TAKVA NEDİR

TAKVA NEDİR

 TAKVA -TAKVİYE - TAKAT - KUVVET 

Dr. Ekrem Keleş

Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

 

Takva sahibinde çok güzel bir dini duyarlılık oluşur. Bu duyarlılıkla onlar,

 İslâm’ı bütün güzelliğiyle yaşamaya çalışır,

her türlü güzelliği sergiler ve her türlü kötülük

ve çirkinlikten uzaklaşırlar.

Gönüllerine yatmayan şeylerden uzak dururlar.

Bu sebeple takva sahiplerinin en önemli özelliklerinden biri, harama düşme endişesiyle şüpheli şeylerden uzak durmaktır.

 

Sevenin en çok korktuğu şey, sevgilisini gücendirmesidir. Bu sebeple seven insan, sevdiğini gücendirmemek için büyük bir duyarlılık gösterir. Sevdiğini kırabilecek hareket ve tavırlar sergilemek şöyle dursun, onun en ufak bir sitemine yol açabilecek davranışlardan bile büyük bir özenle sakınır. Temelde kişinin Cenabı Hak karşısındaki duyarlılığını anlatan ‘takva’ teriminin taşıdığı anlamı, böyle bir benzetmeyle açıklayabiliriz. Yani takva, bir bakıma Yüce Allah’ı gücendirebilecek en ufak tavır ve hareketlerden sakınmayı ifade etmektedir. Hiç kuşkusuz bu, büyük bir duyarlılığın ifadesidir. İşte kelime anlamından hareketle ‘takva’ya ‘sakınma’ veya ‘korkma’ anlamları verildiği zaman, anlatılmak istenen, sevenin sevgilisi karşısında taşıdığı bu korku, endişe veya sakınmaya benzer bir sakınma veya korkudur. Yoksa takvanın karşılığı olarak kullanılan korku ve sakınma, bir zalimden sakınma veya korkma gibi değildir.

 

Takva’nın, ‘dinen kötülük ve çirkinlik (isâet) içeren her şeyden uzak durmak’ (Tehanevi, Keşşâf, II/1527) şeklindeki tanımı, takva sahibi kişinin, büyük bir sevgiyle bağlandığı Yüce Allah’ı gücendirebilecek en ufak davranışlardan bile nasıl uzak durması gerektiğini ortaya koymaktadır. Muhammed Esed’in ‘takva’yı ‘Allah’a karşı sorumluluk bilinci’ şeklinde anlamlandırması da; pek çok Kur’an mealinde ‘takva’nın ‘Allah’a karşı gelmekten sakınma’ şeklinde meallendirilmesi de bundandır.

 

Sözlük anlamı itibariyle takva, korktuğu hususta kendini korumaya almak demektir. (Rağıb el-İsfehânî, el-Müfredât) Mü’mini en çok korkutan ve endişelendiren husus, Allah Teâlânın rızasına halel getirebilecek herhangi bir davranış içinde bulunmak olduğu için takva, kimi âlimlerce, ‘Allah’ın emirlerine sarılmak ve yasaklarından uzak durmak; diğer bir deyişle kendini günahlardan ve günahlara sürükleyebilecek şeylerden korumak’ (Tehanevi); veya ‘Kişinin taat işleyerek kendini Allah’ın korumasına dahil etmesi ve böylece âhirette elem verecek hususlardan korunmuş olması’ (Şerif Cürcânî, et-Ta’rifât) şeklinde tanımlanmıştır.

 

Kur’ân’da takvanın üç aşamasına işaret edilmiştir. (Elmalılı, I/169) İlk aşama, ebedi azaptan kurtuluşu sağlayacak olan şirkten kurtularak iman etmektir. İman eden kişi, takva sınırları içine girmiş olmakta, kendisini korumaya alacak dairenin içine girmiş olmaktadır. İkinci aşama, büyük günahlardan sakınma, küçük günahlarda ısrar etmeme ve farzları yerine getirme aşamasıdır. Üçüncü aşama ise, kalbini, Hak’dan alıkoyacak ve Hakk’ın dışında bir şeyle meşgul edecek her şeyden uzaklaşma ve bütün varlığıyla Allah’a yönelip bu çekim alanında yörüngeye yerleşmektir. İşte bu aşama, ‘Ey iman edenler! Allah’a karşı nasıl takva sahibi olmak gerekiyorsa öyle takva sahibi olun…’ (Al-i İmran, 102) mealindeki ayeti kerimede işaret edilen takva aşamasıdır. Bu mertebe o kadar geniş ve o kadar derindir ki bu aşamaya ulaşanlar, derecelerine göre tabaka tabaka olurlar.

 

Takva sahipleri, Allah’a karşı büyük bir duyarlılık içinde bulundukları için Allah onlara iyiyi kötüden, hakkı batıldan ayıracak öyle bir anlayış ve nur verir ki, artık bu anlayış ve nurla yollarını şaşırmazlar. Şöyle buyrulmaktadır:

 

"Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı takva sahibi olursanız o size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir." (Enfal, 29)

 

Kişi, bu şekilde takvayı özümsedikçe Allah’a karşı duyarlılığı artar ve manen yükselir. Yükseldiği konum itibariyle, belki bir zamanlar kendisi için “isaet” sayılmayacak hususları artık “isaet” olarak değerlendirmeye başlar. Tıpkı belirli bir düzeyde eğitim almış kişiler arasında normal görülen birtakım davranış ve konuşmaların, ileri düzeyde kendini yetiştirmiş bazı kişiler nezdinde bir eksiklik olarak algılanması gibi. Nihayet gün gelir, Allah’a karşı olan sevgi ve bağlılığı, tüm benliğini öyle bir sarar ki, gönlünü ondan başka bir şeyin az da olsa meşgul etmesinden huzursuzluk duymaya başlar. Takvayı basamaklara ayıranlara göre işte bu nokta, takvanın en üst seviyesidir. Bazı tasavvuf büyüklerinin takvayı, ‘Allah’ın dışındaki her şeyden uzaklaşma’ (Tehanevi) şeklindeki tanımları, bir bakıma takvanın bu en ileri merhalesini anlatmak içindir. Bu seviyeye ulaşmış bir insan artık, ‘konuşunca Allah için konuşur, susunca Allah için susar, anınca Allah için anar.’ (Tehanevi) ve böylece Cenab-ı Hakk’ın özel himayesini hak eder. ‘Allah’a karşı takva sahibi olun ve bilin ki, Allah müttakîlerle beraberdir.’(Al-i İmran, 194) mealindeki ayeti kerime bir bakıma bu gerçeğe işaret etmektedir.

