarak tarımı yapılır olmuş. Öyle ki, 1830'lardan bu yana Çukurova bereketli toprakları üzerindeki pamuk tarımıyla anılır olmuş ve ekonomik yapıyı büyük oranda pamuk üretimi ve ticareti şekillendirmiştir.

    Patates, yine bir Amerika kıtası orijinli bitki. İspanyol ve Portekiz denizciler tarafından 16. yüzyılda Avrupa' ya getirilmiş, ülkemizde tanınıp tüketilmesi de topu topu 120130 yıllık bir geçmişe sahip. Tropik bölgelerde yetişen şeker kamışından çok sonra ılıman bölgelerde ortaya çıkan ve en fazla Avrupa'da ekilen şeker pancarının yaygın biçimde ekilişi de son iki asır içinde olmuş. Ülkemize ilk kez 1906'da girdiği ileri sürülen pancarın, Uşak şeker fabrikasının 1926'da kurulmasından sonra da devlet eliyle tarımının desteklenerek yaygınlaştırıldığı bilinmektedir.

    Meyve ve sebzelere gelince; Çin' den dünyaya yayılan çayın ülkemizde tarımının yapılışının bir asırdan az bir geçmişi vardır. Üstelik, eski meslektaşlarımızdan rahmetli Zihni Derin'in kişisel gayretleri ve devletin yoğun desteğiyle ancak 1940'lardan sonra Doğu Karadeniz'de yaygınlık kazanabilmiştir. 14. yüzyıl civarında İran'dan ülkemize getirildiği sanılan fındık bitkisi, Karadeniz bölgesinin en önemli ürünü olarak yaygınlık kazanmış ve bugün için Dünya üretiminin % 7580'ini tek başına karşılar duruma gelmiştir.

    İncirin anavatanı Akdeniz ve Ön Asya'dır. Dünya üretiminin % 60'ını karşılayan ülkemiz, bu ürünün binlerce yıl öncesine giden tarihiyle gen merkezi durumundadır. Antepfıstığı, İran ve Anadolu'nun; bugün tüm Akdeniz bölgesi ülkelerinin hakim bitkisi olan zeytin ise, Güney Anadolu ve Suriye'nin doğal bitkileridir. Tarihi geçmişi de ilk kültüre alınan bitkiler kadar eskidir.

    Portakal, mandalina ve limon gibi turunçgil bitkilerin anavatanı Çin ve diğer uzakdoğu ülkeleridir. Oradan Hindistan yoluyla Akdeniz ülkelerine ve yenidünyaya yayılmış. Ülkemize girişleri kesin olarak belirlenemese de, 1930'lardan sonra tarımlarının yoğunluk kazandıkları belirtilmektedir.

    Üzümün anavatanı da Anadolu'dur. M.Ö.: 4000 yıllarına kadar uzanan geçmişiyle ilgili olarak, Anadolu'nun pek çok yöresindeki kabartma duvar resimlerinde üzüm salkımlarının yer alışı, bu ürünün tarihi hakkında aydınlatıcı bilgiler vermektedir.

    Elma, armut ve kavun Anadolu orijinli meyvelerdir. Sebzelerin bir çoğu ise Çin, Hindistan ve Amerika kaynaklıdır. Örneğin; bugün sofralarımızın en vazgeçilmez ürünü olan domates, Çukurova gibi tarımın en önemli merkezlerinden birisine bile ancak 1859 yılında girmiş ve tarımına da daha sonraki yıllarda geçilmiş.

    Bugün dünyada üretilen 140 civarındaki meyveden 75 kadar türün ülkemizde de başarıyla üretiliyor oluşu, ekolojimizin uygunluğunu göstermektedir. Son yıllarda da Kivi ve avakado gibi meyvelerin üretimi yaygınlık kazanmaya başlamıştır.

    Bu yazıda özetlenen, bitkilerin tarihi gelişimleriyle ilgili satırların okuyanlara, geçmiş kuşakların beslenme kültürleriyle ilgili bilgiler vermesi amaçlanmıştır. Belki, yılın on iki ayında da aynı ucuzlukta ve kalitede bulamamaktan dolayı mızmızlandığımız sebze ve meyveleri, tarih boyunca milyarlarca insanın tatma şerefine ulaşamadığını düşünerek, biraz halimize şükrederiz ve tarımla uğraşanların ne derece yararlı işler yapmış olduklarını hatırlarız diye düşünüyorum.

    SEBZELER VE MEYVELERİN VE İNSANIN GÖÇÜ

    DÜNYADA meyveler üç şekilde insan gıdası oldu; yabani türler doğadan toplanarak, doğa ve insanın yavaşça ıslah ettiği yerli türler kültüre alınarak ve neolitik çağdan günümüze kadar birbirini izleyen sömürge ve göçlerle taşınan türler geliştirilerek.

    Kırsal nüfusun yoğun olduğu tropikal ülkelerde veya kışı büyük meyvelerin gelişimine uygun olmayacak kadar sert geçiren ülkelerde, meyveler yabani ortamlarından toplanırken; ıslah edilen yerli türlerin kültüre alınması Akdeniz ülkelerinde meyveciliğin yoğun olarak yapılmasına olanak verdi: İspanya’daki zeytinlikler ve keçiboynuzu ağaçları; Yunanistan ve Türkiye’de fıstık, fındık, badem ve incir ağaçları; Balkanlar’daki kestane ağaçları için olduğu gibi.

    Meyve ağaçları, kökleri sayesinde yaz kuraklıklarına dayanıklı olduğundan bin yıllar boyunca en eski medeniyetlerin gelişmesine olanak sağladı.

    Meyvelerin beşiği olarak beş bölge

    Meyveler insanla taşındı ve dünyaya yayıldı. Bitkibilimcilere göre dünyada meyvelerin anavatanı başlıca beş bölge var; Karadeniz ve Hazar Denizi arasında Kafkas Dağları, Hindistan ve Pakistan arasında Kaşmir Dağı etekleri, Endonezya, Orta Amerika ve Çin’in değişik bölgeleri.

    Kuşkusuz buzul çağında gelişen doğal koşullar bu ortamı sağladı. Avrupa meyve açısından fakirdi: orman çilekleri, erikleri ve böğürtlen türleri vardı. İri çilekler ise Şili ve Kuzey Virginia kökenlidir.

    Şeftali ve kayısı Orta Asya’da kültüre alındı. Romalılar şeftaliyi 1. yüzyılda İran’dan getirdiler; Araplar kayısı ağacı ile 8. yüzyılda Ermenistan’da karşılaştılar.

    Kirazlar Avrupalı, vişne Anadolu kökenlidir. İlk olarak Orta Asya’da kültüre alınmış olan armut ve elma ağaçlarını Avrupa’ya İskender İran’dan getirdi. Üzüm kıtaların birbirinden ayrılmasından önce ortaya çıkmıştı. Kuzey yarımkürede tersiyer dönemde üzüm vardı.

    Anadolu ve Avrupa üzümleri Kafkaslar ve Hazar taraflarından; Asya üzümleri ise Uzakdoğu Rusya ve Çin sınırındaki Amur Nehri vadisinden gelmiştir. Kolomb (Cristóbal Colón) geldiğinde Amerika kıtasında da yabani bağlar vardı. Ayva ağacı İran ve Türkmenistan; incir ağacı Anadolu ve Irak; ceviz ağacı Çin’in güneybatı dağları; fındık ağacı Balkanlar ve Hazar kıyıları kökenlidir. (J.M. Pelt, 1998)

    Meyvelerin göçü insanı izledi

    Bugünün önemli meyve türleri tarih öncesi çağlardan itibaren insan göçleriyle taşındı. Neolitik çağda, milattan on bin ila üç bin yıl önce, pek çok türün Mezopotamya’da Verimli Hilal’de ve subtropikal ve Çin’in tropikal kuşağında olduğunu biliyoruz.

    Mezopotamya’nın pek çok meyve türü, MÖ 20. yüzyılda Mısır’a, MÖ 10. yüzyıla gelmeden de Yahudi göçleri ile Akdeniz’in doğu kıyılarına ulaşmıştı. Mısır bunları MÖ 1600’lere doğru, Kafkas asıllı türleri daha önce tanımış olan Yunanlılara yaydı.

    Eski Yunan’da MÖ 4500’lere doğru, yabani bağ ve zeytinlikler bu türlerin kültür alanlarına dönüştüler. Badem, incir ve fıstık ağaçları ve meşeler de buralarda bronz çağında üretilmeye başlandı.

    MÖ 10. yüzyıldan önce Yunanlılar ağaç aşılamayı biliyorlardı. MÖ 11. ve 6. yüzyıllar arasında Fenikeliler bağları, zeytinlikleri ve incir bahçelerini Batı Akdeniz’e yaydılar. Bu türler kuşkusuz yabani olarak zaten buralarda vardı.

    MÖ 6. yüzyılın sonlarında Büyük İskender İran’dan Eski Yunan’a ağaçkavununu (yetiştirilen ilk turunçgil) ve başka bazı türler taşıdı.

    MS ilk yüzyıl içinde, Roma İtalyası meyveliklerle kaplanır ve Lejyon askerleri meyveleri Galya ve İspanya’ya doğru yayarlar.

    Roma Devleti’nin yıkılması ile, Avrupa’daki meyve yetiştiriciliği önemli ölçüde gerilemiştir. Türler ve yetiştiriciliğe ilişkin bilgiler ancak manastırlarda devam eder.

    MS 6. yüzyılda, Etiyopya’ya Endonezya’dan muz gelir ve 1000 yıl içinde tüm Afrika’nın tropikal kuşağında yayılır. Muz, aynı zamanda İspanyolların gelişiyle birlikte Amerika’nın Pasifik kıyılarında da görülür.

    12. ve 13. yüzyıllarda, Haçlılar Filistin’den Avrupa’ya limon da dahil bazı meyveler getirir. Ancak özellikle 9. ve 15. yüzyıllar arasında Araplar turunçgilleri (limon, ağaçkavunu vb.), kayısı ve şeftaliyi Avrupa’ya taşıyarak sulamalı meyveciliğin başlamasına sebep olurlar.

    Batıda, Ortaçağ süresince zehirli olduklarından kuşkulanılan taze meyvelerin yer edinmeye başlaması aydınlanma çağını bulur.

    15. ve 16. yüzyıllarda İspanyollar, Portekizliler ve İngilizler Avrupa meyvelerini Amerika’ya götürür, buradan da avokado, ananas, büyük meyveli çilekleri getirirler.

    Kristof Kolomb Haiti’ye ilk portakal ağacını 1493’te dikmiştir.


    Hollandalılar ve Portekizliler Asya’nın portakal, greyfurt, mandalinasını ve Afrika’nın (aslında Endonezya’dan gelmiş olan) muzunu ülkelerinde bahçe ve seralarda yetiştirmeye başlarlar. Böylece, 1600’lı yıllara doğru bugün bildiğimiz meyve türlerinin pek çoğu Avrupa, Asya ve Amerika’ya yerleşmişti. Ancak tüketimleri hâlâ çok sınırlı idi. 16. yüzyıldan itibaren Kuzey Afrika, Asya ve Amerika’dan Avrupa’ya getirilen türler önce hükümdarları baştan çıkarmıştı. Meyve bahçeleri ve limonluklar soyluların tabaklarını süslemek için şatoların etrafını sardı.

    1688 yılında, Versailles Sarayı’nın meyveliklerinde elma, armut, şeftali, kiraz, erik, kayısı, üzüm, incir, çilek, frenküzümü, ahududu, kavun ve portakalın yetiştirildiğini biliyoruz.

    Ancak bu lüks meyvecilik kırsal kesimde pek yayılmadı.

    Şehirlerin etrafında, çoğunlukla en az don olan yamaçlarda gelişti. Köylü, kendi tüketimi için Atlas okyanusu kıyılarında şaraplık elma, dağlarda kestane, Akdeniz’de keçiboynuzu, zeytin ve badem üretiyordu.

    19. yüzyılda Avrupa’da demiryolu ağının kurulması, en uygun toprak ve iklim koşullarında, öncelikle nehir kıyılarında meyveciliğin yayılmasına yardımcı oldu.

    20. yüzyılda geniş sulama programları Akdeniz ikliminde veya subtropikal iklimlerde meyve yetiştiriciliğinde patlama etkisi yarattı.

    Önce İtalya, Kaliforniya ve Florida’da; sonra İsrail, Fransa ve İspanya’da ve daha sonra Yunanistan, Türkiye, Kuzey ve Güney Afrika ve Güney Amerika’da meyvecilik gelişti.

    Çağımızın meyveciliği

    1920’den itibaren ilk olarak İtalya meyve üretimini modernleştirdi ve ihracatını geliştirdi.

    İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa’nın güneyinde, İspanya’da, İsrail’de, daha sonra Yunanistan ve Türkiye’de, Fas’ta sulamanın gelişmesi Akdeniz meyveciliğini körükledi ve birkaç on yıl içinde toplam üretimin dört katına çıkmasını sağladı.

    Bununla birlikte, Avrupa’da Ortak Pazar güneyden kuzeye meyve akışını kolaylaştırdığından, kuzeydeki meyveciliği geriletti.

    Amerika Birleşik Devletleri’nde meyve üretimindeki artış Florida ve Kaliforniya’da başladı. 1950’de Amerika diğer ülkelere göre teknik olarak ileri idi ve yerli ürünlerini olduğu kadar seçilmiş varyeteleri de ihraç edebiliyordu; Golden elma, sarı şeftali, erik ve vaşington portakalı gibi.

    20. yüzyılın sonunda Asya’nın ılıman iklim kuşağı türleri Avrupa’ya geç de olsa girişlerini yaptı:

    Örneğin kivi, Çin kökenli olup Yeni Zelanda’da 1910’lardan beri üretilmekteydi.

    Böylece, tüm tarih boyunca meyveye ilişkin gelişmeler ile ekonomik ve nüfusa değin gelişmeler arasındaki ilişkiler paralel devam etmiştir. Yazıyı bitkibilimci Jean Marie-Pelt’in bir sözüyle bitirelim: “Bitkilerin ve insanların varoluşu tek ve aslında aynı şeyin değişik yüzleridir: Yaşamın”.

    MEYVE SEBZE VE ÖZELLİKLERİ

    enginar

    anavatanı batı akdeniz olan enginarın, binlerce yıl öncesinden tüketildiği yunan ve roma arşivlerinde bulunmuştur. bugün avrupa’da tüketilen enginarın büyük kısmı akdeniz çevresinde yetişmektedir. enginarın aslı, olgunlaşmamış tomurcuktur. tomurcuğun büyüklüğü sapının kalınlığına bağlıdır.

    - c vitamini ve lif açısından zengindir.
    - folat içerir.

    pancar

    pancar binlerce yıl öncesine ait bir kültür bitkisidir. antik yunan medeniyetinde çok değerli olan pancar, yunan efsanesine göre apollo’ya gümüş tabakta sunulmuştur. bugün dünyanın birçok bölgesinde yetişen pancar, yılın her döneminde bulunabilir. yenmeyen farklı bir pancar türüyle dünyadaki şeker üretiminin üçte biri karşılanmaktadır.

    - yüksek oranda folat içerir.
    - a vitamini (bate karoten) ve c vitamini açısından zengindir.
    - riboflavin ve magnezyum kaynağıdır.

    brokoli

    brokolinin geçmişi, roma imparatorluğu zamanında yabani lahanadan üretilmesine dayanır. brokoli, bitkinin çiçeklenmek üzere olan tomurcuklarıdır. brokoli seçerken küçük tomurcuklu ve mavi, yeşil renkte olanları tercih edilmelidir.

    - a vitamini (bate karoten) ve c vitamini açısından zengindir.
    - kanser riskini azaltan fitokimyasallar içerir.

    havuç

    dünyada renklerine ve çok değişken ebatlarına göre birçok çeşidi bulunmaktadır.
    ilk kez afganistan’da kültürü yapılan beyaz, pembe ve sarı renkteki havuç, daha sonra akdeniz bölgesine getirilmiştir. pancarla beraber, diğer sebzeler arasında en çok şeker içeren besindir.

