Bayramınız Kutlu Olsun Sevgili Dostlar!..
Çok eskidendi belki el öpmeler, kenarı dantelli mendiller içinde şekerler, avuca zor sığan kocaman 2,5 liralık bayram harçlıkları...
Postacının getirdiği, uzaktaki dostların bayram tebrik kartları...
Aniden yok oldular, yittiler eskilerde bir yerlerde...
Yıllarca sadece seyahate gidenler tesadüf ettilerse, kutladılar birbirlerinin bayramlarını.
Artık bayramlar sadece birer "firsat" oldu, yorgun bedenlerin dinlenmesi için...
Ve birgün sanal alemle tanıştık ve yeniden hatırladık bayramlaşmanın keyfini...
Kenarı dantelli mendiller, parlak kağıda sarılı şekerler, madeni 2,5 liralık bayram harçlıkları yoktu belki, ama bir küçük haber vardı dostlardan; uzun süredir karşılaşmadığın, halâ aynı adreste olup olmadığını bilmediğin...
Sanal da olsa hatırlandığını, unutulmadığını öğrendiğin...
...ve eski, tek yaprak bayram kartlarında yazıldığı gibi:
"Bayramınız Kutlu Olsun Sevgili Dostlar"
herkesin cocukluguna dair unutamadigi, yeri geldiginde anlatmadan duramadigi anilari vardir. benim de var tabi, sansli zamanlarimizdi onlar. sorumlulugun soz konusu dahi olmadigi zamanlar...
simdiki cocuklar biraz sanssiz aslinda. sokak cocugu olmanin getirdigi ozgurluge sahip degiller gibi. daha farkli imkanlar... bizim cocukluk zamanimizda simdiki cocuklarin luksune sahip arkadaslarim da vardi elbette ama ben cocuklugumda yasadigim sokak cocugu ozgurlugunu o lukse degismem hicbir zaman.
bizler mahalle aralarinda toz toprak icinde mac yapma ozgurlugune sahiptik. bacaklarimiz kabuk tutmus yaralarla doluydu cocuklugumuz boyunca. sonra o kabuklari soymak gibisi var mi soyleyin bana... ya da mactan sonra "birinci cesme, birinci cesme" diye cami cesmesine kosarkenki zevki simdi ben nerede bulabilirim. birinci cesmenin diger cesmelerden ne farki mi var? yok tabi ki, ayni su an surekli kullandiginiz bir pisuvar gibi o surekli talep goren cesme. surekli ayni pisuvara (tuvalet diyelim, bayanlar icin) isemez misiniz? ben surekli ayni pisuvara giderim. belki farkimiz burdandir, bizler sokak cocuguyduk.
benim icin sokak cocugu olmanin cok anisi var. cok insan tanidim, yeni oyunlar ogrendim, yeni muzurluklar gordum, eglendim. 13 yasima kadar yasadigim bu mahallede her aksamustu, camdan disari sarkar, daha iyi gormek icin gozlerimi kisar, sokagin obur ucuna bakardim, elemanlar maca baslamis mi, diye.
bizim futbol oynadigimiz alan pek bir orjinaldi. resmini ben cizdim, gulmeyin. paint'te hem de...

ben ayaktopunda pek sahane degilimdir ama "aldim verdim"de de sona kalmazdim hic. aldim verdim konusu ise pek bir ayridir, bilenler bilmeyenlere anlatsin, en iyi iki topcunun karsi karsiya gecip de adim aldigi ve sonra da adam secmeye basladigi bu zeka yuklu oyunu.
kaleci secimi her zaman bir sorundur turkiye'de oynanan mahalle maclarinda. cunku cocuk dedigin simariktir, sova donuk oyun ister. hagi gibi, romario gibi calim atip, aglari delmek ardindan dizlerinin ustunde kayarak taraftarlara kosmak ister. lafi gecmisken, bizim taraftarlarimiz sana bana benzemezdi. ruhani kuvvetler vardi bize alkis tutan. cami duvari, mezarlik ici, turbe yani desem simdi, kalecilik konusu kaynar. iste o yuzden turk futbolunda kaleci yetismez pek. (hicbir cumleyi boyle baglamayin siz e mi?) kimse rustu recber gibi olmak istemez. su andaki gencler de eminim, alex'in, ronaldinho'nun ismini haykiriyordur her golden sonra.