 

Kur’ân-ı Kerim insanlar için yegane üstünlük ölçüsü olarak ‘takva’yı göstermektedir. Takva, İslâmî literatürde iyi insan ve iyi Müslüman olmanın en önemli göstergesi olarak kabul edilmektedir. İyi Müslüman, takva sahibi yani müttakî olan insandır. Bunun için Kur’ân-ı Kerim’de bize öğretilen dualarda Allah’tan istenebilecek en ileri dilek olarak müttakîlerin önderliği (imamu’l-müttakîn, Furkan, 74) gösterilmektedir. Müttakînin bulunduğu konum, zaten bir mümin için ulaşılması hedeflenen çok ideal bir nokta iken, müttakîlerin önderi olabilecek konuma gelmenin ne anlama geldiğini, izah kalıplarına sığdırmak gerçekten zordur.

 

Takva, zahiri bir görünüş veya görüntü değildir. Takva, kişinin iç dünyasını imar eden ve inanılmaz derecede güzelleştiren bir zinettir. Bunun için Peygamber Efendimiz kalbine işaret ederek, ‘Takva şuradadır.’ ( Müslim, Birr 32, 2564) buyurmuşlar ve ‘Allah’ım nefsime takvasını lutfeyle!’ (Müslim, Zikir 73, 2722) diye dua ederek takvanın, duadaki en önemli niyazlarımızdan olması konusunda atıfta bulunmuşlardır. Bazı mutasavvıfların takvayı, ‘dış görünüşünü halk için süslediğin gibi iç dünyanı Hak için süslemendir.’ şeklinde tanımlamaları (Tehanevi) bunu ifade etmek içindir.

 

Bunun için ibadetlerimizde olsun, dini nitelikli diğer taat ve eylemlerimizde olsun, yaptıklarımıza anlam kazandıran esas öz, takvadır. Kur’an-ı Kerim’de kurbanlarla ilgili olarak "Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız ulaşır…" (Hac, 37) buyrulması, bu gerçeği anlatan ilahi mesajlardandır. Yine Kur’ân-ı Kerim’de, "Allah ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder." (Maide, 27) buyrulmaktadır.

 

Kur’an, bütün insanlar için yol gösterici ilâhi bir kitaptır. Ancak bu ilâhi kitabın yol göstericiliğinden yararlanabilmek için, muhatap olan insanların onu anlama doğrultusunda bir irade ortaya koyması gerekmektedir. (Elmalılı, I/167) Bu anlamda müttakîler en ufak bir tereddüde mahal bırakmayacak derece net ve açık bir irade ortaya koydukları için, Kur’ân’ın hidayeti en geniş anlamda takva sahiplerinde kendini gösterir. Dolayısıyla takva sahibi olan kişiler, Kur’an’ı daha iyi algılar. Adeta Kur’an, kendini onlara açar. Kendi iradeleriyle alıcı melekelerini bütünüyle Kur’ân’a çevirdikleri ve gerçekten bütün varlıklarıyla almak istedikleri için, müttakîler, Kur’ân’ın mesajını parazitsiz bir şekilde alabilirler. Kur’ân’ın müttakîler için bir hidayet olmasının (Bakara, 2) anlamı budur.

 

Takva sahibinde çok güzel bir dini duyarlılık oluşur. Bu duyarlılıkla onlar, İslâm’ı bütün güzelliğiyle yaşamaya çalışır, her türlü güzelliği sergiler ve her türlü kötülük ve çirkinlikten uzaklaşırlar. Gönüllerine yatmayan şeylerden uzak dururlar. Bu sebeple takva sahiplerinin en önemli özelliklerinden biri, harama düşme endişesiyle şüpheli şeylerden uzak durmaktır. (Buhari, İman, 39)

 

Takva, kendini sağlama almaktır. Güçlü bir koruma alanına girerek korunmaktır. Her türlü kötülükten iyice sakınmaktır. Bunun için "İnsanın kendisini Allah’ın korumasına koyarak ahirette zarar ve elem verecek şeylerden iyice koruması, diğer bir deyişle kötülüklerden korunma ve iyiliklere sarılma" (Elmalılı, I/169) şeklinde tanımlanmaktadır.

 

Takva sahibi Müslüman, her yönüyle iyi bir Müslüman ve iyi bir insandır. İbnu Ömer (r.a.)’in ifadesiyle, ‘kendini, hiçbir kimseden üstün görmeyecek’ kadar alçakgönüllü, Nevevî’nin dediği gibi ‘kendisi için istediğini insanlar için de isteyecek’ ve hatta Cüneyd-i Bağdâdî’nin ifade ettiği gibi ‘başkalarını kendinden daha fazla düşünecek kadar fedakârdır.’ (Tehanevi)

 

Mümine en çok yakışan giysi takva elbisesidir. ‘Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır...’ (A’raf, 26) Müminin en güzel azığı takva azığıdır. ‘…(Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, takva sahibi olun.’ (Al-i İmran,197)

 

Müminin en güzel savunma mekanizması da takvadır.

 

En çok bunaldıkları zamanda takva sahipleri bir de bakmışsın, Allah’ın yardımına kavuşmuşlardır. "…Kim Allah’a karşı takva sahibi olursa, Allah ona bir çıkış yolu açar. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şeye bir ölçü koymuştur." (Talak, 2-3)

 

‘…Kim Allah’a karşı takva sahibi olursa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.’ (Talak, 4)

 

 

Kur’ân-ı Kerim insanlar için yegane üstünlük ölçüsü olarak ‘takva’yı göstermektedir. Takva, İslâmî literatürde iyi insan ve iyi Müslüman olmanın en önemli göstergesi olarak kabul edilmektedir. İyi Müslüman, takva sahibi yani müttakî olan insandır.

 

 

 

 

TAKVA KURANDAKİ ÇOK ÖNEMLİ KAVRAMLARDAN BİRİ VE KURANDA TAKVA YİYECEK, GİYECEK, BARINAK İLE SEMBOLİZE EDİLİYOR

 

TAKVA YİYECEK ( YOL AZIĞI ) İLE SEMBOLİZE EDİLİYOR

İNSAN İÇİN BU DÜNYADA SADECE BİR YOLCU OLDUĞU HATIRLATILIYOR

Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının. BAKARA – 197

 

TAKVA GİYECEK ( ELBİSE ) İLE SEMBOLİZE EDİLİYOR

TAKVA ALLAHIN RAHMETİNİN ALAMETİDİR DENİYOR

Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah’ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik).