    - a vitamini (karotenler) açısından zengindir.
    - kanser riskini azaltan fitokimyasallar içerir.
    - yüksek oranda lif içerir.

    domates

    domates aslında bir meyve çeşidi olsa da, yemeklerde sebze olarak hazırlanıp tüketilmektedir. anavatanı meksika olan domates, yeni dünyanın keşfinden sonra avrupa’ya gelmiştir. patlıcan familyasından diğer bitkiler gibi zehirli olduğu düşünüldüğü için 19. yüzyıla kadar çiğ olarak tüketilmemiştir.

    - c vitamini açısından zengindir.
    - yüksek oranda a vitamini (karotenler) içerir.
    - antioksidan bir madde olan likopen içerir.

    ispanak

    ispanağın anavatanı güney batı asya ve batı himalayalar’dır. ilk kez persliler tarafından kültürü yapılıp, 7. yüzyılda çin’e, 9. yüzyılda da ispanya’ya araplar tarafından götürülmüştür. ispanyollar tarafından ıspanağa bugünkü adı verilmiştir. bugün dünyanın birçok bölgesinde yetiştirilip tüketilmektedir.

    - çiğ ıspanak zengin a vitamini (beta-karoten), c vitamini ve folat kaynağıdır.
    - pişmiş ıspanak ekstradan b6 vitamini, kalsiyum, demir ve magnezyum da içerir.

    zencefil

    tropik asya bitkisi olan zencefil, baharatımsı aromatik kökleri için yetiştirilmektedir. birkaç yüz çeşidi bulunmaktadır. eski çağlardan beri kültürü yapılmış bir bitkidir. eski hindistan’da zencefilin ruhu temizlediğine inanılırdı. besinleri koruyucu madde olarak da kullanılan zencefil, yunanlılar ve romalılar tarafından sindirime yardımcı ilaç olarak yenmiştir.

    - potasyum içermektedir.

    maydanoz

    30’dan fazla çeşidi bulunan maydanozun anavatanının güney avrupa ve akdeniz bölgesi olduğu düşünülmektedir. m.ö. 320 tarihinden bu yana kültürü yapılmış bir bitkidir. tarihte çeşitli medeniyetler için farklı anlam ve öneme sahip olan ve kalp, göğüs ağrıları, epilepsi gibi çeşitli rahatsızlıklar için kullanılan maydanoz, günümüzde yemeklerde genelde garnitür ve süs olarak kullanılmaktadır.

    - c vitamini içermektedir.

    turp

    kök sebze olan turpun değişen renk ve biçimlerine göre çok sayıda çeşidi bulunmaktadır. anavatanı avrupa ve orta asya’dır. hala yabani olarak açık alanlarda yetiştiğine rastlanabilir. orta doğu’da 4000 yıl önce kültürü yapılmıştır. hemen her çeşit toprakta yetişmesi ve hasattan sonra çok uzun dayanabilmesi açısından turp yetiştiriciliği çok ekonomik ve kolaydır.

    - zengin c vitamini kaynağıdır.
    - potasyum içerir.

    balkabaği

    sebze olarak bilinse de botanik tanıma göre kavun ve salatalıkla aynı aileden bir meyve çeşididir. sarıdan koyu turuncuya kadar değişen farklı çeşitleri bulunmaktadır. anavatanı meksika ve orta amerika olan balkabağı, m.ö. 8000 yıl öncesinden yerliler tarfından tüketilmekteydi. fakat balkabağının kendisi çok cazip gelmediğinden sadece çekirdekleri yenirdi. kültürünün ise m.ö. 3400 civarlarında yapıldığı sanılmaktadır.

    - a vitamini (bate karoten) açısından zengindir.
    - yüksek oranda potasyum, lif ve c vitamini içerir.

    misir

    aslı tahıl olan mısırın birçok çeşidi arasından sadece tatlı mısır, sebze ve çiğ olarak tüketilmektedir. tarihçiler anavatanı amerika kıtası olan mısırın, meksika’da hala yetişen yabani bir tahıl çeşidinden türediğine inanmaktadır. mısırın kolay yenebilir ve sulu olabilmesi için olgunlaşmadan önce toplanması gerekir.

    - lif, c vitamini ve folat kaynağıdır.

    karnabahar

    karnabahar bitkinin tam oluşmamış çiçek kısmıdır. büyürken çevresi, güneşten koruyan ve renginin bozulmasını önleyen kalın yeşil yapraklarla sarılıdır. anavatanı akdeniz ve küçük asya olan karnabahar 2000 yıllık kültür bitkisidir. yetiştiği bölgelerde serin iklim, verimli toprak ve nem ister.

    - zengin c vitamini kaynağıdır.
    - kanser önleyici fitokimyasallar içerir.

    lahana

    yeşilden mora kadar değişen renkleriyle yüzlerce çeşidi bulunan lahana toprağa yakın yetişen bir bitkidir. m.ö. 600’lü yıllarda yunan literatüründe rastlanan ve tüketilen lahana bugünkünden daha seyrek yapraklıydı. bildiğimiz lahana çeşidi ise orta çağda avrupalılar tarafından yetiştirilmeye başlandı. kolay yetiştirildiği ve uzun süre saklanabildiği için çok ekonomik bir sebzedir.

    - zengin c vitamini kaynağıdır.
    - kanser önleyici bir fitokimyasal olan indoles içerir.

    mantar

    arkeolojik bulgular insanoğlunun binlerce yıldır mantar yediğini göstermektedir. binlerce çeşidi bulunan mantarı, tarihte ilk kültür sebzesi olarak yetiştirenler ise yunanlılar ve romalılar olmuştur. bugün bütün kıtalarda mantar yetiştirilmektedir. daha önceden bilindiğinin aksine, mantar yetiştirmek için karanlık ortam gerekmez. önemli olan unsurlar sabit ısı, iyi gübre and uygun sanitasyon’dur.

    - pişmiş mantar çok iyi bir niacin ve riboflavin kaynağıdır.
    - potasyum içerir.

    patlican

    sebze olarak bilinse de botanik tanıma göre domates ve biberle aynı familyadan olan bir meyvedir. anavatanı hindistan’da 4000 yıl önce kültürü yapıldığı sanılmaktadır. önceleri daha çok sofra dekorasyonu olarak kullanılan patlıcan, günümüzde birçok ülke mutfağının vazgeçilmez öğelerinden biridir. yıl boyunca bulunabilir.

    - %92 oranında su içerir.
    - potasyum içerir

    anne sütünü azaltan yiyecekler

    31/7/2007 · Kategori: mutfaktaki doktor

    Anne sütünü arttıran ve

    azaltan besinler

    konuyla ilgili olarak

    ANNE SÜTÜNÜ ARTTIRAN YİYECEKLER

    EMZİRME

    sayfalarına da bakabilirsiniz

    Geçen hafta içinde okurlarımdan birisi bana bir e-posta mesajı gönderdi. Elif hanımın sorunuyla ilgili mesajın bir bölümünü sizinle paylaşmak istiyorum. Bu mesajda anlatılan sorunların aynı şikâyetleri paylaşan pek çok annenin ilgisini çekeceğini düşünüyorum.

    " ... Doktor bey, ben 29 yaşında çalışan bir anneyim. Üç aylık bir kız çocuğum var. Doğduğundan beri anne sütü vermeye devam ediyorum. Ancak son zamanlarda sütümde bir azalma hissediyorum. Bebeğim daha sık ağlamaya başladı. Önceleri gece kesintisiz 5-6 saat uyurken şimdi gecede 3-4 kez uyanıyor. Bu nedenle uykudan uyanıp defalarca emzirmek zorunda kalıyorum. Çocuğum kendi sütümden yeterince beslenemediği için ek mama başladım. Mamayı iki haftadır veriyorum. Önceleri mamayı yadırgamasına rağmen şimdi biberonla beslenmeyi tercih ediyor sanırım. Bu durum da beni endişelendiriyor..."

    "... Eskiden her gün defalarca kaka yapan bebeğim artık 3-4 günde bir kaka yapmaya başladı..."

    "... Size sormak istediğim: Bebeğimi nasıl beslemem gerekiyor?.. Anne sütünü artırmanın yolları nelerdir?.. Kullanabileceğim doğal bir ürün var mı?.. Kabızlığın nedeni verdiğim mama olabilir mi?"

    Elif hanım, bahsettiğiniz şikâyetlerinizin pek çoğu anne sütünün azalmasına bağlı gelişen sıkıntılar... İşte merak ettiğiniz soruların cevapları...

    Bebekler için en iyi gıda maddesi hangisidir? Ek gıdalara nasıl geçilmelidir?

    Anne sütü, bebeklerin ihtiyaçlarını tam olarak karşılayan bir besin kaynağıdır. Bebeklerin sağlıklı beslenip gelişebilmesi için henüz anne sütünden daha değerli bir gıda maddesi üretilememiştir. Bu nedenle herhangi bir engel olmadığı takdirde bebeklerin ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmeleri önerilir.

    Anne sütü ile beslenmenin bebekler için avantajları nelerdir?

    Anne sütü ile beslenen bebekler diğerlerine göre daha hızlı gelişirler, zekâ düzeyleri daha ileri olur. Anne sütünün sindirimi diğer mamalara göre daha kolaydır. Bağırsakları çalıştırdığından kabızlık görülmez. Geceleri kesintisiz uyuyan bebeklerde bu dönemde büyüme hormonu daha düzenli salgılanır.

    Anne sütünü artırmanın doğal yolları nelerdir?

    Anne sütü, beyindeki hipofiz bezinde üretilen Prolaktin hormonu tarafından salgılanır. Bu hormon süt bezlerindeki salgıyı artırarak etki gösterir. Prolaktin hormonunun düzenli olarak salgılanabilmesi için kişinin rahat, stressiz bir ortamda olması, anne ile bebek arasında yakın ilişki kurulması gereklidir. Bebeğin sesi, kokusu ve dokunuşlar anneyi rahatlatır, bebekle arasındaki bağı güçlendirerek süt salgısını arttırır.

    Emziren bir annenin aynı zamanda beslenmesine dikkat etmesi gereklidir. Annelerin günde 2-3 litre sıvı alması, her gün protein içeriği yüksek gıdalar (et, balık, tavuk) tüketilmesi, bol meyve yenmesi ve meyve suları içilmesi gereklidir. Sebze çorbaları, domates suyu, ve zeytinyağlı yiyecekler beslenme uzmanları tarafından özellikle önerilmektedir. Günlük kalsiyum ihtiyacı gerek 2-3 bardak süt gerekse peynir veya yoğurt tüketilerek karşılanabilir. Bu konuda gerekirse bir diyet uzmanına danışılabilir.

    Günde 2 fincan ısırgan çayı ile 4-5 fincan rezene çayı sütün kalitesin ve miktarını artırır. Özellikle vejeteryan annelerin soya fasulyesi ve soya sütlerinden zengin bir diyet ile beslenmesi kendilerine bu yönde büyük avantaj sağlamaktadır.

    Anne sütünün salgılanmasının azaldığı dönemlerde ya da bebeğinizin sütünüzü tam olarak boşaltamadığı dönemlerde süt pompaları kullanmak gereklidir. Bebeğiniz emdikten sonra kalan sütü pompalar vasıtası ile sağmanız süt bezlerinin tamamen boşaltılmasını sağlayacaktır. Bu bezler ne kadar iyi boşaltılırsa o kadar fazla salgı yaparlar. Ayrıca göğsünüze yapacağınız masaj da süt bezlerini uyaracaktır. Bu yöntemlerin uygulanması ile annelerin çoğunun süt salgısı tatmin edici ölçüde artacaktır!

    Ada çayı ve maydonoz anne sütünü azaltır mı? Anne sütünü azaltan diğer faktörler nelerdir?

    Yapılan çalışmalar ada çayını çok sık tüketen annelerin anne sütü üretiminin azaldığını göstermektedir. Ayrıca emziren annelerin aşırı tüketimden kaçınması gereken diğer baharat ve bitkiler aşağıda sayılmıştır:

    Anne sütünü azaltan baharat ve bitkiler:

    Ada çayı
    Nane / Mentol
    Kekik
    Maydonoz
    Kara ceviz
    Civanperçemi
     Kuzu kulağı

    Emziren annelerin acı baharatlardan, sigara, kahve, çay ve alkolden uzak durması gerekmektedir. Bu tür maddeler anne sütü yoluyla bebeğinize geçebileceği gibi süt üretimini de olumsuz yönde etkileyecektir.

    Mutlu ve sağlıklı günler...


    Halk arasında süt yapsın diye anneye bol bol şerbet, süt, yulaf, tahin helvası, pekmez, baklava gibi tatlılar yedirilir. Bunların sütü arttırıcı hiç bir etkisi olmaz.

    Sigara ve alkol kullanılmamasının önemli olduğunu ifade eden diyet uzmanları, emziren annelerin süt üretimini artırması için yaz aylarında bazı noktalara dikkat etmeleri gerektiğine dikkat çekiyor. Yaz aylarında emziren annelerin, süt salımını belli bir seviyede tutabilmek için sıvı tüketimini artırması gerekiyor. Günde en az 2-2.5 litre su içilmesi gerekiyor. Ayran ve süt içilmesi emziren annenin kalsiyum seviyesinin artmasını sağlarken, taze sıkılmış meyve suyu vitamin takviyesi yapılmasına imkan veriyor. Emziren annelerin başlıca 5 besin grubundan da dengeli bir şekilde alması gerekiyor. Normal beslenme listesine 500 kalorilik bir ek yapılarak annelerin sağlıklı beslenmesi mümkün oluyor. Annenin bebeğini emzirdiği bu dönemde, vücut hala doğumdan önceki haline dönmeye çalışıyor. İnsan organizması birtakım değişiklikleri kendi doğal döngüsü içinde yapmayı başarıyorsa da, emziren annelerin özen göstermeleri gereken beslenme kuralları bulunuyor. Emziren anneler eski vücut ağırlıklarına dönmek için acele etmemeliler. Bu süre 6 ay ya da daha fazla sürebilir. Emziren annelerin eski formlarına dönmeleri daha kolay olacaktır. Gebelik sırasında önerilenden fazla kilo alınmışsa her ay 2 kilo kaybetmek normaldir. Ayda 2 kilodan fazla ağırlık kaybı doğru değildir. Lohusalar zayıflama diyeti uygulamamalı. Fakat lokum, şerbet gibi tatlı ve unlu, yağlı ve şekerli kalorisi yüksek besinleri aşırı yememeğe dikkat edilmeli. Bu besinler süt yapımına yardımcı olmaz, sadece kilo alınmasına yardımcı olur. Şekerli gıdalar süt yapmaz ama kilo yapar. Halk arasında süt yapsın diye anneye bol bol şerbet, süt, yulaf, tahin helvası, pekmez, baklava gibi tatlılar yedirilir. Bunların sütü arttırıcı hiç bir etkisi olmaz. Sütü arttıran en önemli besin sudur. Günde en az 2-2.5 litre su içilmelidir. Çünkü sütün önemli bir kısmı sudur.

     

    ANNE SÜTÜNÜ ARTTIRAN YİYECEKLER

    30/7/2007 · Kategori: mutfaktaki doktor

    Anne sütünü arttıran gıdalar

    konuyla ilgili

    anne sütünü arttırma

    anne sütünü azaltan yiyecekler

    sayfalarına da  bakabilirsiniz

    ANNE SÜTÜNÜ ÇOĞALTAN BESİNLER

    Süt üretimini arttıracak belirli yiyecekler yoktur ancak süt üretimini arttırmaya yardımcı olacak şeyler vardır. Daha önemlisi bebeğinizin nasıl yediği sizin ne yediğinize bağlıdır. Bebeğiniz doğru pozisyonda verimli bir şekilde emdiği takdirde sütünüz artar. Bu da sütünüzü arttırmada en etkili yoldur.