- lan ahmet, bak ben alex'im, taam mi? sen sabri ol. genc sabri...
- ne sabri'si lan, ronaldinho'yum ben. forvet oyniycam ben. son kaleci!
- inonu!
- sondan iki!
- top benim oollmm, ne diyosunuz? ahmet sen ileride kal. aga sen de sagdan orta kes. sondan uc!
son kaleci muhabbetini erkek arkadaslar mutlaka hatirlar. bu lafla takim ici kale sirasinda sona gecilir, her yenilen 1 veya 2 golde bir de kaleci degistirilir. inonu ise, ikinci adam olan degil, sondan ikinci kaleci anlaminda kullanilirdi.
daha bunun gibi epey var aslinda ama benim konum bizim L seklindeki futbol sahamizdi sanirim, o kadar krokisini yaptim di mi? simdi mac sonrasinda ellerin, yuzun, gozun kir pas icinde oldugu, annenin o halde bizleri tuvalete, banyoya firlattigi ve bunun yaninda sarfettigi "degme hicbir yere, les olmussun yine, puuuh" laflarini ve daha nicesini baska bir zamana saklayalim, krokimize gelelim.
kalelerden biri caminin duvarina, biri kasap diye cagirdigimiz herifin apartman dairesine rast geliyordu. kasap dedigimiz dayi, yarim dunya seklinde pek sevimli bir insandi. kasabin oldugu kalenin (ayni zamanda kasabin salonu oluyor o kalenin arkasi) yedigi her golde, ozellikle sert sutlarda, kasap disari firlar, elinde satirla "ulaaaagggnnn" diye diye kovalardi bizleri. maclar yarim kalmazdi hic ama, su molasi verirdik yalnizca o vahset anlarinda...
orta sahaya yakin kisimda, yatirlarla dolu bir turbe vardi. cami duvarinda kalesi olan takimin sagdan bindiren topcusu, kosu esnasinda saginda kalan yatirlardan bir hayir duasi koparabilirse o zaman o atak golle sonuclanirdi yuksek ihtimalle. ayni sey kasabin tarafindaki takimin sol kanadinda gecerliydi. diger kanatta ise ufak bir mezarligimiz vardi. top kacardi, atan alirdi. etrafi diken biciminde bir citle kapliydi o mezarligin. bir ziplamalik isi vardi. bacagimizi, baldirimizi kaptirmadan girer cikardik mezarliktan. biz mezarlarin uzerine basilmamasi gerektigini oradan ogrendik.

yasak bahceye top kacardi arada ve atletik olan arkadaslara yalvarirdi himbil olan ve topa vuran ayagina ayar cekemeyen, topu yasak bahceye kaciran arkadaslar. bina diye yazdigim yerin catisina da kacardi top arada ama oraya kacirana da yuh cekilirdi, para toplanir, bakkal amcadan yeni "mikasa 4 kat" top alinirdi. mikasa toplar cok meshurdu, bakkalin girisinde havada asili durur, yere degmezdi. degerse eger, yamulurdu ve yamuk topu da kimse de almazdi haliyle... topu alirken, elleyip, havaya atip, yere sektiren ve yamuk olup olmadigina karar veren kimdi dersiniz? "aldim verdim"de rol alan en iyi topcular tabi...
mac sonrasinda suya hasret bedenlerin atesini dindirmek icin cami cesmesine "birinc, birinc!" diye haykirarak kosuldugundan yukarida bahsettim sanirim. dur, dur, dur... biraz tuvaletim var sanki...