ARAF -  26

 

TAKVA BARINAK İLE SEMBOLİZE EDİLİYOR

KİŞİLİK BİNA İLE TAKVA BİNANIN TEMELİ İLE SEMBOLİZE EDİLİYOR

AYRICA ALLAHTAN KORKMANIN BİR TERCİH SEBEBİ OLMASI ANLATILIYOR

Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez. TEVBE – 109

 

ALLAH TAKVA SAHİPLERİNİ GÖRÜR, BİLİR, SEVER, YARDIM EDER DENİYOR

 

ALLAH TAKVA SAHİPLERİNİ GÖRÜR

(Resulüm!) De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takva sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah'ın hoşnutluğu vardır. Allah kullarını çok iyi görür. Âl-i İmrân  15 

 

ALLAH TAKVA SAHİPLERİNİ BİLİR

Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takva sahiplerini çok iyi bilir. Âl-i İmrân  115 

Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla canlarıyla savaşmaktan (geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini pek iyi bilir. Tevbe  44 

 

ALLAH TAKVA SAHİPLERİNİ SEVER

O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever. Âl-i İmrân  134 

 

TAKVA SÖZÜ VERENLERE TAKVA KONUSUNDA ALLAH YARDIM EDER

O zaman inkar edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükunet ve güvenini indirdi, onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Zaten onlar buna layık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilendir. Fetih  26 

 

ALLAH TAKVA SAHİPLERİNİN DOSTUDUR, TAKVALILARIN DOSTU ALLAHTIR

Çünkü onlar, Allah'a karşı sana hiçbir fayda vermezler. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostlarıdır; Allah da takva sahiplerinin dostudur. Câsiye  19 

 

 

 

KURANI ANLAMA ALGILAMA TAKVA İLEDİR DENİYOR

 

KURAN İNSANLIĞA AÇIKLAMA TAKVA SAHİPLERİNE REHBER VE ÖĞÜTTÜR

Bu (Kur'an), bütün insanlığa bir açıklamadır; takva sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür. Âl-i İmrân  138 

AYETLERİN FURKAN, ÖĞÜT,  IŞIK, ÖRNEK, REHBER OLMASI TAKVA İLE İLİŞKİLİDİR

* O kitap (Kuran) onda asla şüphe yoktur; O takva sahipleri için hidayettir/  bir yol göstericidir / rehberdir / kılavuzdur. Bakara 2

*Andolsun biz, Musa ve Harun'a, takva sahipleri için bir ışık, bir öğüt ve Furkan'ı verdik. Enbiyâ  48 

*Andolsun ki biz size (gerekeni) açık açık bildiren ayetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik. Nûr  34 

* Doğrusu o (Kur'an), takva sahipleri için bir öğüttür. Hâkka  48 

 

KALPLERİN TAKVASI DENİYOR, TAKVA GÖNÜLDENDİR,YÜREKTENDİR

*Bu böyle. Her kim de Allah’ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah’a karşı gelmekten sakınmasından)dır.

*Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükafat vardır. Hucurât  3 

 

TAKVALILAR BASİRET SAHİBİDİR ÇÜNKÜ; ŞEYTAN VESVESE VERDİĞİNDE ALLAHI ZİKREDİP/ HATIRLAYIP/ ANIP GERÇEĞİ GÖRÜRLER/ANLARLAR

Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler. A’râf  201 

 

TAKVALILAR KURANDAKİ EMİRLERİ KENDİLERİ İÇİN HAYIR GÖRÜRLER

 (Kötülüklerden) sakınanlara/takvalılara: Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde, "Hayır (indirdi)" derler. Bu dünyada güzel davrananlara, güzel mükafat vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir! Nahl  30 

 

GÜZEL SONUÇ TAKVA İLEDİR, TAKVA NAMAZ İLEDİR.

 Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takva iledir. Tâ-Hâ  132 

 

TAKVALILAR KIYAMET ŞUURU İLE YAŞARLAR

(O takva sahipleri ki) onlar, görmedikleri halde Rablerine candan saygı gösterirler. Yine onlar, kıyametten korkan kimselerdir. Enbiyâ  49 

 

İYİLİK VE TAKVAYI KONUŞMAK

Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı, düşmanlığı ve Peygamber'e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvayı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun. Mücâdele  9 

 

TAKVA SAHİPLERİ BÖBÜRLENMEZ/BÜYÜKLÜK TASLAMAZ VE FESAD ÇIKARMAZLAR/İFSAD ETMEZLER/BAŞKALARINI FESADA DÜŞÜRMEZLER  Fesad nedir? Bozulma kirlenme, kokuşma... Yozlaşma, dejenerasyon, soysuzlaşma, itidalden sapma... Maddi-manevi kirlilik... İslahın zıddı... Karışıklık, kışkırtıcılık... Özetle; fesat Allah'a isyandır... Allah'ın yasalarını ve düzenini bozmaktır..

İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet, takva sahiplerinindir. Kasas  83 

 

 

İYİ DAVRANIŞ TAKVA SAHİBİ OLMAK İLE İLİŞKİLENDİRİLİYOR

ŞEKİLDEN ÇOK ÖZÜN ÖNEMİ VURGULANIYOR, TAKVA İŞİN TEMELİDİR.