     Süt üretimi konusunda iki önemli faktör vardır. Birincisi yeterli miktarda sıvı tüketmektir. Bu sadece süt değildir, su yada meyve suyu olabilir. Susuzluk ihtiyacı gidermek için bir göstergedir. Ancak bütün işi yapmaz. Daha fazla sıvı tüketmeye özen gösterin. Bebeğinizi emzirirken bir bardak su içmeyi alışkanlık haline getirin. Bol sıvı tüketmek size süt yaptırmaz ancak kaybettiğiniz sıvıyı geri kazanmanızı sağlar. Emzirirken fazladan 500 kalori alınması gerekir. kilo vermek için rejime giren bayanlar daha az kalori aldıkları için bu dönemde güçsüz kalırlar ve vücutları optimal süt üretimini sağlayamaz
    Biranın yıllardır süt üretimini olumlu etkilediği düşünülmektedir. Ancak araştırmalara göre bebekler alkollü anne sütünü sevmemekte ve daha az emmektedirler. Dolayısıyla az uyarım sonucu süt üretimi azalmaktadır.

    Stres süt üretimini olumsuz etkilemektedir ancak stres sonucu biraya sığınmak en iyi çözüm değildir. Alternatif rahatlama yöntemleri geliştirin. Bakıcı çağırın ve bir süre dinlenin. Hayatınızdaki angaryalardan kurtulmaya çalışın yada titizliğe bir süre ara verin yada en azından oturun ve gözlerinizi bir yada iki dakika kapayın!

    Kafein süt üretimini uyardığı gibi bebeğinizi de uyarır. Fazla miktarda kafein sizi etkilediği gibi bebeğinizi de etkiler. Kafein bebeğinizin vücudunda yetişkinlere nazaran daha uzun süre kalır dolayısıyla etkileri de…Ayrıca kafein bebeğinizi huzursuzlaştırır ve uyku düzenini bozar. Bir fincan kahve yada soda sorun yaratmaz ancak fazla miktarda alındığı zaman (günde beş fincan yada daha fazla) bebeğiniz etkilenir. Süt üretimini arttırmanın en iyi yolu sık emzirmek yada bol miktarda sıvı tüketmek, yeterli kaloriyi almak ve dinlenmektir.

    Emziren anneler beslenmeye dikkat!
    Annenin gebelikte ve emziklilikte yeterli ve dengeli beslenmesi bebeğin sağlıklı doğması ve anne sütü veriminin artmasında büyük rol oynuyor. Annenin gebelikte yeşil yapraklı sebzeler ile su ürünlerini tüketmesi bebeğin beyin gelişimine katkıda bulunuyor.
    İSTANBUL - Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Hastalalıkları Uzmanı Dr. Ela Tahmaz emziren annelerin beslenmesi ile ilgili faydalı bilgiler ve lohusa annelere pratik öneriler verdi.

    Anne sütü bebeğin hem sağlıklı olması, tüm besin ögeleri gereksinmesini karşılaması, kolaylıkla sindirilebilir ve enfeksiyonlara karşı koruması açısından yeri doldurulamaz bir besin.

    Anne sütü doğumdan sonraki ilk yarım-bir saatlik süre içinde ve başka hiçbir ek besin, su dahil, verilmediğinde bebekler için en ideal besindir. Emziklilik (laktasyon) genellikle meme büyümesi, süt salgılanmasının başlaması ve başlayan süt salgılanmasının devamı olmak üzere üç döneme ayrılır. Herbir dönem metabolik üreme hormonlarıyla denetlenir. Emzirmenin başarılı olduğunu söyleyebilmek için annenin bebeğini güçlük çekmeden, hemen doğum sonrasında emzirmesi ve bebeğin sağlıklı olarak kilo alması gereklidir. Emzirme döneminde bedensel, psikolojik, doğum öncesi ve sonrası bir takım etmenler etki eder.

    Emzirmede annenin salgıladığı süt, aldığı besinlerin bir ürünüdür. Süt salgısı için gerekli besinler annenin kendi gereksinmesine ek sayılmalıdır. Yenidoğan bebeğin beslenmesi için annenin salgıladığı sütün enerjisi ve besin ögeleri, annenin yedikleri ile kendi vücudundaki depolardan sağlanmaktadır. Emziren bir annenin beslenmesindeki amaç, kendi fizyolojik gereksinmelerini karşılayarak, vücudundaki besin yedeğini dengede tutmak ve salgılanan sütün gerektirdiği enerji ve besin ögelerini karşılamaktadır. Emzikli kadınlar için enerji ve besin ögeleri gereksinmeleri kişisel özelliklere göre farklılık gösterir. Bu özellikler sık doğumlara bağlı olarak depoların azalması, enfeksiyon sıklığı, beslenme yetersizliğinin varlığı ve derecesi, fiziksel uğraşların ağırlığı gibi enerji harcamasını
    arttıran etmenlerdir.

    Annenin gebelikte ve emziklilikte yeterli ve dengeli beslenmesi bebeğin sağlıklı doğması ve anne sütü veriminin artmasına neden olmaktadır. Annenin gebelikte koyu yeşil yapraklı sebzeler ile su ürünlerini tüketmesi bebeğin beyin gelişimine katkıda bulunmakta ve ileriye yönelik sağlık sorunları önlenmektedir. Emziklilikte süt salgılanması, kadının normal gereksinimden daha fazla enerji, protein, vitamin ve mineralleri almasını gerektirir.

    ENERJİ:
    Emzikli kadının salgıladığı sütteki enerjinin önemli bir kısmı yediklerinden sağlanır. Kadının aldığıenerji tam olarak süt enerjisine dönüşememekte, vücut dokuları da bir miktar harcanmaktadır. Diyetin sağladığı enerjinin %80 oranında süt enerjisine dönüştüğü kabul edilmektedir.Sağlıklı bir annenin günde ortalama 700-800 ml süt salgıladığı esas alındığında emziklilik döneminde günlük enerji gereksinmesine 750 kalori ek yapılmalıdır. Bu miktarın 500 kalorisi annenin yediklerinden, 250 kalorisi ise gebelikte kazanılan depolardan karşılanır.

    SIVI:
    Emziklilikte su metabolizmasında artış vardır. Alınan su süt salgılanmasıyla, metabolik su ise artan yiyecek alımıyla artmaktadır. Süt miktarının değişmemesi için annenin sıvı alımını arttırmak gerekir. Günlük alınan toplam sıvı miktarı yaklaşık 3 litre olmalıdır. Bu miktar pratik ölçülerle 12 su bardağı su, süt, ayran, hoşaf, komposto, limonata, şerbet, meyve suları şeklinde önerilmektedir. Çay, kahve gibi içecekler süt verimini azaltmaktadır.
    Dengeli ve yeterli beslenen kadınlarda, gebelikte biriken deri altı yağ dokusu, emziklilikte süt yapımında kullanılır. Bu süre içinde zayıflama diyeti yapılmamalıdır.

    EMZİKLİLİKTE GÜNLÜK BESLENME PLANI
    KAHVALTI:
    1 su bardağı süt (kalsiyumla zenginleştirilmiş)
    1 yumurta
    1 kibrit kutusu kadar peynir
    4-5 zeytin
    1-2 ince dilim ekmek
    1 meyve veya domates-salatalık

    ARA ÖĞÜN:
    Meyve, süt

    ÖĞLE:
    1 porsiyon etli sebze yemeği
    1 porsiyon pilav veya makarna
    1 kase yoğurt veya ayran
    1 ince dilim ekmek
    Salata, meyve

    ARA ÖĞÜN:
    1 kibrit kutusu kadar peynir
    1-2 ince dilim ekmek
    Meyve veya domates

    AKŞAM:
    Çorba ( tarhana, mercimek, sebze veya yoğurtlu çorbalar)
    2-3 yumurta kadar et (balık, tavuk) veya kıymalı sebze yemeği
    1 porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği
    Salata
    1 kase yoğurt veya sütlü tatlı
    1-2 ince dilim ekmek

    GECE:
    Meyve, süt veya sütlü tatlı

    NOT:
    Yemek aralarında ıhlamur, nane, papatya gibi bitki çayları, az şekerli limonata ve komposto içilebilir.


    LOHUSA ANNEYE PRATİK ÖNERİLER
    * Anneler eski vücut ağırlıklarına dönmek için acele etmemelilerdir. Bu süre 6 ay ya da daha fazla sürebilir. Bebeğinizi emziriyorsanız eski formunuza daha kolay dönebilirsiniz.
    * Gebelik sırasında önerilenden fazla kilo aldıysanız her ay iki kilo kaybetmeniz normaldir. Ayda iki kilodan fazla ağırlık kaybı doğru değildir.
    * Lohusalar zayıflama diyeti uygulamamlıdır. Ancak unlu, yağlı ve şekerli besinleri aşırı yememeğe dikkat edilmelidir.
    * Doğumdan sonra bebeği emzirirken gebelik öncesi döneme göre daha fazla sıvı besin alınmalıdır.
    * Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt ve peynir belirtilen miktarlarda düzenli plarak tüketilmelidir.
    * Hergün bir adet yumurta ve bir porsiyon etli sebze yemeği veya kurubaklagil yenilmelidir.
    * Kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur karışımı yemekler, portakal, mandalina, domates,maydanoz, yeşil biber, taze soğan gibi C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle birlikte tüketilmelidir.
    * Vitaminlerden zengin sebze ve meyveler diyette her öğün olmalıdır.
    * Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren diğer hazır gıdalar mümkün olduğu kadar yenmemelidir.
    * D vitamini besinlerde bulunmaz. Ancak güneş ışınlarının doğrudan cilde yansıması ile sağlanır. Bu nedenle emzikli anne güneşlenmeye özen göstermelidir.
    * Yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır. Doğal besinlerde yeterince alınmayan iyot, ancak iyotlu tuzun kullanılması ile anne sütünden bebeğe geçer.
    * Kuru yemişler ve kuru meyveler yoğun enerjileri yanında, demir ve kalsiyum gibi minerallerden de zengindir. Ağırlık kontrolü yapılarak bu besinler tüketilebilir.
    * Kansızlığa neden olduğundan yemeklerle birlikte çay içilmemelidir. Çay kuşluk, ikindi gibi öğün aralarında, yani yemek yendikten 1-2 saat sonra açık olarak içilmeli, çaylara limon, limon suyu eklenmelidir. İçecek olarak ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir.
    * Sebzelerin, makarna ve eriştenin haşlama suları dökülmemelidir. Kuru fasulye, nohut ve barbunya gibi kurubaklagiller iyice yıkandıktan sonra ıslatılmalı ve haşlama suları dökülmemelidir.
    * Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran ve limonata tercih edilmelidir.
    * Pekmez kan yapıcı, şeker ise boş enerji kaynağıdır. Şeker yerine tatlı olarak pekmez yenmesi kansızlığa karşı alınacak önlemlerden biridir.
    * Tarım ürünlerine haşare öldürücü ilaçlar atıldığından, sebze ve meyveler iyice yıkanmalıdır.
    * Yiyecekler hazırlanırken ellerin temiz olmasına dikkat edilmelidir. Eller sık sık sabunlu su ile yıkanmalıdır.
    * Sigara ve alkol kullanılmamalıdır.
    * Doktora danışılmadan ilaç kullanılmamalıdır.
    * Emzirme süresince bebeğin hep memede olması ve emerken uykuya dalması emzirmenin iyiye gittiğinin bir işaretidir.
    * Başarılı bir emzirme için bebek rahat olmalı, yorgun ve tok olmamalıdır, burun delikleri temiz olmalı, rahat soluk alması sağlanmalıdır.
    * Bebeğin emme refleksi memenin ağzına yerleştirilmesi ile oluşur. Bebeğin ağzına birkaç damla süt sıkılarak tadını alması ve emmeyi başlatması istenmektedir.
    * Emzirme süresi her bebeğe göre değişebilir, doygunluğa ulaşması yani olgun sütü emmesi beklenmelidir.


    ANNE SÜTÜNÜN FAYDALARI
    * Yeni doğan bebek için en ideal besin anne sütüdür.
    * Anne sütü en doğal ve taze besindir.
    * Anne sütü kolay sindirilir.
    * Anne sütü her zaman temizdir, mikropsuzdur.
    * Anne sütü bebeğinizi hastalıklardan korur.
    * Anne sütü bebeğinizle aranızda özel sevgi bağı kurulmasını sağlar.
    * Doğumdan sonra ilk birkaç gün içinde gelen koyu ağız sütünü ziyan etmeden bebeğinize mutlaka veriniz.
    * Gebelik sırasında memenize masaj yaparak emzirmeye hazır duruma getiriniz.
    * Emziklilikte beslenmenize dikkat ederseniz sütünüz iyi gelir, bebeğiniz sağlıklı büyür.
    * Normal beslenmenize ek olarak günde 10-12 su bardağı kadar sıvı yiyecekler ( süt, ayran, komposto, çorba gibi) tüketiniz.
    * Bebeğinize ilk 6 ay sadece anne sütü veriniz.
    * Her ay bebeğinizin kilosunu kontrol ediniz.
    * 6. aydan sonra anne sütü tek başına yeterli değildir. Bu ayda ek besinlere başlanmalıdır. Anne sütünü ek besinlerle birlikte 1-1,5 yaşına kadar verebilirsiniz.

    ANNE SÜTÜNÜ ARTIRAN BESİNLER

     

     
    Anne sütünü en çok artıran şey bol bol su içmektir.Halkta 'ne kadar çok yersem o kadar çok sütüm olur' şeklinde yanlış bir inanış var. Ancak ne kadar çok yediğiniz değil, ne yediğiniz daha önemli. Anne, normal ve dengeli beslenmeli. Yağlı olmayan proteinleri almalı. Yeşillik ve sebze tüketip, çorbalara ağırlık verebilir. Aşırıya kaçmamak koşuluyla, tahin-pekmez ve az yağlı süt ürünleri tüketilebilir.

    Az sütü gelen annelere tavsiyeler:

    Bu dönemde anne sütünü artıran yiyeceklere ağırlık vermeli.

    Bunlar kısaca şöyle özetleyebiliriz: Bolca rezene ve ısırgan çayı tüketilebilir (günde n- 5 fincan). Şişmanlatmayan demir kaynakları olarak yeşil mercimek, brokoli, roka, ıspanak, pazı, dereotu, çekirdekleri ile birlikte yenen siyah üzüm, dut pestili, yumurta ve yağsız kırmızı et tercih edilebilir. Hamilelikle bu demir kaynakları alırken, 20 dakika öncesi veya sonrasında, süt ürünleri ve koyu çay tüketilmemeli. Aksine yenilen yemeklere limon sıkılırsa daha faydalı olur. Susam yağı ile memelere dıştan dairesel şekilde hareketlerle masaj yapılması da katkı sağlar. Ayrıca günde 3 litre su içilmelidir. Anne sütünü en çok artıran ise alkolsüz biradır (malt özü), Sabah, öğle ve akşam sadece bir kahve fincanı içilecek alkolsüz bira, anne sütünü artırıp, içeriğindeki B vitamini sayesinde de annenin bağışıklık sistemini korur

    Anne sütünü arttıran gıdalar (alıntıdır nerden aldığımı da bulamadım)

     

    İki aylık çiçeği burnunda bir anne olarak, iki aydır yapmış olduğum araştırmalar ve bizzat denemelerim sonucu anne sütünü arttıran yiyecek ve içeceklerin listesini çıkartım...

     

    1-Çaylar

          Rezene

          Anason   

          Ihlamur

       

          Isırgan Otu (uzmanlar tarafından sürekli kullanımı önerilmiyor 20 gün kullanıp 10 gün ara verilmeli) (Sütün kalitesini de arttırır.)