- birinc! birinc!
not1: aah ah, simdi suya para veriyoruz her hasret zamanimizda...
not2: mac yapalim mi lan? son kaleci!
ALINTIDIR
Bir reklam çıktı bugün televizyon izlerken..
Slogan aynen şu:
"eğlenirken,konuşurken,tatildeyken..bilgisayarım,xxx benimle..."
bi kaç saniye boş gözlerle baktım televizyon hatırlıyorum.
Sonra bir anda tepem attı..Ne demektir bu?
-insanlar önünde bir fincan acı türk kahvesi eşliğinde konuşur..
-insanlar elinde birasıyla bağıra çağıra maç izlerken eğlenir..
-insanlar deniz kenarında bir şezlongda uzanarak,suyun sesini dinleyerek tatil yapar.
insanlar eski,memleket kokulu yaz günlerini,kış gecelerini,
"hayatımızı kolaylaştıryor"etiketi altında cebren ve hileyle sindirdikleri teknoloji yüzünden kaybettiler.
ne acı..
bunları söylemek için ben bile gençken..
bunları benim de hissetmem ne acı..
Daha bi kaç gün önce muhabetti oldu hatta..Herkes bir bilet istiyor bu aralar..
tek kişilik..
sadece gidiş..
çocukluğun saflığına..
Eskiden..Ne kadar güzeldi,eskiden..Daha az teknolojik,ama daha huzurlu eskiler..Yaz günleri,akşam yemeği hazır olup,annem eve çağırana kadar deli gibi oyun oynardım..
ip atlardım,yakar top oynardım..
sonra bakkaldan ekmeği alır eve giderdim..
arkamdan ordu kovalar gibi yemeğimi yer,tekrar aşağı inerdim..
koşardık,terlerdik,kirlenirdik,düşerdik..kanardık..üstümüz nevruz akşamları is kokardı ama;
hiç birimiz şikayet etmezdik..
şimdi cep telefonuma gelen lanet çaldır-kapat'lar yerine,ıslıkla çağırırdık birbirmizi...
deli gibi koşardık ya..geberircesine..
ne kadar özgür adımlar atardık,elimizde bu kadar özgürlük yokken..
her akşam torba torba çiğdem çitlerdik,elimiz dudağımız tuz olur yanardı,biz gülerdik,kim bilir nelere..
deli gibi pedal çevirirdik,ama geri salmazlar diye,eve su içmeye bile çıkmazdık..Sonra da yorgunluktan eve çıkar çıkmaz sızardık,gece eserken hafiften..
kimsenin mail derdi yoktu,aşk mektupları,notları vardı,posta kutumuza,defter aramıza konan,gizliden..
online-offline olma,simley ekleme,msn'de olma(!),chat yapma değil de;
ip atlama,top atma ,oyun oynama,izin alma tamlamaları mevcuttu lûgatımızda..
biz toprağa ayak basar,sinirmizi,enerjimizi boşlatırdık..
şimdi tam tersi..
çocuklar bilgisayar başında sürekli..
sürekli yükleniyorlar..negatif..
internette ki her oyunu biliyorlar,ama oyun oynamayı bilmiyorlar..
şimdiki çocuklar,çocuk olmayı bilmeden büyüyorlar..
yazık...
koşmayı öğrenemeden düşücekler,
şımarıklıklarından döktükleri yalancı gözyaşları,canları gerçekten acıdığında sel olucak..
yazık..
ne kaçırdıklarını asla bilemiyecekler..
her nesil,daha berbat büyüycek..
bizler;
başka şehirlerdeki yakınlarımızın sesini duymak için telefonda beklenen on dakikanın heycanını,sabredip hasret gidermenin güzeliğini,
akşamları yemek sonrası televizyon başına geçip pineklemek yerine üç beş parça kekle,komşuya çaya gitme devrini kaçırdık..
onlarsa,gözlerini boyayan teknoloji yüzünden,çocukluklarını kaybediyorlar..
bir diğer nesli..düşünmek bile,
içimi parçalıyor..
alıntıdır