Sana, hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, takva sahibi (Allah’a karşı gelmekten sakınan) insanın davranışıdır. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. -Bakara 189

 

ÖZ OLAN TAKVADIR, ŞEKLİN TAKVA İLE BİRLİKTE YAPILMASI GEREKİR, ALLAHIN İNDİNDE DEĞERLİ OLAN TAKVADIR

Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvanız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele! Hac  37 

 

SOSYAL İLİŞKİLERDE 3 BAŞLIK VERİLİYOR ; İYİLİK ETMEK, BAŞKALARINLA İLİŞKİDE TAKVALI OLMAK, İNSANLARIN ARASINI DÜZELTMEK

ÜSTÜNE YEMİN BİLE ETSENİZ  ALLAHIN YASAKLADIKLARI NI YAPMAYIN DİYOR (ki insanlar ne yapayım yemin ettim, söz verdim, ayıp olur, vefasızlık olur diyede harama gidebiliyorlar)  VE HAKKIN NE OLDUĞUNU BİLDİĞİNİ SÖYLÜYOR ALLAH

İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek yolundaki yeminlerinize Allah’ı siper yapmayın/engel kılmayın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

BAKARA - 224

 

TAKVA HAKTAN FARKLI BİR ŞEYDİR DAHA DA ÖTEDEDİR, FEDAKARLIKTIR, DİĞERİNİ TERCİH ETMEDİR, İNCELİKTİR,

Eğer onlara mehir tespit eder de kendilerine el sürmeden boşarsanız, tespit ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadının, ya da nikâh bağı elinde bulunanın (kocanın, paylarından) vazgeçmesi başka. Bununla birlikte (ey erkekler), sizin vazgeçmeniz takvaya (Allah’a karşı gelmekten sakınmaya) daha yakındır. Aranızda iyilik yapmayı da unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir BAKARA – 237

 

TAKVA KONUSUNDA YARDIMLAŞMAK X GÜNAHTA YARDIMLAŞMAK

KİN VE DİĞER DUYGULAR SİZİ HADDİ AŞMAYA SÜRÜKLER UYARISI

 

Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine , haram aya , hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir. MAİDE - 2

 

TAKVAYI İÇERMEYEN BİR MESCİT BİLE OLSA ANLAMSIZ KALIYOR

ALLAH İÇİN YAPAN VE …… İÇİN YAPAN ARASINDAKİ FARK

Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever. TEVBE – 108

 

TAKVA VE SABIR YAPABİLECEKLERİNİZİN EN DEĞERLİSİDİR

Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takva gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir.

Âl-i İmrân  186 

 

ALLAH ANCAK TAKVA SAHİPLERİNDEN KABUL EDER

Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), "Andolsun seni öldüreceğim" dedi. Diğeri de "Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder" dedi (ve ekledi:) Mâide  27 

 

TAKVA SAHİPLERİ İÇİN HAZIRLANMIŞ CENNET, ECİR, MÜKAFAT

*Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun! Âl-i İmrân  133 

*Yara aldıktan sonra yine Allah'ın ve Peygamber'in çağrısına uyanlar (özellikle) bunların içlerinden iyilik yapanlar ve takva sahibi olanlar için pek büyük bir mükafat vardır.

Âl-i İmrân  172 

*Allah, müminleri (şu) bulunduğunuz durumda bırakacak değildir; sonunda murdarı temizden ayıracaktır. Bununla beraber Allah, size gaybı da bildirecek değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini ayırdeder. O halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder, takva sahibi olursanız sizin için de çok büyük bir ecir vardır. Âl-i İmrân  179 

*Cennet de takva sahiplerine yaklaştırılır; (onlardan) uzakta olmayacaktır. Kâf  31 

*Kullarımızdan, takva sahibi kimselere verdiğimiz cennet işte budur. Meryem  63 

*De ki: Bu mu daha iyi, yoksa takva sahiplerine vadedilen ebedilik cenneti mi? Orası, onlar için bir mükafat ve (huzura kavuşacakları) bir varış yeridir. Furkân  15 

 

TAKVANIN SONU CENNET

Takva sahiplerine vadolunan cennetin özelliği (şudur): Onun zemininden ırmaklar akar. Yemişleri ve gölgesi süreklidir. İşte bu, (kötülüklerden) sakınanların (mutlu) sonudur. Kafirlerin sonu ise ateştir. Ra’d  35 

 

TAKVA SAHİPLERİ MUTLAKA CENNETLİKTİRLER

Hicr  45  (Allah'ın azabından korkup rahmetine sığınan) takva sahipleri, mutlaka cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar.

 

TAKVA SAHİPLERİNİN AHİRETTEKİ MÜKAFATI ŞUDUR: DİLEDİKLERİ HERŞEY

 O yurt) girecekleri, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onlar için orada kendilerine diledikleri her şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle mükafatlandırır. Nahl  31 

 

O GÜN TAKVA SAHİPLERİ VIP (ÇOK ÖNEMLİ KONUK) OLACAKLAR

Takva sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah'ın huzurunda toplayacağımız gün.

Meryem  85 

 

TAKVA SAHİPLERİ ÜZÜLMESİN ÇÜNKÜ;

Takva sahiplerine, inanmayanların hesabından herhangi bir sorumluluk yoktur. Fakat belki korunurlar diye hatırlatmak gerekir. En’âm  69 

 

TAKVA SAHİPLERİ ALLAHIN DOSTLARIDIR VE DÜNYADADA AHİRETTEDE MÜJDELENMİŞLERDİR.

Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de Yûnus  62 

Onlar, iman edip de takvaya ermiş olanlardır. Yûnus  63   

Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. Allah'ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir. Yûnus  64

 

TAKVA SAHİBİ KURTULMUŞTUR

Allah, takva sahiplerini kurtuluşa erdirir. Onlara hiçbir fenalık dokunmaz. Onlar mahzun da olmazlar. Zümer  61 

 

TAKVALI EŞ VE ÇOCUK İÇİN DUA

 (Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl! derler. Furkân  74 

 

Takvâ kelimesi; korundu, kendini zararlı, acı ve eziyet veren şeylerden sakındı’ demektir. Takvâ, nefsi korktuğu şeyden korumaktır. Kavram olarak, kuvvetli bir himayeye girerek korunmak, nefsi günahlardan korumak demektir. Bu da, haramı terkle olur: Haramı terk de en azından şüpheli şeyleri bırakmakla tam gerçekleşebilir. Hadis-i şerifte: “Helâl belli, haram da bellidir. Fakat bu ikisi arasında şüpheli şeyler vardır. Bu nedenle şüphelerden korunan, dini ve ırzını temiz tutmuş olur. Şüphelere düşen harama da düşer; Nasıl, koruluğun kenarında koyun otlatan çobanın koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa. Haberiniz olsun ki, her melikin korusu vardır. Allah’ın korusu da haramlardır.” (Buhârî, İman 39; Müslim, Müsâkat 107) buyurulmuştur. Mü’minlere sürekli olarak “Allah’ın sınırlarını aşmayın” değil; “Allah’ın sınırlarına yaklaşmayın” diye emredilir. Yaklaşıldığında sınırların aşılması her zaman mümkündür. İşte, bu şekilde Allah’ın çizdiği sınırları aşma korkusuyla bu sınırlara yaklaşmamak, nefsi bu sahada korumak ve sınıra yaklaştırmamak takvâ’dır. Takvâ, haşyet (ta'zim ve saygıdan ileri gelen korkma) manasındadır. Takvâ alelâde bir korku değildir; Bu, sevginin azalmasından endişe duymak, Allah'ın rızasının gideceğinden kaygılanmak, bunun için sakınmak demektir.