     

    2- Yiyecekler   

          Haşlanmış mısır   

          Borulce   

          Soğan   

          Bulgur

          Pişmaniye   

          Tahin helvası   

          Taze Bezelye   

          Çekirdek   

          Taze Fasulye   

          Tel Kadayıf   

          Sütlü Tatlı

          Nar   

          Semizotu (Sütün kalitesini de arttırır.)

     

    3-İçecekler   

          Vitamalt   

          Kefir

          Meyva Suları   

          Dut Pekmezi   

          Vişne kompostosu   

          Kayısı Hoşafı   

          Kuru maya (sulandırılıp içilecek)   

          Dolmalık fıstık (8-10 tane ılık şekerli suda bir gece bekletilip suyuyla beraber içilir)

     

    4- Baharatlar   

          Kimyon   

          Çörekotu

     

    NOT: Altı çizili olanlar tarafımdan denenmiş onaylanmıştır.İtalik yazılanlar aynı zamanda gaz probleminede iyi gelir.

     

    5-Düzenli yemek, uyku ve huzur

     

    Bütün bu gıdaların yanında en önemlisi düzenli yemek, uyku ve huzur, mutluluk :) bide sütüm azmı çokmu,gittimi geldimi diye çok fazla uğraşmamak .(zaten sütün olmaması çok nadir görülen bir durumdur ancak meme dokusunun zedelenmesi veya yokluğu durumunda söz konusudur. Her kadının bebeğine 6 ay yetecek süt üretimi olur, kendisi kurcalayıp düşürmezse)

     

    Tüm bu yiyecekler anne sütünü belki psikolojik belki bi şekilde arttırıyor ama eğer bu artan sütünüzü bebeğiniz iyice tüketemez memede kalırsa,memede süt bitmediği için yeni süt yapımı için yeterli horman beyne ulaşmayacağından sütünüz artmayabilir, hatta azalabilir.(benim öyle olmuştu) Bunun için bebek emdikten sonra memeyi iyice sağın hiç süt kalmayacak şekilde.Bu sağdığınız sütleri derin dondurucuda bekletin bebek ek gıdaya geçince kahvaltılarına katarsınız.Hemde sağdıkça sütünüzde bariz artar.Ne kadar süt talebi o kadar süt arzı. Benim gördüğüm sağmak tüm bu yiyeceklerden daha fazla anne sütünü artırıyor. Bence düzenli bitki çayı(yukarıdakilerden) baharat ile destekleyip bolbol sağarsanız sütünüz artar azalmaz.

     

    Birde Bebeğinize sevgiyle bakmak,onu okşamak, öpmek, koklamak sonra emzirmek boş memeyi bile dolduruyor. Onun rızkı zaten belli siz ne yeseniz içsenizde Onun için tesbit edilmiş süt mutlaka gelecek.Zaten süt olayı beyindek bi hormandan kaynaklanıyor bunun içinde hormanları en iyi moral,neşe,dinlenme,uyku,ılık duş harekete geçirir.

     

    Sonuç olarak bir anne olarak nacizane tavsiyem; bitki çaylarınızı için, iyi dinlenin,sütünüzü sağın, neşeli olun, bebeğinizi bol bol sevin, sütüm yeterli diye düşünün sütünüz bol,tosununuz hayırlı olsun :)


    TABİAT ECZANESİ

    30/7/2007 · Kategori: mutfaktaki doktor

    TABİAT ECZANESİ


    Tabiat bir eczane gibidir. Tahil, sebze veya meyvelerde bulunan cesitli maddeler, vitaminler, depresyondan tansiyona bircok hastaliga iyi geliyor. Sanliurfa'nin aci pul biberinin cilde yararli, teni guzellestiren maddeler icerdigini, ilacta aspirin neyse, yiyecekler icinde elmanin da ayni ozelligi tasidiginin belirtildigi, Londra Universitesi uzmanlarinin hazirladigi 'Dogal Savas Programi'nda hangi hastaliga karsi neler yemeniz gerektigi anlatilirken, bazi yiyeceklerin tasidigi ozellikler soyle ifade ediliyor:
    Satsuma (Kucuk portakal): Icerdigi folik asit ve C vitamini sayesinde oksurugu ve kanli tukurmeyi keser. Ayrica kan pihtilasmasina karsi en etkin dogal yiyecek oldugu icin ileri yaslarda felc veya kalp krizi riskini de azaltir.
    Tarcin: Yemeklere girmis olabilecek E-coli bakterisinin vucutta yayilmasini onler. Midenin duzenli calismasina etki eder. Kusmayi engeller. Hatta bal veya limon suyuyla birlikte alindiginda bogazdaki yanmalari keser.

    Hardal: Icindeki singrin maddesi, midenin gaz cikarmasina yardimci olur. Sindirim sistemini duzenler, mide agrilarini giderir. En fazla bir cay kasigi alinmalidir.
    Nane: Icerdigi mentol, midenin normallesmesini saglar. Vucuda giren grip mikrobuna karsi savastigi gibi, ileri yaslarda ulsere yakalanma riskini de azaltir. Nane cayi, bas agrisi, grip, stres gibi hastaliklarin yani sira mide yanmasina da birebirdir.
    Avokado: Sindirimi cok rahat olan bu meyve ozellikle yeni dogmus bebeklerin ilk mamasi olarak tavsiye ediliyor. Icerdigi E vitamini kalbe iyi gelir, yuksek potasyum dinc tutar ve insani depresyona sokan uyusukluluk ve rahatligi atar. Vucudun kolesterol oranini ayarlar. Teninizin surekli hucre yenilemesini saglar (Zayiflamak isteyenler dikkat: Yag orani bir cikolata kadar yuksek olan avokadoyu yememenizi oneririz).
    Cikolata: Sutlu cikolatalari tercih edin. Cunku icerdigi kakao yagi, magnezyum, E vitamini beynin kendisini yenilemesine ve psIkolojik rahatlik saglamasina yardimci olur. Migreni olanlar cikolatadan uzak durmalidir.
    Patates: Orta boy bir patates, bir insanin bir gun icinde almasi gereken C vitaminini icerir. Beyindeki serotonin adli kimyasal maddenin kendisini yenilemesini saglar.
    Idrad yollari,alerji,basur,karin agrisi,karaciger
    Nane: Idrar sokturucu ozellige sahiptir. Icerdigi mentol, midenin normal fonksiyonunu gormesini saglar. Vucuda giren grip mikrobuna karsi savastigi gibi, ileri yaslarda ulsere yakalanma riskini de azaltir. Sabahlari mide bulantisini keser. Nane cayi, bas agrisi, stres gibi hastaliklarin yani sira mide yanmasina da birebirdir. Ancak nane cayini ac karnina degil, tok karnina iciniz.
    Elma: Icindeki C vitamini ve pektin oldukca faydalidir. Kolesterolu dusurur, sindirim sistemini duzenler, idrar ve hacet yollarindaki sorunlari giderir.
    Kepekli ekmek: B 3 vitamini, demir, potasyum ve folik asit icerir. Cok fazlasi idrar yollarina zarar verirken, gunde 2 dilim yemek iyi gelir.
    Kayisi: Icindeki betakarotene adli madde, hucrelere saldiran molekulleri kontrol altina alarak, kanseri onler. Icerdigi kalsiyum ve magnezyum, girtlak yanmalarini engeller. Kuru kayisiya renginin bozulmamasi icin eklenen sulfur dioksit, astim gibi alerjilere iyi gelir.
    Hindistan cevizi: Icerdigi myristin adli madde kusmayi engeller, basur tedavisinde birebirdir. Ancak fazlasi basur icin tehlikelidir.
    Papatya cayi: Bagirsak yollarinda toplanan gazi cikartir, sindirim sistemini duzenler, mide agrisini keser.

    Enginar: Cynarine adli madde sayesinde en sert yiyeceklerin dahi sindirimine yardimci olur. Karaciger hastalarinin yani sira romatizma, artirit ve gut hastaligina yakalananlarla, hamilelere siddetle tavsiye ederiz.
    Meyan koku: Dunya uzerinde bircok kabile yuzyillardir ulser, artirit, bronsit ve karaciger rahatsizliklarina karsi meyan kokunu "dogal ilac" olarak kullanir. Adrenalini yukseltir, stresi engeller, kan basincini dusurur.
    Zerdecal: Karaciger rahatsizliklarinin yani sira sindirime de yardimci olur.
    Dis,tansiyon,sindirim
    Ekmek: Sekerli yiyecek yenildiginde, icindeki asitler dislere her 20 dakikada bir saldirir. Ekmek, disleri korur. Gun boyunca 6 ila 11 dilim ekmek yiyin.
    Meyve: (Her cesit) Gunde 2 ila 4 ogun meyve tuketin.
    Sebze: (Her cesit) Gunde 3 ila 5 ogun tuketin.
    Yogurt veya beyaz peynir: Eger yemekler arasi atistirirken dis sagliginizi dusunuyorsaniz, kalsiyum deposu olan bu iki yiyecegi tercih edin.
    Muz: Yuksek miktarda karbonhidrat icerir. Zengin bir potasyum kaynagidir. Bu mineral, kalbin duzenli olarak calismasini ve tansiyonun duzenli olmasini saglar.
    Rezene: Icerdigi potasyum sayesinde tansiyonu duzenler. Saglikli kan hucreleri icin gerekli olan folik asidi de bol miktarda bulundurur. Rezene cayi sindirim icin iyidir.
    Tahil: Kan damarlarini gevseten ve rahatlatan bir tur fotosentez kimyasal maddesi icerir. Bu sayede kanin damarlardan daha rahat gecmesini saglar. Tahil yemek, sebzelere oranla vucutta daha fazla kalori yakilmasini saglar. Kalorinin azalmasi tansiyonu duzenler.
    Un: Yapildigi tahilin besin degerlerini icerir. B vitaminleri, E vitamini, demir ve magnezyum acisindan oldukca zengindir.
    Karaciger: Saglikli bir bagisIklik sistemi, cilt ve keskin gozler icin gerekli olan A vitamini acisindan zengindir.Kucuk bir porsiyonu gunluk A vitamini ve demirle aylik B12 vitamini ihtiyacini giderir.

    Arpa: Icerdigi kalsiyum ve potasyum gibi minerallerle B vitamini vucuda direnc kazandirir. Ayrica ABD'deki bir arastirma, 6 ay boyunca her gun arpa urunu seylerin yenmesinin kolesterol oranini yuzde 15 dusurdugunu ispatladi.
    Yogurt: Gunde 150 gram yogurt, vucudun bir gunluk kalsiyum ihtiyacini karsilar. Yogurttaki potasyum, kan basinci ve kalp atislarini duzenler. Midenin yiyecekleri duzenli olarak ogutmesini saglar.
    Kilo kaybi ve menepoz
    Cikolatali puding: Bu sayede vucuttaki kan, istedigi protein ve mineralleri alir. Ingiliz Saglik Bakanligi, kilo kaybi yasayanlarin gunde 3 kez 1 hafta boyunca puding yemesini tavsiye ediyor.
    Peynir: 100 graminda 78 kalori bulunuyor.
    Yumurta: Gunde 2 yumurta, kadinlarin gunluk protein ihtiyacinin dortte birini, erkegin ise beste birini karsilar. A, D, E ve B vitaminleri iceren yumurtadaki selenyum maddesi, bebeklerde sindirim sorunlarini cozer, yetiskinleri de kansere karsi korur.
    Dondurma: Gunde 2 top vanilyali dondurma yemek, insan vucudunun gunluk protein ihtiyacinin yuzde 20'sini karsilar.
    Salam: B vitamini, demir, sodyum ve potasyum deposudur.
    Nohut: Sebze hormonu "fitoostrojen" icerir. Bunlar ostrojenin vucuttaki etkilerini dengeler ve menopozun yol actigi etkilere karsi korur. Sebze proteininin en zengin kaynaklarindan birisidir.
    Kola: Kafein vucudun yorgunlugunu alir ve konsantrasyonu saglar.
    Uzum: Icerdigi "elajik" asit sayesinde menopozun sebep oldugu kemik erimesine karsi korur. Kandaki ostrojen seviyesini yukselterek de menopoz semptomlarini en aza indirir.
    Kuru erik: Sadece iki-uc adet yemek dahi vucudun ihtiyaci olan antioksidanlari karsilar. Idrar yollari kaslarini rahatlatir. Bu da kolon kanserine karsi korur. Demir, A vitamini, B6 vitamini ve potasyum icerir. Icerdigi yuksek orandaki bor minerali sayesinde menopoz donemindeki kadinlarda ostrojen seviyesini dengede tutar.
    Tatli patates: Adrenal salgilayan bezleri guclendirerek vucuda enerji saglar. Fosfor, magnezyum, kalsiyum, C vitamini, potasyum ve folik asit icerir.
    Romatizma,sistit,kansizlik,idrar ve bobrek rahatsizliklari icin
    Enginar: Vucuttaki zehiri atma etkisi sayesinde basta romatizma olmak uzere gut hastaligi ve eklem yanmasina karsi birebirdir. Folik asit ve potasyum kemikleri guclendirir.
    Domates: C vitamini boldur.
    Tahil: Icerdigi dogal kimyasallar, romatizmanin yol actigi eklem yanmalari ve romatizmal agrilari hafifletir.
    Kekik: Timol ad.Hna da birebirdir.
    Avokado: Sindirimi cok rahat olan bu meyve i verilen bir tur dogal yag, vucuttaki diger yaglarin parcalanmalarini saglar. Kekik yagi banyoda suruldugu zaman romatizma agrilarini buyuk oranda azaltir.
    Zencefil: Kan damarlarini genisletip dolasimsi arttirarak romatizma agrilarini ve yanmalari yok eder.
    Kuskonmaz: Folik asit, C ve E vitaminleri icerir. Yenilen besinlerin vucuttaki zehirli kalintilarini atmayi saglar.

    Karaciger ve bobreklerin calismasini kolaylastirir, destekler. Bu sebeple doktorlar, sistit hastalarinin mutlaka kuskonmaz yemeleri gerektigini soyluyor.
    Hurma: Turune gore degisse de hurmalarin bircogu yuksek oranda demir icerir. Besin degeri yuksek ve onemli bir enerji kaynagidirlar. Dogal mushil etkisine sahiptir. Kurutulmus olanlarina gore daha yuksek oranda su ve daha dusuk kalori icerir.
    Pancar: Bobrekleri calistirir. Onemli bir potasyum kaynagidir. Vucuttaki tuz oranini dengeler. Bu sayede bobrekler ve idrar yollarinin calismasini destekler.
    Kavun: Orta boy bir kavunun yarisi, gunluk C vitamini ihtiyacini tamamen karsilar. A vitamini ve betakaroten icerir. Bunlar antioksidan, yani vucudu temizleyici etkiye sahiptir. Bobrekleri rahatlatir. Yuksek miktarda su ve dusuk miktarda kalori icerir.
    Diyabet,bas agrisi ve vucudun su tutmasinda
    Kuru fasulye: Lif acisindan zengin bir besindir. Bu da diyabet riskini buyuk oranda azaltir. Icerdigi karbonhidratlari vucudun sekere donusturmesi uzun surer.
    Mercimek: B vitamini, demir, kalsiyum, potasyum, fosfor ve magnezyum icerir. Cozunebilir lif icermesi sayesinde kandaki kolesterol oranini dusurur. Bu sebeple diyabet ve kalp hastalari icin kacinilmaz bir besindir.
    Nane: Nane cayi bas agrilarini dindirmek icin birebirdir. Icerdigi mentol ve mentol dogal yaglari sayesinde mideyi rahatlatma etkisine de sahiptir.
    Biberiye: Kimyasal icerikleri sayesinde dogal bir agri kesici gorevi gorur.
    Cikolata: Dogal anti-depresan ozelligi vardir. Cikolata magnezyum ve demir icerir. Sinirleri gevsetici ozelligi sayesinde bas agrisini dindirir.
    Kus uzumu: 100 grami gunluk C vitamini ihtiyacinin tam 3 katini karsilar. Antibakteriyel ve yanmayi onleyici etkileri vardir. Zengin potasyum ve dusuk tuz icerigi, dehidratasyonu olanlar icin onemli bir dogal ilactir.