Takvâ, Hz. Ali'ye göre: "Günahlara devam etmeyi ve yaptığı ibâdetlerle avunup aldanmayı bırakmaktır." Yine şu söz de Hz. Ali'ye aittir: "Dünyada insanların efendisi cömertler; ahirette de müttakîlerdir." Hasan el-Basri'ye göre ise: "Allah'tan başkasını Allah'a tercih etmemek ve bütün işlerin Allah'ın kudretinde olduğunu bilmektir." Takvâ, Allah'tan uzaklaştıracak şeylerden uzaklaşmaktır. Sorumluluk şuurudur takvâ. Allah'a karşı duyulan sevgi ve yakınlıktır. Allah'a yaklaşmak için her çeşit haramdan kaçınmak; O'nun rızasını, O'nun sevgisini yitirmekten çekinmektir. Cehennemle insan arasına engel koymaktır. Şeytanla ilahi emirler arasına, arzularla iman arasına, düşmanla dost arasına engel koymaktır. Şu da unutulmamalıdır ki; öncelikle Allah'la aramızdaki engelleri kaldırmak gerekir.

Takvâ, halk için insanın dışını süslediği gibi; İçini Hak için şirkten, her türlü haramdan, yalandan, kinden, iftiradan, hasetten, gıybetten arındırıp süslemesidir.

En kapsamlı ve en kuvvetli koruma, ancak Allah’ın korumasıdır. Diğer koruyanların korumaları mecazi anlamda ve çok sınırlı olduğu gibi; Allah’ın dilemediği hiçbir alanı kapsamaz. İyi korunmak demek olan ittika, ancak Allah’ın korumasına girmekle gerçekleşebilir. O yüzden Takvâ, her türlü zarar verecek şeye karşı bir sığınaktır; bir kale ve kalkandır; bir zırhtır. Kendini emniyete almak, emin ve gerçek mü’min olmaktır. Şirki ve sapıklığı reddetmeden, isyanı ve günahları terketmeden Allah’ın kalesine sığınılmaz. Takvâ, haramları terketmek ve sevaplara yapışmaktır. Ömer b. Hattab (r.a.), Übeyy b. Kâb’a “takvâ nedir?” diye sorduğunda Übeyy: “Dikenli yolda hiç yürümedin mi?” dedi. Hz. Ömer: “Yürüdüm!” deyince, “o zaman ne yaptın?” dedi. “Paçalarımı sıvayıp gayret sarfettim” cevabını aldıktan sonra: “İşte takvâ odur” dedi.

Budur işte takvâ... Duygulu vicdan, şuurda berraklık, devamlı haşyet, daimi sakınma, yolunu dikenlerinden korunma... Hayât yolunun, şehvetlerin ve çeşitli arzuların dikenlerinin sardığı yol... Korku ve vehim dikenlerinin sardığı yol... Boş ümitlerin bağlandığı dikenli yol. Fayda ve zarar vermekten âciz, dolayısıyla korumak, sığınılmak ve sakınmak liyakati olmayan kimseleri boş korkularının sardığı dikenli yol ve daha yüzlerce korkular...

Fakirlikten, polisten, karakoldan, bazı insanlardan, insanların kınamasından, tağutî kanun ve mahkemelerden, ölümden vb… şeylerden korkanlar çoktur. Hatta, adına fobi denilen çağdaş korkular da var. Bunların hiçbiri takvânın içerdiği olumlu korkular değildir. Mesela hastalıktan korkarız ama, korktuğumuz için hastalığa sevgi ve saygı beslemeyiz. Bu tür korku itici bir korkudur. Takvâ ise çekici, olumlu bir korku. Korkuyorsunuz, korktuğunuz için daha çok seviyor, saygı duyuyorsunuz. Daha doğrusu, sevdiğiniz ve saydığınız için korkuyorsunuz. Korkunuz, O'nun sevgisine gölge düşme endişesinden. Korktukça O'na daha yaklaşıyorsunuz. O'na yakınlığınız oranında titremeniz, heyecanınız, huşunuz, korkunuz, yani takvânız artıyor. İşte takvâ, bizi Allah'a yaklaştıran bir ürperti, sevgisini yıpratma korkusudur.

Takvâ kelimesi, "sakınmak" biçiminde çevrilir Türkçeye. Takvânın ne olduğunu bilmek, ancak yaşamakla mümkün. Ama takvânın salt korku demeye gelmediği rahatlıkla söyleNebîlir. Bu kavramın içerdiği anlamlar içinde, tabii korku da var. Ancak bu korku; ateşten, cehennemden, azabdan, kahrdan korkmak değil. Bu tür korkuya "havf" derler ki, onda sevgi aranmaz.

Ya nedir? Takvâdaki korku, kulun Rabbıyla arasındaki sevgiyi yıpratma korkusudur. O yakacak diye değil; o sevmeyecek diye korkmaktır. Yanmanın en büyüğü O'nun sevmemesidir. İşte takvâ, kişinin Allah'la arasında oluşturduğu sevgiyi yıpratmamak için tetikte durması, o sevgiyi gözbebeği gibi korumasıdır. Bu durumda vedûd olan Allah'ın değil yasaklarını; O'nun hoşlanmama ihtimali olan şeyleri bile terkeder. Değil O'nun emirlerini; O'nu hoşnut edeceğini sandığı tüm eylemlere sarılır. Bütün bunları yaparken de başka hesaplar yapmaz. Yalnızca sevgiyi korumayı, onu yıpratmamayı amaçlar. Takvâda, titreyişin illeti ödül ya da ceza değil; sevgidir.

Takvâ sevginin zirvesidir. Sevgi, umut, korku... Bu üçlünün insan ruhunda meydana getirdiği hâlettir. Sevgi, umut, korku, üçü birlikte yalnızca Allah için duyulur. Bunların üçünü birden Allah’tan başkasına tahsis etmek tahsis edilen o şeyi “ilah” edinmektir. İnsan birini yalnız sevebilir, bu akidevî bir mesele teşkil etmez. Ya da birine umut besleyebilir, veyahut birinden korkabilir. Ancak bu üçünü birden Allah’tan başkasına tahsis edemez. Bunu yapmak O’na eşler (endâd) bulmak demeye gelir. Fakat bunları tümüyle Allah’a tahsis etmek kişiyi övgüye en lâyık makama ulaştırarak “müttakî” yapar. Bu üç ayrı ruh hali insandaki üç farklı bilincin dinamiğidir; ulûhiyet, rubûbiyet ve ubûdiyet bilincinin...

Kur’an’da Takvânın Tanımları
“Elif Lâm Mim. Bu, kendisinde şüphe olmayan, müttakîler için bir hidâyet kaynağı ve kılavuz olan bir kitaptır. O müttakîler ki, gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan infak ederler. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilen kitap ve peygamberlere ve ahiret gününe iman ederler. Onlar Rablerinden bir hidâyet üzeredirler ve felaha, kurtuluşa erenler ancak onlardır.” (2/Bakara, 1-5)

“Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz gerçek iyilik (birr, takvâ ve itaat) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden, ona olan sevgisine rağmen malı yakınlara, yetimlere, yoksullara, yol oğluna (yolda kalmışa), isteyip dilenenlere ve boyunduruk altında bulunan köle ve esirlere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanla-rında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır.” (2/Bakara, 177)

“De ki, size bunlardan daha hayırlısını bildireyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan ebediyyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah’ın rızası, hoşnutluğu vardır. Allah kullarını hakkıyla görendir. Ki onlar, ‘Ey Rabbimiz! İman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru’ derler. Sabrederler, doğru dürüst olurlar, huzurda boyun bükerlerler, infak ederler (hayırda harcarlar) ve seher vaktinde Allah’tan bağışlanma dilerler.” (3/Âl-i İmran, 15-17)

"Rabbinizin mağfretine (bağışına) ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olan, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete kavuşmak için yarışın, koşun. O takvâ sahipleri ki, bollukta da, darlıkta da Allah için infak edip harcarlar; öfkelerini yenerler ve insanları affederler. Allah da muhsinleri, güzel davranışta bulunanları, iyilik yapanları sever. Yine onlar, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı tevbe istiğfar eder, bağışlanma isterler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Yine onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler. İşte bunların mükâfatı, Rablerinin mağfireti ve içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!” (3/Âl-i İmran, 133-136)

“Andolsun Biz, Musa ve Harun’a, takvâ sahipleri için bir aydınlık ve bir zikir (öğüt) olarak, hak ile bâtılı birbirinden ayıran Furkan’ı verdik. (O takvâ sahipleri ki) onlar, Rablerine karşı O’nu görmedikleri halde bir haşyet içinde O’na saygı gösterirler. Onlar, kıyametten içleri titreyip korkan kimselerdir.” (21/Enbiyâ, 48-49)

“Doğruyu getiren ve tasdik edip doğrulayanlar, işte onlar müttakîlerdir.” (39/Zümer, 33)

“Şüphesiz müttakî olanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar. Çünkü onlar, bundan önce dünyada ihsanda bulunup güzel davrananlardı. Gece boyunca da pek az uyurlardı (Kalan saatlerinde de namaz kılar ve ibâdet ederlerdi). Onlar seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi. Onların mallarında dilenip isteyen ve (iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için bir hak olduğunu kabul ederlerdi.” (51/Zâriyat, 15-19)

Şirkten sakınıp iman üzere olmaktır takvâ. (48/Fetih, 26)

İsyandan sakınıp itaat üzere olmaktır takvâ. (5/Mâide, 65; 7/A'râf, 96)

Her eylemde Allah'ın rızasını aramak için Allah'a lâyık bir kul olmaya çalışmaktır takvâ. (3/Âl-i İmran, 102)

Takvâ iman demektir. (48/Fetih, 26; 49/Hucurât, 3; 26/Şuarâ, 11)

Takvâ tevbe demektir. (7/A'râf, 96)

Takvâ tâat anlamına gelir. (16/Nahl, 2, 52; 23/Mü'minûn, 52)

Takvâ günahları terketmek anlamında da kullanılır. (2/Bakara, 189)

Takvâ ihlas manasında kullanılır. (22/Hacc, 32; 2/Bakara, 41)

Kur’an’daki takvâ ile ilgili âyetlerden anlaşılmaktadır ki, Kur’anî tanımla takvâ, iman etmek ve Kitaba tâbî olmaktır. Takvâ, tevhid ve teslimiyettir. Kur’anî inanç ve sâlih ameldir.

Takvâ, sadece Muhammed ümmetine değil; bütün ümmetlere ve toplumlara emredilmiş bir vasiyettir: “Andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: ‘Allah’tan ittika edin (korkup sakının)’ diye vasiyet ettik (emrettik).” (4/Nisâ, 131) “Nuh kavmi de gönderilen peygamberleri yalanlamıştı. Hani onlara kardeşleri Nuh: ‘ittika etmez misiniz (korkup sakınmaz mısınız)?’ demişti.” (26/Şuarâ, 105-106). Musa, Hud, Lut, İlyas (a.s.) da kavimlerine aynı soruyu sorup, aynı vasiyeti iletmişti (Bkz. sırasıyla 26/Şuarâ, 10-11; 123-124; 160-161; 37/Saffât, 123-124). Tüm bu âyetlerden öğrenmekteyiz ki, takvâ genel bir hedeftir. Bunun için peygamberler gönderilmiştir. Bütün şeriatlar, emirler, vasiyetler bunun içindir. Şâyet takvâ, bir insanın kalbine yerleşirse, artık bundan böyle kendisini gözetleyecek, rapor tutacak, hesaba çekecek bir polise ihtiyacı yoktur. Çünkü onun takvâsı, kendisini her türlü şerden alıkor, her türlü hayra da yöneltir. Bakıyoruz ve görüyoruz ki, tüm peygamberlerin emirleri, bunun üzerine binâ edilmiş ve onlara itaata bağlı kılınmıştır. O halde itaatsız olarak takvâ öğrenilemez, uygulanamaz. Nerede takvâdan söz ediliyorsa, orada mutlaka itaat vardır: İşte Nuh (a.s.) diyor ki: “Allah’tan ittika edin (korkup sakının) ve bana itaat edin.” (26/Şuarâ, 108) İşte Hud (a.s.) diyor ki: “O halde Allah’tan ittika edin (korkup sakının) ve bana itaat edin.” (26/Şuarâ, 126). İşte Salih (a.s.) (aynı ifâde: Bkz. 26/Şuarâ, 144); İşte Hz. Şuayb (26/Şuarâ, 179); İşte Hz. İsa (3/Âl-i İmran, 50); İşte Hz. Muhammed (s.a.s.): “Ey iman edenler, Allah’tan nasıl ittika etmek (korkup sakınmak) gerekiyorsa, öylece ittika edin (korkup sakının) ve ancak müslümanlar olarak ölünüz.” (3/Âl-i İmran, 103).