    Kabak: 100 gram kabak gunluk folik asit ihtiyacinin 4'te birini karsilar. Yuksek orandaki potasyum sivi-tuz dengesini saglar.
    Tahil: Idrar yollarini acici, calistirici ve rahatlatici etkileri sayesinde dehidratasyonu rahatsizligi bulunanlarin mutlaka yemeleri gerekir. Mideyi rahatlatici ozelligi vardir.
    Mide,gut,adet sancisi icin
    Tarcin: Mide yanmalarini ve kusma hissini alir.
    Hindistan cevizi: Sutlu iceceklere eklendigi zaman mideyi gevsetici ve gazini alici bir etki olusturur. Mide bulantilarini onler.
    Lahana: Mayalanma sirasinda laktik asit uretir. Bu da sindirim sistemindeki zararli bakterileri oldurerek sindirime yardimci olur.
    Hamsi: Omega-3 yagi acisindan cok zengindir. Kolesterol seviyesini dusurur. Kanin pihtilasmasini onleyerek damar tikanikligi, kalp krizi ve dolayisiyla da felc gecirme riskini dusurur. Haftada en az 1 kez yemek gerekir. Kalp hastalari icin bu miktar haftada 3-4 porsiyon olmalidir.
    Muz: Icerdigi yuksek oranda B6 vitamini sayesinde kadinlarin adet donemi sancilarini buyuk oranda azaltir.
    Dogal bir agri kesici gibidir.
    Tarcin: Koli basilinin uremesini onler. Limon cayina balla birlikte eklenerek icildiginde hem nezlenin yol actigi bogaz agrilarina hem de adet donemi sancilarina iyi gelir.
    Enginar: Bol miktarda folik asit ve potasyum icerir. Dusuk yag orani, sindirimi kolaylastirici etkisi, antioksidan ozellikleri sayesinde anne adayi ve bebegin sagligina onemli faydalari vardir.
    Bogurtlen: E vitamini icerir. Vucuttaki zararli besin atiklarinin temizlenmesini saglar. C vitamini boldur. Cenini korur.
    Colyak,felc,astim,artirit,stres,ulser,kemik erimesinde
    Kestane: Onemli bir enerji kaynagidir. Kolayca sindirilebilir. Colyak hastalari icin bugday icermeyen un kaynagi olabilir. E ve B6 vitaminleri icerir. Yag oranlari dusuktur.
    Turuncgiller: C vitamini zengini turuncgiller icerdikleri flavonoid adli antioksidanlar sayesinde atardamarlarin, kalbin zarar gormesini onluyor. Portakal, icerdigi folik asit, kalp dostu potasyum ve kalsiyum sayesinde saglikli alyuvar hucrelerinin cogalmasina yol aciyor.
    Sogan: Sarimsakla birlikte enfeksiyonlarla mucadele eder. Kukurt bilesimleri, atardamarlarin zarar gormesini onler. Sogan kemik erimesine de iyi geliyor.
    Enginar: Enginarin en buyuk ozelligi, toksinleri temizleme yetenegidir. Bu sebeple artirit ve romatizmasi olan hastalara ozellikle tavsiye ediliyor. Cynarine adli madde, karaciger ve safra kesesinin rahatsizlanmasini engelliyor.
    Meyan koku: Antivirus etkisi vardir. Karacigeri korur. Adrenalin salgilanmasini dengeler. Stresle basa cikabilmek icin gerekli olan kortizol hormonunu salgilatir.
    Lahana: Ulseri olan kisiler icin tonik, yani mideyi temizleyici etki dogurur. Yuksek oranda C vitamini icerir.
    Kirmizi lahana: vucutta antioksidan ozellige sahip A vitamini icerir. Kanseri onleyici etkiye sahiptir. Cig olarak salatalara katilmasi tavsiye edilir.
    Kayisi: Yuksek oranda kalsiyum ve magnezyum icerir.
    Sut: Kalsiyum, protein, B2-A-E-D vitaminleri, folik asit, fosfor ve demir kaynagidir. Kalsiyum, D vitamini ve fosfor ile birlikte kemikleri ve disleri guclendirmek icin calisir. Bunlarin eksIkligi kemikleri eritir.
    Arac tutmasi,cilt sorunlari,laktoz dayaniksizligi ve goz icin
    Zencefil: Sindirime yardimci olur. Mide bulantisini giderir. Enerjinizi arttirir. Seyahatin ve otomobilde uzun sure gitmenin yol actigi bulanti ve rahatsizliklari azaltir.
    Papatya: Cay olarak icildiginde sindirime yardimci olur, karin agrilarini dindirir. Sicak bir banyonun ardindan hazirlanacak papatya cayi torbalari, egzamanin sebep oldugu kasinti ve yanmalari alir.
    Aci pul biber: Portakaldan 3 kat daha fazla oranda C vitamini icerir. Capsantin adli kimyasal madde zona hastaliginin sebep oldugu agrilari dindirmek icin yapilan kremlerde kullanilir.
    Portakal suyu: Bir bardak portakal suyu gunluk C vitamini ihtiyacinin tamamini karsilar. Icindeki potasyum vucudun su dengesini korur; cildin kurumasini, kirisIkliklarin meydana gelmesini onler.
    Portakal yagi: Susam yagiyla karistirilarak kullanildiginda iyi bir cilt yagi elde edilir.Ayrica, selulitli bolgelere portakal yagiyla masaj yapilmasi tavsiye edilir.
    Badem: Yuksek oranda kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, E vitamini, B2 vitamini, antioksidan icerir. Bu sebeple, laktoz (sut sekeri) dayaniksizligi bulunan ve gunluk gidalar yiyemeyen kisiler icin badem ideal bir besin kaynagidir.
    Misir: Zeaksantin adli bir bitkisel bilesim icerir. Bu madde, yasa bagli olarak gelisen gorme bozukluklarini azaltir.
    Ispanak: Antioksidan ozelligi tasiyan A vitaminine donusen betakaroten icerir. Saglikli gozler icin gereklidir.Katarakt ve diger goz tabakalarinin bozulmasina karsi lutein maddesi de icerir. Pisirdikten sonra hemen tuketin, beklemesi halinde, icindeki yararli maddeler toksIk maddelere donusebilir.
    Kalp rahatsizliklarinda
    Bezelye: Haftada 10 porsiyon domatesli bezelye yemegi yiyen bir erkegin, yemeyene oranla prostat kanserine yakalanma riski yuzde 35 daha az. B vitamini ve protein deposu olan bezelye, kalp icin de cok onemli.
    Kepekli Ekmek: Kalp hastaliklariyla bagirsak kanseri icin faydalidir. Gunde 12 gramdan fazlasi kisiye gore zararli olabilir.
    Kiraz: 100 graminda 40 kalori bulunuyor. Icerdigi ellegic asit, vucudu kansere karsi korurken, kiraz kalp damarlarindaki normal bir kan dolasimini saglar. Cok kiraz yenmesi, gut hastaligina yakalanma riskini de dusurur. Gunde 20 kiraz yemek 1 aspirin yerine geciyor.
    Cikolata: E vitamini, magnezyum ve demir, kalp hastaliklarina yakalanma riskini dusurur. Gunde en fazla 1 cikolata yiyin.
    Elma: Gunde 5 adet yiyin.
    Misir Gevregi: Gunde 1 tabak yeterli.
    Salatalik: Diyet yapanlarin en buyuk yardimcisi olan salatalik, kolesterolu dusurur. Kalbi guclendirir. Unutmadan ekleyelim. Salatayi soymadan yiyin. Cunku kalbi kuvvetlendiren madde, kabuguyla derisi arasinda bulunuyor.
    Yumurta: Tum yiyecekler icinde en kaliteli proteini icerir. En onemli ozelligi, kolesterol oranini duzenleyen lesitin maddesi icermesi. Tavada az yagda pisirilmis yumurtayi tavsiye ederiz.
    Sarimsak: Mutfaginizdan eksIk etmeyin. En az bin dogal tedavide kullanan sarimsak, sindirim sisteminden, kansere, kan dolasimindan kalp hastaliklarina kadar her seye yarali. Ancak hamileler dikkat olmali. Asiri sarimsak da kalp yanmalari ve carpintilarina yol acar. Gunde bir dis yeter.
    Humus: E vitamini zengini humus, kanda kolesterol oranini da ayarlar.
    Kavun: Bir kavunun yarisi, insan vucudunun gunluk C vitamininin ihtiyacinin tamamini, A vitaminin de yuzde 15'ini karsilar. Kavun, kalp ve bobrek hastalarinin diyetlerinde sIkca kullanilan bir meyvedir.
    Sut :Tam bir kalsiyum, protein, folik asit, A, E ve D vitaminleriyle fosfor deposu. Cocuk ve genc ve hamilelerin gunde en az yarim litre sut icmesi tavsiye ediliyor.
    Seftali: Bir seftali, gunluk C vitamini ihtiyacinizin yarisini karsilar. Sindirimi kolay olan meyvenin koyu renklilerini tercih edin. Cunku kabuguna renk veren betakarotene maddesi, kalp ve kansere karsi faydalidir.
    Pirinc: E ve B12 disinda tum B vitaminleri ve potasyum icerir. Ozellikle kolon ve bagirsak kanserlerine karsi faydalidir. Kolesterolu dusurdugunden kalbe iyi gelir.

    Tuz: Vucuttaki kan dolasimini ve sinir sistemini duzenler. Mide kanseri, kemik erimesi, kalp sorunlarina birebirdir. Ingiliz Saglik Bakanligi, halkina gunde 9 gram tuzun kafi oldugunu, asirisinin vucuda zarar verecegini acikladi.
    Cay: Gunde 2 bardak icilen cayla, 4 elma, 5 sogan, 7 portakal yemis gibi kalp dostu antioksidan madde almis olursunuz. Ingilizler, ozellikle cocuklarin haftada en az 6 bardak sutlu cay icmesini oneriyor.
    Ton Baligi: Kolesterol ve tansiyonu duzenler. Anemi hastaligina karsi D ve B12 vitamini icerir. Bircok kansere karsi vucudu icerdigi nikotinik asitle korur. Bir konserve ton baligi, vucudun D vitamini ihtiyacinin tamamini karsiliyor.
    Hindi Eti: 125 grami, vucudun gunluk folik asit ihtiyacini karsilar. Folik asit, kan hucrelerinin yenilenmesine yardimci olur.
    Karpuz: Bir dilimiyle, gunluk C vitamini ihtiyacinizin yuzde 80'ini karsilarsiniz. Icerdigi potasyum, kan dolasimini saglar.
    Kanser hastaligina karsi
    Kayisi: Antioksidan olan betakaroten acisindan zengindir. Hucrelere ve dokulara zarar veren molekullerin etkisini ortadan kaldirarak kansere karsi koruyucu etkisi vardir. Lifli oldugu icin bagirsaklari koruyucudur.
    Tahillar: Arpa, misir, bugday, yulaf gibi tahillar B ve E vitamini, potasyum ve kalsiyum icerir. Kanserojen maddelerin vucuttan atilmasi surecini hizlandirir. Tahil agirlikli bir beslenme rejimi, bagirsak kanseri riskini yari yariya azaltiyor.
    Fasulye: Fasulye, C vitamini ve betakaroten gibi kalp hastaligi ve kanseri onleyen antioksidanlar acisindan zengindir. B vitamini de cinsiyet hormonlarini kuvvetlendirir.
    Pancar: Demir ve folik asit acisindan zengin olan pancar, eski cagladan beri kan hastaliklarinin tedavisinde kullanilmaktadir. Amerikali uzmanlar, pancar suyunun sarilik tedavisinde de etkili oldugunu belirtiyor.
    Lahana: Kanserli hucrelerin cogalmasini onleyen kroten maddesi icerir.

    Havuc: Tam 40 arastirma, havuc tuketimi arttikca kanser riskinin azaldigini ortaya koymustur. Bunun temel sebebi betakaroten, C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar acisindan zengin olusudur.
    Nohut: Yag duzeyi dusuk olan ve kolesterol icermeyen nohut kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, bakir, manganez, betakaroten ve folik asit acisindan zengindir. Gogus kanserine karsi korur.
    Incir: Potasyum, demir ve kalsiyum icerir. Sindirim sistemine yardimci olur. Eski caglarda kanserli hucrelerin tedavisinde kullanilan incir, modern tip tarafindan da kansere karsi koruyucu olarak oneriliyor.
    Findik: Kalp krizine karsi koruyucu olan E vitamini acisindan en zengin besinlerin basinda gelir. Her gun yenilen bir avuc findik kansere ve kirisIkliklara karsi koruyucudur.
    Zeytinyagi: Icindeki omega yag asitleri, kandaki kolesterol duzeyini dengede tutar. Antioksidan ozelligi olan E vitamini acisindan da zengindir. Bu sayede kalp krizi, felc, kanser ve erken yaslanmaya karsi beyni koruyucu etkiye sahiptir.
    Sogan: BagisIklik sistemini guclendirir. Icerdigi allicin ve sulfur, mide ve bagirsak kanserine karsi koruyucu etkiye sahiptir. Son arastirmalar kemik erimesine karsi, peynir ve sutten daha etkili oldugunu gostermistir.

    Cilek: Kolesterol duzeyini dusurur ve sindirim sistemini duzenler. Ellegic asit adi verilen kansersavan bir maddeyi de icerir.
    Domates: Likopen acisindan zengin ender bitkilerden biridir. Likopen, pankreas gibi cesitli kanser hastaliklarini onleme konusunda hayati onemdedir. C vitamini acisindan zengindir ve bagisIklik sistemini kuvvetlendirir. Lifli bir besin olmasi da bagirsak kanseri riskini azaltir.


    Not: Bu metindeki Turkce karakterler www.TurkceKarakter.com sitesinde en yakin karsiliklarina cevrilmistir.
    Tabiat eczanesi
    Tabiat bir eczane gibidir. Tahil, sebze veya meyvelerde bulunan cesitli maddeler, vitaminler, depresyondan tansiyona bircok hastaliga iyi geliyor. Sanliurfa'nin aci pul biberinin cilde yararli, teni guzellestiren maddeler icerdigini, ilacta aspirin neyse, yiyecekler icinde elmanin da ayni ozelligi tasidiginin belirtildigi, Londra Universitesi uzmanlarinin hazirladigi 'Dogal Savas Programi'nda hangi hastaliga karsi neler yemeniz gerektigi anlatilirken, bazi yiyeceklerin tasidigi ozellikler soyle ifade ediliyor:
    Satsuma (Kucuk portakal): Icerdigi folik asit ve C vitamini sayesinde oksurugu ve kanli tukurmeyi keser. Ayrica kan pihtilasmasina karsi en etkin dogal yiyecek oldugu icin ileri yaslarda felc veya kalp krizi riskini de azaltir.
    Tarcin: Yemeklere girmis olabilecek E-coli bakterisinin vucutta yayilmasini onler. Midenin duzenli calismasina etki eder. Kusmayi engeller. Hatta bal veya limon suyuyla birlikte alindiginda bogazdaki yanmalari keser.

    Hardal: Icindeki singrin maddesi, midenin gaz cikarmasina yardimci olur. Sindirim sistemini duzenler, mide agrilarini giderir. En fazla bir cay kasigi alinmalidir.
    Nane: Icerdigi mentol, midenin normallesmesini saglar. Vucuda giren grip mikrobuna karsi savastigi gibi, ileri yaslarda ulsere yakalanma riskini de azaltir. Nane cayi, bas agrisi, grip, stres gibi hastaliklarin yani sira mide yanmasina da birebirdir.
    Avokado: Sindirimi cok rahat olan bu meyve ozellikle yeni dogmus bebeklerin ilk mamasi olarak tavsiye ediliyor. Icerdigi E vitamini kalbe iyi gelir, yuksek potasyum dinc tutar ve insani depresyona sokan uyusukluluk ve rahatligi atar. Vucudun kolesterol oranini ayarlar. Teninizin surekli hucre yenilemesini saglar (Zayiflamak isteyenler dikkat: Yag orani bir cikolata kadar yuksek olan avokadoyu yememenizi oneririz).
    Cikolata: Sutlu cikolatalari tercih edin. Cunku icerdigi kakao yagi, magnezyum, E vitamini beynin kendisini yenilemesine ve psIkolojik rahatlik saglamasina yardimci olur. Migreni olanlar cikolatadan uzak durmalidir.
    Patates: Orta boy bir patates, bir insanin bir gun icinde almasi gereken C vitaminini icerir. Beyindeki serotonin adli kimyasal maddenin kendisini yenilemesini saglar.
    Idrad yollari,alerji,basur,karin agrisi,karaciger
    Nane: Idrar sokturucu ozellige sahiptir. Icerdigi mentol, midenin normal fonksiyonunu gormesini saglar. Vucuda giren grip mikrobuna karsi savastigi gibi, ileri yaslarda ulsere yakalanma riskini de azaltir. Sabahlari mide bulantisini keser. Nane cayi, bas agrisi, stres gibi hastaliklarin yani sira mide yanmasina da birebirdir. Ancak nane cayini ac karnina degil, tok karnina iciniz.
    Elma: Icindeki C vitamini ve pektin oldukca faydalidir. Kolesterolu dusurur, sindirim sistemini duzenler, idrar ve hacet yollarindaki sorunlari giderir.
    Kepekli ekmek: B 3 vitamini, demir, potasyum ve folik asit icerir. Cok fazlasi idrar yollarina zarar verirken, gunde 2 dilim yemek iyi gelir.
    Kayisi: Icindeki betakarotene adli madde, hucrelere saldiran molekulleri kontrol altina alarak, kanseri onler. Icerdigi kalsiyum ve magnezyum, girtlak yanmalarini engeller. Kuru kayisiya renginin bozulmamasi icin eklenen sulfur dioksit, astim gibi alerjilere iyi gelir.
    Hindistan cevizi: Icerdigi myristin adli madde kusmayi engeller, basur tedavisinde birebirdir. Ancak fazlasi basur icin tehlikelidir.
    Papatya cayi: Bagirsak yollarinda toplanan gazi cikartir, sindirim sistemini duzenler, mide agrisini keser.

    Enginar: Cynarine adli madde sayesinde en sert yiyeceklerin dahi sindirimine yardimci olur. Karaciger hastalarinin yani sira romatizma, artirit ve gut hastaligina yakalananlarla, hamilelere siddetle tavsiye ederiz.
    Meyan koku: Dunya uzerinde bircok kabile yuzyillardir ulser, artirit, bronsit ve karaciger rahatsizliklarina karsi meyan kokunu "dogal ilac" olarak kullanir. Adrenalini yukseltir, stresi engeller, kan basincini dusurur.
    Zerdecal: Karaciger rahatsizliklarinin yani sira sindirime de yardimci olur.
    Dis,tansiyon,sindirim
    Ekmek: Sekerli yiyecek yenildiginde, icindeki asitler dislere her 20 dakikada bir saldirir. Ekmek, disleri korur. Gun boyunca 6 ila 11 dilim ekmek yiyin.
    Meyve: (Her cesit) Gunde 2 ila 4 ogun meyve tuketin.
    Sebze: (Her cesit) Gunde 3 ila 5 ogun tuketin.
    Yogurt veya beyaz peynir: Eger yemekler arasi atistirirken dis sagliginizi dusunuyorsaniz, kalsiyum deposu olan bu iki yiyecegi tercih edin.
    Muz: Yuksek miktarda karbonhidrat icerir. Zengin bir potasyum kaynagidir. Bu mineral, kalbin duzenli olarak calismasini ve tansiyonun duzenli olmasini saglar.
    Rezene: Icerdigi potasyum sayesinde tansiyonu duzenler. Saglikli kan hucreleri icin gerekli olan folik asidi de bol miktarda bulundurur. Rezene cayi sindirim icin iyidir.
    Tahil: Kan damarlarini gevseten ve rahatlatan bir tur fotosentez kimyasal maddesi icerir. Bu sayede kanin damarlardan daha rahat gecmesini saglar. Tahil yemek, sebzelere oranla vucutta daha fazla kalori yakilmasini saglar. Kalorinin azalmasi tansiyonu duzenler.
    Un: Yapildigi tahilin besin degerlerini icerir. B vitaminleri, E vitamini, demir ve magnezyum acisindan oldukca zengindir.
    Karaciger: Saglikli bir bagisIklik sistemi, cilt ve keskin gozler icin gerekli olan A vitamini acisindan zengindir.Kucuk bir porsiyonu gunluk A vitamini ve demirle aylik B12 vitamini ihtiyacini giderir.

    Arpa: Icerdigi kalsiyum ve potasyum gibi minerallerle B vitamini vucuda direnc kazandirir. Ayrica ABD'deki bir arastirma, 6 ay boyunca her gun arpa urunu seylerin yenmesinin kolesterol oranini yuzde 15 dusurdugunu ispatladi.
    Yogurt: Gunde 150 gram yogurt, vucudun bir gunluk kalsiyum ihtiyacini karsilar. Yogurttaki potasyum, kan basinci ve kalp atislarini duzenler. Midenin yiyecekleri duzenli olarak ogutmesini saglar.
    Kilo kaybi ve menepoz
    Cikolatali puding: Bu sayede vucuttaki kan, istedigi protein ve mineralleri alir. Ingiliz Saglik Bakanligi, kilo kaybi yasayanlarin gunde 3 kez 1 hafta boyunca puding yemesini tavsiye ediyor.
    Peynir: 100 graminda 78 kalori bulunuyor.
    Yumurta: Gunde 2 yumurta, kadinlarin gunluk protein ihtiyacinin dortte birini, erkegin ise beste birini karsilar. A, D, E ve B vitaminleri iceren yumurtadaki selenyum maddesi, bebeklerde sindirim sorunlarini cozer, yetiskinleri de kansere karsi korur.
    Dondurma: Gunde 2 top vanilyali dondurma yemek, insan vucudunun gunluk protein ihtiyacinin yuzde 20'sini karsilar.
    Salam: B vitamini, demir, sodyum ve potasyum deposudur.
    Nohut: Sebze hormonu "fitoostrojen" icerir. Bunlar ostrojenin vucuttaki etkilerini dengeler ve menopozun yol actigi etkilere karsi korur. Sebze proteininin en zengin kaynaklarindan birisidir.
    Kola: Kafein vucudun yorgunlugunu alir ve konsantrasyonu saglar.
    Uzum: Icerdigi "elajik" asit sayesinde menopozun sebep oldugu kemik erimesine karsi korur. Kandaki ostrojen seviyesini yukselterek de menopoz semptomlarini en aza indirir.
    Kuru erik: Sadece iki-uc adet yemek dahi vucudun ihtiyaci olan antioksidanlari karsilar. Idrar yollari kaslarini rahatlatir. Bu da kolon kanserine karsi korur. Demir, A vitamini, B6 vitamini ve potasyum icerir. Icerdigi yuksek orandaki bor minerali sayesinde menopoz donemindeki kadinlarda ostrojen seviyesini dengede tutar.
    Tatli patates: Adrenal salgilayan bezleri guclendirerek vucuda enerji saglar. Fosfor, magnezyum, kalsiyum, C vitamini, potasyum ve folik asit icerir.
    Romatizma,sistit,kansizlik,idrar ve bobrek rahatsizliklari icin
    Enginar: Vucuttaki zehiri atma etkisi sayesinde basta romatizma olmak uzere gut hastaligi ve eklem yanmasina karsi birebirdir. Folik asit ve potasyum kemikleri guclendirir.
    Domates: C vitamini boldur.
    Tahil: Icerdigi dogal kimyasallar, romatizmanin yol actigi eklem yanmalari ve romatizmal agrilari hafifletir.
    Kekik: Timol ad.Hna da birebirdir.
    Avokado: Sindirimi cok rahat olan bu meyve i verilen bir tur dogal yag, vucuttaki diger yaglarin parcalanmalarini saglar. Kekik yagi banyoda suruldugu zaman romatizma agrilarini buyuk oranda azaltir.
    Zencefil: Kan damarlarini genisletip dolasimsi arttirarak romatizma agrilarini ve yanmalari yok eder.
    Kuskonmaz: Folik asit, C ve E vitaminleri icerir. Yenilen besinlerin vucuttaki zehirli kalintilarini atmayi saglar.

    Karaciger ve bobreklerin calismasini kolaylastirir, destekler. Bu sebeple doktorlar, sistit hastalarinin mutlaka kuskonmaz yemeleri gerektigini soyluyor.
    Hurma: Turune gore degisse de hurmalarin bircogu yuksek oranda demir icerir. Besin degeri yuksek ve onemli bir enerji kaynagidirlar. Dogal mushil etkisine sahiptir. Kurutulmus olanlarina gore daha yuksek oranda su ve daha dusuk kalori icerir.
    Pancar: Bobrekleri calistirir. Onemli bir potasyum kaynagidir. Vucuttaki tuz oranini dengeler. Bu sayede bobrekler ve idrar yollarinin calismasini destekler.
    Kavun: Orta boy bir kavunun yarisi, gunluk C vitamini ihtiyacini tamamen karsilar. A vitamini ve betakaroten icerir. Bunlar antioksidan, yani vucudu temizleyici etkiye sahiptir. Bobrekleri rahatlatir. Yuksek miktarda su ve dusuk miktarda kalori icerir.
    Diyabet,bas agrisi ve vucudun su tutmasinda
    Kuru fasulye: Lif acisindan zengin bir besindir. Bu da diyabet riskini buyuk oranda azaltir. Icerdigi karbonhidratlari vucudun sekere donusturmesi uzun surer.
    Mercimek: B vitamini, demir, kalsiyum, potasyum, fosfor ve magnezyum icerir. Cozunebilir lif icermesi sayesinde kandaki kolesterol oranini dusurur. Bu sebeple diyabet ve kalp hastalari icin kacinilmaz bir besindir.
    Nane: Nane cayi bas agrilarini dindirmek icin birebirdir. Icerdigi mentol ve mentol dogal yaglari sayesinde mideyi rahatlatma etkisine de sahiptir.
    Biberiye: Kimyasal icerikleri sayesinde dogal bir agri kesici gorevi gorur.
    Cikolata: Dogal anti-depresan ozelligi vardir. Cikolata magnezyum ve demir icerir. Sinirleri gevsetici ozelligi sayesinde bas agrisini dindirir.
    Kus uzumu: 100 grami gunluk C vitamini ihtiyacinin tam 3 katini karsilar. Antibakteriyel ve yanmayi onleyici etkileri vardir. Zengin potasyum ve dusuk tuz icerigi, dehidratasyonu olanlar icin onemli bir dogal ilactir.

    Kabak: 100 gram kabak gunluk folik asit ihtiyacinin 4'te birini karsilar. Yuksek orandaki potasyum sivi-tuz dengesini saglar.
    Tahil: Idrar yollarini acici, calistirici ve rahatlatici etkileri sayesinde dehidratasyonu rahatsizligi bulunanlarin mutlaka yemeleri gerekir. Mideyi rahatlatici ozelligi vardir.
    Mide,gut,adet sancisi icin
    Tarcin: Mide yanmalarini ve kusma hissini alir.
    Hindistan cevizi: Sutlu iceceklere eklendigi zaman mideyi gevsetici ve gazini alici bir etki olusturur. Mide bulantilarini onler.
    Lahana: Mayalanma sirasinda laktik asit uretir. Bu da sindirim sistemindeki zararli bakterileri oldurerek sindirime yardimci olur.
    Hamsi: Omega-3 yagi acisindan cok zengindir. Kolesterol seviyesini dusurur. Kanin pihtilasmasini onleyerek damar tikanikligi, kalp krizi ve dolayisiyla da felc gecirme riskini dusurur. Haftada en az 1 kez yemek gerekir. Kalp hastalari icin bu miktar haftada 3-4 porsiyon olmalidir.
    Muz: Icerdigi yuksek oranda B6 vitamini sayesinde kadinlarin adet donemi sancilarini buyuk oranda azaltir.
    Dogal bir agri kesici gibidir.
    Tarcin: Koli basilinin uremesini onler. Limon cayina balla birlikte eklenerek icildiginde hem nezlenin yol actigi bogaz agrilarina hem de adet donemi sancilarina iyi gelir.
    Enginar: Bol miktarda folik asit ve potasyum icerir. Dusuk yag orani, sindirimi kolaylastirici etkisi, antioksidan ozellikleri sayesinde anne adayi ve bebegin sagligina onemli faydalari vardir.
    Bogurtlen: E vitamini icerir. Vucuttaki zararli besin atiklarinin temizlenmesini saglar. C vitamini boldur. Cenini korur.
    Colyak,felc,astim,artirit,stres,ulser,kemik erimesinde
    Kestane: Onemli bir enerji kaynagidir. Kolayca sindirilebilir. Colyak hastalari icin bugday icermeyen un kaynagi olabilir. E ve B6 vitaminleri icerir. Yag oranlari dusuktur.
    Turuncgiller: C vitamini zengini turuncgiller icerdikleri flavonoid adli antioksidanlar sayesinde atardamarlarin, kalbin zarar gormesini onluyor. Portakal, icerdigi folik asit, kalp dostu potasyum ve kalsiyum sayesinde saglikli alyuvar hucrelerinin cogalmasina yol aciyor.
    Sogan: Sarimsakla birlikte enfeksiyonlarla mucadele eder. Kukurt bilesimleri, atardamarlarin zarar gormesini onler. Sogan kemik erimesine de iyi geliyor.
    Enginar: Enginarin en buyuk ozelligi, toksinleri temizleme yetenegidir. Bu sebeple artirit ve romatizmasi olan hastalara ozellikle tavsiye ediliyor. Cynarine adli madde, karaciger ve safra kesesinin rahatsizlanmasini engelliyor.
    Meyan koku: Antivirus etkisi vardir. Karacigeri korur. Adrenalin salgilanmasini dengeler. Stresle basa cikabilmek icin gerekli olan kortizol hormonunu salgilatir.
    Lahana: Ulseri olan kisiler icin tonik, yani mideyi temizleyici etki dogurur. Yuksek oranda C vitamini icerir.
    Kirmizi lahana: vucutta antioksidan ozellige sahip A vitamini icerir. Kanseri onleyici etkiye sahiptir. Cig olarak salatalara katilmasi tavsiye edilir.
    Kayisi: Yuksek oranda kalsiyum ve magnezyum icerir.
    Sut: Kalsiyum, protein, B2-A-E-D vitaminleri, folik asit, fosfor ve demir kaynagidir. Kalsiyum, D vitamini ve fosfor ile birlikte kemikleri ve disleri guclendirmek icin calisir. Bunlarin eksIkligi kemikleri eritir.
    Arac tutmasi,cilt sorunlari,laktoz dayaniksizligi ve goz icin
    Zencefil: Sindirime yardimci olur. Mide bulantisini giderir. Enerjinizi arttirir. Seyahatin ve otomobilde uzun sure gitmenin yol actigi bulanti ve rahatsizliklari azaltir.
    Papatya: Cay olarak icildiginde sindirime yardimci olur, karin agrilarini dindirir. Sicak bir banyonun ardindan hazirlanacak papatya cayi torbalari, egzamanin sebep oldugu kasinti ve yanmalari alir.
    Aci pul biber: Portakaldan 3 kat daha fazla oranda C vitamini icerir. Capsantin adli kimyasal madde zona hastaliginin sebep oldugu agrilari dindirmek icin yapilan kremlerde kullanilir.
    Portakal suyu: Bir bardak portakal suyu gunluk C vitamini ihtiyacinin tamamini karsilar. Icindeki potasyum vucudun su dengesini korur; cildin kurumasini, kirisIkliklarin meydana gelmesini onler.
    Portakal yagi: Susam yagiyla karistirilarak kullanildiginda iyi bir cilt yagi elde edilir.Ayrica, selulitli bolgelere portakal yagiyla masaj yapilmasi tavsiye edilir.
    Badem: Yuksek oranda kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, E vitamini, B2 vitamini, antioksidan icerir. Bu sebeple, laktoz (sut sekeri) dayaniksizligi bulunan ve gunluk gidalar yiyemeyen kisiler icin badem ideal bir besin kaynagidir.
    Misir: Zeaksantin adli bir bitkisel bilesim icerir. Bu madde, yasa bagli olarak gelisen gorme bozukluklarini azaltir.
    Ispanak: Antioksidan ozelligi tasiyan A vitaminine donusen betakaroten icerir. Saglikli gozler icin gereklidir.Katarakt ve diger goz tabakalarinin bozulmasina karsi lutein maddesi de icerir. Pisirdikten sonra hemen tuketin, beklemesi halinde, icindeki yararli maddeler toksIk maddelere donusebilir.
    Kalp rahatsizliklarinda
    Bezelye: Haftada 10 porsiyon domatesli bezelye yemegi yiyen bir erkegin, yemeyene oranla prostat kanserine yakalanma riski yuzde 35 daha az. B vitamini ve protein deposu olan bezelye, kalp icin de cok onemli.
    Kepekli Ekmek: Kalp hastaliklariyla bagirsak kanseri icin faydalidir. Gunde 12 gramdan fazlasi kisiye gore zararli olabilir.
    Kiraz: 100 graminda 40 kalori bulunuyor. Icerdigi ellegic asit, vucudu kansere karsi korurken, kiraz kalp damarlarindaki normal bir kan dolasimini saglar. Cok kiraz yenmesi, gut hastaligina yakalanma riskini de dusurur. Gunde 20 kiraz yemek 1 aspirin yerine geciyor.
    Cikolata: E vitamini, magnezyum ve demir, kalp hastaliklarina yakalanma riskini dusurur. Gunde en fazla 1 cikolata yiyin.
    Elma: Gunde 5 adet yiyin.
    Misir Gevregi: Gunde 1 tabak yeterli.
    Salatalik: Diyet yapanlarin en buyuk yardimcisi olan salatalik, kolesterolu dusurur. Kalbi guclendirir. Unutmadan ekleyelim. Salatayi soymadan yiyin. Cunku kalbi kuvvetlendiren madde, kabuguyla derisi arasinda bulunuyor.
    Yumurta: Tum yiyecekler icinde en kaliteli proteini icerir. En onemli ozelligi, kolesterol oranini duzenleyen lesitin maddesi icermesi. Tavada az yagda pisirilmis yumurtayi tavsiye ederiz.
    Sarimsak: Mutfaginizdan eksIk etmeyin. En az bin dogal tedavide kullanan sarimsak, sindirim sisteminden, kansere, kan dolasimindan kalp hastaliklarina kadar her seye yarali. Ancak hamileler dikkat olmali. Asiri sarimsak da kalp yanmalari ve carpintilarina yol acar. Gunde bir dis yeter.
    Humus: E vitamini zengini humus, kanda kolesterol oranini da ayarlar.
    Kavun: Bir kavunun yarisi, insan vucudunun gunluk C vitamininin ihtiyacinin tamamini, A vitaminin de yuzde 15'ini karsilar. Kavun, kalp ve bobrek hastalarinin diyetlerinde sIkca kullanilan bir meyvedir.
    Sut :Tam bir kalsiyum, protein, folik asit, A, E ve D vitaminleriyle fosfor deposu. Cocuk ve genc ve hamilelerin gunde en az yarim litre sut icmesi tavsiye ediliyor.
    Seftali: Bir seftali, gunluk C vitamini ihtiyacinizin yarisini karsilar. Sindirimi kolay olan meyvenin koyu renklilerini tercih edin. Cunku kabuguna renk veren betakarotene maddesi, kalp ve kansere karsi faydalidir.
    Pirinc: E ve B12 disinda tum B vitaminleri ve potasyum icerir. Ozellikle kolon ve bagirsak kanserlerine karsi faydalidir. Kolesterolu dusurdugunden kalbe iyi gelir.

    Tuz: Vucuttaki kan dolasimini ve sinir sistemini duzenler. Mide kanseri, kemik erimesi, kalp sorunlarina birebirdir. Ingiliz Saglik Bakanligi, halkina gunde 9 gram tuzun kafi oldugunu, asirisinin vucuda zarar verecegini acikladi.
    Cay: Gunde 2 bardak icilen cayla, 4 elma, 5 sogan, 7 portakal yemis gibi kalp dostu antioksidan madde almis olursunuz. Ingilizler, ozellikle cocuklarin haftada en az 6 bardak sutlu cay icmesini oneriyor.
    Ton Baligi: Kolesterol ve tansiyonu duzenler. Anemi hastaligina karsi D ve B12 vitamini icerir. Bircok kansere karsi vucudu icerdigi nikotinik asitle korur. Bir konserve ton baligi, vucudun D vitamini ihtiyacinin tamamini karsiliyor.
    Hindi Eti: 125 grami, vucudun gunluk folik asit ihtiyacini karsilar. Folik asit, kan hucrelerinin yenilenmesine yardimci olur.
    Karpuz: Bir dilimiyle, gunluk C vitamini ihtiyacinizin yuzde 80'ini karsilarsiniz. Icerdigi potasyum, kan dolasimini saglar.
    Kanser hastaligina karsi
    Kayisi: Antioksidan olan betakaroten acisindan zengindir. Hucrelere ve dokulara zarar veren molekullerin etkisini ortadan kaldirarak kansere karsi koruyucu etkisi vardir. Lifli oldugu icin bagirsaklari koruyucudur.
    Tahillar: Arpa, misir, bugday, yulaf gibi tahillar B ve E vitamini, potasyum ve kalsiyum icerir. Kanserojen maddelerin vucuttan atilmasi surecini hizlandirir. Tahil agirlikli bir beslenme rejimi, bagirsak kanseri riskini yari yariya azaltiyor.
    Fasulye: Fasulye, C vitamini ve betakaroten gibi kalp hastaligi ve kanseri onleyen antioksidanlar acisindan zengindir. B vitamini de cinsiyet hormonlarini kuvvetlendirir.
    Pancar: Demir ve folik asit acisindan zengin olan pancar, eski cagladan beri kan hastaliklarinin tedavisinde kullanilmaktadir. Amerikali uzmanlar, pancar suyunun sarilik tedavisinde de etkili oldugunu belirtiyor.
    Lahana: Kanserli hucrelerin cogalmasini onleyen kroten maddesi icerir.

    Havuc: Tam 40 arastirma, havuc tuketimi arttikca kanser riskinin azaldigini ortaya koymustur. Bunun temel sebebi betakaroten, C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar acisindan zengin olusudur.
    Nohut: Yag duzeyi dusuk olan ve kolesterol icermeyen nohut kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, bakir, manganez, betakaroten ve folik asit acisindan zengindir. Gogus kanserine karsi korur.
    Incir: Potasyum, demir ve kalsiyum icerir. Sindirim sistemine yardimci olur. Eski caglarda kanserli hucrelerin tedavisinde kullanilan incir, modern tip tarafindan da kansere karsi koruyucu olarak oneriliyor.
    Findik: Kalp krizine karsi koruyucu olan E vitamini acisindan en zengin besinlerin basinda gelir. Her gun yenilen bir avuc findik kansere ve kirisIkliklara karsi koruyucudur.
    Zeytinyagi: Icindeki omega yag asitleri, kandaki kolesterol duzeyini dengede tutar. Antioksidan ozelligi olan E vitamini acisindan da zengindir. Bu sayede kalp krizi, felc, kanser ve erken yaslanmaya karsi beyni koruyucu etkiye sahiptir.
    Sogan: BagisIklik sistemini guclendirir. Icerdigi allicin ve sulfur, mide ve bagirsak kanserine karsi koruyucu etkiye sahiptir. Son arastirmalar kemik erimesine karsi, peynir ve sutten daha etkili oldugunu gostermistir.

    Cilek: Kolesterol duzeyini dusurur ve sindirim sistemini duzenler. Ellegic asit adi verilen kansersavan bir maddeyi de icerir.
    Domates: Likopen acisindan zengin ender bitkilerden biridir. Likopen, pankreas gibi cesitli kanser hastaliklarini onleme konusunda hayati onemdedir. C vitamini acisindan zengindir ve bagisIklik sistemini kuvvetlendirir. Lifli bir besin olmasi da bagirsak kanseri riskini azaltir.

    HAYATI KURTARAN 7 BESİN

    30/7/2007 · Kategori: mutfaktaki doktor

    HAYATI KURTARAN 7 BESİN

    Kalbi koruyor
    BADEM:
    Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

    Diyabeti önlüyor
    KAHVE:
    Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

    Sinirleri rahatlatıyor
    TARÇIN:
    Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

    Patatesi haşlayın
    PATATES:
    Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi'ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.

    Kaslar için faydalı
    SEBZE ÇORBASI:
    Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellikle sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

    Kansere karşı birebir
    ZEYTİNYAĞI:
    Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı
    alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren "8oxodG" adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanı sıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor, 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

    Kanseri engelliyor
    ÇAY:
    Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60'a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

    HANGİ MEYVE SUYU NEYE İYİ GELİYOR

    30/7/2007 · Kategori: mutfaktaki doktor

    HANGİ MEYVE SUYU NEYE İYİ GELİYOR

    Gençlik kaynağı üzüm suyu: Üzüm suyu, içerdiği zengin vitamin ve mineraller nedeniyle vücudun günlük ihtiyacını karşılayabilecek özelliktedir. Üzüm suyunda bol miktarda A ve C vitaminleri, mineraller, demir ve potasyum var. Antioksidan özellikli olduğu için cildin yaşlanmasını da geciktirir. Kan yapıcı özelliğinin yanı sıra romatizma ve mafsal ağrılarına iyi gelen üzüm suyu, kalp sistemini düzenleyip bedensel ve zihinsel yorgunlukları giderir.

    Ayrıca içerdiği diyet lifleri sayesinde bağırsakları yumuşatıcı ve idrar söktürücü özelliğiyle organizmayı toksinlerden arındırır.

    Kansere karşı portakal suyu: C vitamini ve folik asit sayesinde soğuk algınlığına karşı korur, öksürüğü azaltır.

    Bağışıklık sistemini güçlendirerek bizleri soğuk algınlığı ve gripten koruyan meyvelerin başında portakal geliyor. İçerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır. Portakal suyundaki bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini engeller. Portakal suyunda bulunan yüksek miktardaki potasyum tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur, aynı zamanda cildin kuruyup kırışıklıkların oluşmasını da önler. Ayrıca, içerdiği vitaminler ve antioksidanlar sayesinde portakal, kanın pıhtılaşmasını, mide ve pankreas kanserini önler ve ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar.

    Ateş düşürücü vişne suyu: Ateşli hastalıklara karşı güçlü bir silah olan vişnede A vitamini ve potasyum bulunur. Ateşi düşürüp susuzluğu gideren vişne suyu, ateşli hastalıklardan sonra kanı temizlemeye de yardımcı olur. Vücutta biriken fazla suyun dışarı atılmasını, mide ve karaciğerin düzenli olarak çalışmasını sağlar. Ayrıca, ishali keser, idrar söktürücü özelliği vardır.

    Huzur kaynağı kayısı suyu: A, B3 (Niasin) vitamini, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve fosfor sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir kansızlığa iyi gelir, kan yapımına yardımcı olur ve sinirleri gevşetip uyku getirir. İçerdiği kalsiyum ve magnezyum sayesinde kemik erimesine karşı faydalıdır. Lifli bir meyve olduğundan bağırsakları korur ve pekliğe iyi gelir. Kayısıda bulunan betakaroten ise kanserin, özellikle akciğer kanserinin, kalp hastalıklarının ve kataraktın önlenmesine yardımcıdır.

    Tansiyon düşüren elma suyu: Elma, bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği olan B3 (Niasin) ve E vitamini, potasyum ve bol miktarda pektin içerir. Kan şekerini kontrol altında tutan elma suyu baş ağrısına da iyi gelir. Ayrıca böbrekleri temizler ve kolesterolü düşürür. Bağırsak parazitlerinin dökülmesini sağlar, bedensel ve zihinsel yorgunlukların giderilmesinde ise etkin rol oynar. Ayrıca romatizma, gut ve mide rahatsızlıklarının (gastrit, ülser) panzehiridir. Elma suyunun içindeki bitki besinleri, kalp ve akciğer kanseri rahatsızlıklarına yakalanma riskini azaltır. Damar sertliğini önler, kan basıncını düşürerek tansiyonun yükselmesine engel olur.

    Uykusuzluğa karşı şeftali suyu: Şeftali, içerdiği A, B3 (Niasin) ve C vitaminleriyle, folik asit, betakaroten, potasyum ile gribe karşı vücudun savunma mekanizmasını güçlendirir. Vücutta A vitamini oluşturan temel madde olan betakaroten, şeftalide çok miktarda bulunur. Antioksidan özelliğiyle toksinlerin vücuda vereceği zararları önler. Uykusuzluğu giderir. Hazmı kolaylaştıran şeftali aynı zamanda böbreklerin ve safra kesesinin düzenli çalışmasını sağlar ve iyi bir idrar sökücüdür.

    Nar suyu: Kolesterol ve şekeri dengeleyerek kalp sağlığını koruyor. Kanser hücrelerinin gelişmesini de engelliyor. Ayrıca, ishali kesmeye, bağırsaklardaki parazitleri düşürmeye de etkili. Nar suyunun idrar söktürücü ve kan yapıcı özelliği de bulunuyor

    HANGİ MEYVENİN SUYU NEYE İYİ GELİYOR

    İçerdikleri vitamin ve mineraller nedeniyle meyva sularının yararlı olduğunu zaten biliyorsunuz. Peki hangi meyve suyunun neye iyi geldiğini de biliyor musunuz?

    GREYFURT
    Bağışıklık sistemi için yararlı. C vitamininden zengin. Ancak ilaç kullanıyorsanız dikkatli olmakta fayda vardır.

    KiVi
    C vitamini deposu. Enfeksiyonlarla mücadele etmek ve cilt kusurlarını engellemek açısından faydalı.

    PORTAKAL
    Bağışıklık sistemini güçlendirir, kansızlığa iyi gelir. C vitamini ve folik asit kaynağı. Hamilelerin bolca tüketmesi faydalı.

    ANANAS
    Ağır proteinleri sindirmeye yarayan bromelain enzimi vardır. Ayrıca doğal şekerler açısından da zengin, enerji verir.

    KARA ÜZÜM
    Kalp hastalıklarına, cilt ve saça iyidir. Kan pıhtılarının birikmesini azaltıp kan dolaşımı sağlar. Saç, cilt için de yararlı.

    YABAN MERSİNİ
    Cilde iyi gelir. Kansere sebep olan serbest radikalleri yenen ve kolajeni bozulmaktan koruyan antosiyaninler açısından zengin.

    MANGO
    Gözlere, cilde iyi gelir. Kansere karşı koruyucu özelliği vardır. Serbest radikalleri yok eden beta karoten açısından zengin.

    KIZILCIK
    Sistitin önlenmesini sağlar. Kızılcık suyunda bulunan proantosiyadin adlı madde, sidik yolu enfeksiyonu riskini azaltır. C vitamini içerir.


    meyvelerin faydaları

    30/7/2007 · Kategori: mutfaktaki doktor

    Meyvelerin Güzelliğe Faydaları
    Ananas
    Kim güzelliği ve vücudu için faydalı birşeyler yapmak istiyorsa hemen akşama ananas alsın. Değerli Mineraller ve vitaminler: örneğin; demir (pürüzsüz bir cilt için), kalsiyum (güçlü saç, tırnak ve cilt için), vitamin A (Sağlıklı cilt ve göz için), vitamin B (hücrelerin çoğalmasını sağlar) ve vitamin C (ciltdeki kollagen oluşumu için gerekli).

    Not: Bununla beraber sindirimi hızlandıran ve zayıflamayı sağlayan bromolin isimli Madde de ananasta bol miktarda vardır.

    Elmanın faydaları
    Elma, bünyesinde gerçekten bir çok vitamini barındırmakta ama özellikle güzelliğimizi etkileyenler şunlardır:

    - A Vitamini pürüzsüz bir cilt, b1, b2 ve C vitaminleri sıkı bir doku yapısı için gerekli, E vitamini ise cildi korur ve genç kalmasını sağlar. Ayrıca "Pektin" isimli madde sindirimi hızlandırmakta 20'ye yakın Minerallerin işbirliği ile yanaklarımızın kıpkırmızı olmasını sağlamaktadır.

    Not: İçerdiği yüksek miktarda meyve asidi sayesinde elma doğanın "doğal bir temizleyici" ünvanını haketmiştir.

    Muzun faydaları
    Muzların besleyici yönü çok zengindir. İçerdiği E vitamini sayesinde deriyi korur ve genç kalmasını sağlar, vitamin b6 büyümeyi olumlu etkiler, Fol Asidi ise, kanı dolgunlaştırır ve yüzde yanakların kırmızılaşmasını sağlar. Muzun aynı zamanda Mineral yönünden de zengin olduğunu unutmayalım. Muzdaki demir (kan yapıcı), kalsiyum (Depresyon giderici), magnesium da kramp oluşumunu önler.

    Armutun faydaları
    Armutun Su söktürücü ve doyurucu etkisinden dolayı rejimde dietlerde acıkma hissini bastırmak için birebirdirler.

    Aynı zamanda bazı güzelleştirici vitaminleri de taşıyan bu tatlı meyve mineral yönünden de zengindir. Örneğin; Beta Karotin, sağlıklı ve pürüzsüz bir cilt oluşumunu, vitamin C ise, dokuların sağlam olmasını sağlar. Ayrıca diş ve kemiklerin güçlenmesi için kalsiyum ve fluor içerir.

    Böğürtlenin faydaları
    Böğürtlen içermiş olduğu yüksek miktarda C vitamini sayesinde sadece bağışıklık sistemini güçlendirmeyip aynı zamanda soyulmuş ve yıpranmış derinin yeniden oluşumunu da sağlamaktadır.

    Çileğin faydaları
    Güzellik için çilekler çok iyi birer temizleyicidirler ve böylelikle sivilcelere karşı savaşırken mutlaka cephanenizde bulundurmanız gereken bir meyvedir. Aynı zamanda C vitamini içermektedir.

    Greyfurtun faydaları
    Greyfurt içerdiği yüksek miktarda C vitamini ve kalsiyum sayesinde sıkı bir cilt dokusu ve sağlıklı diş için gereklidir.

    Ahududunun faydaları
    Bu güzellik meyvesi A vitamini sayesinde cildin ve gözlerin sağlıklı olmasını sağlar. Vitamin b1 sinirleri yatıştırıyor, vitamin b2 enerji oluşumu için ve C vitamini güçlü bir cilt dokusu ve gerilmiş bir cilt için gereklidir.

    Kuşüzümünün faydaları
    Kuşüzümü güzellik için bir çok vitamin içermektedir. İçerisinde bulunan kalsiyum saç, tırnak ve cildin güzelliğini artırır. Özellikle C vitamin içeriği (portakaldan iki kat daha fazla) bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Böylelikle kuşüzümü sadece sağlıklı olmamızı değil aynı zamanda cilt dokusunu oluşturan elastin sayesinde derimizin de güzel görümünü sağlamaktadır.

    Kirazın faydaları
    Kiraz her açıdan ideal bir güzelleştiricidir. İçerdiği çeşitli vitaminlerle dikkati üzerine çekiyor. A vitamini sağlıklı bir cilt için gerekli. b1 ve b2 vitaminleri sinirleri güçlendirmekte ve hücreleri aktif hale getirmektedir. Vitamin b6 büyümeyi desteklemekte ve vitamin C cildin gerilmesini sağlamaktadır. İçerdiği demir ise sağlıklı saç, deri, yumuşak doku için gereklidir.

    Kivinin faydaları
    Kivi aynı anda 3 güzelleştici etki taşımakta.
    1. Kanı temizlemesi
    2. Zayıflamaya olan yardımcı etkisi sayesinde cilt ve formu korumakta birebirdir.
    3. Ayrıca yüksek miktardaki C vitamini bağışıklık sistemini güçlendirmekte ve elastin oluşumunu sağlamakta bu sayede cildimiz uzun süre genç ve sağlıklı kalmaktadır.

    Balkabağının faydaları
    Balkabağının çocuklar için maske hazırlamaya birebir olduğunu herkes bilmekte. Ama balkabağının içerdiği vitamin sayesinde güzelliğe de faydalı olduğu henüz bilinmemekte. Örneğin; A vitamini deri ve gözleri güçlendirmekte çakıl asidi sayesinde ise saçların parlamasını sağlamakta ve tırnakların güçlü olmasını sağlamaktadır.

    Mandalinanın faydaları
    Mandalinanın ince kabuklarının altında serinletici iştah açıcı ve susamayı gidermek için bol miktarda vitamin ve mineral bulunmakta. Özellikle kayda değer olan içerdiği yüksek miktarda pro vitamin A, yüz ve cilt için gerekli.

    Vitamin C bağışıklık sistemini güçlendirmekte ve dokuların oluşumunu sağlamakta.

    Portakalın faydaları
    Vitamin açısından çok zengindir. Özellikle de C vitamini kemik, diş, saç ve derinin güzelliği için çok gereklkidir. Aynı zamanda kan temizleyici özelliği olmakla beraber kramfların giderilmesi için de faydalıdır.

    Şeftalinin faydaları
    Özellikle o incecik ve narin kabuklarının altında vitaminler saklanmaktadır. Vitamin A ve C temiz sıkı ve yumuşak bir cilt için gereklidir. Kalsiyum Minerali depresyon için faydalı, demir ise saç ve derinin sağlığını olumlu etkilemektedir.

    Erikin faydaları
    Erikler sıkı sağlıklı ve güzel deri için önemli olan B ve E vitaminleri içermekle birlikte sinirlere ve kas kramflara da iyi gelmektedir.

    Bektaşi Üzümünün faydaları
    Bektaşi Üzümü göz ve deri için faydalı olan A vitamini içermekte morali yüksek tutan kalsiyum minerali ile beraber sağlıklı diş ve saçlar için gereklidir. Niacin ise sinirlerin derinin ve sindirimin sisteminin dengeli çalışmasını sağlamaktadır.

    Üzümün faydaları
    Üzümler cilt, kemik ve sinirler için gerçekten çok faydalıdır. Çünkü kalsiyum sayesinde deri çok iyi temizlenmekte ve demir sayesinde Kansızlık giderilmekte. b grubu vitaminleri sağlıklı hücrelerin oluşumunu sağlamakta C vitamini ise cildin sarkmasını önlemektedir.

    Limonun faydaları
    Limonlar yanakların parlamasını sağlar ve genç bir cilde kavuşmamızı sağlarlar. Sıkı bir cilt için gerekli olan C vitamini Limonda yüksek miktarda bulunmaktadır.


    Sebze ve meyvelerde gizlenen şifalar!


    “Meyve ve Sebzelerin Gizli Güçleri” adlı kitabından Jay Kordich’in hastalıklar ve bitkilerin yararları için önerileri :

    İncir: Bağırsakları çalıştırır.
    Elma: Böbeklerin temizlenmesine, sindirim rahatsızlıklarının kontrol edilmesine yardım eder. Kayısı: Kan yapıcıdır. Güzel bir cilt ve saça olumlu etkisi vardır. Kanserin önlenmesinde yardım eden iyi bir karotenoid kaynağıdır.
    Muz: Kalbe ve kas sistemine yararlıdır. Yorgunluğa ve ishale birebirdir. Vişne: Mineral ve vitamin deposudur. Koyu renkli vişneler, açık renklilere oranla daha fazla mineral içerir.
    Greyfurt: Sindirimi uyarır. Diş etlerinin kanamasını azaltır, soğuk algınlığına iyi gelir. Lifleriyle yenirse, kolesterolü düşürür.
    Portakal: Soğuk algınlığı, grip, incinme, kalp hastalığı ve felçten korunmaya yardım eder. Mandalina: Enfeksiyonlarla savaşmayı kolaylaştırır.
    Üzüm: Böbreklerin çalışmasını uyarıp kalp atışını düzenler. Karaciğeri temizler. Siyah üzüm kabukları ve çekirdekleriyle yenirse hücre yenileyicidir.
    Kavun: Endişe ve uykusuzluğa iyi gelir. Bağırsak ve cilt kanserine karşı Amerikan Kanser Topluluğu’nca tavsiye edilmiştir.
    Karpuz: Kabuğundaki çinko iktidarsızlığa iyi gelir. Böbreği temizler.
    Kiraz: Kolesterolü düşürür, özellikle sapları idrar söktürücüdür.
    Armut: Kalp - damar sağlığı, alçak kan basıncı ve fiziksel performansa iyi gelen vitaminleri barındırır.
    Çilek: Sigara dumanının etkilerini azaltır. Sigara içilen bir odadayken gün boyunca ağza iki çilek atılması önerilir.
    Sivribiber: Şişkinliği azaltmada faydalıdır. Saçlara, tırnaklara ve cilde çok iyi gelir.
    Brokoli: Mide ve yemek borusu kanseri tehlikesini azaltır. Lahana: Yaşlanmayı önleyici mineral olarak kabul edilen selenyum sağlıklı bir cilt verir.
    Havuç: Enerji verir. Karaciğerin safra salgılamasına ve kolesterolü dengelemesine yardım eder.
    Salatalık: Kasları gençleştirir. Deri hücrelerine elastikiyet verir.
    Sarmısak: Tansiyonu düşürür, kan pıhtılaşmasını azaltır. Bazı mide kanserlerini önlediği ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği kanıtlanmıştır.
    Ispanak: Karaciğeri, lenf bezlerini ve kan dolaşımını uyarır.

    Baş ağrılarına karşı elma ile kereviz.
    Uykusuzluk: Havuç ve kereviz sapının suyunu karıştırın.
    Sakinleştirici: Havuç ve lahana suyunu karıştırın.
    Sindirimi kolaylaştırıcı: Karnabahar, havuç ve maydanoz suyu.
    Yorgunluk: Tek başına havuç ya da elma, kereviz ve maydanozdan herhangi biriyle birlikte sıkılmış meyve suyu.
    Grip: Bir bardak kızılcık suyu ya da elma + kızılcık, elma + üzüm + ananas suyu.
    Sigara dumanı: Kereviz ya da çilek suyu.
    Ezilme, çürüme: Portakal suyundaki bioflavonoid kan damarını ve kılcal damarları güçlendirir. Ezik ve çürükler daha çabuk iyileşir.
    Kabızlık: Patates + havuç + elma + maydanoz suyu iyi bir tercihtir. En çok işe yarayan meyve suyu ise elma + armuttur.
    Ağrıyan kemikler: Havuç, lahana ve maydanoz karışımının suyu.
    Mide asidi: Havuç + salatalık + pancar suyu ya da havuç + lahana + kereviz suyu mideyi yatıştırmaya yardım eder.
    Hemoroid: İçinde özellikle patates bulunan içecekler öneriliyor. Patates + havuç + elma + maydanoz suyu ya da patates + elma + armut suyu.
    Boğaz ağrıları: Turp + limon.
    Mide ülseri: Lahana ya da patates suyu.
    Baş ağrısı: Elmayla birlikte karıştırılan kereviz suyu.

    TÜKETİRKEN BUNLARA DİKKAT

    Doğal Tıp Derneği Başkanı, sebze ve meyvelerin insan hayatında bir ilaç kadar önemli olduğunu söyledi. Günde yarım kilo sebze ve meyve tüketilmesi gerektiğini vurgulayarak, dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:
    Besin değerinin kaybolmaması için sebzeler az suyla, buharlı tencere veya toprak güveç kaplarında zeytinyağıyla pişirilmeli Havucu rendelemek B ve C vitaminlerinin kaybolmasına yol açar Sebze ve meyveleri vitaminlerinin kaybolmaması için kalın doğramak gerekir Meyveleri tok karnına değil, aç karnına ya da yemekten 2 - 3 saat sonra tüketilin.

    Vücudunuzu kışa hazırlamak ve hastalıklardan korunmak, beslenme düzeninizde yapacağınız küçük oynamalarla hiç de zor değil... İşte bunun püf noktaları:

    Kuru baklagil tüketin: Haftada en az 1 gün kuru baklagil tüketin. Ancak, kurufasulye, nohut ve yeşil mercimek gibi kuru baklagiller zaten iyi birer protein kaynağı olduklarından, bu yemeklere, lezzetini ve besleyiciliğini artırmak için et eklemeyin. Bunun yerine etimizi, protein yönünden fakir olan sebzelerle tüketin.
    C vitamini alın: Gribe karşı C vitamini tüketin. Ancak kuşburnu, kırmızı ve yeşil sivri biber, kivi, maydanoz ve rokada bulunan C vitamininin portakal, mandalina ve limonda bulunan C vitamininden daha fazla olduğunu unutmayın.

    Bağışıklık sistemi için

    Salatadan vazgeçmeyin: Salata, öğle ve akşam yemeklerimizin vazgeçilmez yiyeceklerinden biri olmalı. Özellikle kilo problemi olan kişiler için ton balığı ile hazırlanan domates salatası, akşam için ideal bir yiyecektir.
    D, E ve B6 vitaminleri: Bağışıklığı güçlendiren D, E ve B6 vitaminlerini ihmal etmeyin. Ceviz, fındık, ayçiçeği çekirdeği ve diğer tohumlarda, yağlarda, tahıllarda bol miktarda E vitamini bulunmaktadır. D vitamini kaynağı olarak süt, peynir ve balık ilk akla gelenlerdir. B6'yı ise fındık, fıstık, ceviz, ayçiçeği tohumu, tavuk ve balıkta bolca bulabilirsiniz.
    Hastalıklara karşı A vitamini: Yeterli miktarda A vitamini, vücuda dışarıdan gelen istilacıların geçebileceği tüm yüzeyleri (cilt ve mukozalar) güçlendirir, beyaz kan hücresi aktivitesini artırır, kansere karşı güçlü bir koruma sağlar. Havuç, ıspanak, brokoli, pırasa, ihtiyacınız olan A vitaminini ihtiva eder.
    Minerallerden faydalanın: Güçlü bir bağışıklık sistemi için besinlerle daha çok demir, magnezyum, selenyum ve çinko almaya özen gösterin. Demiri koyu yeşil yapraklı sebzelerden, kırmızı et, tavuk, kuru kayısı ve kuru üzümden; magnezyumu tahıl, sebze, süt ve deniz ürünlerinden; selenyumu balık ve diğer deniz ürünlerinden; çinkoyu ise yumurta, süt, et, tahıl ve deniz ürünlerinden temin edebilirsiniz.
    Proteini artırın, yağı azaltın: Daha fazla protein ve daha az yağ kullanımı bağışıklık sistemimizin dostudur. Aşırı yağ kullanımı bağışıklık sistemini baskıladığından özellikle hayvansal yağları iyice azaltın.

    SAĞLIKLI VE MUTLU GÜNLER

    « Önceki ::


    outils webmaster
    Ногайская кухня Crimean cuisine , crimean tatar gastronomi , crimean tartar cooking KRIM kitchen , Крым Кухонный , Крым кухня , Крым камбуз Krim küche , tartar culinaire , krım cucina , Крымская кухня Кубэтэ/Кубете – блюдо крымчакской кухни Чебуреки - не такое уж экзотическое блюдо Каварма в Пироги чебурек Чебуреки "Крымские"