İlahî emirler, takvâyı gerçekleştirmek ve insan kalbine çıkmayacak şekilde kökleştirmek için farz kılınmıştır: “Ey iman edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de oruç farz kılındı. Umulur ki, takvâ sahibi olursunuz.” (2/Bakara, 183). “Ey temiz akıl sahipleri, kısasta sizin için hayât vardır. Umulur ki, takvâ sahibi olursunuz (korunup sakınırsınız).” (2/Bakara, 179). “İşte Allah, insanlara âyetlerini böylece açıklar. Umulur ki, takvâ sahibi olurlar.” (2/Bakara, 187).

Takvâ, büyük ve şerefli bir makamdır. Allah, kendisine yakınlığın ve uzaklığın ölçüsü olarak takvâyı göstermektedir: “Gerçekten, sizin en üstün olanınız, Allah katında, en çok takvâ sahibi olanınızdır.” (49/Hucurât, 13). Kur’an’da, dünyada kazanılacak olan en iyi azığın takvâ olduğu bildirilmektedir: “Azık edinin; Kuşkusuz azığın en hayırlısı takvâdır.” (2/Bakara, 197). Dünyada insan için en güzel bir elbise görevi yapan şey takvâdır: “Ey Ademoğulları, biz size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Takvâ elbisesi ise daha hayırlıdır.” (7/A’râf, 26).

Allah, kendisine veli-dost olarak takvâ sahiplerini seçmiştir: “O’nun asıl velileri, evliyası sadece muttakilerdir. Fakat onların çoğu bunu bilmez.” (8/Enfâl, 34) “Haberiniz olsun, Allah’ın evliyası (velileri-dostları), onlar için korku yoktur; onlar mahzun da olacak değillerdir. Onlar iman edenler ve ittika edenler (Allah’tan korkup sakınanlar)dır.” (10/Yûnus, 63-64)

Allah, sadece muttakilerin amellerini kabul edeceğini bildiriyor: “Allah, ancak müttakîlerden (korkup sakınanlardan) kabul eder.” (5/Mâide)

Kur’an, sadece takvâ sahibi olanların, onun hidâyetiyle doğru yolu bulacaklarını, onun gösterdiği yoldan gideceklerini bildiriyor: “O (Kur’an) takvâ sahipleri için kesin bir öğüttür.” (69/Haakka, 48) “Bu (Kur’an), bütün insanlara bir beyan (açıklama)dır. Takvâ sahipleri için de bir hidâyet ve öğüttür.” (3/Âl-i İmran, 138).

Şâyet kişi takvâ sahibi olursa, Allah, onu şeytanın hile ve tuzaklarından korur: “Takvâya erenlere şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.” (7/A’râf, 201).

Takvâ üzerine kurulmamış her şey, sahibini sadece cehenneme sürükler: “Binâsını takvâ (Allah korkusu) ve Allah rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurup, onunla beraber kendisi de çöküp cehennem ateşine giden kimse mi? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (9/Tevbe, 109).

İnsanlar, Hz. Adem ve Havva’dan çoğalmaları veya her biri bir anne ve babadan doğmaları itibariyle yaratılışta eşittirler. Bu açıdan soy ve soplarıyla övünmeleri yersiz ve yanlıştır. Çünkü gerçek ve yegâne üstünlük takvâ üstünlüğüdür: “Ey insanlar, doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi uluslara ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstün olanınız, takvâ bakımından en üstün olanınız (Allah’tan en çok korkup sakınanınız)dır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberi olandır.” (49/Hucurât, 13).

Takvâ, Yüce Allah’ın mü’min kulları için işaret buyurduğu bir toplanma ve yardımlaşma noktasıdır: “İyilik ve takvâda yardımlaşın. Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” (5/Mâide, 2)

Peygamberimiz (s.a.s.) duâlarında Yüce Allah’tan çeşitli nimetleri talep ederken, takvâyı da istemiştir. Bu şekilde duâ etmesiyle, takvânın bizim için büyük önemini vurgulamıştır. Bir hadiste Rasûlüllah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Arabın Arap olmayana hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir.” (Ahmed b. Hanbel, V, 411) “İnsanın cennete girmesine en çok sebep olan şey, onun Allah’a karşı duyduğu takvâsıdır.” (Ahmed b. Hanbel, II, 392 , 442)

“Allah’a karşı takvâ sahibi olmanızı tavsiye ederim.” (Ebû Dâvud, Sünen 5; Tirmizî, İlim 16). Her cuma hutbesinde bu takvâ emri veya tavsiyesi tekrarlanır. Bütün hutbelerin özeti mahiyetinde, konuşmanın özü ve anafikri olarak bu sözler, Peygamberin sünneti olarak ifâde edilir: "Emmâ ba'dü feyâ ıbâdellah! İttekullahe ve etîûh (Sözün özü şu: Allah'ın kulları! Takvâ sahibi olun, Allah'tan korkup sakının. Ve O'na itaat edin!)" Veya "ûsıyküm bi-takvâllahi ve tâatih (Takvâyı, Allah korkusunu tavsiye ederim.)" Ve eklenir: "Allah, kesinlikle takvâ sahipleriyle ve muhsinlerle beraberdir." (16/Nahl, 128). Muhsin olmak da, muttaki olmanın değişik bir yansımasıdır. Muhsin, ihsan sahibi demek. İhsan: Güzel davranmak, iyilik ve infak etmek, davranışımızı ve konuşmamızı güzelleştirmek demek. İhsan: Allah'ı görür gibi ibâdet etmek demek; ki, bunlar da takvâ özelliğidir.

Toplumdaki müslümanların tümü takvâ sahibi olurlarsa ancak o zaman İslâm bütünüyle ayakta durabilir. Şâyet müslüman bireylerde takvâ zedelenirse, İslâm'a da zarar gelir. Her ferdin takvâsı, sorumluluğu nisbetindedir. Sapık bir inanç ve bayağı yaşayıştan, yani zifiri karanlık bir cahiliyyeden çıkan insanların, dünyanın bir benzerine şahit olmadığı mutluluk çağını oluşturmaları, toplumun takvâ temeline oturmasından kaynaklanmaktaydı. Takvâ sayesinde toplum canlandı, dirildi; dün çocuğunu diri diri toprağa gömen insan, karıncayı ezmemeye özen gösterecek merhamet anıtına dönüştü.

Kur'an'da takva üç mertebede ifade buyurulmuştur:
1- Ebedî olarak Cehennem azabında kalmamak için, imân edip şirkten korunmak. Bu hususla ilgili bir ayetin meâli şöyledir: "O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, câhilliyet taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takvâ sözü üzerinde durdurdu. Zâten onlar buna pek lâyık kimselerdi. Allah her şeyi bilendir" (el-Fetih, 48/26).

2- Büyük günahlardan kaçınmak, küçük günahları tekrar tekrar işlemekten uzak durmak ve farzları edâ etmek. Bu husustaki bir ayetin meâli de şöyledir: "O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve takva ile hareket edip (Allah'ın azabından) korunsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket (ve bolluk kapılarını) açardık. Fakat yalanladılar. Biz de kazanmakta oldukları kötülükler yüzünden onları yakalayıverdik" (el-A'raf, 7/96).

3- Bütün benliği ile Allah'a dönmek ve insanı Allah'tan alıkoyan her şeyden uzak durmak. Hakiki takva budur ve Kur'an'da, inanan insanlardan bu takvaya sahip olmaları istenmektedir: "Ey imân edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilden korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin" (Âli İmran, 3/102). Bu ayetin açıklaması mahiyetinde olan diğer bir ayetin meâli şöyledir: "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun. Dinleyin, itâat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden kurtulursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir" (et-Teğabun, 64/16), (el-Beydâvî, Envaru't-Tenzîl ve Esrânu't-Te'vîl, Mısır, 1955, 1, 6).

Takvanın bu üç mertebesi, Kur'an'ın diğer bir yerinde bir arada zikredilmiştir:

"İman eden ve iyi isler yapanlara, hakkıyla sakınıp (takva ile hareket edip) imân ettikleri ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyla sakınıp (takva ile hareket edip) imân ettikleri, sonra da hakkıyla sakınıp (takva ile hareket edip) yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde, (haram kılınmadan önce) taptıklarından dolayı günah yoktur. (Önemli olan inandıktan sonra imân ve iyi amelde sebattır). Allah iyi ve güzel yapanları sever" (el-Maide, 5/93).

Görüldüğü gibi bu ayette imân ve ameli salih iki kere ve takva üç mertebe olarak zikredilmiştir. İnsanın imân edip şirkten korunması mahiyetinde olan ilk mertebe kişinin kendi nefsi ve vicdanı arasında olan bir takvadır. İkincisi, insanın kendisi ile diğer insanlar arasındaki hususlarla ilgili olan takvadır ve üçüncüsü de, insanın kendisi ile Allah arasındaki takvası ve imânıdır. Bu ayette takvanın bu üçüncü derecesi, ihsan olarak zikredilmiştir (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul 1971, III, 1807). Nitekim Hz. Muhammed (s.a.s) de, İhsan nedir?" şeklindeki bir soruya, "İhsan, Allah'ı görüyormuş Bibi hareket etmendir. Sen O'nu görmüyorsan, şüphesiz O seni görmektedir" diyerek cevap vermiştir (Buhâr İman, 37; Müslim, İman 57; Ebu Dâvud, Sünne, 16; Tirmizî, İmân, 4; İbn Mace, Mukaddime, 9; Ahmed b. Hanbel, 1, 27, II, 7).

Hz. Muhammed (s.a.s) bir hadisiyle, burada söz konusu olan takvanın ikinci çeşidini şöyle açıklar:

"Helâl belli. haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır. Bu nedenle şüphelerden korunan, dinini ve ırzını temiz tutmuş olur. Şüphelere düsen, harama da düşer. Nasıl koruluğun kenarında koyun otlatan çobanın koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın harama düşme ihtimali de öylece vardır. Haberiniz olsun ki, her hükümdarın koruluğu vardır. Allah'ın korusu da haramlardır" (Buhârı, İmân, 39; Müslim, Müsâkat, 107; Ebu Davud, Büyû', 3; Tirmizî Büyû', 1; Neseî, Büyû', 2; İbn Mâce, Fiten, 14; Ahmed b. Hanbel, IV, 267).

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'in baş tarafında, el-Bakara suresinin ilk ayetlerinde, takva sahibi olan muttaki insanları övmüş ve onların çeşitli vasıflarını belirtmiştir. Buna göre takva sahibi olan insanlar, hiç tereddüt etmeden hidâyet ve kurtuluş yolu olarak Kur'an'ı seçerler; gaybe inanır, beş vakitlik namazlarını kılar ve helal yoldan elde ettikleri mallarını helal yolda, Allah'ın yolunda harcarlar. Bütün mukaddes kitaplara iman eder, özelikle ahiret inancı ve hazırlığı içinde olurlar. Bu şekilde hareket eden takva sahipleri, aynı zamanda Allah tarafından övülmüş, hak yolda bulunan ve felaha kavuşacak olan insanlar olarak haber verilmişlerdir (el-Bakara, 2/1 -5) .

Kur'an'da takvayı över mahiyette daha çok ayet vardır. Bunlardan bazılarının meâli şöyledir:

"Kim takva sahibi olur (Allah'tan korkar)sa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O kendisine yeter. Şüphesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur" (et-Talak, 65/2,3).

Hz. Muhammed (s.a.s) dualarında Yüce Allah'tan çeşitli nimetleri talep ederken, takvayı da istemiştir ve bu şekilde dua etmesiyle, takvanın önemine ifade etmiştir (Muhammed b. Allan es-Sıddîkî, Delilu'l-Falihin li turuki Riyazi's-Salihin, Mısır 1971, I, 252).

İnsanlar, Hz. Âdem ve Havva'dan çoğalmaları veya her biri bir anne ve babadan doğmaları itibariyle yaratılışta eşittirler. Bu açıdan soy ve soplarıyla övünmeleri yersizdir. Çünkü gerçek ve yegâne üstünlük takva üstünlüğüdür. Kur'an bu takva üstünlüğünü şöyle ifade eder:

"Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstün olanınız, takva

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !